(3402 S. K. m. 14) (4721 S. K. m. 705, 713)
Dava : Taraflar arasındaki "tescil" davasından dolayı yapılan yargılama sonunda;Ankara 9.Asliye Hukuk Mahkemesince davanın reddine dair verilen 27.11.2002 gün ve 2002/231-802 sayılı kararın incelenmesi davacı vekili tarafından istenilmesi üzerine, Yargıtay 8.Hukuk Dairesinin 17.3.2003 gün ve 1683-1571 sayılı ilamı ile, ( ...Davacı vekili, tapuluma tespitleri sırasında ziraata gayri salih niteliğiyle tapulama dışı bırakılan taşınmazın imar-ihya ve 1950 yılından itibaren süre gelen kazanmayı sağlıyan zilyetlik nedeniyle 3402 sayılı Kanunun 14 ve 17.maddeleri hükümlerine göre müvekkili adına tescilini talep ve dava etmiştir.
Davalı Hazine vekili, davacının tescil talep ettiği taşınmaz için ecrimisil ödediğini, zilyetlikle iktisap şartlarının gerçekleşmediğini açıklayarak davanın reddini istemiştir.
Yerel mahkeme, taşınmazın üzerindeki inşaat ve ağaçların yaşı itibariyle zilyetlikle iktisap süresinin dolmadığını, ayrıca davacının bu yere ecrimisil ödediğini, zilyetliğinin malik sıfatıyla olmadığını açıklayarak davayı reddetmiştir.
Hükmü davacı vekili temyiz etmiştir.
Mamak Kadastro Müdürlüğü, taşınmazın tapulama tespiti sırasında ziraate elverişsiz arazi niteliğiyle tespit dışı bırakıldığını belirtmiştir. Çevre parsellere ait tutanaklardan tapulama tespitinin 26.11.1950 tarihinde yapıldığı anlaşılmaktadır. Dinlenen şahitler, davacının ve ondan öncede babasının 50 yılı bulan zilyetliğinden söz etmişlerdir. Yine aynı şahitler ve mahalli bilirkişi imar-ihya işlemlerinin zilyetlikle birlikte başladığını açıklamışlardır. Dosya arasında bulunan 1971 tarihli hava fotoğrafı keşif sırasında teknik bilirkişilere uygulatılmış, bu yerde davacıya ait iki ayrı binanın ve ön tarafta bahçenin olduğunu tespit etmişler, beyanları keşif zaptına alınmıştır. Bilirkişilerden ziraat mühendisi bilirkişi ile inşaat mühendisi bilirkişi raporlarında bu hususa yer vermedikleri gibi, fen elamanı da açıklama yapmamıştır. Ziraat bilirkişisi ve inşaat mühendisi bilirkişisi, taşınmazın niteliğiyle ilgili hiçbir değerlendirme yapmamışlardır. Sadece, inşaat ve üzerindeki meyve ağaçlarıyla ilgili açıklamada bulunmuşlardır. Bilirkişilerin keşif zaptına geçen hava fotoğrafının uygulanmasına ilişkin beyanları dikkate alındığında taşınmazın en geç 1971 yılından itibaren tasarruf edildiği de sabit olmaktadır.
Dinlenen mahalli bilirkişi, davacı şahitlerinin beyanlarına göre 18.10.2002 keşif tarihinden geriye doğru davacının imar ihya ile örtüşen en az 50 yıllık eklemeli zilyetliği söz konusudur. Bu süre iktisap için yeterlidir. Ecrimisil ödeme tarihi 26.12.1997 tarihindir. Ecmisili ihbarnamesine göre işgalin başladığı tarih 1991'dir. Şahit beyanlarına göre davacının eklemeli zilyetliği 1952 yılında başladığına göre, ecrimisil ihbarnamesi tarihine kadar geçen süre iktisap için yeterli bir süredir.
TMK.nun 705.maddesine göre; taşınmaz mülkiyetinin kazanılması tescille olur. Kanunda öngörülen diğer hallerde mülkiyet tescilden önce de kazanılır. Davacının 1952 yılında başlayan imar-ihya işlemi ve zilyetliğiyle 1991 yılına kadar geçen 39 yıl, kanunun aradığı iktisap için yeterli süreyi aşmaktadır. 3402 sayılı Kanunun 14 ve 17.maddelerindeki şartlar gerçekleştiğinden davanın kabulüne karar vermek gerekirken aksine düşüncelerle davanın reddine karar verilmiş olması usul ve yasaya aykırıdır... ) gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle, yeniden yapılan yargılama sonunda, mahkemece önceki kararda direnilmiştir.
Hukuk Genel Kurulu'nca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü:
Karar: Dava, tapulama dışı yerin imar ve ihya hukuksal nedenine dayalı zilyetlik yoluyla tescili isteminden ibarettir.
Davacı, dava konusu tapulama sırasında tespit dışı bırakılan yeri, 30 yıldan fazla süredir imar ve ihya edip malik sıfatıyla çekişmesiz ve aralıksız kullandığını ileri sürerek, taşınmazın adına tesciline karar verilmesini talep etmiştir.
Davalı Hazine, davacının dava konusu yer için Hazineye ecrimisil ödediğini, devletin hüküm ve tasarrufu altındaki yerin zilyetlikle kazanımının mümkün olmadığını savunarak, davanın reddine karar verilmesini istemiştir.
Mahkemenin, taşınmazda bulunan ağaçların yaşı dikkate alındığında zilyetlik süresinin dolmadığı ve davacının dava konusu taşınmaz için ecrimisil ödemesi nedeniyle zilyetliğin malik sıfatıyla olmadığı gerekçesiyle, davanın reddine ilişkin olarak kurduğu hüküm özel dairece, yukarıda açıklanan nedenlerle bozulmuş, mahkemece, önceki hükümde direnilmiştir.
Direnme yoluyla Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; davacının zilyetlikle kazanım için 3402 Sayılı Kadastro Yasasının 14 ve 17. maddeleri ile TMK m.713 ( TKM m.639 ) uyarınca öngörülen 20 yıllık kazandırıcı zamanaşımı süresinin dolup dolmadığı ve davacının Hazineye ecrimisil ödemesi nedeniyle süregelen zilyetliğin malik sıfatıyla sayılıp sayılamayacağı noktalarında toplanmaktadır.
Dosyadaki tapu kayıtlarına göre, dava konusu taşınmazın bulunduğu yerde 26.11.1950 tarihinde tapulama tespiti yapıldığı, 26.1.1951 tarihinde çevre parsellerin tapu kayıtlarının itirazsız kesinleştiği, yapılan bu tespit sırasında dava konusu taşınmazın ziraata elverişsiz arazi olarak tapulama dışı bırakıldığı anlaşılmaktadır. Taşınmazda sürdürülen zilyetlik süresinin sadece burada bulunan ağaçların yaşı ile tespiti doğru değildir. Doğru bir sonuca varılabilmesi için, bu konuda dosyada bulunan tüm deliller birlikte değerlendirilerek bir sonuca varılmalıdır. Nitekim somut olayda, keşifte yeminle dinlenen yerel bilirkişi ve tanıklar keşif tarihi olan 18.10.2002 tarihinden geriye doğru bu yere önce davacının babası Tahsin Kazan'ın, sonrada davacının eklemeli olarak 50 yıldır zilyet olduklarını, Tahsin'in 25-30 sene önce mallarını taksim ettiğini ve dava konusu taşınmazı davacıya verdiğini, Tahsin'in Osman'la birlikte burayı imar ve ihya ettiğini, burada bulunan eski evi Tahsin'in yaptığını, davacının da kendisine geçtikten sonra bir ev yaptığını ve toprağı işleyip bahçe olarak kullanmaya devam ettiğini, beyan etmişlerdir. Yine, dava konusu yere ilişkin 1971 basım tarihli hava fotoğrafı getirtilmiş, bilirkişilerce yapılan uygulama sonucunda, fotoğrafta davacıya ait iki bina ve ön tarafta bahçesinin mevcut olduğu belirlenmiştir. Her ne kadar, ziraat bilirkişisince davacının zilyet olduğu bahçede ağaçların değişik cinslerde 1 ila 20 yaşlarında olduğu belirtilmişse de, yukarıda açıklanan yerel bilirkişisi ve tanık beyanları ile resmi belge niteliğindeki hava fotoğrafı birlikte değerlendirildiğinde; dava konusu yerde zilyetliğin 1971 yılından önce başladığı ve dava tarihi olan 25.3.2002 tarihine kadar yasanın aradığı süre koşulunun fazlası ile gerçekleştiği anlaşılmaktadır.
Öte yandan 1.1.2002 tarihinde yürürlüğe giren 4721 Sayılı Türk Medeni Kanununun 705 ve 713. maddelerin de mülkiyetin kazanım koşullarının gerçekleştiği anda mülkiyeti talep hakkı doğacağı öngörülmüştür.
Resmi kanıtlarla çelişmedikçe tanıkların doğruyu söylediklerinin kabulü gerekir. Tanıkların beyanına göre 1952 yılından itibaren davacı ve babası taşınmaza zilyettir. Kaldı ki, resmi belge niteliğindeki hava fotoğrafı da bu beyanı desteklemektedir.
Davacı 30.9.1997 tarihinde 1.1.1991 yılından tahakkuk tarihine kadar olan 6 yıl 9 aylık süre için talep edilen 120.698.000 TL. ecrimisili ödemiş bulunmaktadır. Bu durumda zaten, gerek ecrimisil tahakkuk tarihinde, gerekse işgalin başladığı tarih olarak ecrimisilin başlatıldığı 1991 yılında, zilyetlikle kazanım için aranan yeterli süre geçmiş ve TMK m.713'e göre davacının mülkiyetin tespitini talep etme hakkı doğmuş olmaktadır.
Kaldı ki, uzun yıllardan beri taşınmaza malik sıfatıyla zilyet olan ve gerek T.M.K m.713 gerekse Kadastro Yasasının 14 ve 17. maddeleri uyarınca taşınmaz mal edinme koşulları lehine gerçekleşen kişinin, gerek cebri icra, gerekse, zilyetliğine son verilme tehdidi altında Hazine tarafından istenen iptal tazminatını ödemesi aleyhine olarak yorumlanamaz. Burada, ihtirazi kayıt ileri sürüp sürmemesinin de bir önemi bulunmamaktadır. Çünkü, zilyetlikle kazanım koşulları lehine gerçekleşen kişi bu taşınmazı adına tapuya tescil ettirmediği dönemde, Hazine tarafından istenen tazminatı ödemediği takdirde, hakkında 6183 Sayılı Amme Alacaklarının Tahsili Usulü Hakkındaki Kanun hükümlerinin uygulanması ve ödeme yapılmadığı ve mal beyanında bulunulmadığı durumlarda hapsen tazyik ( hapis ile zorlama ) yaptırımı ile karşı karşıya kalmaktadır ( aynı yönde Y.HGK. 24.9.2003 gün ve 2003/8-592 E. ve 2003/508 K.Sayılı ilamı ).
Somut olayda; davacının eklemeli olarak 1952 yılından itibaren 50 yıldır dava konusu taşınmazda zilyet olduğu, davacının babası Tahsin'in burayı imar ve ihya edip ev ve bahçe olarak kullandığı, 30 yıl kadar önce Tahsin'in çocuklarına mallarını paylaştırdığı, davaya konu yerin davacıya düştüğü,davacının da ayrı şekilde aralıksız ve çekişmesiz olarak kullanmaya devam ettiği ve zilyetlikle kazanım koşullarının lehine gerçekleştiği, dosya kapsamı ile belirgin hale gelmiş bulunmaktadır. Buna karşılık, davacının zorlayıcı yaptırım tehdidi altında 30.9.1997 tarihinde, 1.1.1991 tarihinden itibaren 6 yıl 9 aylık ecrimisil ödemesinin, doğmuş bulunan mülkiyeti talep hakkından ferağat anlamına ve hazinenin üstün zilyetliğini kabul anlamına gelmeyeceği, davacının asıl amacının taşınmazı elinde tutmak ve sahip olmak olduğu anlaşılmaktadır.
Hal böyle olunca, bu hukuki ve somut olgular karşısında mahkemenin bozma kararına uyması gerekirken direnmesi hatalı olduğundan, direnme kararının bozulması gerekmiştir.
Sonuç: Davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile, direnme kararının yukarıda ve Özel Daire bozma kararında gösterilen nedenlerden dolayı HUMK.nun 429.maddesi gereğince BOZULMASINA, istek halinde temyiz peşin harcının geri verilmesine 5.5.2004 gününde, oybirliği ile karar verildi
Full & Egal Universal Law Academy