(3402 S. K. m. 14) (1086 S. K. m. 276)
Dava: Taraflar arasındaki kadastro tespitinin iptali, tescil davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; Ardahan Kadastro Mahkemesi'nce davanın reddine dair verilen 02.12.2003 gün ve 2003/35 E. 41 K. sayılı kararın incelenmesi davacı vekili tarafından istenilmesi üzerine,
Yargıtay 7. Hukuk Dairesi'nin 11.03.2004 gün ve 2003/455-869 sayılı ilamı ile;
(... Kadastro sırasında dava konusu taşınmaz tutanağında belirtilen hukuksal nedenlere dayanılarak davalı taraf adına tespit edilmiştir. Davacı Hazine taşınmazın kamu malı niteliğinde mera olduğunu öne sürerek dava açmıştır. Mahkemece davanın reddine, çekişmeli taşınmazın tespit gibi davalı taraf adına tesciline karar verilmiş, hüküm davacı Hazine tarafından temyiz edilmiştir.
Taraflar arasındaki uyuşmazlık dava konusu taşınmazın kamu malı niteliğinde mera olup olmadığı yönünde toplanmıştır. Kural olarak, mahkemece bir yerin mera olarak kabul edilebilmesi için taşınmazın yetkili idari merciler tarafından mera olarak tahsis edilmiş olması ya da taşınmazın öncesinin bilinmeyen bir zamandan beri geleneksel biçimde kullanılagelen kamu malı niteliğinde mera olduğunun anlaşılmasına bağlıdır. Dava konusu taşınmazın bulunduğu bölgede yetkili idari merciler tarafından 4342 sayılı Yasa uyarınca oluşturulan komisyon aracılığıyla mera tahsisi yapıldığı saptanmıştır. Dava konusu taşınmazın bölgede yetkili idari merciler tarafından düzenlenen mera tahsis haritasının kapsamında kalmadığı mahkemece yapılan keşif, uygulama, toplanıp değerlendirilen delillerle belirlenmiştir. Kural olarak, dava konusu taşınmazın bulunduğu bölgede yapılan mera tahsis haritasının kapsamı dışında kalan taşınmaz yada taşınmazlar tahsis gününden sonra mera niteliğini yitirir. Bilgilerine başvurulan yerel bilirkişi ve tanıkların anlatımlarına göre taşınmazın öncesinin geleneksel biçimde kullanılagelen kamu malı niteliğinde mera olduğu belirlenmiştir. Bu nitelikteki taşınmazların gerçek ya da tüzel kişilere satış yada bağışını daha açık bir anlatımla devir ve temlikini içeren her türlü işlem geçersizdir. Mera tahsisine ilişkin yönetimsel işlemin kesinleşme gününe kadar dava konusu taşınmazın kamu malı niteliğinde mera olması nedeniyle sürdürülen zilyetliğin süresi ne olursa olsun hukukça değer taşıması olanak dışıdır. Ne var ki, mera tahsisinin yapıldığı gün ile kadastro tespitinin yapıldığı gün arasında 3402 sayılı Kadastro Kanunu'nun 14. maddesi hükmünde öngörülen iktisap sağlayan 20 yıllık süre dolmamıştır. Mahkemece bu olgular dikkate alınarak davanın kabulüne, taşınmazın davacı Hazine adına tesciline karar verilmesi gerekirken, delillerin takdirinde yanılgıya düşülerek yazılı şekilde hüküm kurulması isabetsizdir...) gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle, yeniden yapılan yargılama sonunda, mahkemece önceki kararda direnilmiştir.
Temyiz Eden: Davacı vekili
Hukuk Genel Kurulu Kararı
Hukuk Genel Kurulunca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü:
Tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dosyadaki tutanak ve kanıtlara bozma kararında açıklanan nedenlere göre;
Dava konusu taşınmazın kadastro tespitine bir kayıt ve belge esas alınmadığı gibi, yargılama sırasında da taraflar bir kayıt ve belgeye dayanmamışlardır.
İddia ve savunmaya, duruşma tutanaklarına yansıyan bilgi ve belgelere mahkemece toplanıp değerlendirilen delillere göre, yanlar ile yerel mahkeme ve yerel mahkeme ile Özel Daire arasındaki uyuşmazlık, dava konusu taşınmazın kamu malı niteliğinde mera olup olmadığı noktasında toplanmaktadır.
Mahkemece; dava konusu taşınmazın bölgede 4342 sayılı Mera Kanunu uyarınca yapılan mera tahsis haritasının kapsamı dışında kaldığı, çekişmeli taşınmazın öncesi bilinmeyen bir zamandan beri geleneksel biçimde kullanılagelen kamu malı niteliğinde mera olmadığı, tespit gününe kadar 20 yılı aşkın süreyle taşınmaz üzerinde zilyet bulunan davalı taraf yararına 3402 sayılı Kadastro Kanunu'nun 14. maddesi hükmünde öngörülen kazandırıcı zamanaşımı zilyetliği ile taşınmaz edinme koşullarının gerçekleştiği gerekçe gösterilerek hüküm kurulmuş ve önceki kararda direnilmiştir.
Kural olarak mahkemece bir yerin mera olarak kabul edilebilmesi, taşınmazın yetkili idari merciler tarafından mera olarak tahsis edilmiş olması ya da taşınmazın öncesi bilinmeyen bir zamandan beri geleneksel biçimde kullanılagelen kamu malı niteliğinde mera olduğunun saptanmasına bağlıdır.
Dosya içeriğine göre, dava konusu taşınmazın bulunduğu bölgede, yetkili idari merciler tarafından 4342 sayılı Mera Kanunu uyarınca oluşturulan komisyon aracılığı ile mera tahsisinin yapıldığı anlaşılmaktadır.
Az yukarda saptanan hukuksal olguların ışığı altında somut olaya bakıldığında mahkemece yapılan araştırma, uygulama hüküm vermeye yeterli değildir. Uzman bilirkişi tarafından düzenlenen harita ve rapor, keşfi izlemeye bilirkişi sözlerini denetlemeye imkan vermediği gibi, hükme dayanak yapılan yerel bilirkişi sözleri ise olaylara dayanmayan, soyut nitelikte gerekçesiz sözlerden ibarettir. Öte yandan, iddia ve savunmanın kıymetlendirilmesi yönünden mahallinde yapılan keşifte tanık dinlenmemesinin yasal nedenleri hüküm yerinde açıklanmamış, gerekçeleri tartışılmamıştır. Kaldı ki mahkemenin keşifte yerel bilirkişi seçiminde izlediği yöntem de HUMK'nun 276. maddesi hükmüne aykırıdır.
Gerçekten HUMK'nun 276/3. maddesinde yalnız bir kişinin ehli vukuf intihap edilebileceği üçten ziyade intihap olunamayacağı duraksamasız açıklandığı halde, mahkemece 2 yerel bilirkişi dinlenmesinin nedenleri de anlaşılamamıştır. Bunun yanı sıra hükme dayanak yapılan yerel bilirkişi sözleri komşu taşınmazların tespitlerine bir kayıt ve belge esas alınmış ise bu kayıt ve belgelerle, aksi takdirde tespit tutanağı içerikleri ile denetlenmesi gerekirken, bu denetim de yapılmamıştır. Öte yandan uzman ziraatçı bilirkişinin raporu, dava niteliği dikkate alındığında, bilimsel verilere dayanmayıp, konuya ilişkin genellemelerle, doyurucu olmayan açıklamalardan ibarettir. Yerel bilirkişilerin keşif tutanağına geçen kimliklerine ve keşfin yapıldığı güne göre saptanan yaşları dikkate alındığında, taşınmaz üzerinde davalı tarafın sürdürdüğü zilyetliğin süresine ilişkin sözleri yetersiz kalmaktadır.
O halde, sağlıklı bir sonuca varılabilmesi için, yöreyi iyi bilen elverdiğince yaşlı, yansız, dava sonucunda yararı olmayan, dava konusu taşınmazın bulunduğu köye komşu köyler halkından seçilecek yerel bilirkişiler; tapu fen memuru veya harita mühendisi, ziraat mühendisi veya ziraat yüksek mühendisi niteliğini haiz uzman bilirkişiler aracılığıyla taşınmaz başında yeniden keşif yapılmalı, yerel bilirkişi seçimi konusunda mahkemece HUMK'nun 276. maddesi hükmü göz önünde tutulmalı, mera tahsis haritası yerel bilirkişi yardımı, uzman bilirkişi eliyle yerine uygulanmalı, uygulamada kadastro paftasının ölçeği ile mera tahsis haritasının ölçeği eşitlendikten sonra her iki harita çakıştırılmak suretiyle yerine uygulanmalı; özellikle uygulamada haritalarda tarif edilen belli poligon ve röper noktaları ile arz üzerindeki doğal ya da yapay sınır yerlerinden yararlanılmalı, bu yolla dava konusu taşınmazın mera tahsis haritasının kapsamında kalıp kalmadığı duraksamasız belirlenmeli; bu belirleme yapılırken çekişmeli taşınmazın konumu kadastro paftası ile mera tahsisinin dayanağı haritasında açıkça gösterilmeli, çekişmeli taşınmazın mera tahsis haritasının kapsamında kalmadığı saptandığı takdirde; dava konusu taşınmazın öncesi bilinmeyen bir zamandan beri, geleneksel biçimde mera olarak kullanılagelen yerlerden olup olmadığı yolunda, yerel bilirkişi ve tanıklardan olaylara dayalı bilgi alınmalı, daha sonra dava konusu taşınmaz mahkemece, uzman ziraatçı bilirkişi hazır olduğu halde bizzat görülüp gözlenmeli, mahkemenin gözlemi keşif tutanağına aynen geçirilmeli, özellikle taşınmazın fiziksel ve toprak yapısı, meyil durumu ayrıntılı biçimde incelenmeli, gerekirse taşınmazda çukurlar açılarak örnekler alınmalı, komşu taşınmazlarla toprak mukayesesi yapılmalı, taşınmazda toprak ya da taş unsurundan hangisinin galip olduğu özellikle belirlenmeli, bu olgu da keşif tutanağına geçirilmeli, dava konusu taşınmazın öncesinin de mera olmadığı sonucuna varıldığı takdirde taşınmaz üzerinde sürdürülen zilyetliğin başlangıç günü, süresi, sürdürülüş biçimi hakkında yerel bilirkişi ve tanıklardan olaylara dayalı bilgi alınmalı, keşifte dinlenen yerel bilirkişi ve tanık sözleri ile tutanak bilirkişilerinin beyanları çeliştiği takdirde, tutanak bilirkişileri de taşınmaz başında ayrı ayrı dinlenerek aykırılık giderilmeli, komşu taşınmazların tespit tutanağı içerikleri ayrıca varsa dayanakları kayıtlarla yerel bilirkişi ve tanık sözleri denetlenmeli, uzman bilirkişi fen memurundan keşfi izlemeye, bilirkişi sözlerini denetlemeye; uzman ziraatçı bilirkişiden mahkemenin keşif tutanağına geçen gözlemini yansıtmaya elverişli, ayrıntılı, gerekçeli rapor alınmalı, gerektiğinde dava konusu taşınmazın toprak yapısı hakkında bölgeye en yakın Ziraat Fakültesi toprak kürsüsünden rapor alınması düşünülmeli, özellikle deliller değerlendirilirken dava konusu taşınmazın kadastro tespitine bir kayıt ve belgenin esas alınmadığı, yargılama sırasında tarafların bir kayıt ve belgeye dayanmadığı, çekişmeli taşınmazların sınırlarındaki komşu taşınmazların türü ve eylemli durum ile kamu mallarından sayılan mera niteliğindeki taşınmazlar içerisinde yol, hendek, dere, taşlık, çukur, tepe gibi doğal sınır yerlerinin de bulunabileceği göz önüne alınmalı, bu nitelikteki sınır yerlerinin eylemli mera ile çekişmeli taşınmaz arasında bulunması halinde, sözü edilen eylemli durumun kesinlikle taşınmazı meradan ayırıcı bir unsur olamayacağı düşünülmeli, bundan sonra toplanan ve toplanacak tüm deliller birlikte değerlendirilerek sonucuna göre bir hüküm kurulmalıdır. Yukarıda açıklanan biçimde bir araştırma ve soruşturma yapılmaksızın önceki kararda direnilmesi, usul ve yasaya aykırıdır. Bu nedenlerle direnme kararı bozulmalıdır.
Sonuç: Davacı Hazine vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile direnme kararının yukarıda ve Özel Daire bozma kararında gösterilen nedenlerden dolayı HUMK. nun 429. maddesi gereğince BOZULMASINA, 13.10.2004 gününde yapılan 2. görüşmede oyçokluğu ile karar verildi.
MUHALEFET ŞERHİ
Niza konusu taşınmaz fen bilirkişi raporuna göre toprak komisyonunca belirlenen mer'a tahsis haritası içerisinde kalmamaktadır. Yani nizalı taşınmaz mer'a olarak tahsis edilmemiştir. Tahsisli mer'a değildir. Tepesu Köyü'nde tahsisli mer'a kaydının bulunmadığı bildirilmiştir.
Keşifte dinlenilen yerel bilirkişiler de; Nizalı taşınmazın 1960 yılından bu tarafa tarla olarak kullanıldığını, köy hayvanlarını burada otladığını veya buranın mer'a olarak kullanıldığını görmediklerini, köye ait mer'anın dava konusu parselin daha batısında kaldığını, mer'a ile nizalı taşınmaz arasında şahıslara ait taşınmazlar olduğunu bildirmişlerdir. Böylece nizalı taşınmazın kadim mer'a olmadığını, ham toprak olduğunu açıklamışlardır.
Keşifte dinlenilen ziraat mühendisi, taşınmazın 35-40 yıl önce ham topraktan tarıma açıldığını ve halen tarım arazisi niteliğinde olduğunu, tarla olarak kullanıldığını, taşınmazın mer'a parseline göre farklı özellikler gösterdiğini, mer'a olmadığını vurgulamıştır. Anılan bulgular tespite de uygun düşmektedir.
Hal böyle olunca;
Taşınmazın evveliyatı kadim veya tahsisli mer'a olmadığı gibi ham toprak olduğu belirlendiğinden, süre gelen zilyetliğe değer verilmesi zorunludur. Zilyetlik hukukça değer taşımaktadır. 20 yılı aşkın zilyetlik de somut olayda gerçekleşmiştir. Bu nedenlerle mahalli mahkeme kararının onanması gerektiği kanaati ile; Yüksek 7. Hukuk Dairesi'nin dosya kapsamı ile örtüşmeyen kesin bozmasına ve Mahkemece tüm araştırmalar yapıldığından, yeniden araştırılması gereken husus kalmadığından Yüksek Hukuk Genel Kurulu'nun araştırmaya yönelik çoğunluğunun görüşüne de muhalifiz. 13.10.2004
Full & Egal Universal Law Academy