(6831 S. K. m. 2) (3402 S. K. m. 12, 22) (4753 S. K. m. 8) (766 S. K. m. 46) (4721 S. K. m. 102, 974, 1025) (6100 S. K. m. 33) (6292 S. K. m. 1, 2)
Dava: Taraflar arasındaki tapu iptali ve tescil davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; Gebze 2.Asliye Hukuk Mahkemesince davanın reddine dair verilen 5.9.2008 gün ve 2008/432-211 Sayılı kararın incelenmesi davacı vekili tarafından istenilmesi üzerine, Yargıtay 20.Hukuk Dairesinin 5.5.2010 gün ve 2010/1448-5902 Sayılı ilamı ile;
(... Davacı vekili, Osmanyılmaz Mahallesi 11 ada 3 parselin ifrazından oluşan 4705 ada 4 parselin, 6831 Sayılı Kanunun 2/B madde uygulaması sebebiyle Hazine adına orman sınırı dışına çıkarıldığını bildirerek davalılar adına kayıtlı tapunun iptalini ve Hazine adına tescilini istemiştir.
Mahkemece, davanın 5841 Sayılı Kanun ile değişik 3402 Sayılı Kanunun 12/3. maddesinde öngörülen 10 yıllık hak düşürücü süre içinde açılmaması sebebiyle davanın reddine karar verilmiş, hüküm davacı Hazine tarafından temyiz edilmiştir.
Dava, kesinleşen orman kadastro sınırları içinde kalan daha sonra nitelik kaybı sebebiyle Hazine adına orman sınırları dışına çıkartılan taşınmazın yolsuz olarak oluşturulan tapu kaydının iptali ve tescili istemine ilişkindir.
Yörede 1944 yılında 3116 Sayılı yasa hükümlerine göre yapılıp kesinleşen ve Hazine adına tescil edilen orman kadastrosu, 14.12.1994 tarihinde ilan edilerek kesinleşen orman kadastrosu ve 2/B uygulaması bulunmaktadır. Genel arazi kadastrosu 28.1.1970 tarihinde kesinleşmiştir.
Davacı Hazine, çekişmeli taşınmazın bulunduğu yerde 1944 yılında yapılan ve kesinleşen orman kadastrosunda, davaya konu taşınmazın orman sınırları içinde bırakıldığını, daha sonra 1994 yılında Hazine adına orman sınırı dışına çıkarıldığını, 1970 yılında yapılan arazi kadastrosunda ise taşınmazın, daha önce yapılan orman kadastrosu sınırları içinde olduğu göz önünde bulundurulmadan, hata sonucu 2. kere kadastrosu yapılarak kişiler adlarına özel mülk olarak tesbit ve yolsuz olarak tescil edildiğini iddia etmektedir.
Mahkemece verilen karar dosya kapsamına uygun değildir. Şöyle ki; çekişmeli taşınmazın öncesini oluşturan 11 ada 4 parselin tespitine esas alınan Şubat 1313 tarih 114 numaralı sicilden gelen Ocak 1940 tarih 14 numaralı tapu kaydının 506 hektar yüzölçümünde Hazine adına kayıtlı iken 166 hektarlık kısmının ifraz edilerek Gebze Belediyesine satıldığı, daha sonra belediyenin tapulu ve tapusuz başka taşınmazları ile birleştirilmek suretiyle 1952 yılında göçmenlere tevzi edilmek üzere tekrar Hazineye devredildiği ve tevzi edilmesi sonucu Ağustos 1952 tarih 87 ila 266 numaralı tapu kayıtlarının oluştuğu, tevzi edilen yerler içinde 1944 yılında yapılan orman kadastro çalışmasında Beylikdağı Devlet Ormanı olarak sınırlandırılan taşınmazın bir bölümü ile orman sınırı dışında kalan taşınmazların da olduğu, ormanların tevzi edileceği konusunda yasalarımızda herhangi bir hüküm bulunmadığı, aksine 4753 Sayılı Kanunun 8. Maddesinde ormanların kişilere tevzi edilemeyeceğine dair yasaklayıcı hüküm bulunduğu, yörede 1951 yılında makiye ayırma çalışması yapılmışsa da dairenin süreklilik kazanan içtihatlarında kabul edildiği gibi maki komisyonunun yasa ve yönetmelik hükümlerine uygun olarak kurulup çalışmaması sebebiyle bu çalışmanın yok hükmünde olduğu, taşınmazın 1944 yılında yapılıp kesinleşen ve tapuya tescil edilen orman kadastrosu sınırları içinde kalmaya devam ettiği, 31.12.1981 tarihinden önce bilim ve fen bakımından orman niteliğini yitirmesi sebebiyle Hazine adına orman sınırları dışına çıkartılma işleminin de kesinleştiği, taşınmaz daha önce yapılan orman kadastro sınırları içinde olduğu halde, arazi kadastro ekiplerince bu durum göz önünde bulundurulmadan, hata ile 2. kere kadastrosu yapılıp yolsuz olarak sicil oluşturulmuşsa da, 766 Sayılı Kanunun 46/2 ve 3402 Sayılı Kanunun 22/1. maddeleri gereğince 2. kadastronun yolsuz (T.M.Y.nın 1025. md.) ve bütün sonuçlarıyla hükümsüz olması sebebiyle malikine mülkiyet hakkı kazandırmayacağı ve T.M.Y.nın 102. (E.M.Y. 934 - İsviçre 976) maddesi gereğince sicilin hiç bir süreye bağlı kalmadan her zaman iptal edileceği, somut olayda 3402 Sayılı Kanunun 12/3. maddesi hükümlerinin uygulanma olanağının bulunmadığı, baştan beri yolsuz tescil niteliğinde oluşturulan sicil kaydının, davalılara hiç bir zaman mülkiyet hakkı kazandırmayacağı ve başlangıcından itibaren yolsuz ve geçersiz olan tapu kaydının iptaline dair mahkeme kararının yenilik doğuran (inşai) mülkiyet hakkını sona erdiren bir hüküm olmayıp, mevcut durumu saptayıp hukuksallaştıran, açıklayıcı ( ihzari ), başka bir anlatımla; sicilin oluştuğu tarihten itibaren mülkiyet hakkının doğmadığını, sicilin yolsuz ve geçersiz olduğunu belirleyen bir hüküm olacağı, bu tür kayıtlarda T.M.Y.'nın 1023. (E.M.Y. 931 - İsviçre M.Y.974) maddesindeki iyi niyetle edinme kuralının da uygulanamayacağı, davalılar taşınmazı başkasından satınalmışsa ve koşulları varsa sebepsiz zenginleşme kurallarına göre bu yeri kendilerine satan kişilerden satış bedelini geri isteyebilecekleri göz önünde bulundurularak davanın esası incelenip karar verilmesi gerekirken, hakdüşürücü süre sebebiyle davanın reddine karar verilmesi isabetsizdir...),
Gerekçesiyle hüküm bozularak dosya yerine geri çevrilmekle, yeniden yapılan yargılama sonunda, mahkemece önceki kararda direnilmiştir.
H.G.K.'nca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü:
Karar: Dava, kesinleşen orman kadastro sınırları içinde kalan daha sonra nitelik kaybı sebebiyle Hazine adına orman sınırları dışına çıkartılan taşınmazın yolsuz olarak oluşturulan tapu kaydının iptali ve tescili istemine ilişkindir.
Mahkemece, 5841 Sayılı Kanun ile değişik 3402 Sayılı Kanun'un 12/3. maddesi gereğince 10 yıllık hak düşürücü süre içinde açılmayan davanın reddine karar verilmiştir.
Davacı vekilinin temyizi üzerine karar, Özel Dairece yukarda başlık bölümünde gösterilen sebeplerle bozulmuştur.
Yerel Mahkemece, önceki kararda direnilmiş; hükmü temyize davacı vekili getirmiştir.
Bozma ve direnme kararlarının içerikleri itibariyle H.G.K. önüne gelen uyuşmazlık; 3402 Sayılı Kadastro Kanunu'nun 12/3. maddesinde, 5841 Sayılı Kanun ile yapılan değişiklik dikkate alındığında eldeki davada on (10) yıllık hak düşürücü sürenin uygulanıp uygulanmayacağı, noktasında toplanmaktadır.
Bu noktada davalılar hakkındaki temyiz itirazlarının ayrı ayrı incelenmesinde yarar bulunmaktadır.
I- Davalı M.Ç. hakkındaki temyiz itirazlarının incelenmesinde;
Somut olay irdelenmeden önce, dava ehliyeti ve taraf sıfatı kavramları üzerinde durulmalıdır:
Dava ehliyeti, kişinin bizzat veya vekili aracılığıyla bir davayı davacı veya davalı olarak takip etme ve usulü işlemleri yapabilme ehliyetidir. Dava ehliyeti, medeni hakları kullanma ehliyetinin usul hukukunda büründüğü şekildir; dolayısıyla, medeni hakları kullanma ehliyetine (fiil ehliyetine) sahip gerçek ve tüzel kişiler dava ehliyetine de sahiptirler.
Taraf sıfatına gelince: Bir hakkı dava etme yetkisi (dava hakkı) kural olarak o hakkın sahibine aittir. Bir hakkın sahibinin kim olduğu, dolayısıyla o hakkı dava etme yetkisinin kime ait olduğu, (o davada davacı sıfatının kime ait olacağı) tamamen maddi hukuk kurallarına göre belirlenir. Ancak, bir davanın davacısının o dava yönünden davacı sıfatına sahip bulunmadığının belirlenmesi halinde, mahkeme davaya konu hakkın mevcut olup olmadığını inceleyemeyeceği ve sıfat yokluğundan davanın reddine karar vermek zorunda olduğu için, taraf sıfatı usul hukukunun da düzenleme alanındadır.
Eş söyleyişle, sıfat, davaya konu sübjektif hak (dava hakkı) ile taraflar arasındaki ilişkidir. Taraf ehliyeti, dava ehliyeti ve davayı takip yetkisi, davanın taraflarının kişilikleriyle ilgili olduğu halde, taraf sıfatı davaya konu sübjektif hakka ilişkindir (Kuru/Arslan/Yılmaz: Medeni Usul Hukuku, Yetkin Yayınları, Ankara 1995, 7.Baskı, s.231).
O halde, davaya konu şey üzerinde kim veya kimler hak sahibi ise, davayı da bu kişi veya kişilerin açması gerekir. Davayı açabilmek için gerekli sıfat, davaya konu şey üzerinde hak sahibi olan kişiye aittir. Bir kimsenin davacı veya davalı sıfatına sahip olup olmadığı tıpkı hakkın mevcut olup olmadığının tayininde olduğu gibi maddi hukuka göre belirlenir. Kuru/Arslan/Yılmaz:age, s.231-232; Üstündağ, Saim: Medeni Yargılama Hukuku, Alfa Basım Yayım Dağıtım, İstanbul 1997, s.307 ).
Mahkemenin taraflar arasında davaya konu hakkın esası hakkında bir karar verebilmesi için, bu kişilerin o davada gerçekten davacı ve davalı sıfatlarına sahip olmaları gerekir. Bir davada taraf olarak gösterilen kişiler, taraf ve dava ehliyetine ve davayı takip yetkisine sahip olsalar bile, taraflardan birinin o davada gerçekten davacı ve davalı sıfatı yoksa, davanın esası hakkında bir karar verilemez; dava, sıfat yokluğundan (husumetten) reddedilir.
Görüldüğü üzere, taraf sıfatı usul hukuku sorunu olmayıp, davaya konu sübjektif hakkın özüne dair bir maddi hukuk sorunu olduğundan taraf sıfatının yokluğu, davada taraf olarak gözüken kişiler arasında davaya konu hakkın doğumuna engel olduğu için def'i değil, yargılamanın her aşamasında taraflarca ileri sürülmesi mümkün ve mahkemece de kendiliğinden nazara alınması zorunlu bir itiraza ilişkindir.
Nitekim aynı ilkeler, H.G.K.'nun 23.6.2004 gün ve E:2004/4-371, K:2004/375; 18.4.2007 gün ve E:2007/5-233, K:2007/221; 4.3.2009 gün ve E:2009/10-34, K:2009/104; 4.11.2009 gün ve E:2009/2-402, K:2009/484; 3.2.2010 gün ve E:2010/4-4, K:4; 10.11.2010 gün ve E: 2010/21-497, K:2010/590 Sayılı kararlarında da benimsenmiştir.
Ortaya konulan bu hukuki açıklamalar karşısında somut olay değerlendirildiğinde; çekişme konusu 4705 ada 4 parsel sayılı taşınmazın tapu (çap) kaydında Gebze Belediyesi'nin 10/289, F. Ç.'ın 279/289 paya sahip olduğu, davalı M.Ç.'ın 279/289 payını 13.3.2008 tarihinde diğer davalı F. Ç.'a satış suretiyle temlik ettiği anlaşılmaktadır.
Eldeki davanın 5.9.2008 tarihinde açıldığı gözetildiğinde, dava tarihi itibariyle davalı M.Ç.'ın kayıtla bir ilgisinin kalmadığı sabittir. Dolayısıyla tapu kaydında malik olarak görünenler arasında davalı M.Ç.'ın yer almadığı belirgin olduğuna göre, anılan kişinin davalı olarak taraf sıfatı bulunmamaktadır.
Buna göre, davalı M.Ç. hakkındaki davanın sıfat (pasif husumet) yokluğu sebebiyle reddine karar verilmesi gerekir.
O halde, yerel mahkemece davalı M.Ç. hakkındaki davanın sıfat (pasif husumet) yokluğu sebebiyle reddine karar verilmesi gerekirken, önceki kararda direnilmesi usul ve yasaya aykırıdır.
Belirtilen bu değişik gerekçeyle direnme kararının bozulması gerekir.
II- Diğer davalılar F. Ç. ve Gebze Belediye Başkanlığı hakkındaki temyiz itirazlarının incelenmesinde ise;
Hemen belirtilmelidir ki, 14.3.2009 tarihinde yürürlüğe giren 25.2.2009 tarihli 5841 Sayılı Çeşitli Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun'un 2.maddesiyle 3402 Sayılı Kanunun 12.maddesinin 3.fıkrasına: Bu hüküm iddia ve taşınmazın niteliğine yahut Devlet ve diğer kamu tüzel kişileri dahil tarafların sıfatına bakılmaksızın ibaresi eklenmiş; 3.maddesiyle eklenen geçici 10.maddesinde de; Bu Kanunun 12.maddesinin 3.fıkrası hükmü devletin hüküm ve tasarrufu altında olduğu iddiası ile yürürlük tarihinden önce açılmış ve henüz kesin hükme bağlanmamış olan davalarda dahi uygulanır. Hükmüne yer verilmiştir.
Mahkemece, 5841 Sayılı Kanunun açıklanan bu hükümleri ile değişik 3402 Sayılı Kanunun 12/3. maddesi hükmü gözetilerek, 10 yıllık hak düşürücü süre içinde açılmayan davanın reddine karar verilmiş; bozma ilamında işin esasının incelenmesi gereğine işaretle hüküm BOZULMASINA karşın, yine aynı gerekçelerle önceki hükümde direnilmiştir.
Ne var ki, Anayasa Mahkemesi'nin 12.05.2011 gün ve E:2009/31, K:2011/77 sayılı kararıyla; 25.2.2009 gün ve 5841 Sayılı Çeşitli Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun'un 2. maddesiyle 21.6.1987 tarihli 3402 Sayılı Kadastro Kanunu'nun 12. maddesinin 3. fıkrasına eklenen cümlenin ve 3. maddesiyle 3402 Sayılı Yasa'ya eklenen Geçici 10. maddenin Anayasa'ya aykırı olduğuna ve iptaline karar verilmiş ve bu iptal kararı 23.7.2011 tarihli Resmi Gazete'de yayımlanmıştır.
Anayasa Mahkemesi'nin iptal kararlarının yasama, yürütme ve yargı organları ile idari makamlar, gerçek ve tüzel kişileri bağlayacağı açıktır.
Diğer taraftan, 6100 Sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 33. maddesinde yer alan Hakim, Türk hukukunu resen uygular hükmü ile ifadesini bulan yasal ilke gözetildiğinde; Anayasa Mahkemesi'nin iptal kararlarının derdest dosyalar yönünden uygulanmasının zorunluluğu ortadadır.
Bir başka yönüyle, Anayasa Mahkemesi'nin iptal kararları usuli kazanılmış hakların istisnasını teşkil ederler.
Öte yandan, 6292 Sayılı Orman Köylülerinin Kalkınmalarının Desteklenmesi ve Hazine Adına Orman Sınırları Dışına Çıkarılan Yerlerin Değerlendirilmesi İle Hazineye Ait Tarım Arazilerinin Satışı Hakkındaki Kanun 26.04.2012 tarih ve 28275 Sayılı Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe girmiştir.
6292 Sayılı kanunun 1.maddesinde: Kanunun amacının; 31.08.1956 tarihli ve 6831 Sayılı Orman Kanununun 2. maddesi gereğince, Hazine adına orman sınırları dışına çıkarılan yerlerin değerlendirilmesi, yeni orman alanlarının oluşturulması, nakline karar verilen Devlet ormanları içinde veya bitişiğinde bulunan köyler halkının yerleştirilmesi ve orman köylülerinin kalkındırılmasının desteklenmesi ile Hazineye ait tarım arazilerinin satışına dair usul ve esasların belirlenmesi, 6831 Sayılı Kanun'un 2. maddesine göre Hazine adına orman sınırları dışına çıkarılan yerler ile Hazineye ait tarım arazileri hakkında uygulanması olduğu açıklanmış; 9/2.maddesinde de Bu Kanuna göre yapılacak işlemler sonuçlanıncaya kadar 2/B alanları hakkında Hazine tarafından kişiler aleyhine açılması gereken davalar açılmaz, açılmış ve devam eden davalar durdurulur... hükmüne yer verilmiştir.
O halde, yerel mahkemece, yukarda açıklanan ilkeler doğrultusunda, bozma ve direnme kararlarının kapsamları ile bağlı olunmaksızın, 5841 Sayılı Yasa'ya dair Anayasa Mahkemesi'nin iptal kararı ile 6292 Sayılı Kanun hükümleri göz önünde bulundurularak karar verilmek üzere ve - diğer hususlar bu aşamada incelenmeksizin- salt bu değişik sebep ve gerekçe ile direnme kararının bozulması gerekir.
Sonuç: 1- Yukarıda (I) numaralı bentte gösterilen nedenlerden dolayı davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile, direnme kararının yukarda gösterilen değişik nedenlerden dolayı BOZULMASINA,
2- Yukarıda (II) numaralı bentte gösterilen nedenlerden dolayı davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile, direnme kararının, mahkemece oluşan yeni yasal durum nazara alınarak karar verilebilmesi için, yukarda gösterilen değişik nedenlerden dolayı BOZULMASINA, bozma kapsamına göre sair temyiz itirazlarının bu aşamada incelenmesine yer olmadığına, kararın tebliğinden itibaren 15 gün içerisinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 27.06.2012 tarihinde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy