(818 S. K. m. 63, 64, 65, 66) (6100 S. K. m. 114, Geç. m. 3) (1136 S. K. m. 164) (YHGK. 27.02.2013 T. 2012/19-721 E. 2013/290 K.) (YHGK. 25.05.2011 T. 2011/11-186 E. 2011/352 K.) (YHGK. 19.02.2014 T. 2013/19-587 E. 2014/125 K.)
Dava: Taraflar arasındaki tazminat davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; İstanbul 44. Asliye Ticaret Mahkemesince davanın reddine dair verilen 20.09.2011 gün ve 2011/192 E. 2011/6 K. sayılı kararın incelenmesi davalı vekili tarafından istenilmesi üzerine, Yargıtay 19. Hukuk Dairesinin 28.05.2012 gün ve 2012/822 E-2012/8996 K. sayılı ilamı ile;
(...Davacı vekili; taraflar arasında imzalanan gayrimenkul kira sözleşmesi ve akaryakıt ortaklığı sözleşmesi gereğince, 15 yıl süreyle davacının taşınmazı üzerinde 65.000 USD karşılığı intifa hakkı tesis olunduğunu, davacının sözleşme gereği davalı lehine birtakım yatırımlar ve masraflar yaptığını, ancak Rekabet Kurumunu 12.03.2009 tarihli kararıyla bayilik sözleşmesiyle kredi ve ekipman sözleşmesi, uzun süreli kira sözleşmelerinin 5 yılı aşamayacağı yönünden düzenleme getirildiğini, bu nedenle sona eren intifa tesisi gereği davalının lehine yapılan toplam 1.211.740 TL bedelli masraf ve yatırımları davacıya ödemesini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili; davanın, değeri yönünden açık net gösterilmediği yönünden usulden, Rekabet Kurulunun kararının tebliğ tarihinden itibaren 1 yıllık süre içinde dava açılmadığından zamanaşımı yönünden esastan reddi talebiyle birlikte, somut olayda sebepsiz zenginleşme koşullarının oluşmadığını, davalının iyiniyetli olduğunu, BK 63-66 md. gereği davacıya iade borcunun bulunmadığını beyan ederek davanın reddini talep etmiştir.
Mahkemece; taraflar arasında imzalanan gayrimenkul kira sözleşmesi ve akaryakıt ortaklığı sözleşmesiyle davalı lehine tesis edilen intifanın devam ettiği, aktifler feshedilmeden önce ödenen bedelin geri istenemeyeceği ve dava ön şartı oluşmadan dava açıldığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiş, hüküm davalı vekili tarafından vekalet ücreti yönünden temyiz edilmiştir.
Mahkemece; dava şartı yokluğu nedeniyle davanın reddine karar verilmesi, davanın esasına girilerek, esasın incelenmesi sonucunda oluşturulan bir karar mahiyetinde olduğundan davalı yararına tarifede gösterilen nispi oranda vekalet ücreti hükmedilmesi gerekirken, maktu vekalet ücretine karar verilmesi isabetli olmamıştır...)
gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle, yeniden yapılan yargılama sonunda, mahkemece önceki kararda direnilmiştir.
TEMYİZ EDEN: Davalı vekili
HUKUK GENEL KURULU KARARI
Hukuk Genel Kurulunca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü:
Dava, sebepsiz zenginleşme hukuksal nedenine dayalı tazminat istemine ilişkindir.
Davacı vekili; taraflar arasında imzalanan gayrimenkul kira sözleşmesi ve akaryakıt ortaklığı sözleşmesi gereğince, 15 yıl süreyle davacının taşınmazı üzerinde 65.000 USD karşılığı intifa hakkı tesis olunduğunu, davacının sözleşme gereği davalı lehine birtakım yatırımlar ve masraflar yaptığını, ancak Rekabet Kurumunu 12.03.2009 tarihli kararıyla bayilik sözleşmesiyle kredi ve ekipman sözleşmesi, uzun süreli kira sözleşmelerinin 5 yılı aşamayacağı yönünden düzenleme getirildiğini, bu nedenle sona eren intifa tesisi gereği davalının lehine yapılan toplam 1.211.740 TL bedelli masraf ve yatırımları davacıya ödemesini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili, sözleşmenin halen devam ettiğini, davacının henüz davayı açmakta hukuki yararının bulunmadığını bildirerek, davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece davacı tarafça sözleşmenin feshedilmediği, sözleşmenin halen geçerli olduğu gerekçesiyle erken açılan davanın reddine, yargılamada kendisini vekil temsil ettiren davalı yararına maktu vekalet ücreti verilmesine karar verilmiş, hükmün taraf vekillerince temyizi üzerine; Özel Dairece, metni yukarıda aynen yazılı gerekçelerle karar bozulmuştur.
Mahkemece, davanın dava tarihi itibariyle erken açıldığı, sözleşme, intifa hakkının süresi ve dava tarihi dikkate alınarak henüz taraflar arasındaki sözleşmenin feshedilmeyip sözleşmenin yürürlüğünün devam ettiği, bu nedenle temerrüdün oluşmadığı, verilen hükmün esasa ilişkin nihai karar olmayıp, sözleşme sona erdikten sonra tekrar dava açılmasını engelleyen karar niteliğinde de olmadığı, dava şartı bulunmayan hükümlerde verilecek ücreti vekaletin maktu ücreti vekalet değerine hükmedilmesi gerektiği gerekçeleriyle önceki kararda direnilmiştir.
Direnme kararını davalı vekili temyize getirmektedir.
Direnme yoluyla Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; davanın, esastan mı yoksa dava şartı yokluğu nedeniyle usulden mi reddine karar verildiği; burada varılacak sonuca göre davalı yararına maktu mu, nispi vekalet ücreti mi verileceği noktalarında toplanmaktadır.
Davacının dava hakkına sahip olması, dava açabilmesi için yeterli değildir. Bundan başka, davacının dava açmakta hukuki bir yararının bulunması gerekir; yani, dava hakkı, hukuki yararla sınırlıdır. Dava açmakta hukuki yararı olmayan kişi, Devletin mahkemelerini gereksiz yere uğraştıramaz. Bu, hukuki korunma (himaye) ihtiyacı olarak da adlandırılmaktadır. Yani, davacının mahkemeden hukuki korunma istemesinde, korumaya değer bir yararı olmalıdır.
Dava şartları, medeni usul hukukuna ait bir kurum olup, amacı, bir davanın esası hakkında incelemeye geçilebilmesi için gerekli bütün şartları ve bunların incelenmesi usulünü tespit etmek, böylece davaların daha çabuk, basit ve ekonomik bir şekilde sonuçlanmasına yardımcı olmaktır.
Mahkemenin, davanın esası hakkında yargılama yapabilmesi (davayı esastan inceleyebilmesi) için varlığı veya yokluğu gerekli olan haller, dava (yargılama) şartlarıdır. Davanın esası hakkında inceleme yapılabilmesi için varlığı gerekli hallere, olumlu dava şartları (görev, hukuki yarar gibi); yokluğu gerekli hallere ise olumsuz dava şartları denilmektedir (kesin hüküm gibi).
Dava şartları, dava açılabilmesi için değil, mahkemenin davanın esası hakkında inceleme yapabilmesi (davanın esasına girebilmesi) için gerekli olan şartlardır. Buna davanın dinlenebilmesi şartları da denir.
Dava şartlarından biri olmadan açılan dava da açılmış (var) sayılır, yani derdesttir. Ancak mahkeme, dava şartlarından birinin bulunmadığını tespit edince, davanın esası hakkında inceleme yapamaz; davayı dava şartı yokluğundan (usulden) reddetmekle yükümlüdür.
Dava şartlarının bulunup bulunmadığı davada hakim tarafından kendiliğinden (re'sen) gözetilir; taraflar bir dava şartının noksan olduğu davanın görülmesine (esastan karara bağlanmasına) muvafakat etseler bile, hakim davayı usulden reddetmekle yükümlüdür.
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu (HMK)'nun 114/h maddesinde, hukuki yarar açıkça dava şartları içerisinde sayılmıştır.
Avukatlık Asgari Ücret Tarifesinin 7 nci maddesi Görevsizlik, yetkisizlik, dava ön şartlarının yokluğu veya husumet nedeniyle davanın reddinde, davanın nakli ve açılmamış sayılmasında ücret başlığını taşımakta; maddenin 2 nci fıkrasında ise davanın dinlenebilmesi için kanunlarda öngörülen ön şartın yerine getirilmemiş olması ve husumet nedeniyle davanın reddine karar verilmesinde, davanın görüldüğü mahkemeye göre tarifenin ikinci kısmının ikinci bölümünde yazılı miktarları geçmemek üzere üçüncü kısımda yazılı avukatlık ücretine hükmolunur düzenlemesi bulunmaktadır.
Şu hale göre tarifenin açıklanan 7/2 nci maddesi hükmü gereğince; konusu para veya parayla değerlendirilmesi mümkün bulunan bir şey olan davanın dava şartlarından birinin bulunmaması (noksan olması) nedeniyle usulden reddine ilişkin kararda, vekalet ücreti nispi tarifeye göre takdir edilir; ancak, bu nispi vekalet ücretinin miktarı, maktu vekalet ücretini geçemez.
Bu noktada eldeki davada işin esasına girilerek karar verilip verilmediği hususunun aydınlığa kavuşturulması önem taşımaktadır. Çünkü, mahkemece işin esasına girilip inceleme yapılarak esastan karar verildiğinin anlaşılması durumunda nispi vekalet ücreti verilmesi gerekecektir.
Yukarıda yapılan açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde; davacıyla davalı arasında işletmecilik sözleşmesi ile 12.03.2013 tarihli 15 yıl süreli kira sözleşmesi düzenlendiği, bu sözleşmeler kapsamında davalıya ait taşınmazın tapu kaydına 12.03.2012 tarihinde kira sözleşmesinin şerh edildiği hususlarında taraflar arasında uyuşmazlık bulunmamaktadır.
Davacı, eldeki davayla Rekabet Kurulu'nun 12.03.2009 tarihli genelgeyle haksız rekabet kapsamında değerlendirdiğinden anlaşmaları 5 yıl süreyle sınırladığı gerekçesiyle fazla süreye ilişkin önceden yapılan ödemelerin iadesini talep etmiştir.
Mahkemece, taraflar arasındaki sözleşmenin dava tarihi itibariyle devam ettiği, sözleşmenin fesih şartlarının gerçekleşmediği, tarafların fesih iradelerini bildirmedikleri, dolayısıyla henüz sözleşme ayakta ve taraflar arasında geçerli iken verilenlerin iadesinin istenemeyeceği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
Görüldüğü üzere mahkemece yapılan bu değerlendirme işin esasına yönelik bir değerlendirme olup, doğrudan dava şartı yokluğu nedeniyle usulden verilmiş bir ret kararı niteliğinde değildir. Nitekim, Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun, 27.02.2013 gün ve 2012/19-721 E., 2013/290 K. sayılı; 25.09.2013 gün ve 2013/19-1298 E., 2013/1408 K. sayılı; 13.11.2013 gün ve 2013/19-220 E., 2013/1573 K. sayılı; 13.11.2013 gün ve 2012/19-331 E., 2013/1562 K. sayılı; 13.11.2013 gün ve 2013/19-332 E., 2013/1563 K. sayılı ilamlarında da aynı ilkeler benimsenmiştir.
Bu durumda, mahkemece verilen karar esastan verilmiş bir ret kararı niteliğinde olduğundan, yargılamada kendisini vekil temsil ettirmiş davalı yararına hüküm tarihindeki Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi gereğince nispi vekalet ücreti verilmesi gerekir.
Yerel Mahkemece hatalı değerlendirmeyle dava şartı yokluğundan ret kararı verildiği gerekçesiyle davalı yararına maktu vekalet ücreti verilmesi usul ve yasaya aykırıdır.
Hukuk Genel Kurulundaki görüşmeler sırasında yerel mahkeme kararının yerinde olduğu somut olayda, AAÜT'nin 7/2 maddesi gereğince vekalet ücreti taktirinde bir isabetsizlik bulunmadığı, nitekim emsal nitelikteki Hukuk Genel Kurulu'nun 25.05.2011 gün ve 2011/11-186-352 E., K.; 06.12.2013 gün ve 2013/19-396-1655 E., K.; 19.02.2014 gün ve 2013/19-587 E., 2014/125 K. sayılı kararlarının da aynı yönde olduğu belirtilerek mahkeme kararının onanması gerektiği bir kısım üyelerce belirtilmiş ise de, bu görüş yukarıda belirtilen nedenlerle Kurul çoğunluğunca yerinde görülmemiştir.
Bu itibarla; Hukuk Genel Kurulu'nca da benimsenen Özel Daire bozma kararına uyulmak gerekirken, önceki kararda direnilmesi usul ve yasaya aykırıdır.
Bu nedenle direnme kararı bozulmalıdır.
Sonuç: Davalı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile, direnme kararının Özel Daire bozma kararında gösterilen nedenlerden dolayı 6217 s. Kanunun 30. maddesiyle 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununa eklenen Geçici madde 3 atfıyla uygulanmakta olan 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu'nun 429 uncu maddesi gereğince BOZULMASINA, istek halinde temyiz peşin harcının yatırana geri verilmesine, aynı kanunun 440. maddesi uyarınca hükmün tebliğinden itibaren 15 gün içerisinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere 30.04.2014 tarihinde oyçokluğuyla karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy