(2709 S. K. m. 28) (5187 S. K. m. 1, 3) (4721 S. K. m. 24, 25) (6100 S. K. Geç. m. 3) (1086 S. K. m. 429)
Dava: Taraflar arasındaki tazminat davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; Bakırköy 6.Sulh Hukuk Mahkemesince davanın kabulüne dair verilen 10.12.2009 gün, ve 2008/615 E., 2009/1460 K sayılı kararın incelenmesi davalılar vekili tarafından istenilmesi üzerine, Yargıtay 3.Hukuk Dairesinin 17.6.2010 gün ve 2010/10010 E., 10939 K. sayılı ilamı ile;
( ... Dava yayın yoluyla kişilik hakkına saldırı sebebiyle manevi tazminat istemine dair olup, mahkemece iddia sabit görülerek istemin kabulüne karar verilmiştir.
Basın özgürlüğü, Anayasanın 28. maddesinde ve 5187 Sayılı Basın Yasasının 1. ve 3. maddelerinde düzenlenmiştir. Bu düzenlemede basının özgürce yayın yapmasının güvence altına alındığı görülmektedir. Basına sağlanan güvencenin nedeni; toplumun sağlıklı, mutlu ve güven içinde yaşayabilmesi içindir. Bunun için de kişinin, dünyada ve özellikle içinde yaşadığı toplumda meydana gelen ve toplumu ilgilendiren konularda bilgi sahibi olması gerekmektedir. Basın, olayları izleme, araştırma, değerlendirme, yayma ve böylece kişileri bilgilendirme, öğretme, aydınlatma, yönlendirme yetki ve sorumluluğuna sahiptir. Bu sebeple basının yayın yaparken, yaptığı yayından dolayı hukuka aykırılık teşkil edecek olan eylemi, genel olaylardaki hukuka aykırı olan eylemden farklılıklar taşır. Yapılan yayının hukuka aykırılık veya uygunluğu bu farklılıklar gözetilerek belirlenmelidir. Bu sebeple basının ayrı bir konumu bulunmaktadır.
Basının bu ayrıcalık taşıyan konumu ve özgürlüğü, tüm özgürlüklerde olduğu gibi sınırsız değildir. Bundan dolayıdır ki, yayınlarında kişilik haklarına saygı göstermesi gerek Anayasanın Temel Hak ve Özgürlükler bölümünde yer alan gerekse MK. nun 24 ve 25. maddelerinde ve özel yasalarda güvence altına alınmış bulunan bu iki değerden birinin diğerine üstün tutulması gerekecektir.
Açıklanan bu yasal düzenlemelerden ve yargısal uygulamalardan da anlaşılacağı gibi, basının özgürlüğü ile kişilerin, kişilik değerlerinin karşı karşıya geldiği durumlarda somut olaydaki olgular itibariyle koruma altına alınmış bulunan bu iki değerden birinin diğerine üstün tutulması gerekecektir.
Bunun için temel ölçüt, kamu yararıdır. Yayın, salt toplumun yararı gözetilerek yapılmış olmalıdır. Toplumun çıkarı dışında hiçbir kişisel çıkar, gerçeklerin yanlış olarak sunulmasına sebep olmamalıdır. Haber olduğu biçimi ile verilmeli ve kişisel katkı yer almamalıdır. Gerek yazılı ve gerekse görsel basının bu işlevini yerine getirirken, özellikle yayının gerçek olmasını, yayında kamu yararı bulunmasını, toplumsal ilginin varlığını, konunun güncelliğini gözetmeli ve haber verilirken özle biçim arasındaki denge de korunmalıdır. Bu ilke ve kurallar gözetilmeden yapılan yayın hukuka aykırılığı oluşturur ve böylece kişilik hakları saldırıya uğramış olur. Anılan ilke ve kurallara uyulması durumunda ise, yayının Anayasa, Basın Yasası ve basının genel işlevi karşısında hukuka uygun olduğu, kişilik değerlerine saldırı teşkil etmediği kabul edilmelidir.
Yine basın, objektif sınırlar içinde kalmak suretiyle yayın yapmalıdır. Olay veya konu ile ilgili olan, görünen bilinen her şeyi araştırmalı, incelemeli ve olayları olduğu biçimi ile yayınlamalıdır. Bu işlevi ile gerek yazılı ve gerekse görsel basın, somut gerçeği değil, o anda belirlenen var olan ve orta düzeydeki kişilerce de yayının yapıldığı biçimi ile kabul edilen olguları yayınlamalıdır. O anda ve görünürde var olup da sonradan, gerçek olmadığı anlaşılan olayların ve olguların yayınından basın sorumlu tutulmamalıdır.
Davaya konu 26.4.2008 tarihli ve Ergenekon Yüksekova çetesine uzandı başlıklı yayında, davacının ismi de belirtilerek çete ve soruşturma hakkında bilgiler yazılmıştır. Davacının çete soruşturması sonucunda yargılanıp beraat ettiği anlaşılmaktadır. Mahkemece beraat sonucu açıklanmaksızın yapılan yayının kişilik hakkına saldırı oluşturduğu benimsenmişse de; dosyadaki bilgi, belge ve açıklamalar ile yayın içeriği incelenip değerlendirildiğinde, yayının bütünü itibariyle kamuoyuna güncelliği bulunan ve devam eden bir soruşturma hakkında bilgi verme aydınlatma amacı taşıdığı, doğrudan yada dolaylı olarak davacıyı hedef alarak suçlu imiş gibi gösterme yada halen yargılanıyor gibi gösterme amacı taşımadığı ilgisi sebebiyle daha önceki soruşturma hakkında bilgiler yazıldığı, bu bağlamda davacının adının da yazılmasının yayının bütünlüğü içinde ayrıntı niteliği taşıdığı, davacının yüksekova çetesi diye adlandırılan soruşturma ve koğuşturmaya tabi tutulup yargılanması olgusunun gerçekliği karşısında, yargılama sonucunun yayında belirtilmemesinin kişilik hakkına saldırı oluşturmadığı, konu ile ifade arasında düşünsel bağlılık bulunduğu, böylece davaya konu yayının hukuka uygun olduğu sonuç ve kanatine varılmıştır. Şu durum karşısında davanın reddedilmesi gerekirken kabulüne karar verilmesi bozmayı gerektirmiştir...),
Gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle, yeniden yapılan yargılama sonunda, mahkemece önceki kararda direnilmiştir.
H.G.K.nca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü:
Karar: Tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dosyadaki tutanak ve kanıtlara, bozma kararında açıklanan gerektirici nedenlere göre, H.G.K.nca da benimsenen Özel Daire bozma kararına uyulmak gerekirken, önceki kararda direnilmesi usul ve yasaya aykırıdır.
Bu sebeple direnme kararı bozulmalıdır.
Sonuç: Davalılar vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile, direnme kararının Özel Daire bozma kararında gösterilen nedenlerden dolayı 6217 Sayılı Kanunun 30.maddesiyle 6100 Sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununa eklenen Geçici madde 3 atfıyla uygulanmakta olan 1086 Sayılı H.U.M.K.nun 429. Maddesi gereğince BOZULMASINA, 28.03.2012 gününde yapılan ilk görüşmede oyçokluğu ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy