(2709 S. K. m. 28, 73) (5680 S. K. m. 1) (743 S. K. m. 24, 24/A) (4721 S. K. m. 24, 25) (1086 S. K. m. 45) (1136 S. K. m. 164) (3065 S. K. m. 20)
Dava: Taraflar arasındaki "tazminat" davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; Ankara Asliye 20. Hukuk Mahkemesince davanın kısmen kabulüne dair verilen 28.1.2003 gün ve 2001/187-2003/42 sayılı kararın incelenmesinin taraflar vekillerince istenilmesi üzerine,
Yargıtay 4. Hukuk Dairesinin 30.10.2003 gün ve 2003/6675-12512 sayılı ilamı ile,
(...1. Davacı, yapılan yayının hukuka aykırı olması nedeniyle kişilik haklarının saldırıya uğradığı savı ile manevi tazminat isteminde bulunmuştur.
Davalılar yayının, Basını Yasasının tanıdığı dışına çıkılmadan, özle biçim arasındaki denge korunarak verildiğini bu nedenle davanın reddedilmesi gerektiğini savunmuşlardır.
Mahkemece istem kısmen kabul edilmiş, karar taraflarca temyiz edilmiştir.
Dava, yayın yoluyla kişilik haklarının saldırıya uğradığı savına dayanmaktadır. Diğer bir anlatımla dava, yapılan yayında yer alan açıklamaların kişilik değerlerine saldırı içerdiği ve böylece hukuka aykırı olduğu ileri sürülmüştür.
Böyle bir uyuşmazlığın çözüme kavuşturulmasında, genel durumlardaki hukuka aykırılık teşkil eden eylemlerden farklı bir yöntemin izlenmesi ve ayrı ölçütlerin koşul olarak aranması gerekmektedir.
Bunun nedeni, Anayasanın 28. maddesindeki basının özgür olduğu güvencesine ve bu ilkeyi güçlendiren 5680 sayılı Basın Yasasının 1. maddesindeki düzenlemedir. Bu düzenlemede basının özgürce yayın yapmasının güvence altına alındığı görülmektedir. Basına sağlanan güvencenin nedeni; toplumun sağlıklı, mutlu ve güven içinde yaşayabilmesi içindir. Bunun için de kişinin, dünyada ve özellikle içinde yaşadığı toplumda meydana gelen ve toplumu ilgilendiren konularda bilgi sahibi olması ile olanaklıdır. Diğer bir anlatımla basın, olayları izleme, araştırma, değerlendirme, yayma ve böylece kişileri bilgilendirme, öğretme, aydınlatma, yönlendirme yetki ve sorumluluğuna sahiptir. Bunun içindir ki basının yayın yaparken, yaptığı yayından dolayı hukuka aykırılık teşkil edecek olan eylemi, genel olaylardaki hukuka aykırı olan eylemden farklılıklar taşır. İşte bu farklılık ve ayrık durum gözetilerek yapılan yayının hukuka aykırılık veya uygunluk sının belirlenmelidir. Basın dışı bir olaydaki davranış biçiminin hukuka aykırılık oluşturduğu kabul edildiği durumlarda, ,basın yoluyla yapılan bir yayındaki olay hukuka aykırılık oluşturmayabilir. İşte basının bu nedenle ayrı bir konumu bulunmaktadır. Ne var ki basının bu ayrıcalık taşıyan konumu ve özgürlüğü, tüm özgürlüklerde olduğu gibi sınırsız değildir.
Bundan dolayıdır ki, yayınlarında kişilik haklarına saygı göstermesi ve gerek Anayasanın Temel Hak ve Özgürlükler bölümünde yer alan ve gerekse MK.nun 24 ve 24/a maddesinde ve yine özel yasalarda güvence altına alınmış bulunan kişilik haklarına saldırıda bulunmaması da yasal ve hukuki bir zorunluluk ve gerekliliktir.
Açıklanan bu yasal düzenlemelerden ve yargısal uygulamalardan da anlaşılacağı üzere, basının özgürlüğü ile kişilerin, kişilik değerlerinin karşı karşıya geldiği, diğer bir anlatımla, hukuk düzenince koruma altına alınan yararların birbirine karşı çatışma içinde bulundukları biçiminde bir görünümün var olduğu kanısı uyanmaktadır.
Halbuki hukuk düzeninin, çatışan iki değeri aynı zamanda koruma altına alması düşünülemez. Aksi halde hukukun kendisi, kendi kuralları ile çatışmış olur. Aslında, yapılan düzenleme, hukukun diğer temel kavramları ile birlikte incelendiğinde, iki yararın aynı anda ve aynı olayda birbiri ile çatışmadıkları, somut olaydaki olgular itibariyle koruma altına alınmış bulunan bu iki değerden birinin diğerine üstün tutulması gerektiği anlaşılacaktır. Bunun sonucunda da, daha az üstün olan yarar, daha çok üstün tutulması gereken yarar karşısında, o olayda ve o an için hukuk düzenince korumasız kalmasının uygunluğu kabul edilecektir.
Bunun için temel ölçüt, kamu yararıdır. Diğer bir anlatımla yayın, salt toplumun yararı gözetilerek yapılmalıdır. Toplumun çıkarı dışında hiçbir kişisel çıkar, gerçeklerin yanlış olarak sunulmasına neden olmamalıdır. Haber olduğu biçimi ile verilmeli ve kişisel katkı yer almamalıdır. Gerek yazılı ve gerekse görsel basının bu işlevini yerine getirirken, özellikle yayının gerçek olmasını, yayında kamu yararı bulunmasını, toplumsal ilginin varlığını konunun güncelliğini ve haber verilirken özle biçim arasındaki dengeyi de korumalıdır.
Bu ilke ve kurallar gözetilmeden yapılan yayın hukuka aykırılığı oluşturur ve böylece kişilik hakları saldırıya uğramış olur. Aksi bir yayının ise, gerek Anayasa ve Basın Yasası ve gerekse basının genel işlevi karşısında hukuka uygun olduğu, kişilik değerlerine saldırı teşkil etmediği kabul edilmelidir.
Yine basın, objektif sınırlar içinde kalmak suretiyle yayın yapmalıdır. O an için o olay veya konu ile ilgili olan, görünen bilinen her şeyi araştırmak, incelemek ve olayları olduğu biçimi ile yayınlamalıdır. Bu işlevi ile gerek yazılı ve gerekse görsel basın, somut gerçeği değil, o anda belirlenen ve var olan ve orta düzeydeki kişilerce de yayının yapıldığı biçimi ile kabul edilen olguları yayınlamalıdır. O anda ve görünürde var olup da sonradan, gerçek olmadığı anlaşılan olayların ve olguların yayınından basın sorumlu tutulmamalıdır.
Dosyadaki bilgi, belge ve açıklamalar, televizyon yayınına ilişkin kaset çözümü ile tüm dosya içeriğinden; yayından kısa süre önce Devlet Güvenlik Mahkemesindeki bir davanın oturumu sırasında davacının, davalı E. Ş. 'nin kıyafetinin uygun olmadığını ve eliyle sürekli öpücük gönderdiğini söylediği, başlayan sözlü tartışmanın oturum dışında da devam ettiği; Devlet Güvenlik Mahkemesindeki dava nedeniyle davacı ile davalı E. Ş. arasında hukuksal anlamda menfaat zıtlığı bulunduğu, davacının bu dava nedeniyle E. Ş. hakkında kitap dahi bastırdığı, resim ve kamera görüntüleri yayınladığı, konunun oturumdaki olay sonucunda kamuoyuna yansıdığı anlaşılmaktadır.
Güncellik nedeniyle televizyon yayınına konu olan E. Ş.'nin diğer davalı C. O.'nün sunduğu televizyon kanalındaki söyleşisi sırasında olayları değerlendirdiği ve davacının kendi davranışları ile dava konusu sözlerin söylenmesine sebebiyet verdiği, bu nedenle davranışlarının sonucuna katlanması gerektiği, davalının sözlerinin eleştiri niteliğinde olup, gerçek olayların aktarılması ve eleştirisine ilişkin bulunduğu sonuç ve kanaatine varılmıştır. Açıklanan nedenlerle kişilik haklarına saldırı bulunmadığı benimsenerek davanın reddedilmesi gerekirken, davalıların sorumluluğuna karar verilmiş olması usul ve yasaya aykırı olup, bozmayı gerektirmiştir.
2- Dava yayın yoluyla kişilik haklarına saldırı nedeniyle manevi tazminat istemine ilişkin olup davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir. Yerel mahkemece davacı vekili ve davalılar vekilleri için takdir edilen vekalet ücretlerine Katma Değer Vergisi eklenerek hüküm kurulmuştur. Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi'nin 21. maddesinde, "belli bir tarifeye göre fiyatı tespit edilen işler ile biletle tahsil edilen hallerde tarife ve bilet bedeli, Katma Değer Vergisi dahil edilerek tespit olunur ve vergi müşteriye ayrıca intikal ettirilmez." hükmü ile Anayasa'nın 73. maddesinde belirtilen "vergi, resim, harç ve benzeri yükümlülükler kanunla konulur, değiştirilir veya kaldırılır." şeklindeki yasa maddelerinin bu düzenleniş biçimine karşın, Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi'nin 21. maddesindeki düzenleme biçiminin yer almış bulunması, normlar arasında aykırılık yaratmıştır. Bu gibi durumlarda ve Yargılama Hukuku bakımından öncelikle gözönünde tutulacak hüküm, Anayasa kuralıdır. Yukarıda yazılı olan Anayasa kuralına dayanılarak çıkarılan 3065 sayılı Yasa'nın 20/4. maddesinde, yukarıda açıklandığı üzere, bu nitelikteki tarifelerde öngörülen miktarın içinde Katma Değer Vergisi'nin de bulunduğu, diğer bir ifade ile Katma Değer Vergisinin, tarifede belirlenen miktar içinde yer aldığı belirtilmiştir. Şu durumda, yasa hükmü gözetildiğinde, tarifedeki ücrete ayrıca Katma Değer Vergisi eklenmemesi gerektiğinin kabul edilmesi gerekir.
Yerel mahkemece yukarıda yazılı olan bu yasal düzenlemeler gözetilme. den, tarifede belirlenen ücrete ayrıca Katma Değer Vergisi eklenmesi biçiminde vardığı sonuç usul ve yasaya aykırı olup karar bu nedenle de bozulmalıdır
) gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle, yeniden yapılan yargılama sonunda, mahkemece bozmanın (2) nolu bendine uyulmuş, (1) nolu bent yönünden önceki kararda direnilmiştir.
HUKUK GENEL KURULU KARARI
Hukuk Genel Kurulunca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü:
Asıl ve birleştirilen dava, kişilik haklarına saldın iddiasına dayalı manevi tazminat istemine ilişkindir.
Asıl davada, davacı Ş. C. Ö. vekili, davalılardan S.-S. Prodüksiyon A.Ş. bünyesindeki K. TV Logosuyla yayın yap'.an televizyon kanalında 25.12.2000 günü canlı olarak yayımlanan, davalı C. Ö.'nün sunuculuğunu yaptığı, davalı E. Ş.'nin de konuk olarak katıldığı "Ve C. Ö. S." adlı programda, davacının kişilik haklarına saldın oluşturacak nitelikte söz ve ifadeler kullanıldığını ileri sürerek, 10.000.000.000 TL. manevi tazminatın davalılardan müteselsilen tahsiline karar verilmesini istemiştir.
Davacı vekilince 5.9.2001 günlü dilekçeyle "K. TV Logosuyla yayın yapan S. İletişim A.Ş." aleyhine aynı olguya dayalı olarak açılan ve yine aynı istemi içeren dava, birleştirilerek görülmüştür.
Davalı E. Ş. ve S. İletişim A.Ş. vekilleri davanın reddini istemişler, davalılardan C. Ö. davaya cevap vermemiştir.
Yerel Mahkemece verilen; asıl davanın davalılarından S.-S. Prodüksiyon A.Ş. hakkındaki davanın husumet yönünden reddine; birleştirilen davadaki istemin kısmen kabulü ile 3.000.000.000 TL. manevi tazminatın davalılar C. Ö., E. Ş. ve S. İletişim A.Ş. den faiziyle birlikte tahsiline, fazlaya ilişkin istemin reddine dair karar, Özel Dairece yukarıdaki gerekçeyle bozulmuştur.
Direnme kararının Hukuk Genel Kurulunda yapılan temyiz incelemesi sırasında, öncelikle usule ilişkin şu yön üzerinde durulmuştur:
Yukarıda açıklandığı üzere, asıl davanın davalıları, kişilik haklarına saldırı iddiasının dayandırıldığı televizyon programının sunucusu durumundaki C. O., programa konuk olarak katılan E. Ş. ve programın yayımlandığı televizyon kanalının sahibi olduğu ileri sürülen S.-S. Prodüksiyon A.Ş.dir. Daha sonra, kanal sahibi şirketin yanlış gösterildiği gerekçesiyle, S. İletişim A.Ş. hakkında ayrı bir dava açılmış ve asıl davayla birleştirilmiştir.
Hemen belirtilmelidir ki, aralarında bağlantı bulunduğu için birden çok davanın Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu'nun 45. ve sonraki maddeleri çerçevesinde birleştirildiği durumlarda; ortada, birleştirilen dava sayısı kadar, birbirinden bağımsız davalar bulunur. Dolayısıyla, tek bir dosya üzerinden sürdürülmekle birlikte, yargılamanın bağımsızlığını koruyan her bir dava dosyası yönünden ayrı ayrı yapılması ve sonuçta, birleştirilen davaların her biri hakkında ayrı ayrı hüküm kurulması zorunludur.
Bu zorunluluğun, somut olay bakımından görünümü şudur: Hüküm kurulurken, birleştirilen davalardaki davalı sayısı, hangi davalıya yönelik hangi istemde bulunulduğu, davalılar arasındaki dava arkadaşlığının zorunlu mu yoksa ihtiyari mi olduğu gibi yönler gözetilerek; her bir davadaki istem, o istemin yöneltildiği davalılar ile ilişkilendirilmek suretiyle, tümüyle veya kısmen kabul ya da reddedilmeli; kısaca, birleştirilerek görülen her bir dava hakkında nasıl bir hüküm kurulmuş olduğu, kuşkuya neden olmayacak bir açıklıkla ortaya konulmalıdır.
Hiç kimse hakkında, davalısı durumunda bulunmadığı bir davada -bu durumda bulunduğu başka bir davayla birleştirilerek görülmüş de olsa- hüküm kurulamaz.
Somut olay bu çerçevede değerlendirildiğinde:
Asıl davada davalı olarak C. Ö., E. Ş. ve S.-S. Prodüksiyon A.Ş. gösterilmesine ve birleştirilen dava sadece S. İletişim A.Ş. hakkında açılmasına rağmen, Yerel Mahkemece asıl davayla ilgili olarak, sadece S.-S. Prodüksiyon A.Ş. yönünden ret kararı verilip, diğer iki davalı bakımından herhangi bir hüküm kurulmamış; bu iki davalı hakkında, taraf durumunda bulunmadıkları birleştirilen dava kapsamında karar verilmiştir. Direnme kararında da, asıl davayla ilgili hükmün bozma kapsamı dışında kalarak kesinleştiği belirtilmek suretiyle, birleştirilen dava yönünden önceki hüküm tekrarlanmıştır.
Asıl davadaki üç davalıdan ikisi hakkında o dava kapsamında karar verilmemiş ve dahası bunlarla ilgili hükmün, taraf durumunda olmadıkları birleştirilen dava kapsamında kurulmuş olmasının, yukarıda açıklanan yargılama hukuku ilke ve kurallarına iki yönlü bir aykırılık oluşturduğu açıktır.
Usul hukukunun bu konuyu düzenleyen kurallarının kamu düzenine ilişkin olması ve resen gözetilmelerinin zorunlu bulunması karşısında, Özel Dairece yapılan temyiz incelemesi sırasında gözden kaçırılmış ve hatta temyiz edenlerce temyiz itirazı olarak ileri sürülmemiş bulunması, direnme kararının temyiz incelemesi aşamasında bu yönün Hukuk Genel Kurulu'nca değerlendirilmesine engel değildir.
Hal böyle olunca, direnme kararı, işin esasına girişilmeksizin açıklanan nedenle bozulmalıdır.
Sonuç: Davalılardan E. Ş. ve S. iletişim A.Ş. vekillerinin temyiz itirazlarının kabulü ile, direnme kararının yukarıda gösterilen nedenlerden dolayı H.U.M.K.nun 429. maddesi gereğince BOZULMASINA, bozma nedenine göre sair temyiz itirazlarının incelenmesine şimdilik yer olmadığına, istek halinde temyiz peşin harcının geri verilmesine, 1.12.2004 gününde oybirliği ile karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy