(4342 S. K. m. 1, 3, 5, 13, 21)
Dava ve Karar: Taraflar arasındaki Mera Sınırlandırmasının İptali, Tescil davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; Van Asliye 2.Hukuk Mahkemesince davanın kabulüne dair verilen 16.06.2009 gün ve 2007/170 E-2009/272 K.sayılı kararın incelenmesi davalı Hazine vekili tarafından istenilmesi üzerine,
Yargıtay 8.Hukuk Dairesinin 03.06.2010 gün ve 2010/2165-2963 sayılı ilamı ile;
(...Davacı, miras ve kazanmayı sağlayan eklemeli zilyelik hukuksal nedenine dayanarak 114 ada 130 mera parseline ilişkin sınırlandırmanın bir kısmının ifraz edilerek iptaliyle adına tapuya tesciline karar verilmesini istemiştir.
Davalı Hazine vekili, meraların zilyetlikle kazanılamayacağını, dava açma süresinin geçtiğini belirterek davanın reddine karar verilmesini savunmuştur.
Mahkemece, davanın kabulüne, 114 ada 130 mera parselinin 30.10.2008 ve 16.03.2009 tarihli krokilerde A harfi ile gösterilen 21.441,34 m2'lik bölümünün ana parselden ifraz edilerek iptali ile davacı adına tapuya kayıt ve tesciline karar verilmesi üzerine; hüküm davalı Hazine vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Uyuşmazlık konusu 114 ada 130 parsel, Van İli Mer'a Komisyonun 24.02.2006 gün 359 sayılı kararı ile mera olarak tahsis edilmiştir. Komisyonun tahsis kararı 15.05.2006 ila 15.06.2006 tarihleri arasında askıya çıkarılmış; itiraz edilmediğinden kesinleştirilerek mera siciline tescil edilmiştir. Mera Komisyon Kararının başlığında mera niteliğini taşıyan taşınmazlardan tahsis edildiği, 16. nolu bendinde ise tahsis edilen arazinin kaynağının 4342 sayılı Mera Kanununun 5/a. maddesi olduğu belirtilmiştir. Anılan kanun maddesinin ilk cümlesi kadim mera olarak kullanılan yerleri düzenlemektedir. Az yukarıda da açıklandığı gibi mera tahsis kararı süresinde itiraz edilmeksizin 4342 sayılı Mera Kanununun 13/son maddesi uyarınca kesinleşmiştir. Kesinleşen tahsis kararında, tahsis edilen arazinin kaynağı kadim mera olarak belirtildiğine göre, bu yerin öncesinin kadim mera olduğunun kabulü gerekir. Bilindiği üzere ve kural olarak kadim meralar, süresi neye ulaşırsa ulaşsın kazandırıcı zamanaşımı zilyetliği ve imar ihya yoluyla kazanılamazlar. Davanın bu gerekçeyle reddine karar verilmesi gerekirken yanlışa düşülerek yazılı gerekçeyle davanın kabulüne karar verilmesi doğru olmamıştır...)
gerekçesiyle bozularak, dosya yerine geri çevrilmekle, yeniden yapılan yargılama sonunda; mahkemece önceki kararda direnilmiştir.
Hukuk Genel Kurulu'nca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü:
YARGITAY HUKUK GENEL KURULU KARARI: Dava, mera komisyonunun, mera tahsisine ilişkin kararının iptali ve tescil isteğine ilişkindir.
Mahkemece, davanın kabulü ile 114 ada 130 mera parselinin 30.10.2008 ve 16.03.2009 tarihli krokilerde (A) harfi ile gösterilen 21.441,34 m2'lik bölümünün ana parselden ifraz edilerek iptali ile davacı adına tapuya kayıt ve tesciline karar verilmiştir.
Davalı Hazine vekilinin temyizi üzerine karar; Özel Dairece, yukarıya başlık bölümüne metni aynen alınan gerekçe ile özellikle mera tahsis kararının süresinde itiraz edilmeksizin 4342 sayılı Mera Kanununun 13/son maddesi uyarınca kesinleştiğine ve kadim mera vasfındaki taşınmazın zilyetlikle kazanılamayacağına, işaretle bozulmuştur.
Yerel Mahkeme; önceki gerekçesini tekrar yanında taşınmazın mera olarak tespiti işleminin tarihi ile dava tarihi nazara alındığında bozma ilamındaki, kadim mera vasfının kesinleştiğine ilişkin, tespitin yerinde olmadığı, davanın Mera Kanunu'nun 21/2.maddesindeki dava süresi içinde açıldığı, kadastronun kesinleşmiş olmasının bu dava süresini ortadan kaldırmayacağı, davanın niteliği de gözetildiğinde yapılan araştırma ve varılan sonucun doğru olduğu gerekçesiyle direnmiştir.
Hükmü davalı Hazine vekili temyiz etmiştir.
Direnme yoluyla Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; taşınmazın vasfı ve davanın hukuki niteliğinin ne olduğu; mera tahsis kararına konu olan taşınmazla ilgili sonradan yapılan kadastro tespitinin kesinleşmiş olmasının, bu yerle ilgili olarak 4342 sayılı Mera Kanunu'nun 21/2. maddesinde belirtilen sürede kadastrodan önceki nedenlere dayanılarak dava açılmasına engel teşkil edip etmediği; noktasında toplanmaktadır.
Hemen belirtmelidir ki, dava konusu taşınmazın, İl Mera Komisyonu'nun 24.2.2006 gün ve 359 sayılı tahsis kararı ile (M7) numarası altında mera olarak tahsis edildiği; bu kararın Valilik Makamının 14.04.2006 tarihli oluru ile onaylandığı ve 15.05.2006 ilâ 15.06.2006 tarihleri arasında askıya çıkarıldığı, askı süresi içinde itiraz edilmemekle mera siciline tescil edildiği, 2007 yılında yapılan kadastro çalışması sırasında mevzuat gereği kadastro komisyonunca herhangi bir tespit yapılmaksızın krokide kopukluk olmaması için 114 ada 130 parsel numarası aldığı, dosya kapsamı ile belirgindir.
Eldeki dava 21.03.2007 tarihinde açılmış olup; hukuki nitelikçe mera komisyonunun, mera tahsis kararının iptali ve tescile ilişkindir. Davacı istemini gerek bu komisyon kararından, gerekse de kadastro tespitinden önceki nedenlere dayandırmıştır.
Öncelikle konuya ilişkin yasal düzenlemelerin irdelenmesinde yarar vardır:
Davada mera komisyonun tahsis kararı dava edildiğinden bu konuya ilişkin yasal düzenleme 4342 sayılı Mera Kanunu'nun da yer almaktadır.
4342 sayılı Mera Kanunu'nun; 1.maddesinde bu Kanunun amacı; daha önce çeşitli kanunlarla tahsis edilmiş veya kadimden beri kullanılmakta olan mer'a, yaylak, kışlak ve kamuya ait otlak ve çayırların tespiti, tahdidi ile köy veya Belediye tüzel kişilikleri adına tahsislerinin yapılmasını... sağlamak şeklinde açıklanmıştır.
3.maddesinde de kanunda geçen ibarelerin tanımlarına yer verilmiştir. Buna göre;
Mera: Hayvanların otlatılması ve otundan yararlanılması için tahsis edilen veya kadimden beri bu amaçla kullanılan yeri;
Tahsis: Çayır, mera, yaylak ve kışlakların kullanımlarının verimlilik ve sosyal adalet ilkelerine uygun şekilde düzenlenerek, münferiden ya da müştereken yararlanılmak üzere bir veya birkaç köy ya da belediyeye bırakılmasını;
Tahdit: Çayır, mera, yaylak ve kışlak arazisi olduğuna karar verilen yerlerin sınırlarının usulüne uygun olarak ülke nirengi sistemine dayalı 1/5000 ölçekli haritalar üzerinde belirtilmesini ve bu sınırların arazi üzerinde kalıcı işaretlerle işaretlenmesini;
Tespit: Bir yerin mera, yaylak ve kışlak arazisi olup olmadığının resmi evrakla ve bilirkişi ifadeleri ile belgelendirilmesini;
Komisyon: Mera komisyonunu İfade etmektedir.
Tahsis Kararının Tebliği, İlanı, İtirazı Ve Kütüğe Kayıt başlıklı 13.maddesinde yer alan:
Teknik ekiplerce yapılan çalışmaların sonuçları komisyonca ilgili köy ve belediyelerin ilan yerlerinde 30 gün süre ile askıda kalır. Teknik ekiplerin tespit ve tahdit sonuçlarına karşı askı ilanı süresi içinde komisyona itiraz edilebilir.
Komisyon yapılan itirazları 60 gün içinde karara bağlar. Komisyonun itirazları inceleyerek aldığı kararlar ile tahsis kararları, o yerin köy muhtarlığı ile belediye başkanlığına, defterdarlık veya mal müdürlüğüne, ilgili orman müdürlüğüne ve Tarım Reformu Teşkilatına tebliğ edilir. Ayrıca köy ve belediyelerde ve bunların bağlı olduğu ilçelerde alışılmış araçlarla ilan edilir ve bu konuda tutanaklar ve haritalar eklenecek 30 gün süre ile askıya çıkartılır.
Komisyon kararlarına karşı 30 günlük askı ilan süresi ve tebligatı gerektiren hallerde tebliğden itibaren 30 günlük süre içinde asliye hukuk mahkemesine, kadastro yapılan yerlerde ise kadastro mahkemesine dava açılabilir. Dava konusu mera, yaylak ve kışlakların kadastro çalışma alanı dışında kalması halinde kadastro mahkemelerinin yetkisi bu alanlarla ilgili davaları da kapsar.
30 günlük ilan süresi içinde haklarında dava açılmayan kararlar kesinleşir ve tapu sicil müdürlüğüne gönderilerek özel sicile kaydedilir. hükmü ile de; tahsis kararının tebliğ, ilan, itiraz ve kütüğe kaydı düzenleme altına alınmış; bu kararlardan, 30 günlük ilan süresi içinde hakkında dava açılmayanların kesinleşerek tapu sicil müdürlüğündeki özel sicile kaydedileceği düzenlenmiştir.
Mera, Yaylak Ve Kışlak İddiasının İspatı başlıklı 21.maddesinin 2.fıkrasındaki;
Tahsis kararlarında belirtilen haklara tahsislerin kesinleştiği tarihten itibaren 5 yıl geçtikten sonra tespitlerden önceki hukuki sebeplere dayanılarak itiraz edilemez ve bunlara karşı dava açılamaz. şeklindeki düzenleme ile de:
Tahsis kararlarında belirtilen haklara, tespitlerden önceki hukuki sebeplere dayanılarak itiraz edilmesi ve dava açılması için 5 (beş) yıllık hak düşürücü süre getirilmiş; bu sürenin tahsislerin kesinleştiği tarihten itibaren başlayacağı açıkça ifade edilmiştir.
Hemen burada, yukarıda metinleri aynen aktarılan bu iki hükmün anlamı ve birbiri ile bağlantısı üzerinde durulmalıdır:
4342 sayılı Kanunun 13.maddesi, başlığında da belirtildiği üzere, tahsis kararının tebliği, ilanı, itirazı ve kütüğe kayıt usulünü, dolayısıyla da sicilin oluşmasına kadarki prosedürü; 21.maddesi ise metninde de açıkça ifade edildiği üzere 13.maddedeki prosedür tamamlandıktan, tahsisler kesinleştikten sonraki itiraz ve dava hakkını, düzenlemektedir.
Anılan 21.maddede; tahsis kararlarında belirtilen hakların, tespitlerden önceki sebeplere dayanılarak itiraz ve dava konusu edilebilmesini, tahsisin kesinleştiği tarihten itibaren beş yılla sınırlandırmaktadır. Bu sürenin hak düşürücü süre olduğunda kuşku bulunmamaktadır.
Çok açık biçimde görülmektedir ki, 30 günlük ilan süresi içinde hakkında dava açılmayan tahsis kararının Kanunun 13.maddesi prosedürü içinde kesinleşip, tapu sicil müdürlüğündeki özel sicile kaydedilmesi; bu karara karşı hukuki yolların tükendiği anlamına gelmemektedir. Bilakis, Kanunun 21.maddesinde tanınan hukuki yola başvurabilmesi için başlangıç teşkil etmektedir.
Aksine bir kabul şeklinin 21.madde hükmünün getiriliş amacına aykırı olacağı ve bu maddenin varlığını anlamsız kılacağı da unutulmamalıdır.
Nitekim, benzer bir düzenlemeye 3402 sayılı Kadastro Kanunu'nda da yer verilmiş; Kanunun Kadastro Tutanaklarının Kesinleşmesi Ve Hak Düşürücü Süre başlıklı 12.maddesinin; ilk fıkrasında 30 günlük ilan süresi geçtikten sonra, dava açılmayan kadastro tutanaklarına ait sınırlandırma ve tespitlerin kesinleşeceği; ikinci fıkrasında sicile kaydedileceği ve bunun şekli, belirtildikten sonra; üçüncü fıkrasında yer alan Bu tutanaklarda belirtilen haklara, sınırlandırma ve tespitlere ait tutanakların kesinleştiği tarihten itibaren on yıl geçtikten sonra, kadastrodan önceki hukuki sebeplere dayanarak itiraz olunamaz ve dava açılamaz
hükmü ile kesinleşen sınırlandırma ve tespitlere karşı, kesinleşme tarihinden başlamak üzere 10 (on) yıllık hak düşürücü süre içinde itiraz ve dava yoluna başvurulabileceği düzenlenmiştir.
Yapılan tüm açıklamalar ve içeriği yansıtılan hükümler ortaya koymaktadır ki, Mera komisyonunun tahsise ilişkin kararlarının, bunlara karşı 30 (otuz) gün içinde dava açılmaması nedeniyle kesinleşmesi; bu yerin mera vasfının kesinleştiği, başka bir yasal yolun kalmadığı anlamına gelmemekte; 21.maddede yer alan 5(beş) yıllık hak düşürücü sürede, tespitlerden önceki hukuki nedenlere dayanılarak açılacak davada tahsis kararlarında belirtilen haklara yönelik iddiaların ileri sürülmesi ve mera belirlemesine karşı çıkma olanağı bulunmaktadır.
Şu durumda eldeki dava da, anılan bu beş yıllık hak düşürücü süre içinde, tespitlerden önceki hukuki nedenlere dayanılarak, mera vasfına itirazı da kapsayacak şekilde, mera komisyonunun, mera tahsis kararının iptali ve tescil istemiyle açıldığına göre, artık burada mera vasfının kesinleştiğinden söz edilemez. Bu davada komisyonun tespit ve tahsisinin aksine, taşınmazın mera olmadığının ileri sürülmesi ve ispatlanması; yapılan yargılama sonunda da mera vasfı konusunda ortaya konulan delillere ve ispat durumuna göre taşınmazın mera vasfı hakkında bir hüküm kurulması olanaklıdır.
Hal böyle olunca; özel daire kararında, bu ispat ve araştırmaya olanak sağlamayacak biçimde baştan taşınmazın kadim mera vasfının kabulü ile uyuşmazlığın zilyetlikle kazanma hükümlerine göre ele alınması şeklinde, beliren görüşe katılma olanağı bulunmamaktadır.
O halde, mahkemenin davanın hukuki nitelikçe mera komisyonunun, mera tahsis kararının iptali ve tescil olduğunu, 4342 sayılı Mera Kanunu'nun 21/2.maddesinde öngörülen (5) beş yıllık hak düşürücü sürede açıldığını kabulle, yukarıda açıklanan ilkeler çerçevesinde uyuşmazlığın mera vasfına itirazı kapsadığını da gözeterek, işin esasını incelemiş olması usul ve yasaya uygun olup, direnme kararı bu yönleriyle yerindedir.
Ne var ki, Özel Dairece işin esasına yönelik diğer temyiz itirazları incelenmemiştir.
Sonuç: Yukarıda açıklanan nedenlerle, direnme yerinde olduğundan, işin esasına yönelik diğer temyiz itirazlarının incelenmesi için dosyanın 8.HUKUK DAİRESİ'NE GÖNDERİLMESİNE, oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy