(4857 S. K. m. 7, 17, 18, 19, 20)
Dava : Taraflar arasındaki "işe iade" davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; Körfez İş Mahkemesince davanın reddine dair verilen 10.12.2003 gün ve 2200-2505 sayılı kararın incelenmesi davacı vekili tarafından istenilmesi üzerine, Yargıtay 9.Hukuk Dairesinin 15.4.2004 gün ve 6141-7664 sayılı ilamı ile, ( ...Davacı işçi, iş sözleşmesinin geçerli bir sebep bulunmadan feshedildiğini belirterek feshin geçersizliği ile işe iadesine ve buna bağlı tazminat, ücret ve diğer haklarının hüküm altına alınmasına karar verilmesini istemiştir.
Davalı işveren, şirketin özelleştirme kapsamında olduğunu, personel sayısının azaltılmasını öngören Bakanlar Kurulu Kararları ve norm kadro uygulaması doğrultusunda yaşlılık aylığı almaya hak kazanan personelin iş sözleşmelerinin feshedildiğini, fesih için geçerli sebep bulunduğunu ileri sürerek davanın reddine karar verilmesini istemiştir.
Mahkemece feshin işyeri ve işin gereklerinden kaynaklanan geçerli bir sebebe dayandığı sonucuna varılarak isteğin reddine karar verilmiştir.
Davacı işçiye gönderilen fesih bildirimde "Sosyal Sigortalar Kurumundan yaşlılık aylığı almaya hak kazanmış olmanız ve hizmetinize ihtiyaç duyulmaması nedeniyle... iş akdinizin feshedildiğini bildirir..." ifadelerine yer verilmiştir.
Dosya içeriğine göre, davalı işverence yaptırılan norm kadro çalışması sonucunda 2003 yılı için toplam 1354 kadroya yer verildiği anlaşılmaktadır. Her ünite için ayrı ayrı kadro tespiti yapılmış ise de davacının çalıştığı ünite ve o ünitede fiilen çalışan personel sayısı belli olmadığından davacının gerçekten ihtiyaç fazlası olup olmadığı dosya içeriğinden anlaşılamamaktadır. Öte yandan dosyada mevcut davalı şirketin 9.1.2004 tarihli yazısına göre mahkeme kararları ile şirkete ait olduğu kabul edilen işçilerin özelleştirme ihalesine ilişkin süreç tamamlanıncaya kadar geçici olarak istihdam edilmelerine karar verildiği ve 2004 yılı için 9581 adam/ay geçici işçi pozisyonu vizesi alındığı görülmektedir. Bu durumda mahkemece yapılacak iş, davacının en son çalıştığı ünite ve bu ünitede fesih tarihi itibariyle çalışan personel sayısı öncelikle tespit edildikten sonra o ünite için saptanan norm kadro durumu ve kadro durumuna rağmen "geçici işçi" adı altında işçi istihdamına ilişkin uygulama birlikte değerlendirilerek davacının gerçekten ihtiyaç fazlası olup olmadığı belirlenmelidir. Yapılacak bu araştırmalardan sonra şayet davacı ihtiyaç fazlası ise fesih için geçerli sebep bulunduğu kabul edilmeli, aksi halde şimdiki gibi isteğin reddine karar verilmelidir... ) gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle, yeniden yapılan yargılama sonunda, mahkemece önceki kararında direnilmiştir.
Hukuk Genel Kurulunca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve direnme kararının verildiği tarih itibariyle H.U.M.K. 2494 sayılı Yasa ile değişik 438/II fıkrası hükmü gereğince duruşma isteğinin reddine karar verilip dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü:
Karar: A-Davacının isteminin özeti: Davacı vekili, müvekkilinin belirsiz süreli iş sözleşmesi ile uzun bir müddetten beri davalıya ait işyerinde çalışmakta iken salt "SSK'dan yaşlılık aylığı almaya hak kazandığı" gerekçesiyle, iş sözleşmesinin feshedildiğini ve kıdem tazminatı ile fesih bildirim süresine ilişkin ücretinin ödenerek işine son verildiğini, feshin 4857 sayılı İş Kanununun 17, 18, 19 ve izleyen maddelerine açıkça aykırı olduğunu belirterek; belirsiz süreli iş sözleşmesinin geçerli bir nedene dayanmaksızın feshedildiğinin tespitine ve feshin geçersizliğine, müvekkilinin işe iadesine ve parasal haklarının tahsiline karar verilmesini istemiştir.
B- Davalının cevabının özeti: Davalı vekili, davanın yerinde olmadığından reddi gerektiğini, feshin geçersizliğine karar verilse bile tazminata hükmedilmemesi gerektiğini savunmuştur.
C- Yerel Mahkemenin Kararının Özeti: Yerel mahkeme, feshin işyerindeki genel uygulama ve düzenlemenin sonucu gerçekleştiği, eşitlik ilkesine aykırı bir durumun söz konusu olmadığı, feshin işyerinin ve İşin gereklerinden kaynaklanan geçerli bir nedene dayandığı, 4857 sayılı İş Kanununun 17, 18 ve 19.maddelerine aykırı bir durumun söz konusu olmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar vermiştir.
D- Temyiz Evresi ve Direnme: Hüküm, davacı vekilinin temyizi üzerine Özel Dairece yukarıya aynen alınan gerekçeyle bozulmuş, yerel mahkeme bu bozmaya karşı özetle "4857 sayılı İş Yasasının fesih bildirimine itiraz ve usulü başlıklı 20. maddesinin 3.fıkrasında ( dava seri muhakeme usulüne göre 2 ay içinde sonuçlandırılır, mahkemece verilen kararın temyizi halinde, Yargıtay 1 ay içinde kesin olarak karar verir ) denildiği halde Yargıtay 9. Hukuk Dairesince dosyadaki bilgi, belge ve kanıtlar değerlendirilip kesin olarak karar verilmesi gerekirken, mahkememiz kararının bozulması 4857 sayılı İş Yasasının 20/3. maddesine aykırıdır" gerekçesi eklenmek suretiyle eski nedenlerini tekrarla önceki kararında direnerek davanın reddine karar vermiştir.
E- Gerekçe: Görüldüğü üzere, direnme kararını veren yerel mahkeme, İş Kanununun 20/3.maddesi uyarınca Yargıtay Özel Dairesinin böyle bir hükmü uygun bulmaması halinde bozup geri çeviremeyeceği ve kendisinin davayı kesin olarak sonuçlandırması gerektiği görüşündedir.
Sorunun çözümü 4857 sayılı İş Kanununun 20/3. maddesinin incelenip irdelenmesini zorunlu kılmaktadır. Şöyle ki; 4857 Sayılı yeni İş Kanununun 20/3. maddesi:
"İş sözleşmesi feshedilen işçi, fesih bildiriminde sebep gözetilmediği veya gösterilen sebebin geçerli bir sebep olmadığı iddiası ile fesih bildiriminin tebliği tarihinden itibaren bir ay içinde iş mahkemesinde dava açabilir. Toplu iş sözleşmesinde hüküm varsa veya taraflar anlaşırlarsa, uyuşmazlık aynı sürede özel hakeme götürülür.Feshin geçerli bir sebebe dayandığını ispat yükümlülüğü işverene aittir. İşçi feshin başka bir sebebe dayandığını iddia ettiği takdirde, bu iddiasını ispatla yükümlüdür. Dava seri muhakeme usulüne göre iki ay içinde sonuçlandırılır, mahkemece verilen kararın temyizi halinde Yargıtay bir ay içinde kesin olarak karar verir. Özel hakemin oluşumu çalışma esas ve usulleri bu yönetmelikle belirlenir." hükmünü getirmiştir.
Madde ile iş aktinin feshinin geçersizliğine ilişkin açılacak bir davanın seri yargılama usulüne göre kısa süre içerisinde sonuçlandırılması düşüncesi, işçinin emek gelirinden olanaklar ölçüsünde çok kısa bir süre yoksun kalması ilkesinden kaynaklanmış ve bu nedenle de Yargıtay Özel Dairesince verilecek kararın kesin olması amaçlanmıştır.
Genel Kurulun önüne gelen uyuşmazlık, 4857 sayılı İş Kanununun yukarıya alınan 20/3 maddesinde yer alan "mahkemece verilen kararın temyizi halinde Yargıtay ilgili dairesinin vereceği kararın kesin olması" kuralından ne anlaşılması gerektiği noktasında toplanmaktadır.
Yerel mahkeme, yukarıda da belirtildiği üzere, Yargıtay'ın ilgili dairesinin önüne gelen hükmü bozup geri çeviremeyeceği, uygun bulmaması durumunda kendisinin davayı kesin biçimde sonuçlandıracağı düşüncesindedir.
Şu hususta kuşku duyulmaması gerekmektedir; temyiz üzerine önüne gelen kararı inceleyen Özel Daire, dosya içeriğini kendisini sonuca götürecek mahiyette gördüğü takdirde kararını kesin olarak verecektir. Ancak, Özel Daire dosya içeriğini, kesin olarak karar vermeye yeterli bulmadığında eksikliklerin giderilmesi amacıyla hükmü bozacak ve giderilmesini yerel mahkemeden isteyebilecektir. Bir başka anlatımla, Yargıtay Özel Dairesinin bu uyuşmazlığı nihai olarak neticelendirebilmesi için, iş akdinin feshinin haklı bir sebebe dayanıp dayanmadığı olgusunun, dosya içeriğinden tam olarak anlaşılır olması gerekir. Madde ile kesin olarak karar vermeden amaçlanan, yerel mahkemenin dosyasının içeriğinin Özel Daireyi karara götürecek nitelikte olmasıdır.
Çünkü yasa, iş akdinin feshinin haklı bir sebebe dayanıp dayanmadığının belirlenebilmesi için taraflara kanıtlama külfeti yüklemiştir. Önemli olan, tarafların iddia ve savunmaları doğrultusunda belirttikleri olguların, dayanakları olan bilgi ve belgelerin karara esas olmak üzere dosyaya yansıtılmış olmasıdır. Mahkemece, taraflarca ileri sürülen olgular ve dayanağı delillerin toplanması koşuluyla verilecek karar, Yargıtayca gerektiğinde tekrar ele alınıp kesin sonuca bundan sonra ulaşılabilecektir.
Belirtilen nedenlerle; tarafların iddia ve savunmaları doğrultusunda ikame edilmek istenen kanıtlar dosyaya yansıtılarak, sonrasında hüküm kurulmasında yasal zorunluluk vardır. Ancak maddede yer alan, "Yargıtay kesin olarak karar verir" kuralından hareketle uyuşmazlığın eksiklikler de içerse her halükarda Yargıtay Özel Dairesince sonuçlandırılmasını beklemek doğru değildir.
Açıklanan nedenlerle, kesin karar verme hususunun Yargıtay Özel Daire kararının kesin olduğunu amaçladığı, bunun için de direnmeye konu edilemeyeceğini kabul etmek gerekir. Yasa koyucu burada açıkça, "Yargıtayca kesin olarak karara bağlanır" demek suretiyle, bozma kararına karşı direnme yolunu kapamış bulunmaktadır.
O halde Özel Dairenin bozma kararına bu nedenle uyulmak gerekirken, önceki kararda direnilmesi usul ve yasaya aykırıdır. Direnme karan bozulmalıdır.
Sonuç: Davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile,direnme kararının yukarıda açıklanan ve Özel Daire bozma kararında gösterilen nedenlerden dolayı H.U.M.K.nun 429. Maddesi gereğince BOZULMASINA, istek halinde temyiz peşin harcının geri verilmesine, 20.10.2004 gününde oyçokluğu ile karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy