(1086 S. K. m. 237, 427)
Taraflar arasındaki "yıllık izin ücret alacağı" davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; Aliağa İş Mahkemesince davanın kısmen kabulüne dair verilen 20.02.2004 gün ve 2003/62 E- 2004/59 K. sayılı kararın incelenmesi davalı vekilleri tarafından istenilmesi üzerine, Yargıtay 9. Hukuk Dairesinin 24.05.2004 gün ve 2004/12621-12283 sayılı ilamı ile;
(...Daha önce sendikaya üyelik tarihinden fesih tarihine kadar kullanılmayan yıllık ücretli izinlerin karşılığı alacak isteminde bulunduğunu, bu ilk davanın kısmi dava olduğunu iddia eden davacı, bu dava ile işe giriş tarihinden sendika üyeliğinin bildirildiği tarihe kadar olan yıllık ücretli izinlerin karşılığı alacak isteminde bulunduğunu belirterek dava açmıştır.
Mahkemece; "Davacı ilk davada işe giriş tarihi esas alınarak kıdemine göre sendika üyeliğinin bildirildiği tarihten fesih tarihine kadar kullanılmayan izin ücret alacağını istemiş ve bilirkişice buna göre hesaplanan izin alacağı hüküm altına alınmıştır. Bu davada ise işe girişten sendika üyeliğinin bildirildiği tarihe kadar ki kullanılmayan yıllık ücretli izin alacağı talep edilmektedir. Taraflar aynı ise de, sebep ve konu farklıdır. Kesin hükümden söz edilemez." gerekçesi ile istek kabul edilmiştir.
Dosya içeriğinde ve özellikle açılan ilk davada dava dilekçesinde, davacı taraf "TİS hükümleri gereği kullandırılmayan ve eksik kalan izin ücretinin işe giriş tarihinden fesih tarihine kadar olan tüm sürenin göz önüne alınarak hesaplanması" şeklinde maddi olayı açıklamış, açıkça sendika üyeliğinin bildirildiği tarihten fesih tarihine kadar olan yıllık ücretli izinden söz etmemiştir. Bilirkişinin hesapladığı ve TİS dönemini kapsayan izin alacağına davacı taraf itirazda bulunmadığı gibi, belirlenen miktarı ıslah işlemi ile arttırarak karar verilmesini talep etmiştir. Mahkemece, kısmen kabul kısmen ret şeklinde hüküm kurulmuş ve verilen karar davacı tarafından temyiz edilmeyerek kesinleşmiştir. Tüm bu hukuki olgulara güre, ilk davadaki istem tüm süreyi kapsadığından; konusu, tarafları ve sebebi aynı olan bu dava için kesin hüküm vardır. Kesin hüküm nedeni ile davanın reddi yerine yazılı gerekçe ile kabulü hatalı dır...) gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle yeniden yapılan yargılama sonunda; mahkemece önceki kararda direnilmiştir.
HUKUK GENEL KURULU KARARI
Hukuk Genel Kurulu'nca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü:
A- Dava: Dava, önceki davada hükmedilmeyen yıllık izin ücreti farkının ödenmesi istemine ilişkindir.
B- Davacının isteminin özeti: Davacı, yanlar arasında daha önce görülen dosyada Toplu İş Sözleşmesi yapılmasından sonraki döneme ilişkin olarak ücret alacağına hükmedildiğini, bundan önceki döneme ilişkin yıllık ücretli izne hükmedilmediğini ileri sürerek, iş sözleşmesinin kurulmasından başlayarak, sendikaya üye olduğu tarihe kadar lehine doğmuş olan ücretli izin alacağının tahsiline karar verilmesini istemiştir.
B- Davalının cevabının özeti: Davalı, yanlar arasında bu konuda daha önce görülen davanın görülmekte olan dava açısından kesin hüküm oluşturduğu savunması ile davanın reddine karar verilmesini istemiştir.
C- Yerel mahkemenin kararının özeti: Mahkemece, her iki davanın yanları aynı olmakla birlikte davanın konusu ve nedeninin farklı olduğu, görülmekte olan davada, önceki davada hükmedilmeyen ve saklı tutulan döneme ilişkin olarak istemde bulunulduğu, bu nedenle yanlar arasında daha önce görülen davanın, görülmekte olan dava açısından kesin hüküm oluşturmayacağı gerekçeleriyle davanın kabulüne karar verilmiştir.
D- Temyiz evresi ve direnme: Hüküm, davalı vekilinin temyizi üzerine Özel Dairece, yukarıda açıklanan biçimde, yanlar arasında daha önce aynı konuda görülen davanın, bu dava açısından kesin hüküm oluşturduğu kanaati ile bozulmuştur.
Yerel mahkeme, daha önce açılan davada, sendika üyeliğinin bildirildiği, dolayısıyla Toplu İş Sözleşmesinden yararlandığı tarihten sonrası için talepte bulunulduğunu ve bu dönem bakımından karar verildiğini, oysa görülmekte olan davada önceki kısmi davada talep edilmeyen, işe giriş tarihi ile akdin fesih tarihine kadar hak ettiği yıllık izin ücretinden, ilk davada hükmedilen miktarın düşülmesi suretiyle hesaplanacak yıllık izin ücretine hükmedilmesini istediğini, bu nedenle önceki davanın bu dava açısından kesin hüküm oluşturmayacağını açıklayarak ilk kararında direnmiştir.
E- Uyuşmazlık: Yanlar arasında aynı konuda daha önce görülüp kesinleşen davanın, bu dava açısından kesin hüküm oluşturup oluşturmadığı noktasında toplanmaktadır.
F- Gerekçe: Bu. dosya açısından kesin hüküm oluşturduğu ileri sürülen dava Aliağa Asliye (iş) Mahkemesinin 24.09.2001 gün ve 2001/2412-4212 sayılı ilamı ile karara bağlanmıştır. Bu davada yanlar aynı olup, istek kalemleri arasında ücretli izin alacağı da bulunmaktadır. Ne var ki, davacı buradaki talebinde Toplu İş Sözleşmesinden yararlandığı dönemden sonrası için TİS m. 71'e dayalı olarak hak kazanıp, kullanamadığı yıllık için ücretinin hesaplanarak ödenmesini istemiştir. Alınan bilirkişi raporunda, davacının sendikaya üye olup, toplu iş sözleşmesinden yararlandığı dönem sonrası için hesaplama yapmıştır. Davacı vekili rapora ilişkin beyanında, "sadece en son yılın yıllık izin ücretinin hesaplandığını, bu nedenle dikkate alınmayan yıllara izin ücreti konusunda ayrıca dava açma hakkını saklı tuttuklarını" belirtmiştir. Yerel mahkeme gerekçesine davacının bu beyanını işlemiş ve bilirkişi hesabı doğrultusunda, sendika üyelik tarihi olan 13.10.1999 ile iş akdinin feshi tarihi 12.01.2001 tarihi arasındaki dönem bakımından davacının hak ettiği yıllık izin ücreti konusunda karar vermiş, verilen karar temyiz edilmeksizin 02.10.2001 tarihinde kesinleşmiştir.
Hemen belirtilmelidir ki, kesin hükmün amacı kişiler arasındaki uyuşmazlıkların kesin bir biçimde çözümlenmesidir. Bu amacın gerçekleşmesinde,hem kişilerin hem de Devletin yararı vardır. Çünkü kişiler, aralarındaki uyuşmazlığın kesin bir biçimde sonuçlanması için dava sırasında bütün olanaklarını kullanırlar ve dava sonucunda verilecek kararla artık, bu uyuşmazlığın sona ermesini isterler. Bu açıdan, Devletin de menfaati söz konusudur. Çünkü Devlet, mahkemelerin sınırsız bir biçimde aynı uyuşmazlık (dava) ile, sürekli ve yinelenerek meşgul edilmesini istemez.
Kesin hüküm, hem kişiler, hem de devlet için hukuksal durumda istikrar sağlar. Hukuksal güvenlik ve yargı erkine güven, kesin hüküm kurumu ile sağlanır.
Kesin hüküm ikiye ayrılır. Bunlar şekli anlamda kesin hüküm ve maddi anlamda kesin hükümdür.
Şekli anlamda kesin hüküm, sözü edilen karara karşı artık bütün olağan yasa yollarının kapandığı anlamına gelir. Şekli anlamda kesin hükmün amacı, davanın sona erdirilmesine hizmet etmektir. Bir son karar, şekli anlamda kesinleşince, yanların o davada izledikleri amaç gerçekleşmiş olur. Bazı son kararlar verildikleri anda kesindirler (Örneğin 20.6.1996 tarihinde kabul edilen 4145 sayılı yasa gereğince HUMK. m. 427' de yapılan değişiklikle 1.1.2000 tarihinden itibaren miktar ve değeri 40.000.000 TL.yi geçmeyen taşınır mal ve alacak davalarına ilişkin verilen son kararlar kesindir. Bu kararlara karşı herhangi bir olağan yasa yoluna başvurulamaz).
Yasa yolu açık olan bir karar, yasa yoluna başvurma süresi geçmekle de kesinleşir. Öte yandan, temyiz yolu açık olan bir karar temyiz edilip sonuçta onanmış ve karar düzeltme süresi geçirilmişse, ya da karar düzeltme istemi de reddedilmişse, veyahut yasa yoluna başvurmaktan feragat edilmişse verilen hüküm şekli anlamda kesinleşir.
Bir hüküm bir kere şekli anlamda kesinleşirse, artık bu hükme karşı, olağan yasa yollarına başvurulamaz. Bir kararın maddi anlamda kesinleşmesi için öncelikle şekli anlamda kesinleşmesi gerekir.
Diğer yandan, maddi anlamda kesin hüküm, yargısal kararlara tanınan hukuksal gerçeklik niteliğidir. Maddi anlamda kesin hüküm sayesinde, mahkeme kararlarına güven duyulması ve bu kararların uygulanması, yanlar arasındaki uyuşmazlığın bütün bir gelecek için son bulması, çelişik kararlar verilmesine engel olunması, toplumsal yaşam için zorunlu olan hukuksal istikrarın sağlanması amaçlanır.
Maddi anlamda kesin hükmün koşulları HUMK. m. 237 de açıklanmıştır. Bunlar; dava konularının (müddeabihlerinin), dava nedenlerini ve yanlarının aynı olmasıdır.
Görülmekte olan davada, yanlar konusunda bir uyuşmazlık bulunmamaktadır. Uyuşmazlık dava nedeni ve konusunun aynı olup olmadığı noktasındadır .
Yukarıdaki açıklamalar çerçevesinde somut olaya baktığımızda, ilk açılan davada, davacı vekilinin dava dilekçesinde fazlaya ilişkin hakkını saklı tuttuğu ve yalnızca davacının sendikaya üyelik tarihinden iş akdinin feshine kadar döneme ilişkin talepte bulunduğu, bilirkişi raporunun ve bu rapora karşı beyanlarının da aynı yönde olduğu, mahkemenin bu hususu gerekçesinde açıkça belirttiği ve yalnızca sendikaya üyelik tarihinden sonrası için karar verildiği, işe giriş tarihinden, sendikaya üyelik tarihine kadar olan dönem bakımından bir karar verilmediği, görülmekte olan davada ise önceki karar kapsamı dışında olup, saklı tutulan sendikaya üyelik öncesi döneme ilişkin yıllık izin ücreti alacağına hükmedildiği anlaşılmaktadır. Bu durumda, her iki davanın konularının ve nedenlerinin aynı olmamasına göre, kesin hükmün bulunmadığı sonucuna varılmıştır.
Hal böyle olunca bu yönleri amaçlayan direnme hükmü doğrudur. Bununla birlikte işin esasına ilişkin davalı vekilinin temyiz itirazları incelenmediğinden dosyanın Dairesine gönderilmesi gerekir.
Sonuç: Yukarıda açıklanan nedenlerle, yerel mahkemenin direnme kararı doğru olup, işin esasına yönelik davalı vekilinin temyiz itirazlarının incelenmesi için dosyanın Yargıtay 9. Hukuk Dairesine gönderilmesine 15.12.2004 günü oybirliği ile karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy