(1086 S. K. m. 429)
Dava: Taraflar arasındaki "alacak-istirdat" davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; Eskişehir İş Mahkemesince davanın kabulüne dair verilen 25.02.2003 gün ve 2002/1086-2003/45 sayılı kararın incelenmesi Davalı SSK vekili tarafından istenilmesi üzerine,
Yargıtay 21.Hukuk Dairesinin 01.05.2003 gün ve 2003/2999-4133 sayılı ilamı ile bozularak dosya yerine geri çevrilmekle,yeniden yapılan yargılama sonunda, mahkemece ilkin bozmaya uyulmasına karar verilmiş; daha sonra bu karardan dönülerek önceki kararda direnilmiştir.
Hukuk Genel Kurulunca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü:
Karar: Dava, noksan işçilik bildirimi nedeniyle tahakkuk ettirilen prim ve gecikme zammı ile idari para cezasının iptaline ve ödemelerin yasal faizi ile birlikte tahsiline yöneliktir.
Uyuşmazlık; yerel mahkemece özel dairenin bozma kararına uyulmasından sonra bu karardan dönülerek direnme kararı verilmesinin olanaklı olup olmadığı ; bozma ilamına uyulmakla taraflardan birisi yararına usulü kazanılmış hakkın gerçekleştiğinden söz edilip edilemeyeceği noktasında toplanmaktadır.
Öncelikle belirtmelidir ki ; 09.05.1960 gün ve 21/9 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararında da açıkça vurgulandığı üzere, bir mahkemenin Yargıtay Dairesince verilen bozma kararına uyması sonunda mahkeme yönünden o kararda gösterilen şekilde inceleme ve araştırma yaparak, yine bozma kararında açıklanan hukuki esaslar çerçevesinde hüküm kurmak yükümlülüğü doğar. Bu hukuki aşama "usulü kazanılmış hak" olarak adlandırılır. Bu hukuki kurum mahkemeye; hükmüne uyduğu Yargıtay bozma kararındaki esaslar ve istenilenler kapsamında işlem yapmak ve hüküm kurmak zorunluluğunu getirir. Uzun yıllardan beri Yargıtay'ın kökleşmiş,sapma göstermeyen uygulamaları ve öğretide benimsenen usulü kazanılmış hak müessesesi, usul hukukunun dayandığı vazgeçilmez ana temellerinden biridir.
Bu hukuki kuralın iki istisnası bulunmaktadır. Bunlar görevle ilgili yeni bir yasal düzenleme yapılması veya davada uygulanması imkanı olan yeni bir içtihadı birleştirme kararının çıkmış olmasıdır. Ne var ki bu iki istisna, usulü kazanılmış hakkın hukuka uygun biçimde gerçekleşmesi halinde sonradan gelişen haller karşısında nasıl aşılacağı noktasında gündeme gelmektedir. Usulü kazanılmış hakkın gerçekleşmesine engel olacak hususlar ise Yargıtay uygulaması ve öğretide de kabul edildiği üzere kamu düzenine ilişkin kurallara aykırı gerekçeler taşıyan ya da maddi hataya dayanan bozma kararlarına uyulması halidir.
Somut olayda; mahkemece verilen kabul kararı davalı vekilinin temyizi üzerine Özel Dairece bozulmuş; bozmaya karşı davacı vekili direnme kararı verilmesi, davalı vekili ise bozmaya uyulması yönünde beyanda bulunmuşlardır. Mahkemece taraf vekillerinin de hazır bulunduğu 04.12.2003 tarihli celsede "usul ve yasaya uygun olan bozma ilamına uyulmasına" karar verilmiş ve bozma doğrultusunda araştırmaya girişilmiştir. Mahkeme, takip eden 17.02.2004 tarihli celsede davalı vekilinin karşı çıkmasına karşın uymaya ilişkin ara kararından sarfınazar ederek bu kez önceki kararda direnilmesine karar vermiş ; hükmü davalı vekili temyiz etmiştir.
Yukarıda açıklanan ilkeler gözetildiğinde; Mahkemenin bozmaya uyulmasına ilişkin ilk kararı ile davalı SSK yararına usulü kazanılmış hak gerçekleşmiş olup, bu karardan dönülerek bu kez önceki kararda direnmeye karar verilmesi usulü kazanılmış hakkın ihlali anlamındadır. Bu nedenle mahkemece hükmüne uyulan bozma ilamı doğrultusunda işlem yapılması gerekirken önceki kararda direnilmesi usul ve yasaya aykırıdır. Direnme kararının bu nedenlerle bozulması gerekir.
Sonuç: Davalı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile, direnme kararının yukarıda gösterilen nedenlerden dolayı H.U.M.K.nun 429. maddesi gereğince BOZULMASINA, bozma nedenine göre diğer temyiz itirazlarının incelenmesine yer olmadığına, istek halinde temyiz peşin harcının geri verilmesine 5.5.2004 gününde, oybirliği ile karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy