(2709 S. K. m. 11, 138, 148) (2797 S. K. m. 13, 15) (1086 S. K. m. 573, 574, 575, 576)
Dava: Dava, Yargıtay Onursal Üyesi ve Yargıtay eski Cumhuriyet Başsavcısı Vural Savaş aleyhine, açılmış tazminat istemine ilişkindir.
Davacı, Abdullah Gül vekili davalı Vural Savaş'ın Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı olduğu dönemde Anayasa'ya, Hukuka ve Adalete aykırı davrandığı iddiası ile tazminata hükmedilmesini istemiş; davalının kişisel kusuru olduğunu ileri sürerek davasını Ankara Asliye Hukuk Mahkemesine açmıştır.
Davacı vekili Ankara Asliye Hukuk Mahkemesine muhatap 14.01.1999 tarihli dava dilekçesinde; Refah Partisinin hesaplarının incelenmesi sonucunda Maliye Bakanlığı Başmüfettişliği tarafından düzenlenen raporun Ankara Cumhuriyet Başsavcılığına gönderilmek gerekirken Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına gönderildiğini, o dönemde Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı olan davalının yanlış gelen yazıyı Ankara Cumhuriyet Başsavcılığına gönderirken yazdığı yazıda kendisinin de içinde bulunduğu Refah Partisi üst düzey yöneticilerini Cumhuriyet tarihinin en büyük sahtekarlar çetesi olarak niteleyerek saldırıda bulunduğunu, yazılı ve görsel basındaki açıklamalarında da saldırılarını yinelediğini belirterek davalıdan 5.000.000.000 TL manevi tazminatın olay tarihi olan 24.08.1998 tarihinden itibaren yasal faizi ile birlikte alınmasını istemiştir.
Davalı vekili; 2797 sayılı Yargıtay Yasası'nın 13/2 ve 15/3 maddeleri gereğince Yargıtay Üyeleri ve Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı hakkında açılacak davalara Yargıtay Hukuk ve Ceza Kurullarında bakılacağı öngörüldüğünden görevsizlik itirazında bulunmuştur.
Ankara Asliye 24. Hukuk Mahkemesince 12.10.1999 tarihli oturumda ara kararı ile görev itirazı reddedilmiş ve işin esası incelenerek 24.12.2002 gün ve 1999/36-2002/869 sayılı kararla davalının görev yetki ve sınırları dışına çıkarak kişisel kusuru ile davacının kişilik haklarına saldırdığı gerekçesiyle davanın kısmen kabulü ile 500.000.000 TL tazminatın davalıdan alınarak davacıya verilmesine karar vermiştir.
Yargıtay bu kararı görev noktasından bozmuş; karar düzeltme istemlerini de göreve ilişkin olmak üzere reddetmiştir.
Bu arada; davalı hakkında açılan ceza davası da göreve ilişkin bulunarak Yargıtay 1. Başkanlık Kuruluna gönderilmiş; sonuçta 14.06.1999 gün ve 55 sayılı kararla yapılan şikayetler herhangi bir soruşturma açılmasını gerektirir nitelikte bulunmadığı için evrakın işlemden kaldırılması oybirliği ile kararlaştırılmıştır.
Eldeki dava Bidayet Mahkemesi sıfatıyla çözümlenmek üzere Hukuk Genel Kurulunun bidayet esasına alınmış; dilekçe incelenmiştir:
Karar: Genel olarak kamu hizmetlerinin ifasından dolayı Kamu Tüzel Kişilerinin sorumlulukları hizmet kusuruna, ajanlarınki ise, onların kişisel kusurlarına tabi tutulmuştur. Hakimlerin Anayasa teminatı (Madde 138/1-2) altında bulunan bağımsızlığı, idare hukukunda Devletin ajanların faaliyetlerinden sorumluluğunu tayin eden hizmet kusuru ölçüsünün hakimler yönünden uygulanmasına olanak vermez. Türk pozitif hukuku, ilke olarak, yargı fonksiyonunun ifa edilmesi dolayısıyla Devletin sorumlu tutulamayacağı esasını benimsemiştir.
