(2709 S. K. m. 10) (506 S. K. m. 2, 6, 79, 108)
Dava: Taraflar arasındaki Sigortalılık başlangıç tarihinin tespiti davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; İzmir 3.İş Mahkemesince davanın kabulüne dair verilen 26.12.2003 gün ve 2003/480-1245 sayılı kararın incelenmesi davalı SSK Başkanlığı vekili tarafından istenilmesi üzerine, Yargıtay 21. Hukuk Dairesinin 6.5.2004 gün ve 2004/1546-4531 sayılı ilamı ile; (Davacı 1.2.1984 tarihinin sigorta başlangıç tarihi olduğunun tesbitini istemiştir.
Mahkemece istem aynen hüküm altına alınmış ise de, hüküm eksik incelemeye dayalı olup usul ve yasaya uygun değildir.
Gerçekten, bir kimsenin sigortalı sayılabilmesi için sigortalı işe giriş bildirgesinin varlığı yeterli değildir. Aynı zamanda o kimsenin 506 sayılı yasanın 2. maddesinin belirlediği biçimde eylemli olarak çalışması da koşuldur. Bu yön özellikle Sosyal Sigortalar Kanununun 6. maddesinde ve Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 30.6.1999 gün ve 1999/21-549 Esas 1999/555 sayılı kararında da vurgulanmıştır. Bu bakımdan davacının işyerinde eylemli olarak çalışıp çalışmadığının yöntemince araştırılması gerektiği ortadadır. Kaldı ki, dinlenen tanıkların bordro tanıkları olmadığı da anlaşılmaktadır.
Yapılacak iş; işyerinden 1984/1 dönem bordrosunun verilmediği tesbit edildiğine göre zabıta marifeti ile yapılacak araştırma sonucunda tesbit edilecek komşu işyerlerinden, aynı dönem içerisinde bordroya kayıtlı olarak çalıştığı tesbit edilen kişilerin bilgilerine başvurulmak ve elde edilecek deliller birlikte değerlendirilmek suretiyle sonucuna göre bir karar vermekten ibarettir.
O halde, davalının bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.) gerekçesiyle oybirliği ile bozularak dosya yerine geri çevrilmekle yeniden yapılan yargılama sonunda; mahkemece önceki kararda direnilmiştir.
TEMYİZ EDEN: Davalı SSK Başkanlığı vekili
HUKUK GENEL KURULU KARARI
Karar: Hukuk Genel Kurulunca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü:
506 sayılı Sosyal Sigortalar Kanununun 108. maddesi sigortalılık süresini düzenlemektedir. Bir kimsenin sigortalılık niteliği taşımadığı halde ona ait sigortalılık süresinden söz edilemeyeceği ise ortadadır. Olağan olarak sigortalılık niteliği anılan Kanunun 2. maddesi gereğince hizmet akdinin kurulması ve aynı Kanunun 6. maddesi uyarınca çalışmaya başlaması ile edinilir. 506 sayılı Kanunun 2 ve 6. maddelerinde açıkça belirtildiği üzere, sigortalılığın oluşumu yönünden çalışma olgusunun varlığı zorunludur. Eylemli çalışmanın varlığı saptanmadıkça; sadece hizmet akdine dayanılması halinde dahi, sigortalılıktan söz edilemez.
Öncelikle fiili çalışmanın varlığının hangi kanıt ve olgularla belirleneceği üzerinde durulmalıdır.
Hemen belirtilmelidir ki, fiili veya gerçek çalışmayı kanıtlayacak belgeler, işe giriş bildirgesiyle birlikte, 506 sayılı Kanunun 79.maddesinde belirtilen ve sigortalının çalışma gün sayısını, kazanç durumunu, çalışma tarihleriyle birlikte ortaya koyan aylık prim ve hizmet belgesi gibi (geçmiş dönem ve aylara ilişkin) kuruma verilmesi zorunlu belgelerdir. Yöntemince düzenlenip süresi içerisinde kuruma verilen işe giriş bildirgesi, kişinin işe girdiğini göstermekte ise de, fiili çalışmanın varlığının ortaya konulması açısından tek başına yeterli kabul edilemez. Sigortalılıktan söz edebilmek için çalışmanın varlığı, Yargıtayın 506 sayılı Kanunun 79/10. maddesine dayalı sigortalılığın tespiti davaları yönünden kabul ettiği ilkelere uygun biçimde belirlenmelidir. Zira sigortalılığın başlangıcına yönelik her dava, sigortalılığın tespiti istemini de içermektedir. Aksine düşünce, özellikle yaşlılık aylığının kabulü için öngörülen sigortalılık süresi yönünden çalışanlar ile çalışmayanlar arasında adaletsiz ve haksız bir durum yaratacaktır. Bu nedenle; işe giriş bildirgesinin verildiği ancak yasal diğer belgelerin bulunmadığı durumlarda çalışmayı ortaya koyabilecek inandırıcı ve yeterli kanıtlar aranmalı ve Anayasanın 60. maddesinde tanımlanan sosyal güvenlik hakkının niteliği gereği bu tür davalarda, hakim doğrudan soruşturmayı genişleterek, sigortalılık koşullarının oluşup oluşmadığını belirlemelidir. Bu davalarda da iş yerinde tutulması gerekli dosyalar ile kurumdaki belge ve kanıtlardan yararlanılmalı, ücret bordroları getirtilmeli, müfettiş raporları olup olmadığı araştırılmalı, aynı dönemde iş yerinde çalışanlar saptanmalı, sigortalının hangi işte hangi süre ile çalıştığı açıklanmalı, gerektiğinde komşu iş yeri çalışanlarının da bilgilerine başvurularak gerçek çalışma olgusu somut ve inandırıcı bilgilere dayalı biçimde kanıtlanmalıdır. İfadeleri hükme dayanak kılınan tanıkların, işyeri yada komşu işyeri çalışanları olduklarından kuşku duyulmamalı, beyanları diğer yan delillerle desteklenmelidir. Bu kişilerin, hizmet tespiti istenen tarihte, işyeri-komşu işyeri sigortalısı yada işvereni olup olmadıkları araştırılmalı, bu yönde yapılacak araştırma gerekirse zabıta marifetiyle yaptırılmalı, davalı Kurumdan, bu kişilerin belirtilen tarihte sigortalılık bildirimlerinin hangi işyerinden yapılmış olduğu da sorularak, elde edilen bilgilerin ifadelerde belirtilen olgularla örtüşüp örtüşmediği de irdelenerek sonucuna göre bir karar verilmelidir.
Yerel mahkemece bu gerekçeye dayalı bozma kararına uyulması gerekirken, önceki kararda direnilmesi usul ve yasaya aykırıdır. Direnme kararı bu nedenle bozulmalıdır.
Sonuç: Davalı SSK Başkanlığı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile direnme kararının yukarıda ve Özel Daire bozma kararında gösterilen nedenlerden dolayı HUMK. nun 429. maddesi gereğince BOZULMASINA, 01.12.2004 gününde oyçokluğu ile karar verildi.
KARŞI OY YAZISI
Dava, sigortalılık başlangıç tarihinin 1.2.1984 olduğunun tespitine ilişkindir.
Davacıya ait işe giriş bildirgesinin davalı Kuruma süresi içersinde verildiğinde uyuşmazlık yoktur. Keza sigortalılık başlangıcı yönünden salt işe giriş bildirgesinin verilmiş olmasının yeterli olmadığı 506 sayılı Kanunun 2. maddesinde öngörülen şekilde eylemli ve gerçek çalışmanın aranması gerekeceği konusunda yerel mahkeme ile Yüksek Özel daire arasında uyuşmazlık yoktur.
Uyuşmazlık, fiili çalışma olgusunun yöntemince kanıtlanmış olup olmadığı, mahkemece yapılan inceleme ve araştırmanın hükme yeterli bulunup bulunmadığı noktasındadır.
İşe giriş bildirgesinin verilmesi aynı zamanda çalışmanın da kesin delili değildir. İşyerinden 1984 yılı birinci dönem bordroları Kuruma verilmediğinden sigortalının çalışmasının gerçek olup olmadığı konusunda bilgi sahibi olabilecek kişiler mahkeme tanık sıfatı ile dinlenmişlerdir.
Tanık Murat Odabaşı aynı işyerinde davacıdan sonra 1987 yılında işe girdiğini, işe girdiğinde davacının bu işyerinde çalıştığını, bildiği kadarıyla kendisinden üç yıl önce çalışmaya başladığını beyan etmiştir.
Diğer tanık Ferit Uz ise, davacının çalıştığı işyerine bitişik işyerinde 1982 yılında çalışmaya başladığını, davacının kendisinden iki sene sonra 1984 yılında Enis Burkuta ait işyerinde sekreter olarak çalıştığını beyan etmiştir.
Böylece işe giriş bildirgesinin yanında dinlenen tanıklarda fiili ve gerçek çalışmayı doğrulamışlardır. Hukuk Genel Kurulunun belirtilen bozma kararı o davadaki somut olayın özelliği gözönünde tutularak verilmiştir. Bu davaya emsal olamaz.
Bu nedenlerle yerel mahkemenin direnme kararı yerinde olduğu görüşü ile sayın çoğunluğun bozma kararına yönelik görüşe katılamıyorum. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy