(3167 S. K. m. 3, 16) (6762 S. K. m. 692, 693) (2004 S. K. m. 170)
Dava: Taraflar arasındaki "Takibin İptali ( Şikayet-İtiraz )" davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; Kayseri 2.lcra Mahkemesi'nce davanın kabulüne dair verilen 23.06.2004 gün ve 2004/163-200 sayılı kararın incelenmesi davalı vekili tarafından istenilmesi üzerine,
Yargıtay 12. Hukuk Dairesi'nin 01.11.2004 gün ve 2004/18501-22720 sayılı ilamı ile,
( ...4814 Sayılı Yasa ile değişik 3167 sayılı Çek Hamillerinin Korunması ve Çekle Ödemelerin Düzenlenmesi Hakkındaki Yasa'nın 3. maddesinin 2. fıkrasında, "çek defterinin baskı şeklini belirleyen esaslar, Türkiye Bankalar Birliği'nin görüşü alınarak T.C. Merkez Bankası' nca Resmi Gazete'de yayımlanacak bir tebliğle düzenlenir. Çek defterinin her yaprağına, çek hesabının bulunduğu banka şubesinin adı, hesap numarası ve hesap sahibinin vergi kimlik numarası yazılır. Ancak, hesap sahibinin vergi kimlik numarası hariç olmak üzere bunların yazılmamış olması veya bankalarca baskı şekline ilişkin esaslara aykırı davranılması çekin geçerliliğini etkilemez" hükmü öngörülmüştür. Sözüedilen bu hüküm çek hamillerinin haklarını korumak amacı ile bankaların çek defterlerini düzenlemeleri sırasında göz önünde tutmaları gerekli koşullara ilişkindir.
TTK'nun 692. maddesinde ise çekte bulunması gerekli zorunlu unsurlar açıkça belirlenmiş olup vergi kimlik numarasının çeklere yazılması zorunlu unsur olarak gösterilmemiştir. 4814 Sayılı Yasa çek hamillerinin korunması ve çekle ödemelerin düzenlenmesine ilişkin 3167 Sayılı Yasada değişlik yaptığından TTK 'nun 692. maddesini değiştirir mahiyette değildir. Bu nedenle TTK'nun 692. maddesindeki unsurları taşıyan çekler kambiyo senedi niteliğinde olup vergi kimlik numarasının çek defterinin yapraklarına yazılmaması anılan özel yolla takip yapılmasına engel teşkil etmez.
Mahkemece borçlunun diğer itirazları incelenerek oluşacak sonuca göre bir karar vermek gerekirken yazılı şekilde takibin iptaline karar verilmesi isabetsizdir... )
Gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle, yeniden yapılan yargılama sonunda, mahkemece önceki kararda direnilmiştir.
Hukuk Genel Kurulu'nca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü:
Karar: Dava, kambiyo senetlerine mahsus yolla girişilen icra takibinin iptali istemine ilişkindir.
A- DAVACI İSTEMİNİN ÖZETİ:
Davacı A. vekili, davalı tarafından Kayseri 3. İcra Dairesi'nin 2003/8805 esas sayılı dosyası üzerinden davacı aleyhine kambiyo senetlerine mahsus yolla başlatılan İcra takibinin dayanağı durumundaki yedi adet çekin zamanaşımına uğradığını, davalının yasal ve meşru hamil olmadığını, talep edilen işlemiş faiz miktarının da fazla olduğunu ileri sürerek, bildirdiği İtirazların kabulü ile, takibin muvakkaten durdurulmasına ve sonuçta takibin iptaline, haksız takip nedeniyle asgari % 40 oranında tazminata karar verilmesini istemiştir.
B- DAVALI CEVABININ ÖZETİ:
Davalı E. vekili, çeklerin zamanaşımına uğramadığını, ciro zincirinin düzgün olduğunu, faiz miktarı ve oranına ilişkin İtirazın da yerinde bulunmadığını savunarak davanın reddini istemiştir.
C- YEREL MAHKEME KARARININ ÖZETİ:
Yerel mahkeme, 3167 sayılı Çekle Ödemelerin Düzenlenmesi ve Çek Hamillerinin Korunması Hakkında Kanun'un 4814 Sayılı Kanun ile değişik 3/2. maddesi uyarınca vergi kimlik numarasının çekin zorunlu unsurlarından olduğu, takibe konu çeklerde keşidecinin vergi kimlik numarası bulunmadığından bunlara dayanılarak kambiyo senetlerine mahsus yolla icra takibi yapılamayacağı gerekçesiyle istemin kabulüne ve takibin iptaline karar vermiştir.
D- TEMYİZ EVRESİ VE DİRENME:Davalı vekilince temyiz edilen karar, özel dairece yukarıdaki gerekçeyle bozulmuş; yerel mahkeme gerekçesini tekrarlayarak önceki kararında direnmiş; direnme kararı davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
E- MADDİ OLAY
Davalı vekilince davacı aleyhine 02.09.2003 günlü takip talebiyle kambiyo senetlerine mahsus yolla girişilen İcra takibinde 30.4.2003, 31.05.2003, 30.06.2003, 31.06.2003, 31.07.2003, 20.08.2003, 31.08.2003 keşide tarihli yedi adet çeke dayalı olarak,
12.930.000.000.-TL asıl alacak, 646.500.000.TL çek tazminatı, 979.91O.000.-TL işlemiş faiz olmak üzere toplam 14.556.21O.000.-TL'!1in tahsili istenilmiştir. Takip dayanağı çeklerin tümü davacı tarafından hamiline yazılı olarak keşide edilmiş, süresinde bankaya ibraz olunmuş ve karşılıksızlık şerhi yazılmıştır. Çeklerde keşideci davacının vergi kimlik numarası mevcut değildir.
F - UYUŞMAZLIK
Bozma ve direnme kararlarının kapsamlarına göre Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık, 3167 sayılı Çekle Ödemelerin Düzenlenmesi ve Çek Hamillerinin Korunması Hakkında Kanun'un 4814 Sayılı Kanun ile değişik 3/2. maddesindeki, keşidecinin vergi kimlik numarasının çek defterinin her yaprağına yazılması zorunluluğunu öngören hükümle, çekin Türk Ticaret Kanunu'nun 692. maddesinde sayılan zorunlu unsurlarına yeni bir zorunlu unsur eklenmiş olup olmadığı; bu konudaki saptamaya bağlı olarak da, somut olayda takibe konu edilen ve keşidecinin vergi kimlik numarasını içermeyen çeklere dayalı olarak, kambiyo senetlerine mahsus yolla İcra takibi yapılmasının mümkün bulunup bulunmadığı noktasında toplanmaktadır.
G-GEREKÇE
Öncelikle, uyuşmazlığın üzerinde toplandığı bu yöne ilişkin yasal hükümler irdelenecektir.
Türk Ticaret Kanunu'nun ( bundan böyle kısaca "T.T.K." olarak ifade edilecektir ) 692. maddesine göre çekte bulunması zorunlu unsurlar, kısaca; 'çek' kelimesi, kayıtsız ve şartsız belirli bir bedelin ödenmesi için havale, muhatabın adı, ödeme yeri, keşide günü ve yeri, keşidecinin imzasından ibarettir. Kanunun 693. maddesi, bunlardan birini ihtiva etmeyen bir senedin çek sayılmayacağını öngörmüş, ancak bu kuralın istisnalarını da göstermiştir.
19.03.1985 tarihinde yürürlüğe giren 3167 sayılı Çekle Ödemelerin Düzenlenmesi ve Çek Hamillerinin Korunması Hakkında Kanun'un ( bundan böyle kısaca "3167 S.K." olarak ifade edilecektir ) "Çek Karneleri" başlıklı 3. maddesi, 26.02.2003 gün ve 4814 Sayılı Kanun ( bundan böyle kısaca "4814 S.K." olarak ifade edilecektir ) ile yapılan değişiklikten önce;
"Bankalar çek karnelerinin her yaprağına çekle işleyen hesabın bulunduğu şubenin adını ve keşidecinin hesap numarasını yazmaya mecburdurlar.
Çek karneleri bankalar tarafından basılır ve bastırılır.
Çek karnelerinin şekline dair esaslar Türkiye Bankalar Birliği'nin görüşü alınarak T.C. Merkez Bankası'nca tespit edilir. Bankalar çek karnesi verdikleri müşterilerinin açık kimlik ve adresleri ile vergi kimlik numaralarını T.C. Merkez Bankası'na bildirmek ve bunlara ilişkin belgeleri hesapların kapatılmalarını izleyen beşinci yılın sonuna kadar saklamak zorundadırlar" hükmünü içermekteydi.
Maddenin 1. fıkrasındaki; bankalara karnelerin her yaprağına şube adını ve keşidecinin hesap numarasını yazma yükümlülüğü getiren hükmün, T.T.K.'nun 692. ve 693. maddelerinde örtülü bir değişiklik yapmak suretiyle, çekin zorunlu unsurları arasına bu iki unsuru da eklemiş olup olmadığı hususu öğretide yoğun bir tartışmaya neden olmuştur.
Görülmekte olan davanın Hukuk Genel Kurulu'ndaki temyiz incelemesi sırasında gerçekleşen ayrıntılı tartışma ve değerlendirmelerin odaklandığı noktalardan biri de budur.
Öğretideki baskın görüş, bu hükmün, T.T.K.'nun 692. ve 693. maddelerinde örtülü bir değişiklik yapmadığı yönündedir.
Baskın görüşe göre, 3167 S.K.'nun anılan hükmü, sadece, bastıracakları çek defterlerinde bulunması gereken unsurlar yönünden bankaların ( muhatapların ) yükümlülüklerini düzenlemekte; çekin geçerliliği için varlığı gereken ( zorunlu ) unsurlar yönünden bir değişiklik içermemektedir. Başka bir ifadeyle, bu görüş sahiplerine göre, anılan hükümlerde öngörülen unsurlar, çekle ödemelerin düzenlenmesi amacına yönelik yardımcı unsurlar niteliğindedir.
Azınlıktaki görüş ise; T.T.K.'nun 692. ve 693. maddelerinin bu hükümlerle zımni bir değişikliğe uğramış olduğu ve zorunlu unsurlara eklemeler yapıldığı yönündedir.Kanun koyucunun, diğer amaçlar yanında, öğretideki bu farklı görüşleri ve uygulamada buna paralel biçimde oluşan tereddütleri de gidermek amacıyla, 4814 S.K. ile bu hükümlerde değişiklik yapma yoluna gittiği görülmektedir.
4814 S.K. ile yapılan değişikliklerin incelenmesine geçilmeden önce, gerek bu kanunun tasarısı ve gerekse ondan daha önce hazırlanmış ve kanunlaşmamış olan aynı konudaki tasarı hakkında açıklamalar yapılmasında yarar görülmüştür.
4814 S.K.'nun tasarısında, 3167 S.K.'nun 311. maddesinin değişiklikten önceki metninde bankaların çek karnelerinin her yaprağına işlemek zorunda oldukları belirtilen iki unsura ( çekle işleyen hesabın bulunduğu şube adı ve keşidecinin hesap numarası ), keşidecinin vergi kimlik numarasının da eklendiği; ancak her üç unsurun da yazılmamış olmasının çekin geçerliliğini etkilemeyeceği yönünde açık hüküm konulduğu görülmektedir. Aynı konuda daha hazırlanmış olan ilk tasarı niteliğindeki "Çekle Ödemelerin Düzenlenmesi ve Çek Hamillerinin Korunması Hakkında Kanun ile İcra ve ıflas Kanununda Değişiklik Yapılmasına ilişkin Kanun Tasarısı"nın 2. maddesinde de, bütünüyle aynı hüküm bulunmakta idi.
Böylece, her iki tasarının da gerek önceki metinde mevcut olan şube adı ve keşidecinin hesap numarasını ve gerekse tasarılarla bunlara eklenen keşidecinin vergi kimlik numarasını, 3167 S.K.'nun amacına ve genel yapısına uygun bir biçimde; bulunmadıkları takdirde çekin geçerliliğini etkilemeyecek unsurlar olarak kabul ettiği; uygulamada doğan tereddütlerin de bu kapsamda giderilmesinin amaçlandığı açıkça anlaşılmaktadır.
Ancak, her nasılsa, tasarıda ortaya konulan bu çözüm önerisinin 4814 S.K. ile yapılan kanun değişikliğine yansımadığı görülmektedir. Gerçekten de; 4814 S.K. ile değişik 3167 S.K.'nun 3/2. maddesinin aşağıda yer alan tam metninde görüleceği üzere, tasarıda yer alan "Çek defterlerinin her yaprağına, çek hesabının bulunduğu şubenin adı, hesap numarası ve hesap sahibinin vergi kimlik numarası yazılır; ancak, bunların yazılmamış olması veya bankalarca baskı şekline ilişkin esaslara aykırı davranılması çekin geçerliğini etkilemez" şeklindeki metne, "ancak" sözcüğünden sonra gelecek şekilde "hesap sahibinin vergi kimlik numarası hariç olmak üzere" ibaresi eklenmiş, böylece, kullanılan ifadenin ters anlamından çıkan sonuca göre, hesap sahibinin vergi kimlik numarasının bulunmamasının, çekin geçerliliğini etkileyeceği kabul edilmiştir.
4814 S.K. ile yapılan değişikliklere gelince:
3167 S.K.'nun 3. maddesinin "Çek Karneleri" şeklindeki başlığı 4814 S.K. ile "Çek Defterleri" olarak değiştirilmiş, metni ise şu yeni şekli almıştır:
"Çek defterleri bankalarca bastırılır.
Çek defterlerinin baskı şeklini belirleyen esaslar, Türkiye Bankalar Birliği'nin görüşü alınarak Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası'nca Resmi Gazete'de yayımlanacak bir tebliğle düzenlenir. Çek defterlerinin her yaprağına, çek hesabının bulunduğu şubenin adı, hesap numarası ve hesap sahibinin vergi kimlik numarası yazılır; ancak, hesap sahibinin vergi kimlik numarası hariç olmak üzere bunların yazılmamış olması veya bankalarca baskı şekline ilişkin esaslara aykırı davranılması çekin geçerliğini etkilemez.
29.06.1956 tarihli ve 6762 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun 692'nci maddesinde belirtilen unsurları taşımayan senetler bu kanun kapsamında kabul edilmez; ancak aynı kanunun 693'üncü maddesi hükmü saklıdır.
Bankalar, çek hesabı açtıranların açık kimlik ve adreslerini saptamak için fotoğraflı nüfus cüzdanı örnekleri ile yerleşim yeri belgelerini, tacir olanların ayrıca ticaret sicili kayıtlarını almak, bunların açık kimliklerini, adreslerini, vergi kimlik numaralarını ve çek hesabının kapatılma hallerini onbeş gün içinde Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası'na bildirmek ve bunlara ilişkin belgeleri hesapların kapatılmalarını izleyen beşinci yılın sonuna kadar saklamak zorundadırlar. Çekin karşılığının tamamen veya kısmen bulunmaması halinde hamilin talebi üzerine keşidecinin bankaca bilinen adresleri kendisine verilir."
3167 S.K.'nun 3. maddesinin 4814 S.K. ile değişiklik yapılmadan önceki ve değişiklikten sonraki metinleri karşılaştırıldığında; "Karne" yerine "Defter" sözcüğünün kullanılması ve önceki metninde 2. fıkra olarak düzenlenmişken, değişiklikle 1. fıkraya alınan, bankaların çek defterlerinin basımı konusundaki eylemlerinin "basılır ve bastırılır"dan, "bastırılır"a dönüştürülmesi bir yana bırakılacak olursa, somut uyuşmazlık bakımından önem taşıyan şu değişikliklerin yapıldığı görülmektedir:
İlkin, her bir yaprağa, çekle işleyen hesabın bulunduğu şube adının ve keşidecinin hesap numarasının yanında, önceki hükümden farklı olarak hesap sahibinin vergi kimlik numarasının da yazılacağı öngörülmüştür. Kullanılan ifadenin karşıt anlamına göre, bunun yazılmamış olması, çekin geçerliliğini etkileyecektir. İkinci olarak, kanunun kapsamında kabul edilecek senetler yönünden T.T.K.'na atıf yapan 3. fıkranın maddeye eklendiği görülmektedir. Önceki metinde bu yönde bir düzenleme mevcut değildir; dolayısıyla bu, yeni bir hükümdür. Son fıkrada ise, çek hesabı açtıranlarla ilgili olarak bankaların yükümlülükleri, önceki metnin aynı fıkrasına oranla daha geniş ve ayrıntılı bir düzenlemeye tabi tutulmuştur.
Yukarıda belirtildiği gibi, değişik 3/2. maddedeki "...hesap sahibinin vergi kimlik numarası hariç olmak üzere..." ibaresi, değişikliği yapan 4814 S.K.'nun tasarısında mevcut değildir. Metnine sonradan bu ibare eklendiği halde, maddenin gerekçesinde bunun nedeni ve amacı konusunda herhangi bir açıklama yapılmamış; sadece madde metnine eklenen bu ibarenin gerekçeye de eklenmesiyle yetinilmiştir. Madde gerekçesi aynen şöyledir: "...3167 Sayılı Kanunun yürürlükteki 3'üncü maddesinin birinci fıkrasında belirtilen unsurların mevcut olmaması halinde, çek niteliğinin devam edip etmediği uygulamada tereddütlere neden olmaktadır. Yapılan değişiklikle, bu tereddütleri gidermek bakımından, çek hesabının bulunduğu şubenin adının, hesap numarasının ve hesap sahibinin vergi kimlik numarasının çek defterinin her yaprağına yazılması hükme bağlanmakta, ancak, hesap sahibinin vergi kimlik numarası hariç olmak üzere bunların yazılmamış veya bankalarca baskı esaslarına uyulmamış olmasının çekin geçerliliğini etkilemeyeceği öngörülmektedir."
Bu gerekçe, "...Hesap sahibinin vergi kimlik numarası hariç olmak üzere..." ibaresinin dışında tasarı gerekçesiyle içerik açısından bütünüyle aynı olduğundan, kanun koyucunun söz konusu eklemeyi hangi amaçla yaptığı; fıkrada sayılan diğer unsurların tersine, hesap sahibinin vergi kimlik numarasının bulunmamasının, hangi nedenle çekin geçerliliği üzerinde etkili olacağı sorusunu cevapsız bırakmaktadır. Dolayısıyla, gerekçede belirtilen "uygulamadaki tereddütleri giderme" amacının bu hükümle gerçekleştirilmiş olduğu söylenemez. Dahası, buradaki "Geçerlilik" kavramının hangi anlam, kapsam ve içeriğe sahip bulunduğu konusunda, yeni bir tereddüt kaynağı oluşturacak niteliktedir.
Zira; madde metninin, "...hesap sahibinin vergi kimlik numarası hariç olmak üzere..." ibaresi eklenmeden önceki şekli itibariyle, ikinci ve üçüncü fıkralardaki hükümler birbirleriyle tamamen uyumlu iken, bu ibarenin eklenmesiyle birlikte uyum bozulmuş; bir senedin hangi unsurları taşıması halinde 3167 S.K. anlamında çek sayılacağı ( anılan kanunun hangi unsurları taşıyan senetleri kendisinin kapsamında kabul etmekte olduğu ) konusunda bir karışıklık ve tereddüt doğmuştur.
Şöyle ki;
İkinci fıkradaki "...Hesap sahibinin vergikimlik numarası hariç olmak üzere..." sözleriyle, kanun koyucunun, tasarıdaki açık hükmün tersine, hesap sahibinin vergi kimlik numarasını, T.T.K.'nun 692. maddesinde sayılan çekin zorunlu unsurları arasına eklemek istediği kabul edilecek olursa, üçüncü fıkra hükmünün böylesi bir kabulü neredeyse olanaksız kıldığı peşinen söylenmelidir. Zira, anılan üçüncü fıkra, 693. madde hükmü saklı kalmak üzere, T.T.K.'nun 692. maddesinde sayılan unsurları taşımayan senetleri kesin bir ifadeyle 3167 S.K.'nun kapsamı dışına çıkarmaktadır. T.T.K.'nun 692. maddesinde sayılan unsurlar arasında ise, açıktır ki, keşidecinin vergi kimlik numarası yoktur. Dolayısıyla, anılan ikinci fıkranın, "... bu kanun kapsamında kabul edilmez" sözleriyle 3167 S.K. kapsamının dışında tuttuğu senetler, sadece ve ancak T.T.K.'nun 692. maddesindeki unsurlardan en az birini taşımayan senetlerdir; aynı mantığın yürütülmesine devam olunduğunda da, şu söylenecektir: Bu hükme göre, bir senedin 3167 S.K. kapsamında sayılabilmesi için, T.T.K.'nun 692. maddesindeki unsurları taşıması gerekli ve yeterlidir; bunun için 3167 S.K.'da düzenlenmiş olanlar da dahil, başkaca hiçbir unsurun aranmasına gerek ve hatta hukuken olanak yoktur.
Hal böyle olunca, bu hükmün, T.T.K.'nun 692. maddesinde zorunlu unsurlar arasında sayılmamış olan vergi kimlik numarasını o unsurların arasına katmayı amaçladığına dair görüş, önemli ölçüde temelsiz kalmaktadır. Denilebilir ki; vergi kimlik numarası, T.T.K.'nun 692. maddesinde sayılan unsurlar arasına katılmak istenilmiş olsaydı; sadece T.T.K.'nun 692. maddesine değil, anılan ikinci fıkraya da atıf yapılması ve örneğin madde metninin "T.T.K.'nun 692. maddesinde ve yukarıdaki ikinci fıkrada unsurları taşımayan senetler bu kanun kapsamında kabul edilmez" şeklindeki veya benzeri başka bir ifadeyi taşıması gerekir ve beklenirdi. Kanun koyucunun böylesi önemli bir yönü göz ardı etmiş olması düşünülemez.
Aslında, sorunun çözülmesinde yukarıda değinilen hususların yanında ve onlardan çok daha önemli olarak göz önüne alınması gereken yön; 3167 S.Ko'nun genel yapısı, düzenleme alanı ve amaçlarıdır.
Konu bu çerçevede incelendiğinde:
3167 S.K.'nun "Kapsam" başlıklı 1. maddesi "Bu kanun çek kullanımı hakkındaki esasları, çek hamillerinin korunmasına dair tedbirleri ve uygulanacak müeyyideleri düzenler.
Bu kanunda hüküm bulunmayan hallerde genel hükümler uygulanır."
Hükmünü taşımaktadır.
Bu madde hükmü, kanunun düzenleme alanı ve gerekçesi bir bütün olarak değerlendirildiğinde varılması gereken sonuç şu olmalıdır: 3167 S.K.'nun amacı; parayla aynı değerde bir ödeme aracı niteliği taşıması, vade içermemesi ve karşılıksızlık halinde keşidecinin hukuki ve cezai yaptırımlarla karşı karşıya kalmasından dolayı poliçe ile bonoya oranla daha güvenli olması gibi nedenlerle, ticari hayatta en çok kullanılan senet durumundaki çeklerin kullanılmasına ilişkin esasları yasal bir düzene kavuşturmak, çekin kullanımını yaygınlaştırmak ve karşılıksız çek keşidesini, bundan kaynaklanan ödeme düzensizliğini önlemek suretiyle çek hamillerini korumak; bunların yanında ayrıca, kayıt dışı ekonominin kayıt altına alınmasına da yardımcı olmaktır. "Kapsam" başlığını taşımakla birlikte, bir bakıma kanunun amaçlarını da ortaya koyan 1. madde hükmü dikkatle incelendiğinde görülecektir ki; 3167 S.K. asıl olarak, bir senedin hangi koşullar altında çek olarak kabul edileceğiyle ilgilenmemekte; ilgili kanun hükümleri çerçevesinde hukuken geçerli olan bir çekin kullanımıyla ilgili esasları, çek hamillerinin korunmasına ilişkin önlem ve yaptırımları düzenlemektedir. Bu yönüyle bakıldığında, çekin zorunlu unsurlarına ilişkin düzenleme yapmanın, bu kanunun amaç ve kapsamının dışında olduğu da söylenebilecektir.
4814 S.K. ile 3167 S.K.'nun değinilen bu amaçlarında ve kapsamında herhangi bir değişiklik yapılmamış; tersine, kayıt dışı ekonomiyi kayıt altına alma ve çek hamillerini koruma amacı, daha güçlü bir kanuni düzenlemeye bağlanarak, pekiştirilmiştir. Gerçekten de; 4814 S.K. ile değiştirilen 3. maddenin ilk fıkrasında çek defterlerinin bankalarca bastırılacağı belirtildikten sonra, ikinci fıkrada, bankalarca bastırılacak olan çek defterlerinin her yaprağına hesabın bulunduğu şube adı, hesap numarası ve hesap sahibinin vergi kimlik numarasının yazılacağı öngörülmüştür. Bu yükümlülüklerin sadece muhataba ( bankaya ) ilişkin bulundukları açıktır. Kanun koyucu, yaptığı değişiklikle bankaların yükümlülüklerine yeni bir unsur ( keşidecinin vergi kimlik numarasının da çek yaprağına yazılması ) eklemiş; buna karşılık, keşideci, lehdar ve hamile yönelik herhangi bir yükümlülükten söz etmemiştir. Muhatap durumundaki bankaların çek defterlerini bastırırken uyacakları esaslar gösterilmek suretiyle; çekin lehdar veya hamilinin, çek bedelini tahsilde karşılaşabileceği olası güçlükler mümkün olduğunca önlenmeye çalışılmıştır. Bankaların son fıkrada ayrıntılı bir düzenlemeye tabi tutulan yükümlülükleri de, bir yönüyle karşılıksız çek keşidecilerinin meşru hamiller tarafından takibini kolaylaştıracak, dolayısıyla kötüniyetli çek keşidecilerini caydıracak; diğer yönüyle de, keşidecilere ilişkin hukukun cevaz verdiği tüm bilgileri ayrıntılı bir biçimde toplamak suretiyle, kayıt dışı ekonominin önüne geçmeyi sağlayacak önlemler niteliğindedir.
Kısaca ve tekrar belirtilmelidir ki, 4814 S.K. ile yapılan değişikliklerin temel amacı, kayıt dışı ekonomiyi kayıt altına almak suretiyle sonuçta Devleti; ama en az onun kadar önemli olarak da, keşideciye karşı çekin meşru hamilini hukuki koruma altına almaktır.
Amaç bu olunca da, söz konusu değişikliklerin, çek hamillerinin aleyhine sonuçlar doğuracak şekilde yorumlanmasına olanak yoktur.
Bu çerçevede değerlendirme yapıldığında: 4814 S.K. ile herhangi bir değişikliğe uğramayan T.T.K.'nun 692. maddesinde sayılan zorunlu unsurların tümüne sahip bir çek, meşru ve yetkili hamil tarafından muhatap bankaya ibraz edildiğinde, muhatap bankanın bizzat bastırdığı çek yaprağında salt, keşidecinin vergi -kimlik numarasının bulunmamasını gerekçe göstererek, o senedi çek olarak kabul etmemesi ve kendisine ait bir yükümlülüğü yerine getirmemiş olmasına dayanarak çek bedelini ödemekten kaçınması, her şeyden önce, 3167 S.K.'nun değinilen amacına ve genel yapısına aykırı olacak; hukuk mantığına da tamamen ters düşecektir. 3167 S.K.'nun bir yandan çek hamilini korumayı temel amaç edinirken, diğer yandan, vergi kimlik numarasını çekin zorunlu unsurları arasına eklemek suretiyle, bu unsuru taşımayan çekin meşru hamilinin, tümüyle kendisinin dışındaki bir alana ilişkin eksiklikten dolayı o çekin bedelini tahsilden mahrum kalması, mağduriyete uğraması gibi, bu amacı tamamen ortadan kaldıracak bir sonucu hedeflemiş olması düşünülemez.
Bu görüşü destekleyen bir başka olgu da şudur: Bilindiği üzere, benzer bir düzenlemeye 4814 S.K.'dan çok daha önce, 213 sayılı Vergi Usul Kanunu'nun ( 28.08.1991 gün ve 3762 Sayılı Kanun ile eklenen ) mükerrer 241. maddesinde de yer verilmiş; vergi mükelleflerinin sattıkları emtia veya yaptıkları işler nedeniyle ortaya çıkan alacak ve borçları için düzenledikleri bono veya poliçelerde, T.T.K. uyarınca bulunması zorunlu gereken unsurlar dışında, ayrıca müteselsil seri ve sıra numarasının, alacaklı ve borçlunun adının, adresinin, bağlı olduğu vergi dairesinin ve hesap numarasının da bulunmasının zorunlu olduğu belirtilmiştir. Bu düzenlemenin sadece Vergi Hukuku uygulamalarıyla sınırlı bir içerikte bulunduğu açıktır ve esasen, bu hükmün, T.T.K.'nun bono ve poliçeyle ilgili hükümlerinde öngörülen zorunlu unsurlara eklemeler yaptığı, o hükümleri zımnen değiştirdiği yönünde bir iddia öğretide ve uygulamada hiçbir şekilde ileri sürülmemiş; vergi mükelleflerince düzenlendikleri ve yukarıda değinilen ek unsurların birçoğunu taşımadıkları halde, bu tür bonolar, açıklanan yönde herhangi bir itirazla karşılaşmaksızın, İcra takiplerine veya davalara konu edilmişlerdir. Bu durum, yukarıdaki paragraftaki değerlendirmelerin haklılığını gösteren bir başka kanıttır.
Şu yönün de vurgulanmasında yarar vardır: 4814 S.K.'nun Geçici 5. maddesi "Bankalar, bu tebliğin yayımını izleyen üçüncü ayın sonuna kadar müşterilerine yeni çek defterlerini verir ve ellerindeki eski çek defterlerini imha ederler. " hükmünü getirmek suretiyle, bir geçiş dönemi öngörmüş, T.C. Merkez Bankası Başkanlığı'nın 09.04.2003 gün ve 25074 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan 2003/1 Sayılı Tebliğinin Geçici 2. maddesinde de, "Bu tebliğle yürürlükten kaldırılan Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası tebliğlerine göre bastırılmış ve bu tebliğin yayımını izleyen üçüncü ayın sonuna kadar müşterilere verilmiş çek karnelerinin kullanılmasına devam olunur" denilmek suretiyle bu geçiş dönemi ayrıntılı bir zemine oturtulmuştur. Burada dikkat çekici olan yön, gerek 4814 S .K.' nun Geçici 5. maddesinde ve gerekse tebliğin Geçici 2. maddesinde, daha önceden bastırılarak müşterilere verilmiş olan çek karnelerinin müşterilerden geri alınacağına dair herhangi bir hükmün bulunmamasıdır. Bu durumda, eski çek defterlerinin geçerli bir şekilde kullanılmasına devam olunacağı; böylece, hesap sahibinin vergi kimlik numarasını taşımadıkları halde, salt karneleri ( defterleri ) önceden verilmiş olduğu için, keşide edilen çeklerin geçerli olacakları anlaşılmaktadır.
Somut olayda keşide edilen çeklerin yukarıda değinilen 4814 S.K.'nun Geçici 5. ve 2003/1 Sayılı Tebliğin Geçici 2. maddesi kapsamında bulunup bulunmadıkları yönünde mahkemece herhangi bir değerlendirme yapılmamış ise de, bu yön, baştan beri açıklanan gerekçe karşısında sonuca etkili görülmemiştir.
Bu noktada, belki, "Keşidecinin vergi kimlik numarasının çek yaprağında bulunmaması çek bedelinin talep edilebilmesine engel oluşturmayacaksa, kanunun bu olguya geçersizlik sonucunu bağlaması pratikte hangi amacı gerçekleştirecektir; kanun koyucu bu hükmü neden koymuştur?" şeklinde bir soru sorulabilir.
Somut olay bakımından, sorunun bu karar gerekçesinde cevaplandırılması Hukuk Genel Kurulu'na ait bir görev olmamakla birlikte; aydınlatıcı ve yol gösterici olabileceği inancıyla, Hukuk Genel Kurulu'ndaki görüşmeler sırasında dile getirilen görüşler de gözetilerek, şu hususların belirtilmesinde yarar görülmüştür: 4814 S.K. ile değişik 3. madde, keşidecinin vergi kimlik numarasını, sadece 3167 S.K.'nun düzenleme ve uygulama alanıyla sınırlı biçimde, çekin geçerlilik koşulu olarak öngörmüştür. Bu düzenlemelerin asıl hedefi ve muhatabı, çek karnelerini bastıran bankalardır. Dolayısıyla, geçersizlik yaptırımının da, muhatap banka ile o bankadaki çek hesabının sahibi arasındaki ilişkiye yönelik sonuçlar doğuracağı kabul edilmelidir.
Nihayet; özellikle 3/3. maddedeki "... Türk Ticaret Kanunu'nun 692'nci maddesinde belirtilen unsurları taşımayan senetler bu kanun kapsamında kabul edilmez..." hükmüyle, kanun koyucunun, bir çek keşidecisinin 3167 S.K. çerçevesindeki cezai sorumluluğu ile, aynı çekten dolayı yetkili ve meşru hamil durumunda bulunan kişinin çek bedeline yönelik talep haklarının birbirinden ayrı esaslara bağlanmasını amaçlamış olup olmadığı, Ceza Hukuku'nu ilgilendiren bir sorundur.
Hal böyle olunca; yerel mahkemece gerekçesi ve sonucu itibariyle aynı yöne işaret eden özel daire bozma kararına uyulması gerekirken, ilgili kanun hükümlerinin yorum ve değerlendirme sinde yanılgıya düşülerek önceki kararda direnilmesi usule ve yasaya aykırıdır. Direnme kararı bu nedenle bozulmalıdır.
Sonuç: Davalı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile direnme kararının yukarıda ve özel daire bozma ilamında gösterilen nedenlerden dolayı H.U.M.K.'nun 429. maddesi gereğince BOZULMASINA, istek halinde temyiz peşin harcının geri verilmesine, 08.06.2005 gününde oyçokluğu ile karar verildi. (¤¤)
KARŞI OY :
09.03.1985 tarihli Çekle Ödemelerin Düzenlenmesi ve Çek Hamillerinin Korunması Hakkındaki Kanun'un 4184 Sayılı Yasa ile değişik 3'üncü maddesi: "Çek defterlerinin baskı şeklini belirleyen esaslar, Türkiye Bankalar Birliği'nin görüşü alınarak Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası'nca Resmi Gazete'de yayımlanacak bir tebliğle düzenlenir. Çek defterlerinin her yaprağına, çek hesabının bulunduğu şubenin adı, hesap numarası ve hesap sahibinin vergi kimlik numarası yazılır; ancak, hesap sahibinin vergi kimlik numarası hariç olmak üzere bunların yazılmamış olması veya bankalarca baskı şekline ilişkin esaslara aykırı davranılması çekin geçerliğini etkilemez.
29.06.1956 tarihli ve 6762 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun 692'nci maddesinde belirtilen unsurları taşımayan senetler bu kanun kapsamında kabul edilmez; ancak aynı kanunun 693'üncü maddesi hükmü saklıdır" hükmünü öngörmektedir. Bu hükmün lafzı, açıkça vergi kimlik numarasını çekin geçerlilik şartı olarak kabul etmektedir. Söz konusu metin, aşağıda tekrar ele alınacağı üzere, kanun koyucunun iradesini tam olarak yansıtmakta ve kanun koyucu, niyetini ifade etmek için tamamen uygun ifade kullanmaktadır. Kanun hükmünün yorumunda ilk sının hükmün lafzı teşkil eder. Kanun koyucunun iradesi dahi, ancak, norm metninde bu irade en azından dolaylı olarak ortaya konmuşsa bağlayıcıdır. ( Hassold, G.: Strukturen der Gesetzauslegung, Festschrift für Kalr Larenz, München 1983, sh. 218 ). Alman Federal Mahkemesi, kambiyo senetlerine ilişkin kanun hükümleri gibi devletlerarası ticari işlemlere konu teşkil eden hükümlerin yorumlanmasında, milletlerarası muamelatta hukuki güvenliğin sağlanmasındaki menfaat dikkate alınarak kanunun hükmünün açık lafzına itibar edilmesi gerektiğini haklı olarak savunmaktadır ( Alman Federal Mahkemesi'nin 8 Temmuz 1953 tarihli kararı için bkz. BGHZ 10, sh. 155; Alman Federal Mahkemesi'nin benzer yönde 26 Mayıs 1986 tarihli kararı için bkz. NJW 1986, sh. 2835 ). Alman Federal Mahkemesi, bu suretle kambiyo senetlerine ilişkin hükümlerinin yorumlanmasında, "Cu m in verbis nulla ambiguitas est, non demet admitti voluntatis quaestio" ilkesini uygulamıştır. Bu esastan hareket edildiğinde de, Çekle Ödemelerin Düzenlenmesi ve Çek Hamillerinin Korunması Hakkındaki Kanun'un 4184 Sayılı Kanun ile değişik 3' üncü maddesinin açık ifadesini göz ardı eden yoruma katılamıyoruz.
Kanun koyucunun iradesi, kanun hükmünün yorumunda ikinci sının teşkil etmektedir. Kanun koyucunun iradesinin araştırılmasında ise yorum aracı olarak ilk planda tarihi yorum metodu uygulanır. Bu bağlamda, kanun koyucunun kanunu koyarken izlediği amaç araştırılır. Söz konusu yorum açısından ise, komisyon ve parlamentoda yapılan görüşmelere bakılarak bilgi sahibi olunabilecek kanunun meydana geliş süreci ( genetik yorum ); kanun koyucunun müdahale ettiği ilişkiler, kanun koyucuyu harekete geçiren politik, ekonomik ve sosyal ihtiyaçlarının araştırılması ve tespiti yapılır ( Hassold, G.: Strukturen der Gesetzauslegung, Festschrift für Kalr Larenz, München 1983, sh. 226 ).
09.03.1985 tarihli Çekle Ödemelerin Düzenlenmesi ve Çek Hamillerinin Korunması Hakkındaki Kanun'un 4184 Sayılı Yasa ile değişik 3'üncü maddesi hükmünün Genel Gerekçesi'ne göre:
"3167 Sayılı Kanunun yürürlükteki 3'üncü maddesinin birinci fıkrasında, bankaların, çek karnelerinin her yaprağına, çekle işleyen hesabın bulunduğu şubelerinin adını ve keşidecinin hesapnumarasını yazmak zorunda oldukları hükmü yer almaktadır. 6762 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun 692'nci maddesinde çekin asli unsurları, 693'üncü maddesinde ise istisnai durumlar gösterilmektedir. 3167 Sayılı Kanunun yürürlükteki 3'üncümaddesinin birinci fıkrasında belirtilen unsurların mevcut olmaması halinde, çek niteliğinin devam edip etmediği uygulamada tereddütlere neden olmaktadır. Yapılan değişiklikle, bu tereddütleri gidermek bakımından, çek hesabının bulunduğu şubenin adının, hesap numarasının ve hesap sahibinin vergi kimlik numarasının çek defterinin her yaprağına yazılması hükme bağlanmakta, ancak, hesap sahibinin vergi kimlik numarası hariç olmak üzere bunların yazılmamış veya bankalarca baskı esaslarına uyulmamış olmasının çekin geçerliliğini etkilemeyeceği öngörülmektedir ( Dönem: 22, Yasama Yılı: 1, S. Sayısı: 58 )."
4358 sayılı Vergi Kimlik Numarası Kullanımının Yaygınlaştırılması ve Noterlik Kanunu, İcra ve İflas Kanunu, Tapu Kanunu, Karayolları Trafik Kanunu, Çekle Ödemelerin Düzenlenmesi ve Çek Hamillerinin Korunması Hakkında Kanun, Bankalar Kanunu, Posta Kanunu ile Pasaport Kanununda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun'un 1 'inci maddesinde öngörülen amacın gerçekleştirilmesini sağlamaya yönelik bir hükümdür. Bu kanunda ifade edilen amaç, yapılacak tarihsel yorumda, kanun koyucuyu harekete geçiren politik, ekonomik ve sosyal ihtiyaçlarının tespiti yönünde önemli bulgular ihtiva etmektedir. Nitekim, söz konusu kanunun 1'inci maddesine göre: "Bu kanunun amacı, vergiyi doğuran olayların ve mükelleflerin zamanında tespit edilmesi için vergiyi doğuran olayla ilgili işlemlerin yapılması sırasında gerçek ve tüzel kişilerden vergi kimlik numaralarının aranılması, düzenlenecek belge ve tutulacak kayıtlarda vergi kimlik numarasına yer verilmesi suretiyle vergi zıyaının önlenmesinin sağlanmasıdır."
Karl Larenz, Hukuk Biliminde Metod Öğretisi adlı eserinde, Emst Steindorf'un özellikle Ekonomi Hukukunda, kanunun amacı yanında kanunun politiğinin müstakil bir yorum kriteri olarak kabul edilmesi; hukuki konstruksiyon ve kesin olarak şekillendirilmiş vakıaların kanun hükmünün yorumunda, kanunun politiğinin arkasında kalmasına yönelik görüşünü ( Steidorf, Festchrift für Karl Larenz, 1973, sh. 217 ), kanunun politiğinin müstakil bir yorum şekli değil de; teleolojik yorum kapsamında mütalaa edilmesi yönünde değerlendirirken, kanunun politiğinin kanunun politik hedef koymasından başka bir şey olmadığını, kanunun ekonomi-politik sahada bir amaç güdüyor olması halinde kanunun teleolojik yorumunun, kanunun, güttüğü ekonomi politik hedeflere mümkün olduğu ölçüde ulaşılmasını sağlayacak şekilde yorumlanmasını gerektireceğini savunmaktadır ( Larenz, K.: Methodenlehre der Rechtswissenschaft, 6. Aufl., Berlin - Heidelberg - New York 1991, sh. 332-333 ). Ekonomi Hukuku'nun bir parçasını teşkil eden Çekle Ödemelerin Düzenlenmesi ve Çek Hamillerinin Korunması Hakkındaki Kanun'un bu hükmünde, kanun koyucu ekonomi politikası açısından ekonominin kayıt altına alınması ve vergi zıyaının önlenmesi amacını gütmektedir. Dolayısıyla, bu hükmün teleolojik yorumu yapılırken, kanun koyucunun bu hedefe ulaşmasını mümkün kılacak şekilde yorum yapılması gerekir. Ayrıca belirtmek gerekir ki, bu şekilde bir yorum da, vergi numarasının çekin geçerlilik şartı olarak kabulünü gerektirir. 4184 Sayılı Kanun ile değişik 3'üncümaddenin bu şekilde teleolojik yorumu, söz konusu hükmün açık lafzının yorumuyla ahenk halinde olmakta ve onu desteklemektedir.
İsviçre Federal Mahkemesi'nin 11 Mayıs 1994 tarihli bir kararına göre, bir kanun hükmü, lafzına, anlamına, amacına ve ona esas olan değerlere göre yorumlanmalıdır. Münferit bir hükmün yorumlanmasında bundan başka, hükmün diğer hükümlerle olan anlam bağlantısı da dikkate alınmalıdır. Yorum, sistematik bakış açısından da yapılmalıdır. Buna göre, kanun bir bütün teşkil eder ve bu bütün dikkate alınmak suretiyle bağlantı kurularak anlaşılmalıdır. Bununla birlikte yorum yapılırken kurulacak bağlantı sadece ilgili hükmün bulunduğu kanunla değil hukuk düzeninin bütünü ile bağlantı kurulmalıdır. Aynı türden hukuki vakıalar mümkün olduğu ölçüde hukuki açıdan birbirine uyumlu ele alınmasını gerektirir ( BGE 120 II 113-114 ).
Gerçekten de yorumlanacak bir normun anlamı, o norm ile ilgili -yer aldığı kanun metni ile sınırlı olmaksızın- hukuk düzeninin bütün normlar dikkate alınarak tespit edilmelidir ( Zippelius, R.: Auslegung als Legitimationsproblem, für Kalr Larenz, München 1983, sh. 740 ). Bu bağlamda, çekte bulunması zorunlu unsurların TTK mad. 692'de düzenlendiği; bunlar arasında vergi kimlik numarasının bulunmadığı ve söz konusu hükmün 4184 Sayılı Kanun ile de değiştirilmiş olmadığı şeklinde bir yoruma katılmamaktayız. Yapılacak Y011lmda bu iki kanun hükümleri birlikte yorumlanmalıdır. Aksi takdirde, 3167 Sayılı Kanunun diğer hükümlerinin Türk Ticaret Kanunu'nda bulunmadığı; 3167 Sayılı Kanun ile bu kanunun Türk Ticaret Kanunu'nu ile bağlantılı hükümlerinde açıkça bir değişiklik de yapılmadığı ileri sürülerek 3167 Sayılı Kanunun bir çok hükmünün uygulanması imkansız hale gelebilecektir.
09.03.1985 tarihli Çekle Ödemelerin Düzenlenmesi ve Çek Hamillerinin Korunması Hakkındaki Kanun'un 4184 Sayılı Yasa ile değişiklikten önceki 3'üncü maddesinin metninde: "Bankalar çek karnelerinin her yaprağına, çekle işleyen hesabın bulunduğu şubelerin adını ve keşidecinin numarasını yazmaya mecburdurlar. Çek karneleri bankalar tarafından basılır veya bastırılır" hükmünü ihtiva etmekteydi.
14.12.1992 tarih ve 199212 E. 199215 Karar sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararı'nda: "Çekin zorunlu unsurları, Türk Ticaret Kanunu'nun 692-693. maddelerinde gösterilmiştir. 3167 sayılı Çek Kanunu'nun 3. maddesi de dikkate alındığında ; a ) Banka tarafından mevzuattaki tanıma uygun şekilde bastırılmış çek yaprağı olması, b ) Bu çek yaprağının: Çek kelimesini; c ) Hesabın bulunduğu muhatap banka şubesinin adı ve keşidecinin hesap numarasını; ç ) Kayıtsız şartsız bir bedelin ödenmesi için havaleyi; d ) Keşide gününün ve keşide yerini İhtiva etmesi zorunludur".
3167 Sayılı Kanuna oranla çekin geçerlilik şartları açısından daha kesin ifadeyi taşıyan 4184 Sayılı Kanunla değişik 3'üncü maddesinin yeni ifadesinin bu şekilde yorumlanması 2797 sayılı Yargıtay Kanunu'nun 45'inci maddesinin 5'inci fıkrasında öngörülen, benzer hukuki konularda Yargıtay Genel Kurullarını, dairelerini ve adliye mahkemelerini bağlayan İçtihadı Birleştirme Karan ile de çelişki oluşturmaktadır.
Kaldı ki, pozitif hukuk düzeni, hakimin sübjektif düşünceleri açısından hoşuna gitmemesi veya sonucun ona haksız görünmesi, kanun hükmünü göz ardı etmek ve farklı uygulamak hakkını bahşetmez ( Dürr, D.: Schweizerisches Zivilgesetzbuch, Einleitung, 1. Teilband, Art. 1-7 ZGB, Zürich 1998, Art. 1 Nr. 391, sh.
360 ). Yasal düzenleme ile belirli bir amaç veya başka bir amaç lehine karar vermek ve bu amacın gerçekleştirilmesinin türü ve şeklini belirlemek ve kurala bağlamak kanun koyucunun yetkisindedir. Güçler ayrılığı prensibi doğrultusunda, kanun koyucunun bu tercih ve kararına uymak da hukuk uygulayıcılarının görevidir ( Zippelius, R.: Auslegung als Legitimationsproblem" für Kalr Larenz, München 1983, sh. 745 ).
İşte yukarıda anlatılmaya çalışılan bütün bu sebeplerle Yüce Kurulun çoğunluk görüşüne katılamıyorum.
KARŞI OY :
Dava kambiyo senetlerine ilişkin yolla yapılan İcra takibinin iptali istemine ilişkindir.
Uyuşmazlık 4814 Sayılı Yasa ile değişik 3167 sayılı Çek Hamillerinin Korunması ve Çekle Ödemelerin Düzenlenmesi Hakkındaki Yasa'nın 3/2 ve Türk Ticaret Yasası'nın 692'nci maddesi çerçevesinde, keşidecinin vergi kimlik numarasının çekin zorunlu unsurlarından olup olmadığı; takibe konu çeklerde bunun yer almamış olmasının, kambiyo senedi niteliğini etkileyip etkilemeyeceği; dolayısıyla bu çeklere dayalı olarak kambiyo senetlerine mahsus yolla İcra takibi yapılmasının mümkün olup olmadığı noktasında toplanmaktadır.
Çek yasasında, Türk Ticaret Yasası'nda çekler için zorunlu olarak kabul edilen unsurlar ( TTY md. 692 ) dışında çekte yer alması gereken bazı kayıtlar da bulunmaktadır.
Vergi kimlik numarasının zorunlu unsurlar arasında kabul edilmesi eski ve yeni basılacak çekler açısından konunun tartışılmasını gerektirmektedir. 4814 Sayılı Yasanın 5'inci maddesine göre bankalar TC Merkez Bankası'nın çıkaracağı tebliği müteakip yeni çek defterlerini bastıracaklar, bu tebliğin yayımını izleyen 3 'üncü ayın sonuna kadar da müşterilerine yeni çek karnelerini verecekler ve kendi ellerindeki eski çek karnelerini imha edeceklerdir. Yasada müşterilerin henüz kullanmadıkları çek defterlerinin iadesiyle ilgili bir düzenleme yoktur. Bu durumda bankalarca bastırılacak çek defterleri ile müşterilerin elindeki eski çek defterleri yıllarca birlikte kullanılmaya devam edecektir. Buna karşılık yeni çek defterleri müşterilere verilirken, hesap sahibinin ad ve soyadı yanı sıra vergi kimlik numarası da matbu olarak çek yaprağı üzerinde yazılı olacağından, vergi kimlik numarasının zorunlu unsur olması açısından bir sorun yaşanmaz iken tedavül etmeye devam eden eski çek defterlerinde vergi kimlik numarası bulunmayacaktır.
Çek yasasının değişik 3 'üncü maddesinin ikinci fıkrasında çek defterlerinin baskı şeklini belirleyen esaslar Bankalar Birliği'nin görüşü alınarak TC. Merkez Bankası'nca Resmi Gazete'de yayınlanan bir tebliğ ile düzenlenir denildikten sonra, çek defterlerinin her yaprağına, çek hesabının bulunduğu şubenin adı, hesap numarası ve hesap sahibinin vergi kimlik numarası yazılır hükmüne yer verilmekle, vergi kimlik numarasının Merkez Bankası'nın tebliğinden sonra basılacak yeni çek defterleri için zorunlu unsur olarak kabul edildiği, eski çek defterlerinde yer almayan ve sadece Merkez Bankası'na bildirilmek zorunluluğu bulunan vergi kimlik numaralarının çekin geçerliliğini etkilemeyeceği sonucuna varılacaktır. Geçici 5'inci maddedeki açık düzenleme de bu hususu teyit etmektedir.
Bankalar yeni bastıracakları çek defterlerine vergi kimlik numaralarını matbu olarak yazacaklar, böylece zorunlu bir unsura çek yaprağında yer verilmediği veya kimlik numarasının yanlış yazıldığı gibi iddialar önlenmiş olacaktır.
Tüm bu yönler gözetilerek hesap sahibinin vergi kimlik numarasının çekin zorunlu unsurlarından birisi olduğu kabul edilmelidir. TTY'nın 692'nci maddesinde yazılı unsurlarla birlikte vergi kimlik numarası da çek yaprağında yer almalıdır.Somut olayda dava konusu olan çekler 4814 Sayılı Yasayla getirilen düzenlemeden önce basılmış ve tedavüle çıkmıştır. Bu bakımdan bu çeklerde hesap sahibinin vergi kimlik numarasının yazılı olmaması geçerliliklerini etkilemez.
Sayın çoğunluğun yerel mahkeme kararının bozulmasına ilişkin düşüncesine değişik bu gerekçeyle katılıyorum.
Full & Egal Universal Law Academy