Yargı yetkisinin özellikleri, hakimlerin kişisel sorumluluğunda özel bir sorumluluk düzeninin uygulanmasını zorunlu kılmıştır. Zira, yargı görevinin bağımsızlık ve tarafsızlık içinde aksatılmadan yerine getirilmesi esastır. Gerçekten, hakimlerin diğer Devlet Memurlarının tabi bulundukları sorumluluk esaslarına bağlanmaları, yaptıkları her işlemin aleyhlerine bir tazminat davasına yol açabileceğini düşünmelerine ve bunun sonucu olarak tereddüt içinde kalmalarına yol açabilir. Şu da belirtilmelidir ki, adaletin gerçekleşmesi Hakim hakkında sorumsuzluk müessesesinin kabulünü gerektirmez. Hakimler, verdikleri kararlardan dolayı ilke olarak sorumlu tutulamaz iseler de, Ceza Hukuku açısından sorumlu olan Hakimlerin Hukuki sorumluluklarının benimsenmesi de Hukuk mantığının doğal sonucudur. Ancak, hakimin hukuki sorumluluk halleri benimsenirken, yargısal faaliyetten ibaret olan esas görevinin aksatılmamasına büyük özen gösterilmesi zorunludur. Gelişigüzel bir sorumluluk sisteminin benimsenmesi, hakimin bağımsızlığını ve tarafsızlığını tehlikeye düşürebilir.
Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunumuz, bu düşüncelerin ışığı altında Hakimin bağımsızlığı kadar, tarafsızlığını da güvence altına almak amacı ile onun Hukuki sorumluluğunu sınırlı hallerde kabul etmiş ve aynı zamanda sorumluluğun tesbitini özel bir usule tabi tutmuştur.
Hakimlerin sorumluluğu Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu'nun 573 ila 576. maddelerinde düzenlenmiştir. Hukuk Genel Kurulu'nun 14/11/1970 gün ve 186/623 sayılı kararında da belirtildiği üzere, anılan yasa hükümlerinde, dava sebepleri tahdidi olarak gösterilmiş, görevli merciler özel suretle belirtilmiş, dava sabit olmadığı takdirde davacının para cezası ve tazminat ile sorumlu tutulması emredilmiştir. Bu hükümler, Hakimin vicdani kanaatindeki bağımsızlığını, yargı erkinin herhangi bir etki altında kalmamasını ve adalete güven duygusunun sarsılmamasını temin amacıyla Yasa'ya konulmuştur. Gerçekten, Hakimlerin hukuki sorumlulukları nedenine dayanan davalar özel usul ve müeyyidelere bağlanmadığı takdirde, ilgililerce kötüye kullanılarak Hakim hakkında red sebepleri ihdas edilmesi kolaylaşacak, mahkemelerin gereği gibi çalışmasına ve adaletin selametle dağıtılmasına halel gelebilecektir. Bu itibarla, söz konusu özel hükümler hem meydana gelecek zararlı durumu düzeltip tamir etmek, hem de haksız davaları önlemek amacıyla kabul edilmiştir.
Yargıtay Üyelerinin de geniş anlamı ile ve genel olarak Hakim kavramının kapsamına girdiğinde tereddüt olunamaz. Yukarıda Hakimlerin hukuki sorumlulukları açısından değinilen genel esasların Yargıtay Üyeleri için de geçerli olduğu ve diğer Devlet Memurlarının tabi oldukları görevden sorumluluk hakkındaki genel kurallara tabi tutulamayacakları tartışmayı gerektirmeyecek kadar açıktır. O halde, Yargıtay Üyelerinin de, Yasalarla belirlenen sınırlı hallerde görevlerinden dolayı Hukuken sorumlu olduklarının kabulü gerekir.
2797 sayılı Yargıtay Kanunu'nun 13/2. maddesi özel kanunlarında belirtilen kimseler aleyhindeki görevden doğan tazminat davalarına bakmayı Yargıtay'ın görevleri arasında saymış, aynı Kanunun 15/3. maddesi de, yargılama görevi özel kanunlarınca Yargıtay Genel Kurulu'na verilen kişilere ait davalara ilk mahkeme olarak bakılacağını öngörülmüştür. Yargıtay Kanunu, bu hükümlerle, davalara bakacak merciyi göstermiş, ancak onların hangi hallerde sorumlu tutulacaklarını özel olarak tesbit etmemiş ve diğer hakimler hakkındaki kurallara da gönderme yapmamıştır.
Bu konuda, Bidayet Mahkemesi Hakimleri hakkında düzenlemede bulunan Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu'nun 573 ve izleyen maddelerindeki sorumluluk hallerinin Yargıtay Üyeleri hakkında da uygulanıp uygulanılamayacağı üzerinde durulmalıdır. Bu maddelerde, Yargıtay Üyelerinden söz edilmediğinden, 573.maddedeki Hakim sözcüğünün de sorumluluk nedenleri açısından sadece 575/2. maddede sayılanları hedef tuttuğunun kabulü gerekir. Zira, 573. ve bunu izleyen maddelerin tedvini sırasında mahalli mahkeme Hakimlerinin sorumluluk sistemi içerisinde Yargıtay Üyelerine değinilmediği ve onlar hakkında düzenlemede bulunulmadığı halde, 573. maddedeki Hakim sözcüğünün sorumluluk nedenleri bakımından Yargıtay Üyelerini de kapsamına aldığının düşünülmesi, yorum kuralları ile bağdaştırılamaz. Bu açıklamalardan, Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunundaki sorumluluk hallerinin Yargıtay Üyelerini kapsamadığı sonucuna varmak gerekir. Aşağıda değinileceği üzere Anayasa'nın Yargıtay Üyelerinin görevden dolayı cezai sorumluluklarının tesbitini bir Anayasa müessesesine bağlamış olması da, bu düşünceyi ayrıca doğrular. Diğer taraftan, usulün 573. ve müteakip maddeleri istisnai ve sınırlı bir alanla düzenlemede bulunduğundan, kıyas yolu ile uygulama alanının genişletilmesi de mümkün değildir. O halde Yargıtay Üyeleri hakkında hangi hallerde görevden dolayı tazminat davası açılabileceğinin Yasa ile belirlendiğinden söz edilemez. Bu durum karşısında, sorun, temel düzeni oluşturan Anayasa ve genel ilkeler esas alınarak çözümlenmelidir.
Yasaların uygulanmasında, T.C.Anayasa'sının 11. maddesinde öngörülen Anayasa'nın üstünlüğü ilkesinin sonucu olarak, onların, Anayasa ilkelerinin ışığı altında değerlendirilmesi, yorumlanmaları zorunludur. T.C. Anayasa'sının 148/3. maddesinde, Anayasa Mahkemesi, Yargıtay, Danıştay, Askeri Yargıtay, Askeri Yüksek İdare Mahkemesi Başkan ve Üyelerini, Başsavcılarını, Cumhuriyet Başsavcı vekilini, Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu ve Sayıştay Başkan ve Üyelerini görevleri ile ilgili suçlarından dolayı yargılama görevi Yüce Divan sıfatı ile Anayasa Mahkemesine verilmiştir. Bu hükümle güdülen amaç, kuşkusuz yargılanacak kişinin gördüğü işin önem ve özelliği itibariyle özel bir Anayasa güvencesi sağlamak ve kişileri değil, müesseseleri korumak olup, doğrudan doğruya kamu düzenini ilgilendirmesi nedeniyle Yüce Divan'da yargılanması gereken kişinin bundan feragati de hukuki sonuç doğurmaz.
Bu açıklamaların sonucu olarak, usulen görevli merci tarafından görevle ilgili suçtan cezai sorumluluk yönünden bir karar verilmeden, Yargıtay Üyeleri hakkında Hukuk Genel Kurulu'nda açılan tazminat davasının görülmesine olanak bulunmadığının kabulü gerekir. Nasıl ki, az önce de açıklandığı üzere, Yüce Divan'da yargılanması gereken bir kişinin bundan feragati hukuki sonuç doğurmuyorsa, asli görevi yasaların ülkenin her yerinde ayni biçimde ve dolayısıyla eşit olarak uygulanmasını sağlamak olan Yargıtay Üyeleri de, hukuki sorumluluklarının tabi olduğunu usulden vazgeçemezler.
Olayda, yukarıda açıklandığı üzere cezai sorumluluğu tespit eden bir karar ibraz edilmemiş bulunduğundan, dava dilekçesi örneklerinin davalılara tebliğ edilmesine, duruşma yapılmasına gerek kalmaksızın ve işin esasına girilmeksizin dilekçenin reddi gerekir. (Tebligata gerek olmadığı hakkında, ayrıca, Hukuk Genel Kurulu Bidayet esas 1975/1, Karar 1975/1 sayı ve 9/4/1975 günlü kararı).
Yukarıda açıklanan nedenlerle Yargıtay Üyesi olan davalı hakkındaki dava dilekçesinin esasa girilmeden reddi gerekir.
Sonuç: Yukarıda açıklanan nedenlerle, dava dilekçesinin esasa girilmeden REDDİNE, 30.11.2005 gününde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy