(4721 S. K. m. 166) (1086 S. K. m. 381, 388, 389) (1412 S. K. m. 261, 268) (YHGK. 14.06.2006 T. 2006/11-478 E. 2006/369 K.) (YHGK. 25.01.2006 T. 2006/9-29 E. 2006/9 K.) (YHGK. 24.09.2003 T. 2003/2-584 E. 2003/501 K.) (YHGK. 27.02.2002 T. 2002/2-179 E. 2002/118 K.) (YHGK. 27.01.1999 T. 1999/2-62 E. 1999/13 K.) (YHGK. 19.06.1991 T. 1991/2-323 E. 1991/391 K.) (YCGK. 02.02.1976 T. 1976/1-22 E. 1976/25 K.)
Dava: Taraflar arasındaki boşanma davasından dolayı yapılan yargılama sonunda;
Bafra 1. Asliye Hukuk (Aile Mahkemesi sıfatıyla) Mahkemesince davalı-davacı H. Ç.nın davasının kabulüne, davacı-davalı A. Ç.nın davasının reddine dair verilen 10.9.2009 gün ve 2008/410 Esas, 2009/470 Karar sayılı kararın incelenmesi, davacı-davalı vekili tarafından istenilmesi üzerine, Yargıtay 2. Hukuk Dairesinin 19.1.2011 gün ve 2009/21473 Esas, 2011/528 Karar sayılı ilamı ile;
(... Toplanan delillerden davacı-davalı kadının güven sarsıcı davranışlarda bulunduğu, davalı-davacı kocanın da, eşine hakaret ettiği ve birlik görevlerini yerine getirmediği anlaşılmaktadır. Bu durumda evlilik birliğinin temelinden sarsılmasını sağlayan olaylarda her iki taraf da kusurludur. Bu nedenle, davacı-davalı kadının davasının da kabulüne karar vermek gerekirken; yazılı şekilde davanın reddine karar verilmiş olması isabetsiz olmuştur...),
Gerekçesi ile bozularak dosya yerine geri çevrilmekle yeniden yapılan yargılama sonunda; mahkemece önceki kararda direnilmiştir.
Karar: H.G.K.nca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü:
Dava ve birleşen dava, evlilik birliğinin temelinden sarsılması hukuksal nedenine dayalı boşanma istemine ilişkindir.
Yerel mahkemece, davacı-davalı A. Ç.nın davasının reddine, davalı-davacı H. Ç.nın davasının ise kabulüne, tarafların boşanmalarına ve müşterek çocukların velayetlerinin davacı babalarına verilmesine karar verilmiştir.
Davacı-davalı A. Ç. vekilince temyiz edilen hüküm, yukarda başlık bölümünde açıklanan gerekçe ile bozulmuştur.
Yerel mahkemece önceki kararda direnilmiş; ancak, direnmeye dair kısa kararda sadece direnilmesine denilmekle yetinilip; tarafların istek sonuçlarından her biri hakkında hüküm kurulmamış; yüklenen borç ve tanınan haklar, gösterilmemiştir.
Hükmü Davacı-Davalı A. temyiz etmiştir.
Gerekçeli kararda hüküm fıkrası oluşturulmakla birlikte aslolan kısa kararda oluşturulmamış olması öncelikle usulü sorun olarak ele alınıp; tartışılmıştır:
Hemen belirtmelidir ki, 1086 Sayılı H.U.M.K.nun 388/1-3. maddesiyle 6100 Sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun 297/1-c. maddesi, bir mahkeme hükmünün kapsamının ne şekilde olması gerektiğini açıklamıştır.
Buna göre bir mahkeme hükmünde, tarafların iddia ve savunmalarının özetinin, anlaştıkları ve anlaşamadıkları hususların, çekişmeli vakıalar hakkında toplanan delillerin, delillerin tartışılması ve değerlendirilmesinin, sabit görülen vakıalarla bunlardan çıkarılan sonuç ve hukuki sebeplerin birer birer, şüphe ve tereddüt uyandırmayacak şekilde gösterilmesi, gerekçeye ait herhangi bir söz tekrar edilmeksizin isteklerin her biri hakkında verilen hükümle, taraflara yüklenen borç ve tanınan hakların mümkünse sıra numarası altında gösterilmesi gereklidir.
1086 Sayılı Kanunun 389. maddesinde de, verilen karar ile iki tarafa tahmil ve bahşedilen vazife ve haklar şüphe ve tereddüdü mucip olmayacak surette gayet sarih ve açık yazılmalıdır denilerek yukarda açıklanan kural tekrar edilmiştir.
Yine aynı kanunun 381/II. maddesine göre, kararın tefhiminin, en az 388 inci maddede belirtilen hüküm sonucunun duruşma tutanağına geçirilerek okunması suretiyle olacağı açıklanmıştır.
Sayılan maddelerde açıklanan bu biçimler, yargıda açıklık ve netlik prensibinin gereğidir. Aksine bir halin, yeni tereddüt ve ihtilaflar yaratacağı, dava içinden davaların doğacağı, hükmün hedefine ulaşmasını engelleyeceği tartışmasızdır. Böyle bir durumun varlığı halinde kamu düzeni ve barışı oluşturulamaz.
Nitekim H.G.K.nun 19.6.1991 gün 323/391 sayılı, 10.9.1991 gün 281-415 sayılı, 25.9.1991 gün 355-440 sayılı, 27.1.1999 gün 62-13 sayılı, 21.11.2001 gün 1114-1067 sayılı, 27.2.2002 gün 179-118 sayılı, 24.9.2003 gün 584-501 sayılı, 25.1.2006 gün 29-9 Sayılı ve 14.6.2006 gün 478-369 sayılı, 15.6.2011 gün 308-428 sayılı, 7.12.2011 gün 708-737 Sayılı kararlarında da bu husus aynen açıklanmıştır.
Ceza Genel Kurulunca da CUMK.nın benzer hükümleri taşıyan 261 ve 268 maddelerinin uygulanmasında, bozulan kararın geçerliliğini ve yerine getirilme yeteneğini yitirdiğinden önceki hükümde direnilmesine denilmekle yetinilerek ve atıf suretiyle hüküm kurulamayacağı kabul edilmiştir (Ceza Genel Kurulunun 2.2.1976 gün 22-25 Sayılı kararı).
Somut olayda da, aslolan kısa kararda, hüküm fıkrası, açıklanan kurallara uygun biçimde oluşturulmamış; yalnızca ... eski kararda direnilmesine. denilmekle yetinilmiş, böylece hüküm sonucu kısmında, istek sonuçlarından her biri hakkında hüküm verilmemiş, taraflara yüklenen borç ve tanınan haklar, birer birer, açık, şüphe ve tereddüt uyandırmayacak şekilde gösterilmemiştir.
Bu itibarla, mahkemece 1086 Sayılı H.U.M.K.nun 388/1-3. maddesiyle 6100 Sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun 297/1-c. maddesinin açık hükmü gözetilmeksizin yazılı biçimde karar verilmesi doğru olmamış, direnme kararının bu usulü sebeple bozulması gerekmiş, bozma sebebine göre davacı-davalı vekilinin sair temyiz itirazlarının incelenmesine şimdilik gerek görülmemiştir
Sonuç: Davacı-davalı A. Ç. vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile, direnme kararının yukarda gösterilen değişik ve usulü nedenlerden dolayı BOZULMASINA, bozma sebebine göre, temyiz edenin işin esasına dair diğer temyiz itirazlarının bu aşamada incelenmesine yer olmadığına, 16.03.2012 tarihinde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy