(2709 S. K. m. 28) (5680 S. K. m. 1) (4721 S. K. m. 24, 25) (YHGK. 16.02.2005 T. 2005/4-93 E. 2005/62 K.)
Dava: Taraflar arasındaki "manevi tazminat" davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; Ankara Asliye 26. Hukuk Mahkemesince davanın kısmen kabulüne dair verilen 11.12.2002 gün ve 2002/284-884 sayılı kararın incelenmesi davalılar vekili tarafından istenilmesi üzerine,
Yargıtay 4. Hukuk Dairesinin 23.06.2003 gün ve 2003/2928-8189 sayılı ilamı ile;
(
Davacı, yapılan yayının hukuka aykırı olması nedeniyle kişilik haklarının saldırıya uğradığı savı ile manevi tazminat inde bulunmuştur.
Davalılar yayının, Basın Yasasının, tanıdığı sınırlar dışına çıkılmadan, özle biçim arasındaki denge korunarak verildiğini bu nedenle davanın reddedilmesi gerektiğini savunmuşlardır.
Mahkemece, istem kısmen kabul edilmiş, karar davalılar tarafından temyiz edilmiştir.
Dava, yayın yoluyla kişilik haklarının saldırıya uğradığı savına dayanmaktadır. Diğer bir anlatımla dava, yapılan yayında yer alan açıklamaların kişilik değerlerine saldırı içerdiği ve böylece hukuka aykırı olduğu ileri sürülmüştür.
Böyle bir uyuşmazlığın çözüme kavuşturulmasında, genel durumlardaki hukuka aykırılık teşkil eden eylemlerden farklı bir yöntemin izlenmesi ve ayrı ölçütlerin koşul olarak aranması gerekmektedir.
Bunun nedeni, Anayasanın 28. maddesindeki basının özgür güvencesine ve bu ilkeyi güçlendiren 5680 sayılı Basın Yasasının 1. maddesindeki düzenlemedir. Bu düzenlemede basının özgürce yayın yapmasının güvence altına alındığı görülmektedir. Basına sağlanan güvencenin nedeni; toplumun sağlıklı, mutlu ve güven içinde yaşayabilmesi içindir. Bunun için de kişinin, dünyada ve özellikle içinde yaşadığı toplumda meydana gelen ve toplumu ilgilendiren konularda bilgi sahibi olması ile olanaklıdır. Diğer bir anlatımla basın, olayları izleme, araştırma, değerlendirme, yayma ve böylece kişileri bilgilendirme, öğretme, aydınlatma, yönlendirme yetki ve sorumluluğuna sahiptir. Bunun içindir ki basının yayın yaparken, yaptığı yayından dolayı hukuka aykırılık teşkil edecek olan eylemi, genel olaylardaki hukuka aykırı olan eylemden farklılıklar taşır. İşte bu farklılık ve ayrık durum gözetilerek yapılan yayının hukuka aykırılık veya uygunluk sınırı belirlenmelidir. Basın dışı bir olaydaki davranış biçiminin hukuka aykırılık oluşturduğu kabul edildiği durumlarda, basın yoluyla yapılan bir yayındaki olay hukuka aykırılık oluşturmayabilir. İşte basının bu nedenle ayrı bir konumu bulunmaktadır.
Ne var ki basının bu ayrıcalık taşıyan konumu ve özgürlüğü, tüm özgürlüklerde olduğu gibi sınırsız değildir. Bundan dolayıdır ki, yayınlarında kişilik haklarına saygı göstermesi ve gerek Anayasanın Temel Hak ve Özgürlükler bölümünde yer alan ve gerekse MKnun 24. ve 25.maddesinde ve yine özel yasalarda güvence altına alınmış bulunan kişilik haklarına saldırıda bulunmaması da yasal ve hukuki bir zorunluluk ve gerekliliktir.
Açıklanan bu yasal düzenlemelerden ve yargısal uygulamalardan da anlaşılacağı üzere, basının özgürlüğü ile kişilerin, kişilik değerlerinin karşı karşıya geldiği, diğer bir anlatımla, hukuk düzenince koruma altına alınan yararların birbirine karşı çatışma içinde bulundukları biçiminde bir görünümün var olduğu kanısı uyanmaktadır.
Halbuki hukuk düzeninin, çatışan iki değeri aynı zamanda koruma altına alması düşünülemez. Aksi halde hukukun kendisi, kendi kuralları ile çatışmış olur. Aslında, yapılan düzenleme, hukukun diğer temel kavramları ile birlikte incelendiğinde, iki yararın aynı anda ve aynı olayda birbiri ile çatışmadıkları, somut olaydaki olgular itibariyle koruma altına alınmış bulunan bu iki değerden birinin diğerine üstün tutulması gerektiği anlaşılacaktır. Bunun sonucunda da, daha az üstün olan yarar, daha çok üstün tutulması gereken yarar karşısında, o olayda ve o an için hukuk düzenince korumasız kalmasının uygunluğu kabul edilecektir .
Bunun için temel ölçüt, kamu yararıdır. Diğer bir anlatımla yayın, salt toplumun yararı gözetilerek yapılmalıdır. Toplumun çıkarı dışında hiçbir kişisel çıkar, gerçeklerin yanlış olarak sunulmasına neden olmamalıdır. Haber olduğu biçimi ile verilmeli ve kişisel katkı yer almamalıdır. Gerek yazılı ve gerekse görsel basın bu işlevini yerine getirirken, özellikle yayının gerçek olmasını, yayında kamu yararı bulunmasını, toplumsal ilginin varlığını, konunun güncelliğini ve haber verilirken özle biçim arasındaki dengeyi de korumalıdır. Bu ilke ve kurallar gözetilmeden yapılan yayın hukuka aykırılığı oluşturur ve böylece kişilik hakları saldırıya uğramış olur. Aksi bir yayın ise, gerek Anayasa ve Basın Yasası ve gerekse basının genel işlevi karşısında hukuka uygun olduğu, kişilik değerlerine saldırı teşkil etmediği kabul edilmelidir.
Yine basın, objektif sınırlar içinde kalmak suretiyle yayın yapmalıdır. O an için o olay veya konu ile ilgili olan, görünen bilinen her şeyi araştırmak, incelemek ve olayları olduğu biçimi ile yayınlamalıdır. Bu işlevi ile gerek yazılı ve gerekse görsel basın, somut gerçeği değil, o anda belirlenen ve var olan ve orta düzeydeki kişilerce de yayının yapıldığı biçimi ile kabul edilen olguları yayınlamalıdır. O anda ve görünürde var olup da sonradan, gerçek olmadığı anlaşılan olayların ve olguların yayınından basın sorumlu tutulmamalıdır.
Davaya konu edilen yayında Radikal Gazetesinin 20.03.2002 günlü sayısında G. M. K. tarafından kaleme alınan "Demek sizsiniz" başlıklı yazıda Susurluk olayları ve ülkede yaşanan bazı yasa dışı olayların eleştirisi yapılmıştır. Yazı içerisinde yer alan bazı ifadeler saldırı oluşturur nitelik taşımalarına karşılık, bu ifadelerin kime yönelik olarak söylendiği isim verilerek açıklanmamıştır. Yazıda davacının ismi geçmemiştir. Orta düzeydeki bir okuyucu bakımından bu yazının davacıyı amaçladığı sonucu çıkarılamaz. Saldırının varlığı olayları bilen ve özel bilgisi olan kişiler bakımından değil, orta düzeydeki kişiler ölçü alınarak belirleme yapılmalıdır. Bu bakımdan, yayının davacıyı amaçlamadığı gözetilerek davanın reddine karar vermek gerekirken kısmen kabul edilmiş olması bozmayı gerektirmiştir
) gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle yeniden yapılan yargılama sonunda mahkemece önceki kararda direnilmiştir.
Temyiz Eden: Davalılar vekili
Hukuk Genel Kurulu Kararı
Hukuk Genel Kurulunca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kâğıtlar okunduktan sonra gereği düşünüldü:
Dava: Dava, yayın yoluyla kişilik haklarına saldırı iddiasına dayalı manevi tazminat istemine ilişkindir.
Davacı D. G. vekili, emekli Genelkurmay Başkanı ve milletvekili olan davacının, emekli Yarbay M. K. E., cürüm işlemek için teşekkül oluşturma suçundan mahkum olması ve mahkumiyet kararının kesinleşmesi üzerine, bir gazetecinin sorusunu yanıtlarken, K. E.'nin terörle mücadelede disiplinli çalışması, bilgisi ve kahramanlığı ile öne çıkmış bir subay olduğu, özellikle, PKK'ya 1993-1994 yıllarında büyük darbe vurulmasında etkin rol oynadığı, fedakarlığını ve ülkesine hizmet aşkını bildiği yönünde açıklamalar yaptığını; aynı günlerde, başka emekli generallerin de K. E. ile ilgili olumlu düşüncelerini açıkladıklarını, konunun basında geniş bir biçimde yer aldığını; Radikal Gazetesi'nin 20.03.2002 günlü nüshasında davalılardan M. G. K. tarafından kaleme alınan "Demek Sizsiniz" başlıklı yazıda "siz illetsiniz, siz zilletsiniz... üniformalarından emekli olunca, memeden kesilen buzağıya dönen eski kurtlar. Meğer kurt bile değilmişsiniz. Hukuk devletinin çürüyen etlerini, gizli gizli kemiren leş çakallarından ibaretmişsiniz. Demek sizdiniz, faili meçhul cinayetlerin azmettiricisi... Demek sizdiniz uyuşturucu ticaretiyle vatan kurtaran... izi sürülemeyen, ele geçirilemeyen, adı konulamayan katillerin dayanamayıp cinayet yerine dönmesi gibi döndünüz Susurluk'a... Acaba, Uğur Mumcu'yu da mı siz... Ameleler meydanda. Demek sizdiniz ustabaşı..." şeklinde davacıya iftira ve karalamalarla ağır bir biçimde hakaret edildiğini; her ne kadar yazıda isim belirtilmemiş ise de, yazının davacı ve diğer emekli generallerin K. E. ile ilgili açıklamalarının günlük basında yer almasından hemen sonra yayınlanmasının, yazı içine serpiştirilen "niformalarından emekli olunca, memeden kesilmiş buzağıya dönen eski kurtlar... emirbaş...ast...emireri" gibi sözcüklerin, bu çirkin aşağılamaların davacıya yöneltildiğini açıklıkla ortaya koyduğunu; anılan yazıda, davacının Genelkurmay Başkanlığı görevini yaptığı sırada, faili meçhul cinayetleri azmettirdiği, kontrgerilla faaliyetlerini yürüttüğü, astlarına suç işlemeleri için emir verdiği, Uğur Mumcu'nun öldürülmesi dahil benzeri bir sürü yasadışı işlerin içinde yer aldığı yolunda iddialarda bulunulduğunu, "siz illetsiniz, siz zilletsiniz, hukuk devletinin çürüyen etlerini gizli gizli kemiren leş çakallarısınız" denilerek çok kaba bir biçimde küfür edildiğini, iddiaların doğru olmaması bir yana, konu ile anlatım arasındaki düşünsel bağın da bozulduğu ve eleştiri sınırlarının aşıldığını, tahrik edici, toplumda husumet ve kuşku yaratıcı dil ve üslup kullanıldığını, bu şekilde davacının kişilik haklarına saldırıldığını ileri sürerek, elli milyar TL. manevi tazminatın, yayın tarihinden itibaren yasal faiziyle birlikte davalılardan müteselsilen tahsiline karar verilmesini istemiştir.
Davalılar A. D., H .Ç.; M. G. K. vekili, dava konusu yazıda davacının ismi hiçbir şekilde geçmediği gibi, davacıyı tarif edecek ve hatta ortalama bir okuyucuda, yazıda davacıdan söz edildiği kanısını uyandıracak en basit bir tanımlamaya dahi yer verilmediğini; dava konusu yazı ile, Türkiye'de 1980'li yılların sonlarında yaşanmaya başlanan ve pek çok aydın ve düşünce adamının kaybedilmesine yol açan olaylar ile bunların sorumlularının eleştirildiğini, yapılan anketlerde Türkiye'de en çok güven duyulan kurumun Türk Silahlı Kuvvetleri olduğunun belirlendiği bir dönemde, ülkemizde yaşanan bazı olayların devletin ve devlet yöneticilerinin bilgileri dahilinde gerçekleştiği kamuoyunca bilinmesine rağmen, bu fiillere karışan insanlara sosyal statüleri nedeni ile ulaşılamamasının, bir gazeteci tarafından eleştirilmesi gereken konuların başında geldiğini; ülke savunması açısından son derece önemli bir görevi ifa etmiş olan ve asker kökenli K. E.'nin karıştığı hukuka aykırı eylemler nedeniyle ceza almasına rağmen, kendisinin basına verilen çeşitli demeçler ile övülmesinin, hukuk kurallarının ve yaptırımlarının hiçe sayılması anlamına geldiğini; Türkiye'nin bu noktalara sürüklenmesine yol açan faillerin ve azmettiricilerinin sert bir dille eleştirilmesinde hukuka aykırı bir yön bulunmadığını, Devlet memurları ve siyaset adamları gibi kamuya açık kişilerin eylemlerinin kamunun yararına aykırı olması halinde meşru bir amacı yönelik olmak kaydıyla sert bir dille eleştirilmesinin hukuka aykırı bulunmadığını; yazının, K. E.'nin tutuklanması üzerine yapılar, çeşitli yorumlar ve açıklamalar sebebiyle yazıldığını ve kişilerin hedef alınmadığını, kamu yararı ve güncellik unsurlarının mevcut olduğunu; yapılan bir yayının kişilik haklarının ihlal edip etmediğinin belirlenmesinde, belli kelime ve cümlelere bakılamayacağını, yazının bütünüyle değerlendirilmesi, genel anlatıma ve mantık yapısına da bakılması gerektiğini; davacının, adının hiçbir şekilde geçmediği bu yazı ile kendisinin hedef alındığı neticesine ne şekilde ulaşmış olduğunun anlaşılamadığını, eğer davacı, yazının kendisi hakkında kaleme alınmış olduğu iddiasında ise, bu durumda, yazıda eleştirilen ve toplumun kendilerine karşı tepkili olduğu siyasetçilerden olduğunu ikrar etmiş duruma düşeceğini; kişilik haklarına saldırı oluşturduğu ileri sürülen üniforma ve ast, üst gibi terimlerin emniyet birimleri ve MİT gibi kurumlar için de geçerli olduğunu, bu ifadelerle davacının kişilik haklarının ihlal edilmiş olduğu iddiasının hukuki dayanaktan yoksun bulunduğunu, istenilen tazminat miktarının da fahiş olduğunu savunarak davanın reddini istemiştir.
Yerel mahkemece verilen; her ne kadar, dava konusu yazıda davacının ismi yer almamış ise de, dava konusu yazıdan kısa bir süre önce, emekli Yarbay M. K. E.'nin mahkumiyet kararının kesinleşmesi ve cezaevine alınması üzerine bazı gazetelerde davacının da isim ve fotoğrafı yayınlanmak suretiyle, emekli paşaların K. E.'ye sürpriz desteğiyle ilgili beyanatlarının yayınlanmış olması karşısında, yazıda sözü edilenlerden birinin davacı olduğunun açık bulunduğu; dava konusu yazının gerçeklik unsurunu taşımadığı, yayımlanmasında kamu yararı ve toplumsal ilginin bulunmadığı, konu ile ifade arasında düşünsel bağlılık kurallarına uyulmadığı, eleştiri sınırlarının aşıldığı, böylece davacının kişilik haklarına saldırıldığı gerekçesine dayalı, davanın kısmen kabulüne, on beş milyar TL. manevi tazminatın haksız fiil tarihinden itibaren yasal faiziyle birlikte davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsiline fazlaya ilişkin talebin reddine dair karar, Özel Daire'ce yukarıdaki gerekçeyle bozulmuş; Yerel Mahkeme, gerekçesini tekrar ederek ve bozma ilamındaki karşı oy gerekçesine de dayanarak önceki kararında direnmiştir.
Karar: Dava konusu yazının, bazı günlük gazetelerde davacının da aralarında bulunduğu emekli subayların dava dışı emekli Yarbay K. E. ile ilgili görüşlerinin yer aldığı haber ve yorumlardan kısa bir süre sonra yayımlanması; içeriğindeki ifadelerden, yazıda kendilerinden söz edilen kişilerin, daha önceki haber ve yorumlarda görüşleri aktarılan, davacı ve diğer emekli subaylar olduğunun anlaşılabilmesi; dahası, davalı yazar M. G. K.'nin dava konusu 20.3.2002 günlü yazıdan yaklaşık bir buçuk ay sonra aynı köşede 8.5.2002 günü yayımlanan "Kader ve Kısmet" başlıklı yazısındaki "...K. E.'ye arka çıkan birkaç emekli generali eleştirdiğim 'Demek Sizdiniz' yazısı..." şeklindeki göndermeyle, dava konusu yazıyla daha önce günlük gazetelerde K. E. ile ilgili görüşlerini açıklayan emekli generalleri hedef aldığını bizzat belirtmiş olması karşısında; dava konusu yazının davacıya yönelik olarak yazıldığının eş deyişle matufiyetin varlığının kabulü zorunludur.
Yazıdaki söz ve ifadelerin, hedef alınanın kişilik haklarına saldırı oluşturduğu, yerel mahkeme gibi, Özel Daire'nin de kabulündedir.
Bu durumda, yerel mahkemenin, dava konusu yazının davacıyı hedef aldığı, onun kişilik haklarına saldırı niteliğinde olduğu ve bu yüzden manevi tazminat ödenmesini gerektirdiği saptamasına dayalı direnme kararı, bu yönüyle yerinde görülmüştür.
Ne var ki, hüküm altına alınan tazminat miktarına ilişkin temyiz itirazları Özel Daire'ce incelenmediğinden, bu yönden inceleme yapılmak üzere dosyanın Özel Daire'ye gönderilmesi gerekir.
Sonuç: Yukarıda açıklanan nedenlerle yerel mahkemenin direnmesi yerinde görüldüğünden davalılar vekilinin esasa ilişkin temyiz itirazlarının incelenmesi için dosyanın 4. Hukuk Dairesi'ne gönderilmesine, 20.10.2004 gününde oyçokluğu ile karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy