(1479 S. K. m. 24, Ek m. 19) (506 S. K. m. 3) (6762 S. K. m. 319)
Taraflar arasındaki tespit davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; Adana 1. İş Mahkemesince davanın kısmen kabulüne dair verilen 30.04.2007 gün ve 803-798 sayılı kararın incelenmesi davalılar vekili tarafından istenilmesi üzerine, Yargıtay 10. Hukuk Dairesinin 09.07.2007 gün ve 12557-12343 sayılı ilamı ile,
(...Davacı, 01.01.1981 tarihinden itibaren SSK sigortalısı olup, 1992 tarihinden itibaren de baskın olarak SSK sigortalısı olduğunu diğer davalı Bağ-Kur'un davacının AŞ kurucu ortaklığı ve yönetim kurulu üyesi olması nedeniyle 29.07.1991 tarihinden itibaren Bağ-Kur sigortalısı sayması nedeniyle SSK'dan tahsis koşulları oluştuğu halde aylık bağlanmadığını, bu nedenle, SSK hizmetlerine geçerlilik tanınarak 12.05.2004 tarihi itibariyle yaşlılık aylığı bağlanmasına karar verilmesini talep etmiştir.
İddia ve savunmaya göre; taraflar arasındaki uyuşmazlık, davacının 29.07.1991 tarihinden sonraki çalışmalarının hizmet aküne göre mi yoksa kendi nam ve hesabına bağımsız bir çalışma mı olduğu, başka bir anlatımla davacının, anılan tarihten sonra SSK mı yoksa Bağ-Kur sigortalısı mı sayılacağı noktasında toplanmaktadır. Kimlerin SSK sigortalısı sayılması gerektiği SSK'nın 2 ve 3. maddelerinde, kimlerin Bağ-Kur sigortalısı sayılması gerektiği ise, Bağ-Kur Kanunu'nun 24. maddesinde belirtilmiştir.
Hem davacı hem de davalı, davacının şirket ortaklığından söz etmişler, tanıklarda davacının çalıştığı şirketlerin kurucu ortağı olduğundan bahsetmişlerse de; şirket ortaklığının gerçekten var olup olmadığı ve hangi düzeyde görev paylaşımı yapıldığı, görevinin ne olduğu, hukuksal niteliği, ticaret sicil kayıtlarından yeterince ve gereğince araştırılıp incelenmemiştir.
Bağ-Kur Kanununun 24. maddesi hükümlerine göre, Anonim Şirketin kurucu ortakları ile yönetim kurulu üyesi olan ortakları Bağ-Kur sigortalısı sayılırlar. AŞ kurucu ortakları ile yönetim kurulu üyesi olan ortakları kural olarak Bağ-Kur sigortalısı sayılırlarsa da, şayet hizmet akdinin tüm koşullarını oluşturacak biçimde çalışmışlarsa SSK Sigortalısı sayılabileceklerdir. Ne ki, Anonim Şirket ortağının SSK Sigortalısı sayılabilmesi için; şirketin hangi işinde ne kadar süre ve ne şekilde çalıştığının, özellikle hizmet akdinin koşullarından olan bağımlılık unsurunun gerçekleşip gerçekleşmediğinin, şirket ortağının, kimin buyruğunda ve kimden talimat alarak çalıştığının, çalışması karşılığı ücret mi, ortaklık nedeniyle pay mı aldığı hususlarının titizlikle araştırılıp incelenmesi ve açıklığa kavuşturulması gerekir. AŞ'nin kurucu ortağı olmayıp sadece hissedarı olan kimsenin SSK sigortalısı sayılabileceği hususu da tartışmasızdır.
Diğer taraftan bir kimsenin SSK sigortalılığı ile Bağ-Kur sigortalılığının çakışması halinde ekonomik yönden ağır basan çalışmaya itibar edilmesi gerekir.
O halde, davalıların bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır....) gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle, yeniden yapılan yargılama sonunda, mahkemece önceki kararda direnilmiştir.
TEMYİZ EDEN: Davalılar vekili
HUKUK GENEL KURULU KARARI
Hukuk Genel Kurulunca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü:
Türk sosyal güvenlik sistemi, aynı zaman dilimi içerisinde değişik sosyal güvenlik kanunları kapsamında geçen çalışmalara engel olmamakta, ne var ki, kişinin tek sosyal güvenlik kurumu üyeliğine izin vermektedir.
Çakışan sigortalılıktan söz edebilmek için sosyal güvenlik yasalarınca geçerli birden çok sigortalılık ilişkisinin varlığı zorunludur.
Yasaların öngördüğü koşulların gerçekleşmemesi halinde ise geçerli bir sigortalılık ilişkisinden, sonuç olarak da çakışmadan söz edilemeyecektir.
506 sayılı Sosyal Sigortalar Kanununun 3. maddesinde belirtilen istisnalardan olmamak kaydıyla, bir hizmet akdine dayanarak, bir veya birkaç işveren tarafından çalıştırılanlar kendiliğinden sigortalı sayılırlar. Bir çalışmanın sigortalı hizmet olarak değerlendirilebilmesi, hizmet akdinin kurucu unsurları olan zaman ve bağımlılık unsurlarının varlığına bağlıdır. Belirtilen koşulları taşımayan çalışmaların 506 Sayılı Kanun kapsamında sigortalı hizmet olarak değerlendirilmesine yasaca olanak bulunmamaktadır.
1479 Sayılı Kanun'un 5458 Sayılı Kanun ile değişik Ek 19. maddesi uyarınca; belirli süre prim ödeme yükümlülüğünün gerçekleşmemesi durumunda Bağ-Kur sigortalılığının durdurulması çakışan sigortalılığa engel olmakta ise de; burada sorun, davacının 506 Sayılı Kanun kapsamındaki çalışmalarının hizmet akdine dayalı bulunup bulunmadığı, geçerli bir SSK sigortalılığının olup olmadığı noktasında toplanmaktadır. Hizmet akdine dayalı bir çalışma ilişkisinin bulunmadığının anlaşılması halinde SSK sigortalılığının iptali gündeme gelecek, dolayısıyla çakışan sigortalılıktan söz edilmeyecektir.
Kural olarak, AŞ genel müdürlerinin çalışmalarının hizmet akdine dayandığı kabul edilir.
Anonim şirketlerin kurucu ortakları ile yönetim kurulu üyesi olan ortaklan ise 1479 sayılı Bağ-Kur Kanununun 24/I-g maddesi uyarınca Bağ-Kur sigortalısıdırlar.
Bilindiği gibi, anonim şirketler idare meclisleri tarafından idare ve temsil edilirler. Esas mukavele ile temsil yetkisinin ve idare işlerinin hepsini veya bazılarını idare meclisi azası olan murahhaslara veya pay sahibi olmaları zaruri bulunmayan müdürlere bırakabilmek için umumi heyete veya idare meclisine salahiyet verilebilir. (TTK m. 319) Anonim şirketlerin kurucu ortaklan ile yönetim kurulu üyesi olan ortaklarının genel müdür sıfatı ile şirketi idare ve temsilinin vekalet akdi hükümlerine dayanması halinde SSK sigortalılığı geçerli bulunmayacaktır.
Hemen belirtilmelidir ki; anonim şirketlerin kurucu ortaklan ile yönetim kurulu üyesi olan ortaklarının genel müdür sıfatı ile çalışmalarında hizmet akdi unsurlarının bulunması (taşıması) halinde 506 Sayılı Kanun kapsamında sigortalı sayılmaları uygun bulunmalıdır.
Dinlenen tanıklar ve dosyadaki belgelerden, davacının birçok anonim şirkette genel müdür olarak görev yaptığı, bazılarında ise kurucu ortak olduğu anlaşılmaktadır.
Davacının SSK hizmet cetveline yansıyan çalışmalarının hangi işyerlerinde geçtiği, bu işyerlerindeki görevlerinin ne olduğu, çalışılan yer bir anonim şirket ise davacının bu şirketteki ortaklık sıfatının araştırılarak, iş görme ediminin hizmet akdine mi dayandığının belirlenmesi önem taşımaktadır.
Yapılacak araştırma sonucunda, belirtilen işyerlerinde geçen çalışmaların hizmet akdine dayalı olmadığının tespiti halinde, SSK'ya yapılan sigortalı çalışma bildirimleri geçerli olmayacak, dolayısıyla Bağ-Kur ile çakışan SSK sigortalılığından söz edilemeyecektir.
Direnme kararı sonrasında dosyaya sunulan belgelerin ise, yapılacak inceleme ve araştırma sonucuna göre ele alınarak değerlendirilmesi uygun bulunmaktadır.
Yukarıda belirtilen maddi ve yasal olgular dikkate alındığında, Hukuk Genel Kurulu'nca da benimsenen Özel Daire bozma kararına uyulmak gerekirken, önceki kararda direnilmesi usul ve yasaya aykırıdır. Bu nedenle direnme kararı bozulmalıdır.
Sonuç: Davalılar vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile, direnme kararının yukarıda ve Özel Daire bozma kararında gösterilen nedenlerden dolayı HUMK'un 429. maddesi gereğince BOZULMASINA, 05.03.2008 gününde oyçokluğuyla karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy