(506 S. K. m. 2, 6, 79, 108) (2709 S. K. m. 60)
Dava: Hukuk Genel Kurulu'nca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü:
Karar: 506 sayılı Soysal Sigortalar Kanunu'nun 108. maddesi sigortalılık süresini düzenlemektedir. Bir kimsenin sigortalılık niteliği taşımadığı halde ona ait sigortalılık süresinden söz edilemeyeceği ise ortadadır. Olağan olarak sigortalılık niteliği anılan Kanun'un 2. maddesi gereğince hizmet akdinin kurulması ve aynı Kanun'un 6. maddesi uyarınca çalışmaya başlaması ile edinilir. 506 sayılı Kanun'un 2 ve 6. maddelerinde açıkça belirtildiği üzere, sigortalılığın oluşumu yönünden çalışma olgusunun varlığı zorunludur. Eylemli çalışmanın varlığı saptanmadıkça; sadece hizmet akdine dayanılması halinde dahi, sigortalılıktan söz edilemez.
Öncelikle fiili çalışmanın varlığının hangi kanıt ve olgularla belirleneceği üzerinde durulmalıdır.
Hemen belirtilmelidir ki, fiili veya gerçek çalışmayı kanıtlayacak belgeler, işe giriş bildirgesiyle birlikte, 506 sayılı Kanun'un 79. maddesinde belirtilen ve sigortalının çalışma gün sayısını, kazanç durumunu, çalışma tarihleriyle birlikte ortaya koyan aylık prim ve hizmet belgesi gibi ( geçmiş dönem ve aylara ilişkin ) kuruma verilmesi zorunlu belgelerdir. Yöntemince düzenlenip süresi içerisinde kuruma verilen işe giriş bildirgesi, kişinin işe girdiğini göstermekte ise de, fiili çalışmanın varlığının ortaya konulması açısından tek başına yeterli kabul edilemez. Sigortalılıktan söz edebilmek için çalışmanın varlığı, Yargıtay'ın 506 sayılı Kanun'un 79/10. maddesine dayalı sigortalılığın tespiti davaları yönünden kabul ettiği ilkelere uygun biçimde belirlenmelidir. Zira sigortalılığın başlangıcına yönelik her dava, sigortalılığın tespiti istemini de içermektedir. Aksine düşünce, özellikle yaşlılık aylığının kabulü için öngörülen sigortalılık süresi yönünden çalışanlar ile çalışmayanlar arasında adaletsiz ve haksız bir durum yaratacaktır. Bu nedenle; işe giriş bildirgesinin verildiği ancak yasal diğer belgelerin bulunmadığı durumlarda çalışmayı ortaya koyabilecek inandırıcı ve yeterli kanıtlar aranmalı ve Anayasa'nın 60. maddesinde tanımlanan sosyal güvenlik hakkının niteliği gereği bu tür davalarda, hakim doğrudan soruşturmayı genişleterek, sigortalılık koşullarının oluşup oluşmadığını belirlemelidir. Bu davalarda da iş yerinde tutulması gerekli dosyalar ile kurumdaki belge ve kanıtlardan yararlanılmalı, ücret bordroları getirtilmeli, müfettiş raporları olup olmadığı araştırılmalı, aynı dönemde iş yerinde çalışanlar saptanmalı, sigortalının hangi işte hangi süre ile çalıştığı açıklanmalı, gerektiğinde komşu işyeri çalışanlarının da bilgilerine başvurularak gerçek çalışma olgusu somut ve inandırıcı bilgilere dayalı biçimde kanıtlanmalıdır. Ayrıca, işe giriş bildirgesinin Kuruma veriliş tarihi, sigorta sicil numarasının hangi yıla ait serilerden olduğu araştırılmalı, bildirgede işi giriş tarihi olarak gösterilen tarih ile belirlenen bu tarihler arasında yasanın bildirim için öngördüğü süreleri aşan farklılıkların bulunduğunun anlaşılması halinde ise bunların nedenleri üzerinde durulmalıdır. Çalışmanın eylemli olduğunun anlaşılması halinde ise bu kez, işe giriş bildirgesinin 506 sayılı Kanun'un 79. maddesinde öngörülen hak düşürücü süre içinde Kurum'a verilip verilmediği olgusu da irdelenerek sonucuna göre bir karar verilmelidir.
Yerel mahkemece bu gerekçeye dayalı bozma kararına uyulması gerekirken, önceki kararda direnilmesi usul ve yasaya aykırıdır. Direnme kararı bu nedenle bozulmalıdır.
Sonuç: Temyiz itirazlarının kabulü ile direnme kararının yukarıda ve özel daire kararında gösterilen nedenlerden dolayı BOZULMASINA, 24.11.2004 gününde karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy