(1086 S. K. m. 151/2, 381, 388, 389)
Dava: Taraflar arasındaki "kamulaştırmadan vazgeçme nedeniyle alacak" davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; Pendik Asliye 2. Hukuk Mahkemesince davanın reddine dair verilen 25.12.2002 gün ve 2002/764 - 861 sayılı kararın incelenmesi davacı vekili tarafından istenilmesi üzerine, Yargıtay 5. Hukuk Dairesi'nin 15.4.2003 gün ve 2003/2905 - 5342 sayılı ilamıyla bozularak dosya yerine geri çevrilmekle yeniden yapılan yargılama sonunda; mahkemece önceki kararda direnilmiştir.
Hukuk Genel Kurulu'nca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü:
Karar: Mahkeme hükmünün hukuki varlık kazanabilmesi için onun tefhim edilmesi gerekir. Verilen kararla ne şekilde tefhim edildiğinin duruşma tutanağına yazılması zorunludur. ( HUMK.151/2 ).
HUMK.nun 3156 sayılı Kanunla değişik 381. maddesi ile de hükümlerin nasıl tefhim denileceği düzenlenmiştir. Bu madde hükmüne göre; mahkeme hazır olan tarafın iddia ve savunmalarını dinledikten sonra yargılamanın sona erdiğini bildirerek kararını tefhim eder.
Kararın tefhimi en az 388. maddede belirtilen hüküm sonucunun duruşma tutanağına geçirilerek okunması suretiyle olur.
Zorunlu nedenlerle yalnız hüküm sonucunun tefhim edildiği hallerde gerekçeli kararın tefhim tarihinden başlayarak onbeş gün içinde yazılması gerekir.
Hüküm sonucunun ne olduğu ise HUMK.nun 388/2. maddesinde belirtilmiştir. Anılan maddede; "Hüküm sonucu kısmında gerekçeye ait herhangi bir söz tekrar edilmeksizin istek sonuçlarından her biri hakkında verilen hükümle taraflara yüklenen borç ve tanınan hakların, mümkünse sıra numarası altında birer birer, açık şüphe ve tereddüt uyandırmayacak şekilde gösterilmesi gereklidir." Hükmüne yer verilmiştir.
Aynı kural, HUMK.nun 389. maddesinde de tekrarlanmış, "verilen karar ile iki tarafa tahmil ve bahşedilen vazife ve haklar şüphe ve tereddütü mucip olmayacak surette gayet sarih ve açık yazılmalıdır." denilmiştir.
Kısa karar ve gerekçeli kararın uyum içerisinde bulunması gerekir.
Bu kurallar yargıda açıklık ve netlik prensibinin gereğidir. Aksi hal yeni tereddüt ve ihtilaflar yaratır. Hatta giderek denebilir ki, dava içinden davalar doğar, hükmün hedefine ulaşmasını engeller, kamu düzeni ve barışı oluşturulamaz.
Somut olayda da aslolan kısa kararda,
"...1- Bozma kararının 1 nolu bendi yönünden eski kararda ısrar edilmesine,
2- Aynı kararın 2 nolu bendi uyarınca bozmaya uyulmasına buna göre ödeme nedeniyle davanın konusu kalmadığından karar tertibine yer olmadığının,
3- Dava konusu alacak miktarı üzerinden karar tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari ücret Tarifesi uyarınca hesap ve takdir edilen 217.648.670.- TL. nisbi vekalet ücretinin davalıdan tahsil ile davacıya verilmesine, ayrıca davalının davanın açılmasına sebebiyet vermiş olması nedeniyle davacı tarafından yapılan yargılama giderleri ile de sorumlu tutulmasına dair Yargıtay inceleme yolu açık olmak üzere açıkça verilen karar usulen okunup anlatıldı..." şeklinde karar verilmiştir.
Gerekçeli kararda ise kısa kararla çelişki yaratacak biçimde;
"...1- Eski kararda ısrar edilerek faiz konusunda davacı idarenin faiz talebinin reddine, Dava açıldıktan sonra iade nedeni ile davanın konusu kalmadığından karar tertibine yer olmadığına,
2- Fazla alınan 24.420.000.- TL. Harcın istek halinde davacı tarafa iadesine,
3- Karar tarihinde yürürlükte bulunan Av. As. Üc. Tarifesi uyarınca talep edilen bedel üzerinden hesap ve takdir edilen 217.648.000.- TL. Nispi vekalet ücretinin davalıdan tahsili ile davacı vekiline verilmesine,
4- Davacının peşin olarak yatırmış olduğu 10.830.000.- TL. ( iadesine karar verilen harç düşülmüştür. ) Harç 5.000.000.- TL. Tebligat gideri 15.000.000.- TL. Temyiz posta gider ki, toplam 30.830.000.- TL. Yargılama giderinin davalıdan tahsili ile davacıya verilmesine dair..." cümlesi eklenmiştir.
Kısa kararla gerekçeli karar arasında açıklanan şekilde çelişik bulunduğu gibi direnilen ilk karardan da farklı bir hüküm kurulmakla direnme kararı ile davalı yararına gerçekleşen usulü kazanılmış hak ilkeleri de ihlal edilmiştir. Mahkemece direnme kararı verildiğine göre kısa kararında ilk karara uygun biçimde hüküm fıkrası oluşturulmalı ve gerekçeli karar da bu karara uygun yazılmalıdır.
Bu itibarla; kamu düzeni ile ilgili ve kendiliğinden ( resen ) göz önünde bulundurulması gereken bu usul kuralına aykırı biçimde yazılı olduğu üzere hüküm kurulması doğru değildir. Bu nedenle direnme kararı bozulmalıdır.
Sonuç: Davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile, direnme kararının yukarıda gösterilen nedenlerden dolayı BOZULMASINA, 7.4.2004 gününde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy