(1086 S. K. m. 4, 74, 179) (4857 S. K. m. 57, 59)
Dava: Taraflar arasındaki "izin ücreti alacağı" davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; İzmir 3. İş Mahkemesince asıl davanın kısmen kabulüne, birleştirilen davanın reddine dair verilen 19.2.2003 gün ve 2002/759-2003/54 sayılı kararın incelenmesi taraf vekilleri tarafından istenilmesi üzerine, Yargıtay 9. Hukuk Dairesinin 13.10.2003 gün ve 3870-16875 sayılı ilamı ile; (..1- Dosyadaki yazılara, toplanan delillerle kararın dayandığı kanuni gerektirici sebeplere göre, davalının tüm davacının aşağıdaki bendler kapsamı dışında kalan temyiz itirazları yerinde değildir.
2- Davacı birleştirilen dava dosyası ile ilk davada dava konusu etmediği 92 yılına ait 1 ve 93 yılına ait 14 gün izin karşılığı ücret alacağı isteminde bulunmuştur. Davalar birleştirilse bile iki ayrı dava olup, her ikisi hakkında ayrı ayrı hüküm kurulmalıdır. Davalı işveren derdestlik itirazında bulunmadığı gibi davacı ilk kısmi davada fazlaya ait hakkını saklı tuttuğundan taleple bağlılık kuralı gereği birleştirilen davadaki istemin reddi hatalıdır.
3- Davacı, davalı işvereni 02.08.2000 tarihli dilekçesi ile temerrüde düşürdüğünden hüküm altına alınan alacağa bu tarihten itibaren faiz yürütülmesi gerekir. Mahkemece dava tarihinden itibaren faize karar verilmesi isabetsizdir) gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle, yeniden yapılan yargılama sonunda, mahkemece önceki kararda direnilmiştir.
HUKUK GENEL KURULU KARARI
Hukuk Genel Kurulunca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü:
Dava, kullanılmayan izin ücretlerinin ödetilmesi istemine ilişkindir.
Mahkemenin, asıl davanın kısmen kabulüne, alacağa dava tarihinden itibaren faiz yürütülmesine, birleştirilen davanın reddine dair verdiği karar yukarıda belirtilen nedenlerle Özel Dairece bozulmuş, mahkemece "davacının ilk dava dilekçesinde kullanmadığını bildirdiği izinlerle ilgili beyanın kendisini bağlayacağı, birleştirilen dosyadaki talebin kısmi davada saklı tutulan haklar kapsamında değerlendirilemeyeceği, 2.5.2000 tarihli dilekçenin işvereni temerrüde düşürecek nitelikte olmadığı" gerekçesiyle önceki kararda direnilmiştir.
1) Hukuk Genel Kurulu önüne direnme yoluyla gelen ilk uyuşmazlık; fazlaya ilişkin haklar saklı tutularak açılan ilk dava dilekçesinde kullanılmayan izin günlerinin açıkça sınırlandırılması halinde, anılan davanın kısmi dava sayılıp sayılamayacağı ve giderek sınırlandırılan kesim için ek dava açılıp açılamayacağı noktasında toplanmaktadır.
Bilindiği gibi, davacının alacağının şimdilik belli bir kesimi için açtığı davaya kısmi dava denir. Davacı, dava dilekçesinde kısmi dava mı yoksa tam dava mı açtığını açıkça bildirmelidir. (HUMK 4, 179/5) (Baki Kuru, Hukuk Muhakemeleri Usulü, 6.Baskı, Cilt II, sh 1516, İst 2001)
Alacağın bir bölümünün dava edildiği bildirilmemiş ve dava dilekçesinden de bu husus anlaşılamıyorsa dava kısmi dava değil, tam dava olup alacağın dava dışı bırakılmış kesiminden zımnen feragat edilmiş sayılır ve bu kesim için yeni bir dava açılamaz. Şayet dava dilekçesinde fazlaya ilişkin haklar saklı tutulmuş ise dava kısmi dava olup, dava dışı kesim için ayrıca dava açılabilir.
Öte yandan, dava dilekçesinin sonuç bölümünde fazlaya ilişkin haklar saklı tutulmuş olsa bile, dilekçede isteklere ait kalemler teker teker gösterilmiş ve bu kalemlerin karşılığı alacaklar bildirilmiş, başka bir ifade ile alacağın ne miktardan ibaret olduğu tayin ve tespit edilmiş ise fark alacak için dava açılamaz, bu şekilde açılan ek dava reddedilir (9.H.D. 5.12.1974 gün, 4480/28375 E-K).
Somut olayda davacı ilk dava dilekçesinde, 1975-1995 yılları arasında kullanmadığı izin günlerini yıllar itibariyle tek tek yazmış, 1992 yılında kullanmadığı izninin bulunmadığını, 1993 yılında da 16 gün izin kullanmadığını açıkça belirtmek suretiyle kullanmadığı toplam 263 günlük izin ücreti alacağının ödetilmesini istemiştir. Bu durumda, kullanmadığı izin günlerini sınırlama iradesi dava yoluyla karşı tarafa ulaştırıldığından bu irade davacıyı bağlar ve davacının 1992 yılından 1 gün, 1993 yılından 14 gün daha kullanmadığı izninin olduğundan söz ederek ek dava açması mümkün değildir.
Davacı her ne kadar dava dilekçesinin sonuç kısmında fazlaya ilişkin haklarını saklı tuttuğunu bildirmiş ise de, dava dilekçesindeki sınırlayıcı sözler, o dava ile hakkın tamamının hedef tutulduğunu ve davanın kısmi dava olmayıp tam dava olduğunu göstermektedir.
Bu durumda HUMK.nun 74. maddesi uyarınca mahkeme davacının talebi ile bağlı olup talepten fazlaya hükmedemez. Bu nedenle mahkemenin birleştirilen davayı reddetmiş olması usul ve yasaya uygun olup, bu yöne ilişkin direnme kararı onanmalıdır.
2) Direnmeye konu ikinci uyuşmazlık ise faiz başlangıcı noktasındadır. Davacı, alacağa 2.5.2000 başvuru tarihinden itibaren faiz yürütülmesini talep ettiği halde, dilekçede talep edilen miktar, ödeme için tanınan süre gibi unsurlar bulunmadığından işvereni temerrüde düşürecek nitelikte olmadığı gerekçesiyle dava tarihinden itibaren faize hükmedilmesi isabetsizdir. Şöyle ki, davacı 2.5.2000 tarihli dilekçe ile hizmet aktinin 27.4.2000 tarihinde feshedildiğini belirterek kullanmadığı izin bedellerinin ödenmesini talep etmiş, işverence son beş yıla ilişkin kullanmadığı izinler saptanarak ödeme yapılmıştır. Çalışılan sürede kullanılan ve kullanılmayan izinlerle ilgili belgeler işveren nezdinde olduğundan, davacıdan bu süreleri saptayarak alacak miktarını belirlemesini beklemek mümkün değildir. Davacı 2.5.2000 tarihli dilekçe ile işvereni temerrüde düşürmüştür. Bozma kararında bu tarihin 2.8.2000 olarak gösterilmesi yazım hatası olarak kabul edilmiş ve sonuca etkili bulunmamıştır.
Mahkemece, Hukuk Genel Kurulunca da benimsenen Özel Daire bozma kararının faizle ilgili bölümüne uyularak 2.5.2000 tarihinden itibaren faize hükmedilmesi gerekirken önceki kararda direnilmesi usul ve yasaya aykırıdır. Bu nedenle direnme kararının faizle ilgili kısmı bozulmalıdır.
Sonuç: Yukarıda açıklanan nedenlerle;
1- Davacı vekilinin birleştirilen davaya yönelik temyiz itirazlarının yukarıda (1) numaralı bentte açıklanan nedenle reddi ile, direnme kararının birleştirilen davanın reddine ilişkin kısmının ONANMASINA,
2- Davacı vekilinin faiz başlangıcına yönelik temyiz itirazlarının yukarıda (2) numaralı bentte açıklanan nedenle kabulü ile, direnme kararının faizin başlangıcına ilişkin kısmının HUMK.nun 429. maddesi gereğince BOZULMASINA, 24.3.2004 gününde oybirliği ile karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy