(1086 S. K. m. 151/2, 381, 388, 389)
Taraflar arasındaki "alacak" davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; Pendik Asliye 2.Hukuk Mahkemesince davanın reddine dair verilen 25.12.2002 gün ve 763-862 sayılı kararın incelenmesi davacı vekili tarafından istenilmesi üzerine, Yargıtay 5.Hukuk Dairesi'nin 15.4.2003 gün ve 2903-5343 sayılı ilamıyla bozularak dosya yerine geri çevrilmekle yeniden yapılan yargılama sonunda; mahkemece önceki kararda direnilmiştir.
TEMYİZ EDEN : Davacı vekili
HUKUK GENEL KURULU KARARI
Hukuk Genel Kurulu'nca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü:
Mahkeme hükmünün hukuki varlık kazanabilmesi için onun tefhim edilmesi gerekir.Verilen kararla ne şekilde tefhim edildiğinin duruşma tutanağına yazılması zorunludur (HUMK.151/2).
HUMK.nun 3156 sayılı Kanunla değişik 381.maddesi ile de hükümlerin nasıl tefhim edileceği düzenlenmiştir. Bu madde hükmüne göre; mahkeme hazır olan tarafın iddia ve savunmalarını dinledikten sonra yargılamanın sona erdiğini bildirerek kararını tefhim eder.
Kararın tefhimi en az 388.maddede belirtilen hüküm sonucunun duruşma tutanağına geçirilerek okunması suretiyle olur.,
Zorunlu nedenlerle yalnız hüküm sonucunun tefhim edildiği hallerde gerekçeli kararın tefhim tarihinden başlayarak onbeş gün içinde yazılması gerekir.
Hüküm sonucunun ne olduğu ise HUMK.nun 388/2.maddesinde belirtilmiştir.Anılan maddede; "Hüküm sonucu kısmında gerekçeye ait herhangi bir söz tekrar edilmeksizin istek sonuçlarından herbiri hakkında verilen hükümle taraflara yüklenen borç ve tanınan hakların, mümkünse sıra numarası altında birer birer, açık şüphe ve tereddüt uyandırmayacak şekilde gösterilmesi gereklidir." Hükmüne yer verilmiştir.
Aynı kural, HUMK.nun 389.maddesinde de tekrarlanmış, "verilen karar ile iki tarafa tahmil ve bahşedilen vazife ve haklar şüphe ve tereddütü mucip olmayacak surette gayet sarih ve açık yazılmalıdır." denilmiştir.
Kısa karar ve gerekçeli kararın uyum içerisinde bulunması gerekir.
Bu kurallar yargıda açıklık ve netlik prensibinin gereğidir.Aksi hal yeni tereddüt ve ihtilaflar yaratır.Hatta giderek denebilir ki, dava içinden davalar doğar, hükmün hedefine ulaşmasını engeller, kamu düzeni ve barışı oluşturulamaz.
Somut olayda; aslolan kısa kararda "1- Bozma kararının 1 nolu bendi yönünden eski kararda ısrar edilmesine,
2- Aynı kararın 2 nolu bendi uyarınca bozmaya uyulmasına buna göre ödeme nedeniyle davanın konusu kalmadığından karar tehdidine yer olmadığına,
3- Dava konusu alacak miktarı üzerinde karar tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Ücret Tarifesi uyarınca hesap ve takdir edilen 283.628.780 TL.nisbi vekalet ücretinin davalıdan tahsili ile davacıya verilmesine,......" şeklinde karar verilmiştir.
Gerekçeli kararda ise kısa kararla çelişki yaratacak biçimde; "1- Eski kararda ısrar edilerek faiz konusunda davacı idarenin faiz talebinin reddine, dava açıldıktan sonra iade nedeniyle davanın konusu kalmadığından karar tertibine yer olmadığına,
2- Fazla alınan 33.320.000 TL.harcın istek halinde davacı tarafa iadesine......." cümlesi eklenmiştir.
Yargıtay İçtihatları Birleştirme Büyük Genel Kurulu'nun 10.4.1992 gün ve 1991/7 Esas, 1992/4 karar sayılı kararında açıklandığı gibi; "kısa kararla gerekçeli kararın çelişkili olması bozma nedenidir. Bozmadan sonra yerel mahkeme önceki kısa kararla bağlı olmaksızın çelişkiyi kaldırmak kaydıyla vicdani kanaatine göre karar verecektir."
Bu itibarla; kamu düzeni ile ilgili ve kendiliğinden (resen) gözönünde bulundurulması gereken bu usul kuralına aykırı biçimde yazılı olduğu üzere hüküm kurulması doğru değildir. Bu nedenle direnme kararı bozulmalıdır.
Sonuç: Davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile, direnme kararının yukarıda gösterilen nedenlerden dolayı HUMK.nun 429.maddesi gereğince BOZULMASINA, bozma nedenine göre sair temyiz itirazlarının incelenmesine şimdilik yer olmadığına, istek halinde temyiz peşin harcının iadesine, 7.4.2004 gününde oybirliği ile karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy