(4721 S. K. m. 683)
Dava: Taraflar arasındaki suya el atmanın önlenmesi davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; Çameli Sulh Hukuk Mahkemesi'nce davanın kabulüne dair verilen 23.11.2011 gün ve 2008/193 E. - 2011/280 K. sayılı kararın incelenmesi davalı tarafından istenilmesi üzerine, Yargıtay 3. Hukuk Dairesi'nin 18.04.2012 gün ve 2012/2862 E. - 2012/10612 K. sayılı ilamı ile;
(...Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı delillerle kanuni gerektirici sebeplere ve özellikle delillerin takdirinde bir isabetsizlik görülmemesine göre, sair temyiz itirazları yerinde değildir.
Dava, suya vaki müdahalenin önlenmesi istemine ilişkindir. Dava konusu suyun yeraltı kaynak suyu olduğu, orman içinden çıktığı, tarafların kadim hakkı bulunmadığı, mahkemece davalının müdahalesinin önlenmesine karar verilmişse de, su kullanım rejimi kurulmadığı anlaşılmaktadır. Davaya konu su genel sudur. Genel sulardan herkes ihtiyacı oranında yararlanır. Kadim hak bulunmadığından içme suyuna öncelik tanınmak suretiyle sudan faydalananların ihtiyacı belirlenerek taraflar arasında su kullanım rejimi kurulması gerekirken mahkemece yazılı şekilde karar verilmesi bozma nedenidir.
Bu itibarla yukarıda açıklanan esaslar göz önünde tutulmaksızın yazılı şekilde hüküm tesisi isabetsizdir...) gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle, yeniden yapılan yargılama sonunda, mahkemece önceki kararda direnilmiştir.
Temyiz Eden: Davalı D.A.
Hukuk Genel Kurulu Kararı
Hukuk Genel Kurulu'nca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kâğıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü:
Karar: Dava, suya el atmanın önlenmesi istemine ilişkindir.
Davacı vekili, müvekkilinin babası ile davalının C... Köyü, A... mevkiinde çıkan su kaynağı konusunda 1974-1975 yıllarında anlaştıklarını, anlaşmaya göre müvekkilinin babasının suyu borularla 600 metre kadar uzaklıktaki evine götürdüğünü, yol kenarına havuz yaptığını, bu sudan hem kendisi hem de komşularının içme ve sulama suyu olarak faydalandıklarını, davalının hiçbir neden yokken bir yıl kadar önce su borusunu keserek suyu kendi arazisine akıttığını, bu nedenle sudan faydalananların mağdur olduklarını belirterek, davalının suya vaki tecavüzünün önlenmesine ve eski hale getirilmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı cevabında, dava konusu suyun kaynağının kendisine ait olduğunu ve kendi taşınmazından çıktığını, davacının babasına faydalanması için geçici olarak izin verdiğini, ancak köye 6 yıl kadar önce tazyikli su geldiği için suyun kullanılmadığını, bunun üzerine suyun gözüne çeşme yaptırdığını ve gelen geçenin buradan su içtiğini, davacının bu suya ihtiyacının olmadığını belirterek, davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece, davacının dava konusu sudan kadim yararlanma hakkı bulunduğu gerekçesi ile davanın kabulüne dair verilen karar davalının temyizi üzerine, özel dairece yukarda başlık bölümünde yer alan nedenlerle bozulmuştur.
Mahkemece, önceki kararda direnilmiş; hükmü davalı temyiz etmiştir.
Direnme yoluyla Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; davacının dava konusu sudan kadim yararlanma hakkının bulunup bulunmadığı noktasında toplanmaktadır.
Hemen belirtmek gerekir ki, genel sulardan yararlanmaya yönelik davalarda kadim hak belirleyici rol oynamaktadır.
Burada kadim terimi üzerinde durmakta yarar vardır.
Kadim, başlangıcı bilinemeyecek kadar eski olan demektir. Kadim yararlanmadan söz edilebilmesi için de bu yararlanmanın başlangıcı belli olmayacak kadar eskiye dayanması zorunludur. Süresi ne kadar uzun olursa olsun, başlangıcı bilinen kullanma veya intifa kadim sayılmaz. Bu sebeple, genel sudan yararlanmaya başlanıldığı tarihi belirlemek mümkünse kadim yararlanmadan söz edilemez.
Somut olay incelendiğinde; davacı, babası ile davalının dava konusu su kaynağından yararlanılması konusunda 1974-1975 yıllarında anlaştıklarını, o tarihten beri babasının ve ölümü ile kendisinin bu sudan içme ve sulama suyu olarak yararlandığını belirtmekte olup davacının kadim yararlanma hakkı olduğu iddiası bulunmamaktadır.
Öte yandan, böyle bir iddiası bulunsa dahi, dava konusu sudan yararlanma tarihi belirli olduğu için davacının kadim yararlanma hakkı bulunduğundan söz edilmesi mümkün değildir.
Hal böyle olunca; aynı hususa işaret eden ve Hukuk Genel Kurulu'nca da benimsenen özel daire bozma kararına uyulmak gerekirken, önceki kararda direnilmesi usul ve yasaya aykırıdır.
Açıklanan nedenlerle direnme kararı bozulmalıdır.
Sonuç: Davalının temyiz itirazlarının kabulü ile, direnme kararının özel daire bozma kararında gösterilen nedenlerden dolayı 6217 Sayılı Kanunun 30. maddesi ile 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'na eklenen Geçici Madde 3 atfıyla uygulanmakta olan 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu'nun 429. maddesi gereğince BOZULMASINA, istek halinde temyiz peşin harcının geri verilmesin, aynı kanunun 440. maddesi uyarınca, karar düzeltme yolu kapalı olmak üzere 03.04.2013 gününde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy