(1086 S. K. m. 429) (2942 S. K. m. 10, 11, 12)
Taraflar arasındaki "kamulaştırmasız el atma nedeniyle tazminat" davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; Şırnak Asliye Hukuk Mahkemesi'nce davanın kabulüne dair verilen 9.7.2002 gün ve 25-82 sayılı kararın incelenmesi davalı vekili tarafından istenilmesi üzerine, Yargıtay 5. Hukuk Dairesi'nin 8.5.2003 gün ve 4402-6719 sayılı ilamı ile; (... Dava, kamulaştırmasız el atılan taşınmaz bedelinin tahsili istemine ilişkindir.
Mahkemece 448 ada, 48 sayılı parsel hakkında açılan davanın kabulüne karar verilmiş, hüküm davalı idare vekilince temyiz edilmiştir.
Davalı idare vekilinin temyiz itirazlarında da belirtildiği ve dosya içerisine konulmuş bulunan Şırnak Asliye Hukuk Mahkemesi'nin 2002/95 Esas sayılı dava dosyasında, dava konusu taşınmaz hakkında Hazine vekili tarafından tapu iptali ve tescil davasının açıldığı ve henüz karara bağlanmamış olduğu anlaşılmıştır.
Tapu iptal ve tescil davası, dava konusu taşınmazın mülkiyetine ilişkin olduğundan, bu davanın sonuçlanması beklenerek hüküm kurulması gerekirken aksine düşüncelerle bedel davasının kabulüne karar verilmesi doğru görülmemiştir...) gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle, yeniden yapılan yargılama sonunda, mahkemece önceki kararda direnilmiştir.
Temyiz Eden: Davalı vekili
Hukuk Genel Kurulu Kararı
Hukuk Genel Kurulu'nca incelenerek temyiz kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü:
Dava, kamulaştırmasız el atılan taşınmazın bedelinin tahsili istemine ilişkindir.
Davacı vekili, tapuda davacı adına kayıtlı Şırnak Merkez Cumhuriyet Mahallesi 418 ada 9 parsel ve 448 ada 48 parsel sayılı taşınmazlara, davalı idarece askeri tesis haline getirilmek suretiyle kamulaştırmasız el atıldığını ileri sürerek, fazlasını talep ve dava hakkı saklı kalmak kaydıyla 1.000.000.000.- TL tazminatın davalı idareden tahsiline karar verilmesini istemiştir.
Davalı idare vekili, tarıma elverişsiz orman niteliğinde bulunan taşınmazların askeri güvenlik bölgesi içerisinde olduğunu savunarak, davacının fahiş tazminat isteminin reddine karar verilmesini istemiştir.
Mahkemenin, "davanın kabulüne, toplam 150 milyar TL tazminatın davalıdan tahsili ile taşınmazların tapu kayıtlarının iptaline ve Hazine adına tesciline" dair verdiği kararın Özel Dairece 448 ada 48 parsel sayılı taşınmaz yönünden esasa ilişkin nedenlerle bozulmasından sonra, bozmadan esinlenerek getirtilen delillere göre verilen yeni hüküm, Özel Daire'ce yukarıda yazılı gerekçeyle ikinci kez bozulmuş ve yerel mahkeme önceki kararda direnmiştir.
Dava konusu 418 ada 9 parsel ve 448 ada 48 parsel sayılı taşınmazlar tapuda davacı adına kayıtlı olup, davalı idarece hizmet, eğitim ve spor tesisleri yapılmak suretiyle kamulaştırmasız el atıldığı konusunda uyuşmazlık mevcut değildir. Yine, mahkemece 418 ada 9 parsel yönünden hükmedilen bedelin, davalı idarenin temyizi üzerine Özel Daire'ce onanarak kesinleştiği konusu uyuşmazlık dışıdır. Ancak, dava konusu 448 ada 48 parselin vasfının tayininde yanılgıya düşüldüğü gerekçesiyle esasa ilişkin nedenlerle hükmün bozulmasından sonra, Hazine tarafından davacı aleyhine tapu iptal ve tescil davasının açıldığı ve bu davanın henüz sonuçlanmadığı anlaşılmaktadır.
Direnme yoluyla Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; davalı Hazinenin, dava konusu 448 ada 48 parsel hakkında, malik aleyhine sonradan açtığı tapu iptal ve tescil davasının, bu davada bekletici sorun yapılmasının gerekip gerekmediği noktasındadır.
Uyuşmazlığın çözümüne geçilmezden evvel, yargılama hukuku açısından "bekletici sorun" kavramı üzerinde durulmasında yarar vardır.
Bir davada hüküm verilebilmesi, başka bir davada incelenmekte ve kesin olarak karara bağlanacak olan bir hukuki ilişkinin mevcut olup olmadığına kısmen veya tamamen bağlı ise, mahkeme, o davanın sonuçlanmasını kendi bakmakta olduğu dava için bekletici sorun yapabilir.
Görülmekte olan bir davanın sonuçlanmasının, başka bir davada bekletici sorun yapılabilmesi için, iki dava arasında bağlantı bulunması, eş deyişle biri hakkında verilecek kararın değerini etkileyecek nitelikte olması gerekir.
Bekletici sorun, aslında davayı inceleyen mahkemenin, davayı kapsayan uyuşmazlığın çözümlenmesi yönünü sağlayan ön sorun, diğer bir davada çözümlenmesine değin, esas uyuşmazlığı çözmesi için beklemesi gereken sorundur.
Bu genel açıklamalardan sonra, olayla sıkı bağlantısı nedeniyle usule ilişkin kazanılmış hak kavramı ve istisnaların açıklığa kavuşturulması gerekmektedir.
Bir davada, mahkemenin ve tarafların yapmış olduğu bir usul işlemi ile taraflardan biri lehine, diğeri aleyhine doğmuş ve kendisine uyulması zorunlu olan hakka, usule ilişkin kazanılmış hak denir.
Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununun da anılan müesseseye ilişkin açık bir hüküm mevcut olmayıp, Yargıtay inançları ile kabul edilmiş usul hukukunun ana ilkel erindendir ve kamu düzeni ile ilgilidir.
Yargıtay'ın bozma kararı nedeniyle doğan usule ilişkin kazanılmış hak iki tür olup, bozma kararının kapsamı dışında kalarak kesinleşmesi ile usule ait müktesep hak meydana gelebileceği gibi, mahkemenin, bozma kararına uyması sonucu, bozma lehine olan taraf yararına bir usulü kazanılmış hak doğar.
4.2.1959 gün ve 13/5 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararı'nda belirtildiği üzere, bir hususun bozma kararının kapsamı dışında kalarak kesinleşmesi için; o hususun açıkça bir temyiz sebebi olarak ileri sürülmüş, fakat reddedilmiş olması, ya da o hususta bir temyiz itirazı ileri sürülmemiş olmasına rağmen, dosyanın Yargıtay Dairesi'nce incelendiği sırada dosyada bulunan yazılardan onun bir bozma sebebi sayılması mümkün bulunduğu halde o cihetin Yargıtay'ca bozma sebebi sayılmamış olması gerekir.
Diğer taraftan, Yargıtay içtihatları ile kabul edilmiş olan usule ait kazanılmış hak müessesesinin Yargıtay içtihatları ile, özellikle kamu düzeni düşüncesiyle getirilmiş istisnaları mevcuttur.
Bu cümleden olarak, daha sonra yeni bir İçtihadı Birleştirme Kararının çıkması, geçmişe etkili bir kanunun yürürlüğe girmesi, uygulanması gereken kanun hükmünün sonradan Anayasa Mahkemesi tarafından iptal edilmesi, mahkemenin görevsizliğinin söz konusu olması, konunun kamu düzeni ile ilgili bulunması usule ait kazanılmış hak müessesesinin açık birer istisnasıdır.
Yine öğreti ve uygulamada davanın hangi safhasında olursa olsun, re'sen göz önünde tutulması gereken bir hususa önceki bozma kararında değinilmemiş bulunmasının, taraftar lehine usulü kazanılmış hak oluşturmayacağı kabul edilmiştir (HGK. 05.12.1975 gün, E. 1975/9-482, K. 1585 Prof. Dr. Baki Kuru, Hukuk Muhakemeleri Usulü, Altıncı Baskı, 2203, C. 5, S. 4797).
Bu noktada, husumet konusu davanın her safhasında ileri sürülebilir ve mahkemece re'sen, karşı tarafın bu yollu bir savunmanın yapılmasına rızası olup olmadığına bakılmaksızın, incelenerek göz önünde tutulur (HGK 25.3.1953 gün, E. 4-147, K. 30; HGK 10.3.1965 gün, E. 1/593, K. 101).
Hemen ifade etmek gerekir ki, davacı olma sıfatı, dava konusu hakkın sahibine ait olduğundan, mahkemece davacının gerçekten taraf sıfatına sahip olduğu tespit edildikten sonra ancak dava konusu hakkın esasına ilişkin inceleme yapılabilir.
Bu bağlamda, kamulaştırmasız el koyma nedenine dayanan tazminat davasının, ancak malik tarafından açılabileceği ve davada mülkiyet hakkının devrine karşılık, bedel isteyen tarafın gerçekten o hakkın sahibi olup olmadığının davanın her safhasında mahkemece re'sen gözetilmesi gerektiği konusu, kuşku ve duraksamadan uzaktır.
Şu açıklamalardan anlaşıldığı üzere, somut olayda başlangıçta mülkiyet hakkına dayanarak kamulaştırmasız el koyma nedeniyle tazminat davası açan davacının mülkiyeti, idarece malik aleyhine tapu iptal ve tescil davası açılmasıyla tartışmalı hale gelmiş; bir başka ifade ile, dava konusu 448 ada 48 parsel yönünden verilen ilk karar esasa ilişkin nedenlerle bozulmasından sonra davalının mülkiyet iddiasıyla başka bir dava açtığı yönündeki savunmaları ile hukuki durum değişmiştir.
Böyle bir durumda, işin esası ile ilgili birinci bozma kararından sonra mahkemenin eylemli olarak bozma çerçevesinde işlem yapması, taraflar yararına usulü kazanılmış hak oluşturmaz.
Kaldı ki, ilk hükmün temyizen incelenmesi sırasında taraflar arasında mülkiyet uyuşmazlığına ilişkin dosyada bilgi ve belge bulunmadığından, bu aşamada anılan nedenin bir bozma sebebi sayılması mümkün değildir.
Tüm açıklamalar ışığında somut olaya bakıldığında; kamulaştırmasız el koyma nedenine dayalı tazminat istemiyle açılan davada, davacı lehine bedele, davalı lehine tescile hükmedilebilmesi, öncelikle taraflar arasında mevcut mülkiyet uyuşmazlığının çözümlenmesine bağlı olup; davalı vekili tarafından, Şırnak Asliye Hukuk Mahkemesi'nin 2002/95 Esas sayılı dosyası ile davacı aleyhine açıldığı bildirilen tapu iptal ve tescil davası sonucunun, bu davadaki esas uyuşmazlığa etkisi açıktır. Tapu iptal ve tescil davasının olumlu şekilde sonuçlanması halinde, eldeki davanın reddi gerekeceğinden, keyfiyetin bekletici mesele olarak kabulü zorunludur.
Hal böyle olunca, yerel mahkemece aynı yönlere işaret eden Özel Daire bozma kararına uyularak, taraflar arasında görülen tapu iptal ve tescil davasının sonucunun beklenmesi ve hasıl olacak duruma göre karar verilmesi gerekirken, önceki kararda direnilmesi usul ve yasaya aykırıdır. Bu nedenle direnme karan bozulmalıdır.
Sonuç: Davalı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile, direnme kararının yukarıda ve Özel Daire bozma kararında gösterilen nedenlerden dolayı BOZULMASINA, 3.3.2004 gününde oybirliği ile karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy