(506 S. K. m. 79) (Sosyal Sigorta İşlemleri Yönetmeliği m. 17) (HGK. 05.02.2003 T. 2003/21-35 E. 2003/64 K.)
Taraflar arasındaki Sigortalılığın Tespiti davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; İzmir Mahkemesince davanın kısmen kabulüne dair verilen 5.11.2003 gün ve 2001/1261 E. 2003/942 sayılı kararın incelenmesi davalı vekili tarafından istenilmesi üzerine, Yargıtay 21. Hukuk Dairesi 7.7.2004 gün ve 2004/3277-6806 sayılı ilamı ile;
(...Bir kimsenin sigortalı sayılabilmesi için sigortalının giriş bildirgesinin varlığı yeterli değildir. Aynı zamanda o kimsenin 506 Sayılı Yasanın 2. maddesinin belirlediği biçimde eylemli olarak çalışması da koşuldur. Bu yön özellikle Sosyal Sigortalar Kanununun 6.maddesinde ve Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 30.6.1999 gün ve 1999/21-549 Esas 1999/555 sayılı kamanda da vurgulanmıştır. Bu bakımdan davacının işyerinde eylemli olarak çalışıp çalışmadığının yöntemince araştırılması gerektiği ortadadır.
Yapılacak iş, davacının kendisi ile aynı dönemde birlikte çalışan ve SSK Dönem bordrolarını gösterilen kişilerin bunlar olmadığı takdirde komşu işyerlerinin kayıtlarına geçmiş kişilerin bilgilerine başvurulmak ve sonucuna göre karar vermekten ibarettir.
O halde, davalı kurumun bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır
) gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle, yeniden yapılan yargılama sonucunda mahkemece önceki kararda direnilmiştir.
TEMYİZ EDEN: Davalı vekili
HUKUK GENEL KURULU KARARI
Hukuk Genel Kurulunca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü:
Dava, sigortalılığın başlangıç tarihinin tespiti istemine ilişkindir.
Davacı, davalı A.'in işyerinde 1.8.1976-31.12.1976 tarihleri arasında kesinlikle sigortalı olarak çalıştığının tespitini, davalı Sosyal Sigortalar Kurumu Başkanlığına emekli tahsis talebinde bulunduğu 2.8.2001 tarihinin emekliliğe başlangıç tarihi sayılmasının hüküm altına alınmasını talebiyle dava etmiş, daha sonra isteğini yalnızca sigortalılığının başlangıcının 1.8.1976 tarihi olduğunun tespit hasretmiştir.
Davalı Sosyal Sigortalar Kurumu Başkanlığı vekili cevap dilekçesiyle, davacının DSİ Akçay işyerinden verilen ilk işe giriş bildirgesine istinaden 1.8.1976 tarihi itibariyle 111021539 sigorta numarası ile İlk defa sigortalı olarak tescilinin yapıldığının görüldüğünü; Yasal dayanağı 506 Kanunun 79/8 maddesinde olan bu tip davalarda öncelikle davacının çalışmalarına ilişkin belgelerin işveren tarafından verilip verilmediğinin ya da çalışmalarının kurumca tespit edilip edilmediği yöntemine uygun şekilde araştırılması gerektiğini, çalışma olgusu her türlü kanıtla ispatlanabilirse çalışmanın konusu, sürekli, kesintili ve mevsimlik mi olduğu, başlangıç ve bitiş tarihleri ile alınan ücret konularında mutlaka yazılı belge aranması ve tanıklarının beyanlarının bu yazılı belgelerle desteklemenin icabettiğini; tanıkların mümkün olduğu kadar çalışmaların gerçekleştiği dönemlerde ve o işyeri çalışmış kişilerden seçilmesi; işyerinin müdür, amir ve şeflerinin resen tanık sıfatıyla dinlenilmesi, tespiti istenilen süreyi kapsayan beyyine başlangıcı sayılabilecek yazılı belgelerin araştırılması ve davacının nüfus kayıt örneği ile işyeri kayıtları, ilk işe giriş bildirgesindeki imzaları ve fotoğraflı belgelerin karşılaştırılması yoluna gidilmesini; aksi halde davanın reddini savunmuştur.
Yerel mahkemece sigortalılık başlangıcı tarihinin 1.8.1976 olduğunun tespitine ilişkin olarak verilen karar, Özel Dairece yukarıda yazılı gerekçeyle bozulmuştur.
Davacıya ait 1.8.1976 tarihli işe giriş bildirgesinin davalı kuruma süresi içerisinde verildiğinde uyuşmazlık bulunmamaktadır. Yine 506 sayılı Kanunun 108. maddesi uyarınca, sigortalılık başlangıcı yönünden salt işe giriş bildirgesi verilmiş olmasının yeterli bulunmadığı, ayrıca Kanunun 2. maddesinde öngörülen şekilde fiili çalışmaların da aranması gerektiği kuşkusuzdur.
Uyuşmazlık, somut olayda fiili çalışma olgusunun yöntemince kanıtlanmış olup olmadığı, mahkemece bu yönde yapılan inceleme ve araştırmanın hükme yeterli bulunup bulunmadığı noktasında toplanmaktadır.
Hemen belirtilmelidir ki, fiili veya gerçek çalışmayı ortaya koyacak belgeler, işe giriş bildirgesiyle birlikte 506 sayılı Kanunun 79. maddesinde belirtilen ve sigortalının çalışma gün sayışım, kazanç durumu çalışma tarihleriyle birlikte ortaya koyan aylık sigorta gün bilgileri ile Sosyal Sigorta İşlemleri Yönetmeliğinin 17. maddesinde belirtilen dört aylık prim bordroları gibi kuruma verilmesi zorunlu belgelerdir. Yöntemince düzenlenip süresi içinde kuruma verilen işe giriş bildirgesi, kişinin işe alınmış olduğunu gösterirse de fiili çalışmanın varlığının ortaya koyulması açısından tek başına yeterli kabul edilemez. Sigortalılıktan söz edebilmek için, çalışmanın varlığı, Yargıtay uygulamasında 506 sayılı Kanunun 79/8. maddesine dayalı sigortalılığın tespiti davaları yönünden kabul edilen ilkelere uygun biçimde belirlenmelidir. Zira, sigortalılığın başlangıcına yönelik her dava, sigortalılığın tespiti istemini de içerir. Aksine düşünce, özellikle yaşlılık aylığının kabulü için öngörülen sigortalılık süresi yönünden çalışanlar ile çalışmayanlar arasında, adaletsiz ve haksız bir durum yaratır. Bu nedenle, işe giriş bildirgesinin verildiği, ancak, yasal diğer belgelerin bulunmadığı durumlarda, çalışma olgusunu ortaya koyabilecek inandırıcı ve yeterli kanıtlar aranmalı ve Anayasa'nın 60. maddesinde tanımlanan sosyal güvenlik hakkının niteliği gereği bu tür davalarda, hakim, doğrudan soruşturmayı genişleterek, sigortalılık koşullarının oluşup oluşmadığını belirlemelidir. Bu davalarda da işyerinde tutulması gerekli dosyalar ile kurumdaki belge ve kanıtlardan yararlanılmalı, ücret bordroları getirtilmeli, müfettiş raporları olup olmadığı araştırılmalı, işyeri çalışanları saptanmalı ve sigortalının hangi işte ne kadar süre ile çalıştığı açıklanmalı, gereğinde komşu işyerlerinde çalışanlarının bilgilerine de başvurularak gerçek çalışma olgusu, somut ve inandırıcı bilgilere dayalı biçimde kanıtlanmalıdır.
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 16.6.1999 gün ve 1999/21-510-527; 30.6.1999 gün ve 1999/21-549-555; 5.2.2003 gün ve 2003/21-35-64 sayılı kararları da aynı doğrultudadır.
Somut olayda, dinlenen davacı tanıkları H. ve R., davacının akrabaları olup, davacıyla aynı soyadını taşımaktadırlar. Bu nedenle tarafsız beyanda bulunmadıkları kuşkusu uyanmaktadır. Ayrıca davacıya ait (111021539) sigorta sicil numarasının yanlışlıkla bir başka sigortalı N.'ya ait (11104599) olarak bordrolara yazıldığı, adı geçen sigortalının davalıya ait işyerinin dönem bordrolarında ismine ve çalışma kaydına rastlanmadığı dosyadaki bilgi ve belgelerden anlaşılmaktadır. Yerel mahkemece bu nedenle dinlenen tanıklar dışında başkaca tanık dinlenilmesi, özellikle N.'nın tanık olarak ifadesine başvurulması ve davacının davalıya ait işyerinde çalışıp çalışmadığı olgusunun açık bir şekilde saptanması gerekir. Açıklanan nedenlerle Özel Dairenin bozma kararına uyulması gerekirken direnme hükmü kurulması usule ve yasaya aykırıdır. Direnme kararı bozulmalıdır.
Sonuç: Davalı SSK vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile direnme kararının yukarıda ve Özel Daire bozma kararında gösterilen nedenlerden dolayı HUMK.'un 429. maddesi gereğince BOZULMASINA 15.12.2004 gününde oyçokluğu ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy