(2709 S. K. m. 28) (4721 S. K. m. 24, 25)
Dava: Taraflar arasındaki "manevi tazminat davalarından dolayı yapılan yargılama sonunda; Adana 2. Asliye Hukuk Mahkemesince davaların kısmen kabul ve reddine dair verilen 2.6.2011 gün ve 2009/663 E.-2011/427 K. sayılı kararın incelenmesi davacı vekili tarafından istenilmesi üzerine, Yargıtay 4. Hukuk Dairesinin 3.10.2012 gün ve 2011/10533 E -2012/14167 K. sayılı ilamı ile;
(...1-Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı kanıtlarla yasaya uygun gerektirici nedenlere, özellikle delillerin değerlendirilmesinde bir isabetsizlik görülmemesine göre aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan temyiz itirazları reddedilmelidir. 2-Diğer temyiz itirazlarına gelince:
Dava, basın yoluyla kişilik haklarının zedelenmesinden dolayı manevi tazminat istemine ilişkindir. Mahkemece 30.9.2009 tarihli yayına yönelik talep kısmen kabul edilmiş, 8.10.2009 tarihli yayına yönelik talep ise reddedilmiştir. Hüküm davacı tarafından temyiz edilmiştir.
Davacı, Adana 5 Ocak gazetesinin 8.10.2009 ve 30.9.2009 tarihli yayınında manşetten verilen haberle kişilik haklarının ihlal edildiğini belirterek manevi tazminat istemiştir. Davalılar, açılan davanın reddine karar verilmesini istemiştir.
Mahkemece, 30.9.2009 tarihli yazıyla kişilik haklarının ihlal edildiği kabul edilirken, 8.10.2009 tarihli yazının eleştiri sınırları içerisinde kaldığı kabul edilerek bu yazı yönünde red kararı verilmiştir.
Dava konusu yayınlarda, davacının Adana Hava Yolları Müdürü iken personel ayırımı ve ırkçılık yapmasından dolayı tayin edildiği konu edilmektedir. Davacı yazıdaki iddiaların gerçek olmadığını ve aşağılayıcı ifadelerle kişilik haklarına zarar verildiğini iddia etmektedir. Davalı taraf ise güncel bir durumun eleştirildiğini ve eleştiri sınırının aşılmadığını savunmuştur. Dava konusu yayında konu edilen, tayin olayı ve ırkçı tutumlarla ilgili olarak müfettiş raporları incelenmiş, tanık beyanları alınmış ve gerçeğe aykırı haber yapılarak davacının kişilik haklarının ihlal edildiği tespit edilmiştir. Davaya konu her iki yayında da davacı hakkında personel ayrımı ve ırkçılık yaptığı iddialarına yer verilmiştir. Şu durumda mahkemece sadece 30.9.2009 tarihli yayında kişilik haklarına tecavüz var kabul edilip, 8.10.2009 tarihli yayının ise eleştiri sınırları içerisinde kaldığının kabul edilmesi doğru olmamıştır.
Mahkemece bu yönler üzerinde durulmadan yazılı şekilde davanın 8.10.2009 tarihli yayın yönünden reddine karar verilmiş olması bozmayı gerektirmiştir...) gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle, yeniden yapılan yargılama sonunda, mahkemece önceki kararda direnilmiştir.
H.G.K.nca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü:
Karar: Dava, basın yoluyla kişilik haklarının zedelenmesinden dolayı manevi tazminat istemine ilişkindir.
Davacı vekili, davalıların imtiyaz sahibi, sorumlu yazı işleri müdürü ve köşe yazarı oldukları Adana 5 Ocak Gazetesinin 8.10.2009 ve 30.9.2009 tarihli yayınlarında manşetten ve 5. sayfasından verilen haber ve köşe yazılarında müvekkilinin personel arasında ayrımcılık ve ırkçılık yapmakla itham edildiğini ancak yapılan yayınların gerçeği yansıtmadığını, bu yayınlar sebebiyle müvekkilinin kişilik haklarının ihlal edildiğini ileri sürerek 5.000,00'er TL'den toplam 10.000,00 TL manevi tazminat istemiştir.
Davalılar vekili, davaya konu yayınların eleştiri sınırları içerisinde kaldığını, davacının kişilik haklarına saldırı oluşturmadığını belirterek davanın reddine karar verilmesini savunmuştur.
Mahkemece, gazetenin 30.9.2009 tarihli yayınında manşet ve 5. sayfasında yer alan köşe yazısında "davacının personel ayrımı ve ırkçılık yaptığı" şeklindeki ifadelerin gerçeği yansıtmadığı, sözkonusu ifadelerin davacının kişilik haklarına saldırı oluşturduğundan bahisle davanın kısmen kabulüne karar verilmiş, aynı gazetenin 8.10.2009 tarihli yayınında yer alan köşe yazısında da davacının personel ayrımı ve ırkçılık yaptığı" yönündeki ifadelerin eleştiri sınırlan içerisinde kaldığı kabul edilerek bu yazı yönünden davanın reddine dair verilen karar davacı vekilinin temyizi üzerine, Özel Dairece yukarda başlık bölümünde yazılı gerekçeyle bozulmuş; mahkemece önceki kararda direnilmiştir.
Direnme kararını davacı vekili temyiz etmektedir.
H.G.K. önüne gelen uyuşmazlık; davaya konu 8.10.2009 tarihli yazının içeriği, kullanılan söz ve ifadelerin davacının kişilik haklarına saldırı oluşturup oluşturmadığı, ayrıca davacı tarafından davaya konu yapılan ve mahkemece davalıların manevi tazminatla sorumlu tutuldukları 30.9.2009 tarihli yazının içeriğinin aynı mahiyette olup olmadığı, mahkemece verilen kararların çelişki oluşturup oluşturmadığı noktalarında toplanmaktadır.
Böyle bir uyuşmazlığın çözüme kavuşturulmasında, genel durumlardaki hukuka aykırılık teşkil eden eylemlerden farklı bir yöntemin izlenmesi ve ayrı ölçütlerin koşul olarak aranması gerekmektedir.
Bunun nedeni, 1982 Anayasasının "Basın Hürriyeti" başlıklı 28. maddesindeki basının özgür olduğu güvencesi ve bu ilkeyi güçlendiren 5680 Sayılı Basın Kanunu'nun 1. maddesindeki düzenlemedir.
Bu düzenlemede basının özgürce yayın yapmasının güvence altına alındığı görülmektedir. Basına sağlanan güvencenin nedeni; toplumun sağlıklı, mutlu ve güven içinde yaşayabilmesi içindir. Bunun için de kişinin, dünyada ve özellikle içinde yaşadığı toplumda meydana gelen ve toplumu ilgilendiren konularda bilgi sahibi olmasıyla olanaklıdır.
Diğer bir anlatımla basın, olayları izleme, araştırma, değerlendirme, yayma ve böylece kişileri bilgilendirme, öğretme, aydınlatma, yönlendirme yetki ve sorumluluğuna sahiptir. Bunun içindir ki basının yayın yaparken, yaptığı yayından dolayı hukuka aykırılık teşkil edecek olan eylemi, genel olaylardaki hukuka aykırı olan eylemden farklılıklar taşır, işte bu farklılık ve ayrık durum gözetilerek yapılan yayının hukuka aykırılık veya uygunluk sınırı belirlenmelidir. Basın dışı bir olaydaki davranış biçiminin hukuka aykırılık oluşturduğu kabul edildiği durumlarda, basın yoluyla yapılan bir yayındaki olay hukuka aykırılık oluşturmayabilir, işte basının bu sebeple ayrı bir konumu bulunmaktadır.
Ne var ki, basının bu ayrıcalık taşıyan konumu ve özgürlüğü, tüm özgürlüklerde olduğu gibi sınırsız değildir. Bundan dolayıdır ki, yayınlarında kişilik haklarına saygı göstermesi ve gerek Anayasanın Temel Hak ve Özgürlükler bölümünde yer alan ve gerekse 4721 Sayılı Türk Medeni Kanunu'nun 24 ve 25. maddesinde ve yine özel yasalarda güvence altına alınmış bulunan kişilik haklarına saldırıda bulunulmaması yasal bir zorunluluk ve hukuki gerekliliktir.
Basın özgürlüğünün kişilik haklarına üstün tutulabilmesi için; haberin gerçeğe uygun olması, gerçeğe uygun yayınların haber niteliğini taşıması, gerçeğe uygun haberlerin verilmesinde nesnel (objektif) ölçülere uyulması ve haberin veriliş biçimi yönünden ölçülülük bulunması gerekir ki. ancak bu durumda, yayının hukuka uygun olduğu kabul edilebilir. Eğer bir yayın bu temel ilkelerden birine ters düşerse, hukuka aykırılık gerçekleşmiş olur.
Haberin hukuka uygunluk nedenini oluşturabilmesi, her şeyden önce gerçeğe uygun olmasına bağlıdır. Eğer haber gerçeğe uygunsa, kişilik hakları ihlal edilse bile, burada, manevi tazminata yer yoktur. Üstelik gerçeklik ilkesi, yalnızca haber verme yönünden değil; eleştirmek, değerlendirmek, yorumlamak yönünden de uygulama alanı bulur. Gerçek dışı haber verme ise, daima hukuka aykırıdır (M. Reşit Karahasan, Tazminat Hukuku, 1996. s. 985).
Açıklanan bu durum karşısında, basının özgürlüğüyle kişilerin, kişilik değerlerinin karşı karşıya geldiği, diğer bir anlatımla, hukuk düzenince koruma altına alınan yararların birbirine karşı çatışma içinde bulundukları biçiminde bir görünümün var olduğu kanısı uyanmaktadır.
Halbuki hukuk düzeninin, çatışan iki değeri aynı zamanda koruma altına alması düşünülemez. Aksi halde hukukun kendisi, kendi kurallarıyla çatışmış olur. Aslında, yapılan düzenleme, hukukun diğer temel kavramlarıyla birlikte incelendiğinde, iki yararın aynı anda ve aynı olayda birbiriyle çatışmadıkları, somut olaydaki olgular itibariyle koruma altına alınmış bulunan bu iki değerden birinin diğerine üstün tutulması gerektiği anlaşılacaktır. Bunun sonucunda da, daha az üstün olan yararın, daha çok üstün tutulması gereken yarar karşısında, o olayda ve o an için hukuk düzenince korumasız kalmasının uygunluğu kabul edilecektir.
Bunun için temel ölçüt, kamu yararıdır. Diğer bir anlatımla yayın, salt toplumun yararı gözetilerek yapılmalıdır. Toplumun çıkarı dışında hiçbir kişisel çıkar, gerçeklerin yanlış olarak sunulmasına neden olmamalıdır. Haber olduğu biçimiyle verilmeli ve kişisel katkı yer almamalıdır. Gerek yazılı ve gerekse görsel basının bu işlevini yerine getirirken, özellikle yayının gerçek olmasını, yayında kamu yararı bulunmasını, toplumsal ilginin varlığını, konunun güncelliğini ve haber verilirken özle biçim arasındaki dengeyi de korumalıdır.
Bu ilke ve kurallar gözetilmeden yapılan yayın hukuka aykırılığı oluşturur ve böylece kişilik hakları saldırıya uğramış olur. Aksi bir yayının ise gerek Anayasa ve Basın Kanunu ve gerekse basının genel işlevi karşısında hukuka uygun olduğu, kişilik değerlerine saldırı teşkil etmediği kabul edilmelidir.
Yine basın, objektif sınırlar içinde kalmak suretiyle yayın yapmalıdır. O an için o olay veya konuyla ilgili olan, görünen bilinen her şeyi araştırmalı, incelemeli ve olayları olduğu biçimiyle yayınlamalıdır. Bu işleviyle gerek yazılı ve gerekse görsel basın, somut gerçeği değil, o anda belirlenen ve varolan ve orta düzeydeki kişilerce de yayının yapıldığı biçimiyle kabul edilen olguları yayınlamalıdır. O anda ve görünürde varolup da sonradan gerçek olmadığı anlaşılan olayların ve olguların yayınından basın sorumlu tutulmamalıdır.
Somut olayda; davalıların imtiyaz sahibi, sorumlu yazı işleri müdürü ve köşe yazarı oldukları Adana 5 Ocak Gazetesi'nin 30.9.2009 ve 8.10.2009 tarihli yayınlarında manşetten ve iç sayfalarından verilen haber ve köşe yazılarında davacının "personel arasında ayrımcılık ve ırkçılık yaptığı" şeklinde yayınlara yer verildiği ileri sürülerek davalılardan manevi tazminat talep edilmiş; mahkemece 30.9.2009 tarihli yayınında yer alan "davacının personel arasında ayrımcılık ve ırkçılık yaptığı" şeklindeki ifadelerin gerçeği yansıtmadığı, sözkonusu ifadelerin davacının kişilik haklarına saldırı oluşturduğundan bahisle davanın kısmen kabulüne karar verilmiş, aynı gazetenin 8.10.2009 tarihli yayınında yer alan aynı ifadelerin eleştiri sınırları içerisinde kaldığı kabul edilerek bu yazı yönünden davanın reddine karar verilmiş ise de dosya arasında mevcut müfettiş raporlarıyla tanık beyanlarına göre davaya konu yazıların gerçeği yansıtmadıkları gibi mahkemece sadece 30.9.2009 tarihli yayında kişilik haklarına tecavüz var kabul edilip, aynı mahiyetteki 8.10.2009 tarihli yayının ise eleştiri sınırları içerisinde kaldığının kabul edilmesi de çelişki oluşturmaktadır. Bu sebeple 8.10.2009 tarihli yayınla davacının kişilik haklarının ihlal edildiğinin kabulü gerekir.
O halde mahkemece. H.G.K.nca da uygun bulunan. Özel Dairenin bozma kararına uyulması gerekirken, önceki kararda direnilmesi usul ve yasaya aykırıdır. Bu nedenle, direnme kararı bozulmalıdır.
Sonuç: Davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile, direnme kararının Özel Daire bozma kararında gösterilen nedenlerden dolayı BOZULMASINA, istenmesi halinde temyiz peşin harcının yatırana iadesine, 05.06.2015 tarihinde oybirliği ile, karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy