(4721 S. K. m. 23)
Dava: Taraflar arasındaki manevi tazminat davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; Ankara Asliye 24. Hukuk Mahkemesince davanın kısmen kabulüne dair verilen 18.9.2002 gün ve 2001/872-2002/578 sayılı kararın incelenmesinin taraflar vekillerince istenilmesi üzerine, Yargıtay 4.Hukuk Dairesinin 114.5.2003 gün ve 2003/1025-6297 sayılı ilamı ile; ( ...Davacı okul müdürü, davalı ise aynı okulda geçici olarak görevlendirilen öğretmen sıfatını taşımaktadır. Davalı, göreve başlamadan önce davacı ile görüşmüş ve davacının yüzündeki izlerin "lepra"ya benzediğini gözlemlemiştir. Bunun üzerine davalı, konuyu kaymakama aksettirmiş ve kaymakamın da milli eğitim müdürlüğüne başvurmasını önermesi üzerine davaya konu dilekçeyi vermiştir. Dilekçe üzerine davacı hastaneye sevk edilmiştir. Yapılan muayene sonucunda ise, "Lepra" düşündürecek bir bulgu saptanamadığı sağlık kurulu raporu ile bildirilmiştir.
Davaya konu dilekçe içeriği itibariyle, davacının kişilik haklarına saldırı söz konusu değildir. Davalı yalnızca bulaşıcı hastalık şüphesini dile getirmiştir. Ki, dilekçe vermeden önce de durumu mülki amire iletmiş ve bu yola başvurması gerektiği kaymakam tarafından kendisine bildirilmiştir. Diğer yandan, davalının kızı "Veskülit" hastasıdır ve mikrop kapması durumunda hayati tehlike endişesi mevcuttur. Tüm bu açıklamalar karşısında, somut olayın özellikleri de göz önünde tutulduğunda, haksız şikayet olgusu söz konusu değildir. Mahkemece davanın tümden reddi yerine kısmen kabulüne karar verilmiş olması, usul ve yasaya aykırı olup, bozmayı gerektirmiştir... ) gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle yeniden yapılan yargılama sonunda; mahkemece önceki kararda direnilmiştir.
Hukuk Genel Kurulu'nca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü:
Dava, kişilik haklarına saldırı iddiasına dayalı manevi tazminat istemine ilişkindir.
Davacı Hüdaverdi Ş. vekili, davacının halen Etimesgut Samiye Naim Eğitim Vakfı İlköğretim Okulu Müdürü olarak görev yaptığını, davalının ise başka bir okulda kadrolu öğretmen iken, Kaymakamlık oluru ile davacının müdürü bulunduğu okulda geçici olarak görevlendirildiğini; davalının, göreve başlamadan önce, bu yeni okuluna gelerek davacıdan bilgi aldığını, kendisi ile merak ettiği konularda görüşerek, yazısı çıkınca gelip göreve başlayacağını bildirip, ayrıldığını; ancak, daha sonra Etimesgut İlçe Sağlık Grup Başkanlığına dilekçe vererek, davacının lepra hastası olduğunu, bu nedenle bu okulda görev yapmak istemediğini şikayet yoluyla bildirdiğini; böylece, bu okulda görev yapmamak için, sadece bir defa görüştüğü davacının kişilik haklarına saldırı oluşturacak ve mesleğini tehlikeye sokacak asılsız ve çirkin bir iftirada bulunduğunu; gerçekte davacının böyle bir hastalıkla hiçbir dönemde ilgisi olmadığını, davalının bu itham ve davranışının, çok çirkin olduğu kadar, davacının kişilik haklarına saldırı niteliği de taşıyan bir hakaret olduğunu, davacının o tarihten beri, bu şikayetle ilgili yazışmalarla uğraştığını ve iddianın varit olmadığını ispat için hastanelerden rapor almak için koşuşturduğunu, böylece manen çok büyük bir sıkıntıya düştüğünü, mesleki itibarının sarsıldığını, ailece huzursuz edildiğini, görevini huzur ve güven içinde yapamaz hale geldiğini ileri sürerek, 5.000.000.000 TL. manevi tazminatın, şikayet tarihinden itibaren işleyecek faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini istemiştir.
Davalı Perihan D. vekili, davalının 1986 doğumlu kızı Nur Pelin'in halen veskülit tedavisi görmekte olduğunu, 1997/2000 yılları arasında çeşitli defalar Hacettepe Hastanesi Nefroloji bölümünde yattığını, pek çok kez de ayakta tedavi için hastaneye müracaat zorunda kaldığını; doktorların davalıyı kızının hastalığı konusunda uyardıklarını ve kızının immün sisteme ilişkin baskılanmış sistemik yapısı nedeniyle basilli mikrop almaması gerektiğini, sağlığı açısından bunun hayati önem taşıdığını belirttiklerini; davalının Hacettepe Üniversitesi Ev Ekonomisi Yüksek Okulu Çocuk Gelişimi ve Eğitimi bölümünden mezun olduğunu, hastalıklar konusunda ders aldığını, geçici görevlendirme ihtimali olduğunun kendisine söylenmesi üzerine, görevlendirileceği Okulu görmeye gittiğinde davacıyla tanıştığını, gerek kızının hastalığından dolayı doktorların yaptığı açıklamalar ve uyarılar, gerekse aldığı eğitim sonucu, Davacı okul müdürünün yüz dokularındaki kas formu görüntüsü, ciltteki bakır kızılı renk şeklindeki belirtiler ve konuşmalar sırasında davacının ciddi ağrıları olduğu, sürekli ağrı kesici kullandığı halde ağrılarının azalmadığı yolundaki beyanları, ayrıca öğretmen çevresinde ateşi hissetmediği, eliyle sigara söndürebildiği bu yüzden "efsunlu" olarak tanımlandığı şeklindeki duyumları nedeniyle, davacının lepra hastası olabileceği kanaatine vardığını; kızının özel durumundan dolayı, şüphe duyduğu lepra hastalığını kızına taşıma olasılığını ortadan kaldırmak için, o tarihteki Etimesgut ilçe Kaymakamına giderek bu şüphelerinden söz edip, kızının sağlığı açısından bunun önemini belirterek, davacının hastalığı konusundaki şüphelerinin nasıl giderilebileceğini sorduğunu, okullarda görülen hastalıkların bu arada da lepra hastalığının bildirilmesi yönündeki Başbakanlık Genelgesini anımsatarak, davacı hakkında veya davacının bulunduğu okulla ilgili böyle bir bildirim olup olmadığının öğrenilmesinin mümkün olup olmayacağını sorduğunu; Kaymakamın önerisiyle il Sağlık Grup Başkanlığına dilekçeyle başvurarak, davacının sağlık durumu hakkında bilgi verilmesi yolunda talepte bulunduğunu, bu dilekçeyi verirken, konunun gizli tutulmasını özellikle rica ettiğini ve kendisine, yasa gereği bu konuda gizliliğin zorunlu olduğunun belirtildiğini; davalının bu eyleminin sadece, kızıyla ilgili riski ortadan kaldırmak için, tek çözüm şekli olan ilgili merciden konun aydınlatılmasını istemekten ibaret bulunduğunu, iddiaların aksine, davacının lepra hastası olduğuna dair bir beyanının olmadığını, bu konuda başkalarına da herhangi bir söz söylemediğini savunarak davanın reddini istemiştir.
Yerel Mahkemece verilen; davalının dilekçesi üzerine, davacının hastaneye sevk edildiği, hakkında düzenlenen 30.10.2001 tarihli sağlık kurulu raporunda, davacıda lepra düşündürecek bir bulgu saptanmadığının belirtildiği; ayrıca yeminli tanık anlatımlarına göre, davalının okulda da davacıyı hedef alan aynı konuda onu incitici ve küçük düşürücü söz ve davranışlar da sergilediği, böylece kişilik haklarına saldırıda bulunduğu gerekçesine dayalı, davanın kısmen kabulüne, bir milyar TL. manevi tazminatın 26.9.2001 tarihinden itibaren yasal faiziyle birlikte davalıdan tahsiline, fazlaya ilişkin istemin reddine dair karar, Özel Dairece yukarıdaki gerekçeyle bozulmuştur.
Başka bir okulda görevli olan davalının, davacının müdürü olduğu okulda geçici görevlendirileceğini öğrenmesi üzerine, okul hakkında bilgi edinmek üzere davacı ile görüştüğü, bu görüşmeden sonra, davacının lepra ( cüzzam ) hastası olabileceğinden kuşkulanıp, kızının veskülit hastası olması nedeniyle, durumu İlçe Kaymakamına ileterek görüş sorduğu, onun tarafından İlçe Milli Eğitim Müdürüne yönlendirildiği, daha sonra Etimesgut İlçe Sağlık Grup Başkanlığına 26.9.2001 günlü dilekçeyi verdiği; bu dilekçesinde "Kişisel görüşmem sırasında, müdür beyin yüz dokularındaki deformasyon olarak nitelendirilebilecek kas formu görüntüsü ve ciltteki bakır kızılı renk, kişisel olarak lepra hastalığı görüntüsüne çok benzediğini düşündürttü. Gerekli araştırmam ( literatür taraması ) sonucunda düşüncemde haklı olma ihtimalinin yüksekliği kanısıyla kurumunuza, ilgili kişide söz konusu hastalığın olup olmadığının incelenmesi için bu hususta gereğini bilgilerinize arz ederim" dediği ve sonuçta, Eğitim ve Araştırma Sağlık Grup Başkanlığının 18.10.2001 tarihli yazısı ilgi tutulmak suretiyle, Etimesgut İlçe Milli Eğitim Müdürlüğü tarafından davacının Ankara Numune Eğitim ve Araştırma Hastanesine sevk edildiği, oraca düzenlenen 30.10.2001 günlü Sağlık Kurulu Raporunda, davacıda lepra hastalığını düşündürecek bir bulgu saptanmadığının belirtildiği, toplanan delillerden anlaşılmaktadır. Bu yönden taraflar ve Yerel Mahkeme ile Özel Daire arasında bir uyuşmazlık da bulunmamaktadır.
Aynı okulda müdür yardımcısı olarak görevli bulunan davacı tanıkları, davalının geçici olarak görevlendirildiği okulda çalışmak istemediğini kendilerine söylediğini, sebebini sorduklarında, davacıyı kastederek, okul müdürünün cüzzam hastası, kendisinin de taşıyıcı olduğu, bu konuda eğitim alması nedeniyle doktor kadar bilgisi bulunduğu yolunda açıklama yaptığını, davacının efsunlu olduğuna ve eliyle ateş söndürdüğüne dair bilgileri bulunmadığını beyan etmişlerdir.
Toplanan deliller birlikte değerlendirildiğinde:
Hacettepe Üniversitesi Ev Ekonomisi Yüksek Okulu Çocuk Gelişimi ve Eğitimi bölümünden mezun olan ve öğretmen olarak görev yapan davalının, tıp eğitimi almamış olmasına ve sunulan transkript örneğine göre de, üniversite öğrenimi sırasında, sadece mesleğinin gerektireceği ölçü ve düzeyde bir anatomi dersi almasına, dolayısıyla, herhangi bir uzmanlığı bulunmamasına rağmen; ilk kez karşılaştığı, lepra hastası olmadığı sonradan sağlık kurulu raporuyla da teyit edilen davacıda anılan hastalığın bulunabileceği yolundaki, dayanaksızlığı ve gerçeğe aykırılığı saptanan kişisel düşüncesini, hem okulun diğer öğretmenleriyle birlikte bulunduğu ortamlarda sözlü olarak dile getirdiği ve hem de, hiyerarşik açıdan davacının üstleri durumunda olan İlçe Kaymakamı ile Milli Eğitim Müdürüne aktardığı, daha sonra da -velevki onların yol göstermesi sonucunda olsun- metni yukarıya alınan dilekçeyle İlçe Sağlık Grup Başkanlığına bildirip, konunun araştırılmasını istediği; bu dilekçe üzerine kurumlar arasında resmi yazışmalar yapıldığı; sonuçta, davacının isteği dışında resmi sevk yoluyla hastaneye müracaat etmek zorunda bırakıldığı, bütün bu olgular nedeniyle de, salt, davalının bu konuda değerlendirme yapmaya yeterli olmayan, dolaylı ve eksik tıbbi bilgisine dayalı ( davacının yüz dokularındaki kas formu görüntüsü, ciltteki bakır kızılı renk şeklindeki belirtiler esas alınmak suretiyle varılmış ), hiçbir maddi temeli bulunmadığı ortaya çıkan kişisel değerlendirmesinden ve şüphesinden dolayı, gerçekte hiçbir ilgisi olmadığı halde, gerek okul ortamında ve gerekse bağlı bulunduğu kurum ve kişiler nezdinde lepra ( cüzzam ) gibi herkesçe bilinen, önemli ve tehlikeli bir hastalığı taşıma ihtimali bulunan bir kişi durumuna düşürüldüğü; ayrıca, taşımadığı bir hastalık nedeniyle, hastaneye müracaat etmek ve bu konuda rapor almak, bu uğurda zaman ve emek harcamak zorunda bırakıldığı anlaşılmaktadır.
Maruz kaldığı bu durumun davacının kişilik haklarını zedelediği ve bu sonucun davalının açıklanan eylemlerinden kaynaklandığı açıktır.
Nihayet, Özel Daire bozma kararındaki "Tüm bu açıklamalar karşısında, somut olayın özellikleri de göz önünde tutulduğunda, haksız şikayet olgusu söz konusu değildir" ibaresi nedeniyle, şu hususun ayrıca belirtilmesinde yarar görülmüştür: Davalının, Etimesgut İlçe Sağlık Grup Başkanlığına verdiği 26.9.2001 günlü dilekçenin, gerek içeriği ve gerekse verildiği makam itibariyle, Anayasa'nın 36. maddesi anlamında "Hak arama Hürriyeti" kapsamında değerlendirilmesine hukuken olanak yoktur. Dolayısıyla, davalının davaya konu eylemlerinin, hukuk düzenince düzenlenen ve korunan "şikayet hakkı" ile de bir ilgisi bulunmamaktadır. Başka bir ifadeyle, davacının kişilik hakları, davalının anılan dilekçede kullandığı söz ve ifadeler ( dilekçenin içeriği ) nedeniyle değil; dilekçeden önce ve salt davalının bu dilekçeyi vermesi nedeniyle sonradan gerçekleşen ve yukarıda ayrıntılarıyla değinilmiş olan olgulardan dolayı saldırıya uğramıştır.
Hal böyle olunca; Yerel Mahkemenin aynı yöndeki gerekçeye dayalı direnme kararı yerindedir.
Ne var ki, hüküm altına alınan tazminat miktarına ilişkin temyiz itirazları Özel Dairece incelenmediğinden, bu yönden inceleme yapılmak üzere dosyanın Özel Daireye gönderilmesi gerekir.
Sonuç: Yukarıda açıklanan nedenlerle yerel mahkemenin direnmesi yerinde görüldüğünden davalı vekilinin esasa ilişkin temyiz itirazlarının incelenmesi için dosyanın 4.Hukuk Dairesine gönderilmesine, 5.5.2004 gününde oyçokluğu ile karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy