(4721 S. K. m. 2) (506 S. K. m. 60) (1479 S. K. Ek m. 9) (1086 S. K. m. 73)
Dava: Taraflar arasındaki tespit ve işlem iptali davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; Trabzon İş Mahkemesince davanın kabulüne dair verilen 22.5.2003 gün ve 2003/39-226 sayılı kararın incelenmesi davalı vekili tarafından istenilmesi üzerine, Yargıtay 21.Hukuk Dairesinin 14.10.2003 gün ve 2003/7174-8026 sayılı ilamı ile; (...1- Dosyadaki yazılara, toplanan delillere, hükmün dayandığı gerektirici sebeplere göre davalının sair temyiz itirazlarının reddine,
2- Davacı askerlik borçlanmasının geçerli sayılarak aksine olan Kurum işleminin iptalini istemiştir.
Mahkemece M.K. nun 2.maddesine göre iyi niyet kuralları gereği dava kabul edilmiştir.
Dosya içeriğine göre davacı 1.1.1987 tarihinden önce zorunlu SSK. lıdır. Bu tarihten 1.1.1995 tarihine kadar tarım Bağ-Kur sigortalısıdır. Sonrada isteğe bağlı SSK. sigortalısıdır. Davacının askerlik borçlanması için 3.6.1992 tarihinde SSK. ya başvurduğu borçlanma işleminin kabulüne ilişkin 20.7.1992 tarihli SSK. nun yazısı üzerine borçlanma bedelinin de tamamını süresi içerisinde SSK. ya ödediği konusunda uyuşmazlık yoktur. Anlaşmazlık, SSK. dan yaşlılık aylığı talep edilmesi aşamasında söz konusu borçlanmanın yetkisiz Kuruma yapılması nedeniyle SSK. ca geçersiz sayılmasından kaynaklanmaktadır. Davanın yasal dayanağını oluşturan 506 sayılı Yasanın 60/F ve 1479 sayılı Yasanın ek 9. maddelerine göre askerlik borçlanmasının bağlı bulunduğu veya en son çalıştığı kuruma yapılması esası öngörülmüştür. Ne var ki, yetkisiz kuruma yapılan borçlanmanın 7 yıl gibi uzun bir süre sonra tamamen iptali ve geçersiz sayılması Sosyal Devlet ilkesi ve iyi niyet kurallarıyla bağdaşmaz. Mahkemenin yetkisiz Kuruma yapılan askerlik borçlanmasını kabul etmesi doğru değildir. Ancak davacının da hak kaybının önlenmesi için Sosyal Sigortalar Kurumuna ödediği primlerin yetkili Bağ-Kura aktardıktan sonra Bağ-Kur nezdinde geçerli olduğunun düşünülmesi daha adil ve hakkaniyetli bir çözüm yolu olacaktır. Bu durumda hak alanını ilgilendirmesi nedeniyle Bağ-Kur'un da usulüne uygun olarak davaya dahil edilip tüm deliller toplandıktan sonra karar vermesi gerekir.
Mahkemece yukarıdaki maddi ve hukuki olgular gözönüne alınmadan yazılı düşüncelerle SSK. nezdinde yapılan askerlik borçlanmasının geçerli kabul edilmesi usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.
O halde davalının bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır...) gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle, yeniden yapılan yargılama sonunda, mahkemece önceki kararda direnilmiştir.
TEMYİZ EDEN: Davalı vekili
Hukuk Genel Kurulunca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü:
Karar: Dava, yetkisiz Kuruma yapılan askerlik borçlanmasının geçerli bulunduğunun tespiti ve aksi yöndeki Kurum işleminin iptali istemine ilişkindir.
Davacı Ali Atalay vekili, davacı sigortalının, 20 aylık askerlik süresini davalı Kuruma borçlandığını, primlerini de tamamen ve yasal süre içerisinde ödediğini, aradan 10 yıla yakın zaman geçtikten sonra, Haziran 2002'deki emeklilik işlemleri sırasında, davacının askerlik borçlanması döneminde Bağ-Kur kapsamında bulunduğu gerekçesiyle, borçlanmasının iptal edildiğini, emeklilik işlemlerinin de askıya alındığını; gerekli araştırmayı yapmadan borçlanma işlemini gerçekleştiren ve primleri tahsil eden davalı Kurumun, 10 yıl sonra emeklilik işlemi sırasında borçlanma işlemini iptal etmesinin haksız ve iyiniyet kurallarına aykırı olduğunu ileri sürerek, askerlik borçlanmasının geçerli bulunduğunun tespitine, davalı Kurumun aksi yöndeki işleminin iptaline karar verilmesini istemiştir.
Davalı S.S.K. Başkanlığı vekili, 01.02.1979 tarihinde davalı Kurum sigortalısı olan davacının, 3279 S.K. gereğince askerlik süresini borçlanmak üzere Kuruma verdiği 03.06.1992 tarihli dilekçede, o tarihte Bağ-Kur sigortalısı olmasına rağmen, Kanunla kurulu diğer Sosyal Güvenlik Kuruluşlarına tabi olmadığına dair beyanda bulunduğunu; mevzuat gereğince askerlik borçlanmasını Bağ-Kura yapması gerekirken, başka güvenlik kuruluşlarına tabi olmadığı beyanıyla davalı Kurumu yanıltarak borçlanmasını davalıya yapması nedeniyle askerlik borçlanmasının hukuken geçerli sayılamayacağını, dolayısıyla davalı Kurumun söz konusu borçlanmanın iptaline ilişkin işleminin haklı bulunduğunu savunarak davanın reddini istemiştir.
Yerel Mahkemece verilen; davacının askerlik borçlanması isteminde bulunduğu tarihte gerekli araştırmayı ve Anayasa'dan kaynaklanan uyarma görevini zamanında yapmayarak borçlanma istemini kabul, durumu davacıya tebliğ ve primini de yasal süresinde tahsil etmiş olan davalı Kurumun, aradan 10 yıl kadar süre geçtikten sonra, emeklilik işlemleri sırasında ve hizmet birleştirilmesi nedeniyle durumun anlaşılması üzerine askerlik borçlanmasını iptal etmesinin, M.K. nun 2.maddesinde düzenlenen iyi niyet kuralları ile bağdaşmadığı gibi, işlemi Sosyal Devlet ilkesine de aykırı bulunduğu gerekçesine dayalı, davanın kabulüne dair kararı, Özel Dairece yukarıdaki gerekçeyle bozulmuştur.
Davacının davalı Kurum nezdindeki askerlik borçlanmasının yapıldığı tarihte tarım Bağ-Kur sigortalısı olduğu, dolayısıyla, 506 sayılı Yasanın 60/F ve 1479 sayılı Yasanın ek 9. maddelerine göre, borçlanma istemini Bağ-Kur'a yöneltmesi gerektiği, buna rağmen davalı kuruma başvurup bu işlemi yaptırdığı; bu durumda, ortada yetkisiz kuruma yapılmış bir askerlik borçlanmasının bulunduğu çekişmesizdir. Yine, yetkisiz kuruma yapılan borçlanmanın, aradan uzun bir süre geçtikten sonra geçersiz sayılarak iptal edilmesinin, Sosyal Devlet ilkesi ve iyi niyet kurallarıyla bağdaşmadığı konusunda da Yerel Mahkeme ile Özel Daire arasında bir uyuşmazlık bulunmamaktadır.
Yerel Mahkeme ile Özel Daire arasında ortaya çıkan ve direnme yoluyla Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; davacının, davalı Kuruma askerlik borçlanmasını yaptığı tarihte tarım Bağ-Kur sigortalısı olması karşısında, dava dışı Bağ-Kur'un da davaya dahil edilmesinin gerekip, gerekmediği noktasında toplanmaktadır.
Hemen belirtilmelidir ki, bozma ilamında da açıklandığı üzere, borçlanma tarihinde davacının Bağ-Kur sigortalısı olması nedeniyle, dava konusu uyuşmazlığın bu Kurumun hak alanını ilgilendirdiği kuşkudan uzaktır. Çünkü, borçlanma nedeniyle yetkisiz davalı Kuruma ödenen primlerin, Yetkili Kurum durumundaki Bağ-Kur nezdinde geçerli hale gelebilmesi için, primlerin bu Kuruma aktarılması gerekir. Dolayısıyla, görülmekte olan davadaki istem hakkında verilecek hükmün, dava dışı Bağ-Kur'u da etkileyecek şekilde sonuç doğuracağı, buna bağlı olarak da, davanın davalı SSK. başkanlığı ile birlikte, anılan Kuruma da yöneltilmesi gerektiği açıktır. Sosyal Güvenlik Hukukunun özelliklerinden kaynaklanan ve davanın her iki kuruma birlikte yöneltilmesini zorunlu kılan bu gereklilik karşısında, bu iki kurum arasında somut olay bakımından zorunlu dava arkadaşlığı bulunduğu kabul edilmelidir.
Bir davanın, aralarında zorunlu dava arkadaşlığı bulunanların tümü hakkında açılmadığı durumlarda, dava dışında kalan diğer zorunlu dava arkadaşlarının davaya dahil edilmesi usul hukuku bakımından olanaklı olmanın ötesinde, zorunludur.
Hal böyle olunca, Yerel Mahkemece aynı yöne işaret eden ve Hukuk Genel Kurulu'nca da benimsenen Özel Daire bozma kararına uyulması gerekirken, Bağ-Kur'un hangi nedenle davaya dahil edilmemesi gerektiği yönünde herhangi bir gerekçe de gösterilmeksizin, önceki kararda direnilmesi usul ve yasaya aykırıdır. Bu nedenle direnme kararı bozulmalıdır.
Sonuç: Davalı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile, direnme kararının yukarıda ve Özel Daire bozma kararında gösterilen nedenlerden dolayı H.U.M.K. nun 429. Maddesi gereğince BOZULMASINA, 24.11.2004 gününde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy