(818 S. K. m. 18) (2004 S. K. m. 277, 283) (YHGK 23.01.2008 T. 2008/4-7 E. 2008/24 K.)
Dava: Taraflar arasındaki satışın iptali-bedel davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; Bakırköy 7. Asliye Hukuk Mahkemesince davanın reddine dair verilen 25.11.2004 gün ve 662-385 sayılı kararın incelenmesi davacı vekili tarafından istenilmesi üzerine,
Yargıtay 4. Hukuk Dairesinin 2.3.2006 gün ve 3017-2051 sayılı ilamı ile;
(..1- Dava konusu araç davalılardan Cengiz Bilen adına kayıtlı olmadığından ona husumet yöneltilemeyeceğine göre davacının adı geçene yönelik temyiz itirazları reddedilmelidir.
2- Diğer davalıya yönelik temyiz itirazlarına gelince; davacı, davalılardan Fermani Özgür Altuna ait aracın karıştığı trafik kazasında desteklerinin öldüğünü, adı geçen davalı hakkında tazminat davası açtığını, davalının sahibi olduğu ve kazaya karışan aracını, doğacak tazminattan kurtulmak amacıyla danışıklı (muvazaalı) olarak diğer davalı Cengiz Bilen'e satıp devrettiğini bildirerek satışın iptali ile trafik kaydının düzeltilmesini istemişlerdir.
Davalılardan Fermani Özgür Altun, satış sırasında cezaevinde olduğunu, ailesinde satış vekaletnamesi bulunduğunu, aracın nasıl satıldığını bilmediğini, diğer davalı ise Fermani Özgür Altun'un babasından noterde düzenlenen senetle aracı satın aldığını, tamir ettirip 3-4 ay sonra başkasına sattığını ileri sürerek davanın reddedilmesi gerektiğini savunmuşlardır.
Yerel mahkemece, Borçlar Yasasının 18. maddesi gereğince muvazaa olabilmesi için davacının bir haktan yoksun bırakılması gerektiği, ceza ve tazminat davası henüz elde olduğundan doğmuş bir hak bulunmadığı, İcra ve İflas Yasası'nın 277 ve 283. maddeleri yönünden de mevcut bir alacağa karşılık mal bulunmayışı, alacaklıdan mal kaçırma gayesi ortaya konulmadığı, henüz aciz halinin de bulunmadığı gerekçesiyle istemin reddine karar verilmiştir.
Karar davacı tarafından temyiz edilmiştir.
Dava, Borçlar Yasasının 18. maddesinde düzenlenen biçim ile dava konusu işlemin danışıklı yapıldığı (muvazaa) iddiasına dayalı tasarrufun iptali istemi niteliğindedir. Kural olarak üçüncü kişiler, danışıklı işlem nedeniyle hakları zarara uğratıldığı takdirde bu hukuki işlemlerin geçersizliğini ileri sürebilirler. Çünkü; danışıklı bir hukuki işlem ile üçüncü kişilere zarar verilmesi, bir haksız eylemdir ve zarar gören üçüncü kişi, satıcı ile birlikte hangi durumda olursa olsun mal elinde bulundurana karşı eldeki gibi bir dava açabilir. Ancak, üçüncü kişilerin danışıklı işlem ile haklarının zarara uğratıldığının benimsenebilmesi için istekte bulunanın, danışıklı işlemde bulunanlardan alacağı bulunmalı ve danışıklı işlem o alacağın ödenmesini önlemek amacıyla yapılmış olmalıdır.
Diğer yandan zarara uğradıklarını ileri süren üçüncü kişilerin, danışıklı işlemde bulunduğu iddia edilen kişi hakkında tazminat davası açmış olmaları, bu davanın kabulü için tek başına yeterli olmadığından danışıklı işlemde bulunanın, üçüncü kişilere borçlu olması ve borcunu ödememek için danışıklı hukuki işlem yapmış olması gerekir.
Davacı, desteklerinin Fermani Özgür Altun'a ait aracın çarpması sonucu ölümü nedeniyle, davaya konu edilen aracın, hükmedilecek tazminattan kurtulmak amacıyla, danışıklı olarak diğer davalıya devredildiği iddiası ile eldeki bu davayı açmıştır. Davacının bu davadaki amacı, açtığı tazminat davası sonucu kazanacağı alacağını alabilmeye yönelik olarak, danışıklı olduğunu ileri sürdüğü hukuki işlemlerin kendisi yönünden geçersizliğini sağlamaktır. Davacının zararının desteğin ölüm gününde doğduğunun benimsenmesinde zorunluluk vardır. Ölüme yol açan aleyhine davacı tarafından tazminat davası açıldığı dosyadaki bilgilerden anlaşılmaktadır. Yargılama sonunda davaya konu edilen satışın danışıklı olduğunun kanıtlanması halinde davacı, satışa konu edilen maldan da alacağın tahsili için yararlanabileceklerdir. Ancak, davacının bu hakkı ayni değil şahsi sonuç doğuracağından, danışıklı işlemin kanıtlanması durumunda araç sahibi hakkındaki tescilin iptaline değil, İcra ve İflas Yasasının 283/1. maddesi kıyasen uygulanarak, iptal ve tescile gerek olmaksızın aracın haciz ve satışına karar verilecektir. Bu davada güdülen amaç da bu olduğundan, davacının karşılanması gereken bir alacağı bulunup bulunmadığının belirlenmesi gerekir. Bunun için de davacının açtığı tazminat davasının sonucu beklenilmeli ve ona göre karar verilmelidir.
Olaydan kısa bir süre sonra yapılan satışın borçtan kurtulmak amacıyla yapıldığı anlaşıldığına göre davacının açtığı tazminat davasının sonucu beklenilmeli, o dava sonunda davacının tahsili gereken bir alacağı bulunduğu takdirde İcra ve İflas Yasasının 283/1. maddesi uygulanmak suretiyle, araca ait tescil kaydının iptaline gerek olmadan davacının alacağını alabilmesini sağlamak için dava konusu aracın haciz ve satışını isteyebilmesi yönünde hüküm kurulmalıdır. Kararın infazı aracı elinde bulunduranın da davada davalı olarak gösterilmesi halinde mümkündür.
Yukarıda açıklanan maddi ve hukuki olgular gözetilmeden, yerinde görülmeyen yazılı gerekçeyle, istemin reddedilmiş olması usul ve yasaya uygun düşmediğinden kararın bozulması gerekmiştir.....) gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle, yeniden yapılan yargılama sonunda, mahkemece önceki kararda direnilmiştir.
Temyiz Eden: Davacı vekili
Hukuk Genel Kurulu Kararı
Hukuk Genel Kurulunca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü:
Dava, muvazaa iddiasına dayalı tasarrufun iptali istemine ilişkin olup, yapılan ıslahla bede istemine dönüştürülmüştür.
Davacı, davalı Fermani Özgür'ün kullandığı aracın 4.2.2003 tarihinde anne ve babasına çarpması sonucu anne ve babasının vefat ettiğini, açtıkları tazminat davasını sonuçsuz bırakmak amacı ile kazaya karışan aracın 10.2.2003 tarihinde diğer davalı Cengiz Bilen'e satılarak devredildiğini, bu satışın muvazaalı olarak gerçekleştirildiğini ileri sürerek, bu nedenle yapılan araç satışının iptalini talep etmiştir.
Davacı 17.3.2004 tarihli ıslah dilekçesi ile dava konusu aracın 3.kişi konumunda bulunan Şükrü Kopar'a 29.7.2003 tarihinde satılarak devredildiğini öğrendiklerini belirterek davasını bedele dönüştürmüştür.
Davalılar davanın reddini savunmuşlardır.
Mahkemece; iptali istenen tasarrufun yapıldığı anda henüz doğmuş ve oluşmuş bir alacağın varlığı söz konusu olmadığı, aciz halinin de bulunmadığı belirtilerek davanın reddine karar verilmiştir.
Özel Dairece yukarıda açıklanan nedenlerle davalılardan Cengiz Bilen adına kayıt olmadığından ona husumet yönlendirilemeyeceğinden, davacının adı geçene yönelik temyiz itirazlarının reddine karar verilmiş ve hüküm diğer davalı yönünden yukarıda açıklanan nedenlerle bozulmuştur.
Davacı, destekleri olan anne ve babasının davalılardan Fermani Özgür'ün kullandığı aracın çarpması sonucu 4.2.2003 tarihinde ölmesi nedeniyle, açtığı tazminat davasında hükmedilecek tazminatı ödemekten kurtulmak amacıyla dava konusu aracın diğer davalı Cengiz'e muvazaalı olarak devredildiği iddiası ile eldeki davayı açmıştır. Davacının bu davayı açmaktaki gayesi, açtığı tazminat davası sonucu kazanacağı tazminat alacağını garanti altına alabilmeye yönelik olarak, muvazaalı olarak yapıldığını ileri sürdüğü araç satış işleminin kendisi yönünden geçersizliğini sağlamaktır. Hal böyle olunca davacının zararının dolayısıyla da alacak hakkının desteklerinin ölüm gününde doğduğu kabul edilmelidir. Davacının muvazaa iddiasına dayalı olarak açtığı bu davada icra takibine geçilmesine ve aciz belgesi alınmasına gerek bulunmamaktadır. Çünkü İcra İflas Kanununun 277 ve izleyen maddelerinde iptal davasına konu olan tasarruflar özünde geçerli olmalarına rağmen kanunun icra hukuku yönünden iptaline imkan verdiği tasarruflardır. O durumda ayrıca muvazaayı ileri sürmeye ve ispata gerek yoktur. Bu davada ise davacı muvazaalı işlemle kendisinin zararlandırıldığını ileri sürmektedir. İİK. nun 277 vd. maddelerinde düzenlenen iptal davası açma hakkı davacının genel hükümlere göre muvazaaya dayanarak dava açmasına engel teşkil etmez.
Tasarrufun iptali davaları özel şekle tabidir. Davacı olası zararın önlenmesi için Borçlar Kanununun 18. maddesine dayalı olarak muvazaa nedeniyle iptal davası açabilir.
Dava konusu araç davalı Cengiz tarafından 29.7.2003 tarihinde dava dışı Şükrü Kapuz'a satılmıştır. Davacı vekili de bu nedenle davasını 17.3.2004 tarihinde yaptığı ıslah ile bedel davasına dönüştürmüştür. Ne var ki, bedele hükmedilebilmesi için aracı elden çıkaran Cengiz'e de davanın yönlendirilmesi gerekir. Her ne kadar davacı davasını kazayı yapan Fermani Özgür ile birlikte aracı ilk satın alan Cengiz'e yönlendirmiş ise de, yerel mahkemece her iki davalı yönünden davanın reddine karar verilmiştir. Kararın temyizi üzerine Özel Dairece davalı Cengiz yönünden davacı vekilinin temyiz istemi reddedilmekle onun yönünden davanın reddi yönündeki hüküm kesinleşmiştir. Bu durumda davalı Cengiz hakkındaki bedel davasının infaz kabiliyeti kalmamış, dava son araç malikine de yöneltilmemiştir.
Bu itibarla sonucu itibariyle doğru olan davanın reddi yönündeki yerel mahkeme kararının yukarıda açıklanan nedenlerle onanması gerekmektedir.
Sonuç: Davacı vasisinin temyiz itirazlarının reddi ile, direnme kararının yukarıda açıklanan nedenlerle ONANMASINA, gerekli temyiz ilam harcı peşin alınmış olduğundan başkaca harç alınmasına mahal olmadığına, 04.07.2007 gününde sebebinde oyçokluğu, sonucunda oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy