(1086 S. K. m. 381, 388, 389) (HGK 19.06.1991 T. 1991/2-323 E. 1991/391 K.) (CGK 02.02.1976 T. 1976/1-22 E. 1976/25 K.)
Taraflar arasındaki istihkak davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; İstanbul 5.İcra Tetkik Mercii Hakimliğince davanın kabulüne dair verilen 12.06.2003 tarih ve 2002/1079-2003/928 s. kararın tetkiki davacı 3. kişi ve davalı alacaklı vekili tarafından istenilmesi üzerine, Yargıtay 21. Hukuk Dairesinin 09.12.2003 tarih ve 7459-10076 s. ilamı ile bozularak dosya yerine geri çevrilmekle, yeniden yapılan yargılama sonunda, mahkemece önceki kararda direnilmiştir.
Temyiz Eden: Davalı/alacaklı vekili
Hukuk Genel Kurulu Kararı
Hukuk Genel Kurulunca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü:
Mahkeme kararlarında nelerin yazılacağı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu'nun 388. maddesinde belirtilmiştir. Hüküm sonucu kısmında gerekçeye ilişkin herhangi bir söz tekrar edilmeksizin isteklerin her biri hakkında verilen hükümle taraflara yüklenen borç ve tanınan hakların mümkünse sıra numarası altında birer birer açık şüphe ve tereddüt uyandırmayacak biçimde gösterilmesi gerekir.
Aynı kural HUMK. nun 389. maddesinde de tekrarlanmıştır. Keza HUMK. nun 381. maddesi (kararın tefhimi en az 388. maddede belirtilen hüküm sonucunun duruşma tutanağına geçilerek okunması suretiyle olur). Bu biçim yargıda açıklık ve netlik prensibinin gereğidir. Aksi hal, yeni tereddüt ve ihtilaflar yaratır. Hatta giderek denebilir ki, dava içinden davalar doğar. Hükmün hedefine ulaşılmasını engeller, Kamu düzeni ve barışı oluşturulamaz. Ayrıca bozma kararı ile ilk hüküm hayatiyetini yitirdiğinden ona atıf suretiyle hüküm tesisinin yukarda açıklanan kurallara uygun düşmeyeceği de aşikardır.
Öte yandan Yargıtay'ın yerleşmiş görüşü de bu yöndedir (Hukuk Genel Kurulu'nun 19.6.1991 tarih 323/391 s. ve 10.9.1991 tarih 281-415 s. ve 25.9.1991 tarih 355-440 s. kararları).
Ceza Genel Kurulu'nca da CMUK. nun benzer hükümleri taşıyan 261 ve 268 maddelerinin uygulanmasında bozulan kararın geçerliliğini ve yerine getirilme yeteneğini yitirdiğinden önceki hükümde direnilmesine denilmekle yetinilerek ve atıf suretiyle hüküm kurulamayacağı kabul edilmiştir (Ceza Genel Kurulu'nun 2.2.1976 tarih 22-25 s. kararı).
Somut olayda; istek istihkaka ait olup, bu konuda iki ayrı davacının açtığı dava birleştirilmiş ve aslolan kısa kararda ve buna uygun yazılan gerekçeli kararda, hüküm fıkrası oluşturulmamış; sadece önceki kararda direnilmesine, davanın kabulüne denilmekle yetinilmiş; HUMK. nun 388 maddesi anlamında, isteklerin her biri hakkında verilen hükümle taraflara yüklenen borç ve tanınan hakların mümkünse sıra numarası altında birer birer açık şüphe ve tereddüt uyandırmayacak biçimde gösterilmesi gereği göz ardı edilerek, infazı kabil bir hüküm fıkrası oluşturulmamıştır.
O itibarla mahkemece HUMK. nun 388. maddesinin açık hükmü gözetilmeksizin yazılı şekilde karar verilmesi doğru değildir. Direnme kararı bu sebeple bozulmalıdır.
Sonuç: Davalı/alacaklı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile, direnme kararının yukarda gösterilen sebeplerden dolayı HUMK. nun 429. maddesi gereğince BOZULMASINA, bozma nedenine göre diğer temyiz itirazlarının incelenmesine şimdilik yer olmadığına, istem halinde temyiz peşin harcının iadesine, 06.10.2004 tarihinde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy