(2330 S. K. m. 2, 3) (818 S. K. m. 43, 51, 147)
Dava: Taraflar arasındaki rucüen tazminat davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; Edirne 2. Asliye Hukuk Mahkemesi'nce davanın kabulüne dair verilen 17.09.2004 gün ve 2004/283-281 E.-K. sayılı kararın incelenmesi davalı tarafından istenilmesi üzerine, Yargıtay 4. Hukuk Dairesi'nin 29.11.2005 gün ve 2004/1621712811 sayılı ilamı ile,
(...1- Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı kanıtlarla yasaya uygun gerektirici nedenlere, özellikle delillerin değerlendirilmesinde bir isabetsizlik görülmemesine göre davalının öteki temyiz itirazları reddedilmelidir.
2- Davalının diğer temyiz itirazlarına göre; dava rucüen tazminat istemine ilişkindir.
Dava, 2330 Sayılı Yasa gereği ödenen nakdi tazminatın rucüen tahsiline ilişkindir. Her ne kadar Nakdi Tazminat Komisyonu'nun 03/02/2003 tarihli kararı gereği karar tarihindeki en yüksek devlet memuru brüt aylığının (ek gösterge dahil) yüz katı tutarının iş ve gücüne engel olunan her gün için % 1 oranında hesaplanarak ödeme yapıldığı ve mahkemece de bu miktarın hüküm altına alındığı anlaşılmakta ise de haksız eylem 16/01/2002'de gerçekleşmiş olduğuna göre zararın haksız eylem tarihinde gerçekleştiğinin kabulü gerekeceğinden, haksız eylem tarihindeki ölçülere göre belirlenen tazminatın rucüen tahsiline karar verilmesi gerekirken komisyonun karar tarihindeki birimlerden yaptığı hesaba göre verilen karar usul ve yasaya aykırı görüldüğünden kararın bozulması gerekmiştir...),
Gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle, yeniden yapılan yargılama sonunda, mahkemece önceki kararda direnilmiştir.
Hukuk Genel Kurulu'nca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü:
Karar: Tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dosyadaki tutanak ve kanıtlara, bozma kararında açıklanan gerektirici nedenlere göre ve özellikle Hukuk Genel Kurulu'nun 23.02.2005 gün ve E: 2005/4-61, K: 2005/95; 26.02.2006 gün ve E: 2006/4-247, K: 2006/250 sayılı kararlarında da; tazminatın, haksız eylem tarihindeki ölçütlere göre belirlenmesi gerektiğinin kabul edilmiş olmasına göre, Hukuk Genel Kurulu'nca da benimsenen özel daire bozma kararına uyulmak gerekirken, önceki kararda direnilmesi usul ve yasaya aykırıdır. Bu nedenle direnme kararı bozulmalıdır.
Sonuç: Davalı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile, direnme kararının özel daire bozma kararında ve yukarıda gösterilen nedenlerden dolayı H.U.M.K.'nun 429. maddesi gereğince BOZULMASINA, istek halinde temyiz peşin harcının geri verilmesine, 11.10.2006 gününde oyçokluğu ile karar verildi.
KARŞI OY
Uyuşmazlık, 2330 sayılı Nakdi Tazminat ve Aylık Bağlanması Hakkındaki Kanun'a aykırı olarak içtihat üretilip üretilemeyeceği ve adalete aykırı bir düzenlemenin tazminat hukukundaki çözüm yolları noktasında toplanmaktadır.
Bilindiği üzere hukuk normatiftir. Hukuk normu ise belli bir şeyin yapılmasını ya da yapılmamasını, kaçınılmasını emreder. Dolayısıyla norma uyma ödevdir. Normlar bağlayıcıdır. Hukukun uygulamasında sosyal ve psikolojik etkenler vardır. Ancak hukuki problemlerin çözümünde normdan hareket edilmelidir. Normun doğru olarak uygulaması asıldır. Normun haklı veya haksız olması başka bir şeydir. Norma uymama, yasa koyucunun üstün iradesini yok saymadır. Türk hukuku hukuki pozitivizmi benimsemiştir.
Somut olayda davalı, görevli polis memurunu 16.01.2002 tarihinde darp etmiştir. Emniyet Genel Müdürlüğü Nakdi Tazminat Komisyonu 03.02.2003 tarihli kararla 1.629.250.000..- TL tutarında bir yardımda bulunmuştur. Bu davada İçişleri Bakanlığı yaptığı nakdi yardımı zarar veren kişiden rucüen istemektedir. Mahkeme davayı kabul etmiş, özel daire nakdi tazminatı olay tarihindeki ölçüte göre tazminatın kabul edilmesi gereği ile kararı bozmuştur. Hukuk Genel Kurulu'nun çoğunluk düşüncesi de bu yöndedir.
2330 Sayılı Yasanın 3. maddesinin 2. fıkrasına göre bu nakdi tazminatın tespitine esas tutulacak aylık; tazminat verilmesine dair karar tarihindeki en yüksek devlet memuru aylığının (ek gösterge dahil) brüt tutarıdır.
Polis 16.01.2002 tarih 205 sayılı rapora göre 5 gün iş ve gücünden yoksun kalmıştır. Tazminat hukukunun genel prensiplerine göre tazminat zararı aşamaz. Esasta atıfet nitelikteki bu yardım ile zarar tazminat ilişkisi uyuşmazlık konusu olmadığı için söz konusu ilişkinin hukuki niteliği üzerinde durmayacağız.
Kanunun açık hükmüne göre ödenen nakdi yardımın zararı aşması ya da menfaat dengesi bozması durumunda yine normlar ışığında soruna çözüm getirilmelidir.
Borçlar Kanunu 43/1 'e göre yargıç meydana gelen zarar için tazminatın çeşidini ve kapsamını, genel hal ve koşullarını, kusurun derecesini belirler. Borçlar Kanunu'nun 44/1 'e göre de, zarara uğrayan, tazminat ödevlisinin durumunu diğer bir suretle ağırlaştırmış ise yargıç tazminat ödevini hafifletebilir.
Somut olayda, olaydan yaklaşık bir yıl sonra nakdi yardım yapıldığına göre tazminat ödevlisinin durumu ağırlaşmıştır. Yargıç bu duruma göre tazminatın kapsamını belirler (BK m. 43/1) ve tazminatı indirir (BK m. 44/1).
Ancak yargıç yasa koyucunun iradesini yok sayamaz. Başka bir anlatımla, karar tarihindeki verilere göre değil, olay tarihindeki verilere göre nakdi hesaplama yapılsın şeklinde bir yorumun kabulü zordur, çünkü bu düşüncenin normatif dayanağı yoktur. Norm ışığında soruna çözüm bulunmalıdır.
Yukarıda anlatmaya çalışılan düşünceler ile yerel mahkeme kararının değişik gerekçeyle bozulması görüşündeyim.
KARŞI OY
Dava konusu uyuşmazlık, BK'nun 51 ve 147'nci maddelerine dayalı halefiyetten kaynaklanan rücu istemine ilişkindir. Çoğunluk ile azınlık arasındaki görüş farkı ise, halefiyete esas olan alacağın kapsamında bulunmaktadır.
Bilindiği üzere halefiyette en önemli ilkelerden biri de halefiyetin, borçlunun durumunu ağırlaştıramayacağıdır. Bu ilkenin doğal sonucu olarak borçlu yerine geçen halef, alacaklıyı asıl alacak miktarından fazla oranda tatmin etse bile halefiyet, ancak asıl alacak miktarı kadar oluşur (Bkz. Dr. A. Kılıçoğlu, Kanuni Halefiyet, Ank. 1979, sh. 95). Bu ilke, müşterek ve müteselsil borçlular bakımından BK'nun 144'üncü maddesinde de açıkça hükme bağlanmıştır.
Bu ana ilkeler çerçevesinde dava konusu olaya dönüldüğünde, davada, davalının haksız eylemi sonucu 5 gün iş ve gücüne engel olacak şekilde yaralanan dava dışı güvenlik görevlisine davacı idare tarafından 2330 sayılı Nakdi Tazminat ve Aylık Bağlanması Hakkında Kanun'un 3'üncü maddesi gereğince ve yine o maddede gösterilen en yüksek devlet memuru brüt aylığı esas alınmak suretiyle hesaplanıp ödenmesi kararlaştırılan 1.629.250.000.-TL'nin davalı haksız eylem faili borçludan tazmini istenilmektedir. Anılan yasada ödenecek tazminatın rucüen haksız failinden istenebilmesine olanak sağlayan özel bir düzenleme yani rücu hakkı tanınmış değildir. Bu durumda davacı idarenin rücu hakkı genel hükümlerden, yukarıda da değinildiği üzere BK'nun 51 ve 147'nci maddelerinden kaynaklanmaktadır. Davalı ise, asıl alacaklı güvenlik görevlisine ika ettiği haksız eylem nedeniyle uğradığı gerçek zararı BK'nun 41 ve izleyen maddeleri çerçevesinde gidermekle yükümlüdür. İdarenin bu miktarı aşan ödemeleri halefiyete dayanarak zarar sorumlusundan isteyebilmesi mümkün değildir. Mahkemece böyle bir durumda yapılacak iş; dava dışı güvenlik görevlisinin haksız eylem nedeniyle uğradığı gerçek zararı belirleyip, buna hükmetmekten ibarettir.
Bütün bu ilkeleri dikkate almayan ve idarenin gerçek zarar kapsamını aşan miktar üzerinden yaptığı tüm ödemelerin halefiyet yolu ile haksız eylem faili davalı borçludan istenebileceğine ilişkin sayın çoğunluk düşüncesine katılmadığımızdan, karşı oy kullanmış bulunuyoruz. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy