(2709 S. K. m. 125) (2942 S. K. m. 11)
Dava: Dava, kamulaştırmasız el atma iddiasına dayanan, bedel istemine ilişkindir.
Davacılar vekili; Davalı idarece Istranca derelerinden su pompalanması sonucu tabii su seviyesi yükselen Terkos baraj gölünden taşan suların, davacıların mülkiyetinde bulunan 41 parsel sayılı taşınmazın tamamını kapladığını ve taşınmazın sürekli su altında bulunması nedeniyle çeltik hariç başka bir kültür bitkisinin yetiştirilme olanağının bulunmadığını ileri sürerek, dava konusu taşınmaza kamulaştırmasız el atılması sebebiyle mülkiyetin davalı idareye devrine ve 500.000.000 TL tazminatın yasal faiziyle birlikte davalı idareden tahsiline karar verilmesini istemiştir.
Davalı İSKİ Genel Müdürlüğü vekili; Dava konusu taşınmazın Terkos Gölü Maksimum Su Kotu'nun dışında olup, idarenin maksimum su seviyesine kadar su toplama yetkisinin bulunduğunu; Bunun dışında aşırı yağışlar nedeniyle taşınmazda biriken suların her yıl idarece tahliye edilmesinin, el atma iradesinin mevcut olmadığını açıkça gösterdiğini savunarak, davanın reddine karar verilmesini istemiştir.
Mahkemenin; ""Sonbaharda artan yağışlar ve Terkos Gölünde fazla su biriktirilmesine bağlı olarak dava konusu taşınmazın her yıl altı ay su altında kaldığı ve bu hususun süreklilik kazandığı"" gerekçesiyle, kamulaştırmasız el atmanın varlığını benimsemek suretiyle verdiği ""davanın kabulüne"" dair karar, Özel Daire'ce yukarıda açıklanan gerekçeyle bozulmuştur. Mahkemece; ""Terkos gölünden taşan suların taşınmazın tamamını kapladığı ve davacıların, taşınmazdan faydalanma olanağının davalı idarece engellendiği"" gerekçesiyle, eski hükümde direnilmiş; Kabule göre denilmek suretiyle vekalet ücretinin taraf lehine hükmedilmesi gereğine değinen 2. maddeye ise uyulduğu belirtilmiştir.
Karar: 1. Görüldüğü üzere yerel mahkeme ile Özel Daire arasındaki uyuşmazlık; Davalı idarenin dava konusu taşınmazda kalıcı bir müdahalesinin bulunup bulunmadığı; Davacının, taşınmazdan faydalanma olanağının davalı idarece engellenip engellenmediği; Bu bağlamda, kamulaştırmasız el koyma olgusunun gerçekleşip gerçekleşmediği noktalarında toplanmaktadır.
Uyuşmazlığın sağlıklı bir çözüme kavuşturulabilmesi için öncelikle ""Kamulaştırmasız el koyma"" kavramının açıklanmasında yarar vardır.
Kamulaştırma yetkisine sahip bir idare, Anayasa ve yasalara uygun bir işlem oluşturmaksızın, bir kimsenin taşınmaz malına el koyar ve onun üzerinde bir tesis veya bina yapar yahut o taşınmaz malı bir hizmete tahsis ederek mal sahibinin taşınmazı üzerinde dilediği gibi kullanma hakkına karşı herhangi bir girişimde bulunursa, idare taşınmaz mala kamulaştırmasız el koymuş sayılır ( Ali Arcak, Kamulaştırmasız El Koyma ve Yeni Hükümler, Ankara, 1987, s. 23 ).
Bu bağlamda, bir taşınmaza kamulaştırmasız el atıldığından söz edilebilmesi için, öncelikle idarenin, o taşınmaza eylemli olarak el koyup, malikin kullanımını, yasaya aykırı şekilde tamamen ortadan kaldırması ve bu durumun kalıcı olması şarttır.
Eş söyleyişle idare, el koyma eylemini, o taşınmazı sahiplenme amaç ve kastı ile yapmış olmalıdır. El koyma eylemi açıklanan nitelikte değil ve sadece geçici bir kullanım söz konusu ise, kamulaştırmasız el koyma olgusu mevcut değildir. Bundan dolayı malikin bir zararı oluşsa bile, taşınmaz bedelinin istenilmesine hukuken olanak yoktur. Böyle bir durum, sadece ve ancak, uğranılan zararın tazminini başka hukuksal yol ve kavramlara dayalı olarak isteme olanağı verebilir.
Yine, kamulaştırmasız el koyma hükümlerinin uygulanması, mal sahibinin kullanımına engel olma ve malın elinden alınması anlamını taşıdığına göre, taşınmaz, mal sahibinin elinde bulunduğu ve kullanma hakkına sahip olduğu sürece, mal sahibi idareden değer karşılığının verilmesini isteyemez.
Tüm açıklamalar ışığında somut durum değerlendirildiğinde;
Mahkemece alınan fen bilirkişi raporunda, davalı idarece düzenlenen Terkos Gölü Su Kod Seviyesi Haritası'na göre, dava konusu taşınmazın Terkos Gölü azami su kodu sınırının dışında kaldığı tespit edilmiş; Zirai bilirkişi kurulu raporunda, taşınmaz ile Terkos Gölü arasında, suyun geçişini engelleme amacına yönelik toprak dolgu set yapıldığı, taşınmaz üzerindeki suyun davalı idarece motopomplarla her yıl Terkos Gölüne aktarıldığı ve taşınmaz maliklerince çeltik tarımının yapıldığı ifade edilmiştir.
Dava konusu taşınmaz, Terkos Gölü'nü çevreleyen şeddenin ve azami su kodunun dışında olup; yılın belirli aylarında bu setteyi aşan göl suyunu taşınmazdan tahliye eden davalı idarenin bu tasarrufları, taşınmazı sahiplenme amacının bulunmadığını açıkça ortaya koymaktadır.
Öte yandan, taşınmazın davacıların elinde bulunduğu ve mevcut haliyle üzerinde çeltik tarımı yapılmakla, kullanımın kalıcı ve sürekli şekilde idarece engellenmediği de açıktır.
Esasen, davacılara ait tapulu yeri, zaman zaman taşan göl sularının kaplaması, mülkiyet hakkının sona erdiğinin kabulüne yetmez. Zira, taşınmaz üzerindeki suyun tahliyesi sonucu bu yerin, tarım arazisi olarak kullanıldığı anlaşılmaktadır.
Direnme kararında sözü edilen, çeltik ürününde verim düşüklüğü ve alternatif ürün yetiştirilmemesi sebebiyle davacı tarafın bir zararı mevcut olsa dahi, az yukarıda açıklandığı üzere bu husus, taşınmaz bedelini talep hakkı vermez.
Sonuç: Açıklanan bu durum karşısında, somut olayda, kamulaştırmasız el atmanın varlığından söz edilemeyeceğinden, davanın reddi gereğine değinen ve Hukuk Genel Kurulunca da benimsenen Özel Daire bozma kararına uyulmak gerekirken, aksine düşüncelerle direnme kararı verilmesi usul ve yasaya aykırıdır. Bu nedenle direnme kararı bozulmalıdır.
2. Bozma nedenine göre de; aslında bir eleştiri niteliğini taşıyan ve bu nedenle Yargıtay uygulamasında direnmeye konu edilemeyeceği kabul edilen vekalet ücretine ilişkin husus inceleme konusu yapılmamıştır.
Full & Egal Universal Law Academy