(1086 S. K. m. 381, 388, 429/son) (1412 S. K. m. 261, 268)
Dava: Hukuk Genel Kurulu'nca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü:
Karar: Mahkeme kararlarında nelerin yazılacağı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu'nun 388. maddesinde belirtilmiştir. Hüküm sonucu kısmında gerekçeye ait her hangi bir söz tekrar edilmeksizin isteklerin her biri hakkında verilen hükümle taraflara yüklenen borç ve tanınan hakların mümkünse sıra numarası altında birer birer açık şüphe ve tereddüt uyandırmayacak şekilde gösterilmesi gerekir.
Aynı kural HUMK.'nun 389. maddesinde de tekrarlanmıştır. Keza HUMK.'nun 381. maddesi ( kararın tefhimi en az 388. maddede belirtilen hüküm sonucunun duruşma tutanağına geçilerek okunması suretiyle olur ). Bu biçim yargıda açıklık ve netlik prensibinin gereğidir. Aksi hal, yeni tereddüt ve ihtilaflar yaratır. Hatta giderek denebilir ki, dava içinden davalar doğar. Hükmün hedefine ulaşılmasını engeller, Kamu düzeni ve barışı oluşturulamaz. Ayrıca bozma kararı ile ilk hüküm hayatiyetini yitirdiğinden ona atıf suretiyle hüküm tesisinin yukarıda açıklanan kurallara uygun düşmeyeceği de aşikardır.
Öte yandan Yargıtay'ın yerleşmiş görüşü de bu yöndedir ( Hukuk Genel Kurulu'nun 19.6.1991 gün 323/391 sayılı ve 10.9.1991 gün 281- 415 sayılı ve 25.9.1991 gün 355- 440 sayılı kararları ).
Ceza Genel Kurulu'nca da CMUK.'nun benzer hükümleri taşıyan 261 ve 268. maddelerinin uygulanmasında bozulan kararın geçerliliğini ve yerine getirilme yeteneğini yitirdiğinden "önceki hükümde direnilmesine" denilmekle yerinilerek ve atıf suretiyle hüküm kurulamayacağı kabul edilmiştir ( Ceza Genel Kurulu'nun 2.2.1976 gün 22- 25 sayılı kararı ).
Somut olayda, daha önce mahkemenin 15.05.2003 gün ve 2003/253 - 359 sayılı kararı, "aslolan kısa kararda, hüküm fıkrası oluşturulmamış; yalnızca önceki kararda direnilmesine denilmekle yetinilmiş" olması nedeniyle Hukuk Genel Kurulu'nun 03.03.2004 gün ve 2004/4- 166-120 sayılı kararıyla yukarıda açıklanan gerekçelerle bozulmuştur.
Ne var ki, Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu'nun 429/son maddesi gereği Hukuk Genel Kurulunun verdiği kararlara uymak zorunda olan Mahkeme bu bozma gereğini yerine getirmemiş; bozma sonrası 16.06.2004 tarihli celsede verdiği kısa kararda ve buna uygun yazdığı gerekçeli kararda da yukarıda açıkça izah olunan yasal gereklere aykırı biçimde yine hüküm fıkrası oluşturmamış ve hüküm sonucunu içermeyen biçimde sadece gerekçede geçebilecek hususları tekrarla "dava konusu edilen yazının eleştiri amaçlı olduğu, davalı yazarın yön levhalarındaki yazılarının yazım kurallarına uymadığı değişik anlamlar ifade edeceği ve davacının kasten bu şekle izin vermiş olabileceğini belirterek davacıyı eleştirdiği, davacının bu tür eleştirileri hoşgörü ile karşılayacak konumda olduğundan önceki kararda direnilmesine dair ekli karar açıkça okunup usulsen anlatıldı" şeklinde karar vermiştir.
O itibarla; mahkemece, HUMK.'nun 388. maddesinin açık hükmü ve aynı nedenle daha önce verilen bozma kararı ve yukarıda açıklanan gerekçeler gözetilmeksizin yazılı biçimde karar verilmesi usul ve yasaya aykırıdır. Direnme kararı bu nedenle bozulmalıdır.
Sonuç: Temyiz itirazlarının kabulü ile direnme kararının yukarıda ve özel daire kararında gösterilen nedenlerden dolayı BOZULMASINA, 6.10.2004 gününde karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy