MAHKEMESİ:İş Mahkemesi
1. Taraflar arasındaki “tespit” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda, Mersin 4. İş Mahkemesince verilen davanın kabulüne ilişkin karar bir kısım davalılar vekilleri tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay (Kapatılan) 21. Hukuk Dairesince yapılan inceleme sonunda bozulmuş, mahkemece Özel Daire bozma kararına karşı direnilmiştir.
2. Direnme kararı bir kısım davalılar vekilleri tarafından temyiz edilmiştir.
3. Hukuk Genel Kurulunca dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü:
I. YARGILAMA SÜRECİ
Davacı İstemi:
4. Davacı vekili ... Tarımsal Üretim Ortaklığı Limited Şirketine karşı açtığı asıl davada; müvekkilinin davalı işverene ait çiftlik işyerinde 2000 yılı Mart ayında gece bekçisi olarak asgari ücretle işe başladığını, 2009 yılının Aralık ayında işine haksız olarak son verildiğini ve sigortasının yapılmadığını ileri sürerek 2000 yılı Mart ayından 2009 yılı Aralık ayına kadar olan dönemde davalı işyerinde geçen ve Kuruma bildirilmeyen hizmetlerinin tespitine, kıdem ve ihbar tazminatları ile yıllık izin, fazla çalışma, hafta tatili, ulusal bayram ve genel ücretlerinin davalıdan tahsilini talep etmiştir.
5. Davacı vekili eldeki dava ile birleştirilen Mersin 1. İş Mahkemesinin 2010/587 E., sırasına kayıtlı davada; davalılar ..., ... ve ...’nin davacının çalıştığı işyerinin ortakları olduğu belirlendiğinden taraf teşkilinin sağlanması bakımından açılan davanın sözü edilen dava ile birleştirilmesine ve Kuruma bildirilmeyen hizmetlerinin tespiti ile bazı işçilik alacaklarının davalılardan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.
6. Davacı vekili eldeki dava ile birleştirilen Mersin 2. İş Mahkemesinin 2012/141 E., sırasına kayıtlı davada; davalılar ..., ..., ..., ..., ..., ... ..., ..., ... ve ...’ın davacının çalıştığı işyerinin ortakları olduğu belirlendiğinden taraf teşkilinin sağlanması bakımından açılan davanın sözü edilen dava ile birleştirilmesini ve Kuruma bildirilmeyen hizmetlerinin tespiti ile bazı işçilik alacaklarının davalılardan tahsilini talep etmiştir.
7. Mahkemece işçilik alacaklarına ilişkin dava 05.03.2013 tarihli duruşmada esas hakkındaki hüküm ile birlikte tefrik edilmiştir.
Davalı Cevabı:
8. Davalı Sosyal Güvenlik Kurumu (Kurum/SGK) vekili asıl davada cevap dilekçesinde; davalı işyerinin 08.04.2005 tarihinde kanun kapsamına alındığını, davacının çalışmalarına ilişkin Kurumda bilgi ve belge bulunmadığını, hizmet tespiti ve işçilik alacaklarına ilişkin davaların birlikte görülmesinin mümkün olmadığını, hizmet tespiti istemi yönünden 5 yıllık hak düşürücü sürenin geçtiğini, kaldı ki davanın kamu düzenini ilgilendirmesi nedeniyle tüm araştırmaların re'sen yapılması gerektiğini ayrıca davalı Kurumun dava açılmasına neden olmadığından yargılama giderinden sorumlu tutulamayacağını belirterek davanın reddini savunmuştur.
9. Davalı Kurum vekili birleşen 2012/141 E. sayılı davaya ilişkin cevap dilekçesinde; 5 yıllık hak düşürücü sürenin geçtiğini, davalı olarak gösterilen ... Narenciye İşi Adi Ortaklığı adına tescilli işyerinin 27383 sicil numarası ile 01.01.1971 tarihinde kanun kapsamına alındığını, yine davalılar adına kayıtlı ... Tarımsal Üretim Adi Ortaklığının 08.04.2005 tarihinde kapsama alındığını, öncelikle davacının talebinin hangi işyerine ilişkin olduğunu açıklaması gerektiğini belirterek davanın reddini savunmuştur.
10. Davalı şirket vekili asıl davada cevap dilekçesinde; müvekkili şirketin unvanının ... Tarım Sanayi ve Ticaret Ltd. Şti olduğunu ve İstanbul’da faaliyet gösterdiğini, Mersin’de işyeri bulunmadığını, davacının ... Tarımsal Üretim Adi Ortaklığına ait arazideki evde kiracı olarak oturduğunu, dışarıda yevmiye usulü çalıştığını belirterek davanın reddini savunmuştur.
11. Birleşen Mersin 1. İş Mahkemesinin 2010/587 Esas sayılı davasında ... Tarımsal Üretim Ortaklığı adına ..., ... ve ... vekili cevap dilekçesinde; ortaklığın 31.03.2005 tarihinde kurulduğunu, bu nedenle davacının 2000 yılında ortaklığa ait işyerinde çalışmasının mümkün olmadığını, davacının 2008 yılının Kasım ayından itibaren bahçedeki müstakil evde ailesi ile birlikte kiracı olarak oturduğunu, kira parası yanında elektrik ve su faturalarını da ödemeyip müvekkillerine yüklü miktarda borç bıraktığını, bu arada dışarıda yevmiye usulü ya da götürü usulle geliri kendisine ait olmak üzere çalıştığını, iş çıkması hâlinde adi ortaklığın işini de yaptığını, ancak bu durumun arizi olduğunu, ayrıca yeşil kartı olduğundan dolayı sigortalı olmak istemediğini belirterek sigortalı çalışma teklifini geri çevirdiğini, bahçedeki evde toplam 1 yıl 1 ay kaldığını, bu süre zarfında bahçede hırsızlık ve kundaklama olayları olduğunu, davacının şirketin elemanı olsaydı bunları haber vermesi gerekeceğini, ancak davacının yanı başında olan bu olayları hiç umursamadığını belirterek davanın reddini savunmuştur.
12. Birleşen Mersin 2. İş Mahkemesinin 2012/141 Esas sayılı davasının davalılarından ..., ..., ... vekilleri cevap dilekçesinde; müvekkilleri hakkında Mersin 1. İş Mahkemesinde 2010/321 Esas sayısı ile açılan davanın devam ettiğini, davacının bahçe bakım işleri ile uğraştığını, bekçilik yapmadığını, bu nedenle iş mahkemesinin görevli olmadığını, öte yandan 2008 yılının Mart ayına kadar bahçenin işletim hakkının.... ... Varisleri Adi Ortaklığı ve... ... Narenciye Üretim Adi Ortaklığı sahipleri olan diğer davalılara ait olduğunu, bu hususun 01.03.2008 tarihli noter ihtarı ile de sabit olduğunu, davacının müvekkillerinin işlettiği bahçeye 2008 yılı Kasım ayı sonunda geldiğini, ancak hiç bekçilik yapmadığını belirterek davanın usulden ve esastan reddini savunmuştur.
13. Davalılar ..., ..., ... ... mirasçıları ..., ... ve ... vekili cevap dilekçesinde; işçilik alacaklarının zamanaşımına uğradığını, adi ortaklığın 1999 yılında kurulduğunu, 31.03.2005 tarihinde feshinden sonra üç hissedar grubunun ayrı ayrı şirket kurduğunu, ancak usulen şirket merkezleri olarak aynı adresin gösterildiğini, çalışanların paylaşıldığını, davacının bu paylaşım kapsamında davalı şirketin işçisi olduğunu ve ..., ... ve ...’ye ait arazilerde çalıştığını belirterek davanın reddini savunmuştur.
Mahkeme Kararı:
14 Mersin 4. İş Mahkemesinin 05.03.2013 tarihli ve 2012/215 E., 2013/84 K. sayılı kararı ile; davacının 31.12.1999 tarihinden sonra Sosyal Sigortalar Kurumu ve Bağ-Kur kaydının bulunmadığı, “... Mayıs 2004 Geçici İşçilik” yazılı belgede davacının aylıkçı olarak gösterildiği, 31.12.2004 tarihli belgede ücret miktarının yer aldığı, puantaj belgesinde haftada 7 gün aralıksız çalışma kaydı bulunduğu, davacının şirkette çalışması görünmemekle birlikte ... Ltd. Şti. ile adi ortaklıkların davacının çalıştığı taşınmazda hak sahibi oldukları, aralarında organik bağ bulunduğu, ayrıca davacının çalışmasını bilebilecek tanık beyanları göz önünde bulundurulduğunda davacının davalılar yanında ... Çiftliği Dikilitaş-Mersin adresindeki işyerinde 9 yıl 10 ay çalıştığı gerekçesiyle hizmet tespit davasının kabulüne, işçilik alacaklarına ilişkin davanın tefrikine, davalıların husumet, derdestlik ve delil toplanması yönündeki taleplerinin hükümle birlikte temyizi kabil olmak üzere reddine karar verilmiştir.
Özel Daire Bozma Kararı:
15. Mersin 4. İş Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararı süresi içinde bir kısım davalılar vekilleri tarafından temyiz edilmiştir.
16. Yargıtay (Kapatılan) 21. Hukuk Dairesinin 15.05.2014 tarihli ve 2013/9639 E., 2014/10837 K. sayılı kararı ile; “…Dava, davacının Mart 2000-Aralık 2009 tarihleri arasında davalı işverenlere ait iş yerinde geçen ve Kuruma bildirilmeyen sigortalı çalışmalarının tespiti istemine ilişkindir.
Mahkemece, davacının hizmet tespiti davasının kabulüne; davacının davalı ... ve Fevzi ... varisleri adi ortaklığı işyerinde bekçi olarak ve sigortalı 01.03.2000 -31.12.2009 tarihleri arasında kesintisiz olarak çalıştığının tespitine, karar verilmiş ise de bu sonuca eksik araştırma ve inceleme ile gidilmiştir.
Dosyadaki kayıt ve belgelerden; davacının dava konusu edilen dönem içinde davalı veya başka bir işyerinden hizmet bildiriminin yapılmadığı, dönem ve ücret bordrolarının olmadığı, tanık beyanlarının alındığı anlaşılmaktadır.
Davanın yasal dayanağını oluşturan 506 sayılı Yasa'nın 79/10. ve 5510 sayılı Yasa'nın 86/9. maddeleri bu tip hizmet tespiti davaları için özel bir ispat yöntemi öngörmemiş ise de, davanın niteliği kamu düzenini ilgilendirdiği ve bu nedenle özel bir duyarlılık ve özenle yürütülmesi gerektiği Yargıtay'ın ve giderek Dairemizin yerleşmiş içtihadı gereğidir.
Davalı ... ortaklığının ortağı olan davalılar ile Fevzi ... varisleri Adi Ortaklığının ortağı olan davalılar vekili, ... Narenciye İşletmesi Adi Ortaklığının 14/09/1999 tarihinde kurulup 13/04/2005 tarihinde feshedildiğini, bu fesihten sonra nisan 2005 tarihinde ... Tarımsal Üretim Adi ortaklığı (...-...-...), ... ... Narenciye Üretim Adi Ortaklığı (...-...-Turan ...) ve ...... Varisleri Adi Ortaklığı (...-...-...) kurulduğunu, adi ortaklıkların adreslerinin aynı olduğunu bildirmiştir.
Somut olayda, dinlenen tanıklar beyanlarında davacının davalılara ait bahçede veya Serdengeçtilere ait çiftlikte çalıştığını bildirmiş iseler de bahçenin veya çiftliğin tam olarak kime veya hangi ortaklığa ait olduğu, adi ortaklıkların kuruluş ve fesih tarihleri ile ortaklarının kimler olduğu araştırılmadan eksik inceleme ve araştırma ile sonuca gidilmesi doğru olmamıştır.
Yapılacak iş, davacının çalıştığı söylenen bahçenin kime ait olduğunu ve kim tarafından ne şekilde işletildiğini belirlemek, yukarıda bahsi geçen adi ortaklıkların kuruluş ve fesih tarihlerini, ortaklarının kimler olduğunu, aralarında organik bağ bulunup bulunmadığını, davacının hangi dönemde hangi ortaklıkta çalıştığını araştırmak, adi ortaklık hakkında değil adi ortaklığı meydana getiren gerçek kişiler hakkında hüküm kurulabileceğini göz önünde bulundurmak ve gerçek çalışma olgusunu somut ve inandırıcı bilgilere dayalı şekilde ortaya koyduktan sonra davacının çalışmasının sürekli çalışma olduğu anlaşılırsa sonucuna göre karar vermekten ibarettir.
Mahkemece, bu maddi ve hukuki olgular gözönünde tutulmaksızın eksik inceleme ve araştırma ile yazılı şekilde hüküm kurulması usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.
O halde, davalıların bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır…” gerekçesiyle karar bozulmuştur.
Direnme Kararı:
17. Mersin 4. İş Mahkemesinin 16.10.2014 tarihli ve 2014/345 E., 2014/398 K. sayılı kararı ile; önceki gerekçeye ilaveten Sosyal Güvenlik Kurumu nezdinde ... Tarımsal Ürünler Adi Ortaklığının narenciye bahçesi işyerinin kayıtlı olduğu, adi ortaklığın tasfiye edildiğine ilişkin dosyada bilgi ve belge bulunmadığı, aksi yöndeki 01.03.2008 tarihli belgenin dosyada mevcut olduğu, ayrıca adi ortaklığın tarafının gerçek kişiler olduğunun anlaşıldığı belirtilerek önceki hükümde direnilmiştir.
Direnme Kararının Temyizi:
18. Direnme kararı süresi içinde Sosyal Güvenlik Kurumu ve ... Tarımsal Üretim Ortaklığı Limited Şirketi dışındaki davalılar vekilleri tarafından temyiz edilmiştir.
II. UYUŞMAZLIK
19. Direnme yolu ile Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; davacının 01.03.2000-31.12.2009 tarihleri arasında davalılar nezdinde geçen ve Kuruma bildirilmeyen çalışmalarının tespiti istemine ilişkin eldeki davada mahkemece yapılan araştırma ve incelemenin hüküm vermeye yeterli olup olmadığı noktasında toplanmaktadır.
III. ÖN SORUN
20. Hukuk Genel Kurulundaki görüşmeler sırasında öncelikle asıl davada davalı olarak gösterilen ... Tarımsal Üretim Ortaklığı Limited Şirketi adına şirketin unvanının ... Tarım Sanayi ve Ticaret Limited Şirketi olduğunu belirterek davalı şirket vekili olarak Av. ... Yılmaz tarafından vekâletname sunulup davaya cevap verildiği ancak sözü edilen şirkete karar başlığında “... Tarımsal Üretim Ortaklığı Ltd. Şti.” olarak yer verilmesine ve şirket hakkındaki davanın reddedildiğine ilişkin kararda açıklık bulunmamasına, organik bağ nedeniyle şirketin de sorumlu olduğunun gerekçede belirtilmesine rağmen ilk karar, bozma kararı ile direnme kararının davalı şirkete tebliğ edilmediği, ayrıca davalı Sosyal Güvenlik Kurumu vekiline bozma kararının tebliğ edildiğine ilişkin dosyada fiziki olarak ve UYAP’ta bilgi ve belge bulunmadığı gözetildiğinde; direnme kararının bu usulî eksiklikler nedeniyle bozulmasının gerekip gerekmediği ön sorun olarak tartışılıp değerlendirilmiştir.
IV. GEREKÇE
21. Öncelikle konuya ilişkin yasal düzenlemeler ve kavramlar üzerinde kısaca durmak gerekir.
22. Bilindiği üzere çekişmeli yargıda kural olarak duruşma yapılması zorunludur. Buna göre hâkim iddia ve savunma haklarını kullanabilmeleri için tarafları duruşmaya çağırmak zorundadır. Kanunun gösterdiği istisnalar dışında hâkim tarafları dinlemeden veya iddia ve savunmalarını bildirmeleri için kanuna uygun biçimde davet etmeden hükmünü veremez.
23. Taraflar duruşmaya çağrılmadan, başka bir deyişle taraf teşkili sağlanmadan hüküm verilememesi, 2709 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın (Anayasa) 36. maddesinde hüküm altına alınan iddia ve savunma hakkının kullanılmasına olanak tanınması ilkesinin doğal bir sonucudur.
24. Öte yandan 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (HMK) “Hukuki dinlenilme hakkı” başlıklı 27. maddesi uyarınca;
“Davanın tarafları, müdahiller ve yargılamanın diğer ilgilileri, kendi hakları ile bağlantılı olarak hukuki dinlenilme hakkına sahiptirler.
(2) Bu hak;
a) Yargılama ile ilgili olarak bilgi sahibi olunmasını,
b) Açıklama ve ispat hakkını,
c) Mahkemenin, açıklamaları dikkate alarak değerlendirmesini ve kararların somut ve açık olarak gerekçelendirilmesini,
içerir”.
25. Bu hükme göre mahkeme, iki tarafa eşit şekilde hukukî dinlenilme hakkı tanıyarak hükmünü vermelidir. Taraflara hukukî dinlenilme hakkı verilmesi anayasal bir haktır. Anayasa’nın 36. maddesi ile teminat altına alınan iddia ve savunma hakkı ile adil yargılanma hakkı, hukukî dinlenilme hakkını da içermektedir. Yine İnsan Hakları Avrupa Sözleşmesi'nde de hukukî dinlenilme hakkı, adil yargılanma hakkı içinde teminat altına alınmıştır.
26. Hukukî dinlenilme hakkı, sadece belli bir yargılama için ya da yargılamanın belli bir aşaması için geçerli olan bir ilke değildir. Tüm yargılamalar için ve yargılamanın her aşamasında uyulması gereken bir ilkedir. Bu çerçevede gerek çekişmeli ve çekişmesiz yargı işlerinde gerekse bu yargılamalarla bağlantılı geçici hukukî korumalarda, icra takiplerinde, tahkim yargılamasında, hatta hukukî uyuşmazlıklarla ilgili yargılama dışında ortaya çıkan çözüm yollarında, her bir yargılama, çözüm yolu ve uyuşmazlığın niteliğiyle bağlantılı şekilde hukukî dinlenilme hakkına uygun davranılmalıdır.
27. Hukukî dinlenilme hakkına aykırılık bir istinaf sebebi ve temyizde de bozma nedenidir. Hakkın ihlâlinin niteliğine göre yargılamanın yenilenmesi sebebi olarak kabul edilebilir.
28. Kanunda da açıkça belirtildiği gibi, hukukî dinlenilme hakkının temel üç unsuru bulunmaktadır. Bunlardan ilki “Bilgilenme hakkı” dır. Buna göre, hak sahibinin kendisi ile ilgili yargılama ve yargılamanın içeriği hakkında tam bir şekilde bilgi sahibi olması sağlanmalıdır. Bilgilenme hakkı, gerek karşı taraf gerekse yargı organlarının işlemleri ve dosya kapsamına girip yargılamayı etkileyen her şeyi kapsar. Tarafın bilgi sahibi olmadığı işlemler, belge ve bilgiler yargılamada esas alınamaz. Bilgilenmenin şekli bakımından hukukî dinlenilme hakkına uygun davranılmalı, ilgilinin bilgilenmesi şeklen değil, gerçekten sağlanmaya çalışılmalıdır. Özellikle tebligat ve davetiye kurallarının uygulanmasında özen gösterilmelidir. Usulüne uygun tebligat yapılmadan, davetiye çıkarılmadan yapılan işlemler taraflar bakımından sonuç doğurmaz. Taraflardan gizli yargılama yapılamayacağı için, yargılamaya dâhil olan her işlem bakımından taraflar, dosyanın korunması ve yargılamanın sağlıklı yürütülmesi dışında bir sınırlamaya tabî olmadan tam olarak bilgilenme hakkını kullanabilirler. Bu sınırlamalar da bilgilenme hakkını ortadan kaldırıcı nitelikte olmayıp sadece kullanılmasını yargılamanın sağlıklı işlemesi için belirli kurallara bağlamak şeklinde olabilir. Tarafların bilgisine açık olmayan hiçbir husus hükme esas alınamaz.
29. Yargılamanın sağlıklı bir biçimde sürdürülebilmesi, iddia ve savunma ile ilgili delillerin eksiksiz toplanıp tartışılabilmesi, itirazların yapılabilmesi, davanın süratle sonuçlandırılabilmesi, öncelikle tarafların duruşma gününden haberdar edilmesi ile mümkün olur. Kişinin hangi yargı merciinde duruşması bulunduğunu, hakkındaki iddia ve isnatların nelerden ibaret olduğunu bilmesi, 7201 sayılı Tebligat Kanunu ve yönetmelikte açıklanan usule uygun tebligat yapılması ile sağlanabilir (HGK’nın 13.02.2020 tarihli ve 2017/22-2505 E., 2020/147 E.).
30. Yeri gelmişken belirtilmelidir ki; taraf teşkili dava şartı olup, davanın her aşamasında mahkemece re'sen nazara alınması gereken bir olgudur. Bu nedenle mahkemenin, duruşma gününü, gerekçeli kararını, bozma ilamını, bozma sonrası duruşma günü ve direnme kararını taraflara kendiliğinden tebliğ edip taraf teşkilini sağlaması zorunludur. Bu kapsamda mahkemenin, bozma ilamına uyma ya da direnme konusunu karara bağlamadan önce de 6217 sayılı Kanun’un 30. maddesi ile eklenen HMK’nın Geçici 3. maddesi atfıyla uygulanmakta olan 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu (HUMK)'nun 429. maddesi uyarınca bozma ilamını ve duruşma gününü taraflara kendiliğinden tebliğ edip taraf teşkilini sağlaması gerekmektedir.
31. Nitekim bozma sonrası mahkemece yapılacak işlemleri düzenleyen HUMK’un 429/2. maddesinde, “…Mahkeme, temyiz edenden 434'ncü madde uyarınca peşin alınmış olan gideri kullanmak suretiyle, kendiliğinden tarafları duruşmaya davet edip dinledikten sonra, Yargıtay’ın bozma kararına uyulup uyulmayacağına karar verir.” hükmüne yer verilmiştir. Bu açık hüküm karşısında mahkeme bozma ilamını kendiliğinden taraflara tebliğ edip duruşmaya davet etmekle yükümlüdür. Belirtilen usulü işlemler tamamlanmadan ve bozma sonrası taraf teşkili sağlanmadan mahkemece direnme ya da uyma kararı verilmesi olanaklı değildir.
32. Hukuk Genel Kurulunun 13.02.2020 tarihli ve 2017/22-2505 E., 2020/147 K., 20.06.2019 tarihli ve 2017/3-1519 E., 2019/743 K. sayılı kararlarında da aynı ilkeler benimsenmiştir.
33. Somut olayda, davacı vekilinin asıl dava dilekçesinde davalı olarak gösterdiği “... Tarımsal Üretim Ort. Ltd. Şti.” adına şirketin unvanının ... Tarım Sanayi ve Ticaret Limited Şirketi olduğunu belirterek Av. ... Yılmaz tarafından vekaletname sunulmak suretiyle davaya cevap verildiği, ancak sözü edilen şirketin unvanının gerek ilk kararda gerek direnme kararında “... Tarımsal Üretim Ortaklığı Ltd. Şti.” olarak yazıldığı, şirket hakkındaki davanın reddedildiğine ilişkin kararda açıklık bulunmadığı, ancak gerekçede organik bağ nedeniyle şirketin de sorumlu olduğunun belirtildiği ayrıca yargılama gideri ve harçlardan da sorumlu tutulmasına rağmen gerek ilk kararın gerekse bozma ilamı ile duruşma gününün ve direnme kararının davalı şirket vekiline tebliğ edilmediği, ayrıca bozma sonrası belirlenen duruşma gününün davalı Sosyal Güvenlik Kurumu vekiline tebliğ edildiğine ilişkin dosyada bilgi ve belge bulunmadığı görülmüştür.
34. Şu hâlde mahkemece davalı şirkete ilk karar, bozma ilamı ile bozma sonrası duruşma günü ve direnme kararı; davalı Sosyal Güvenlik Kurumuna ise bozma sonrası duruşma günü tebliğ edilmeden ve taraf teşkili sağlanmadan savunma hakkını kısıtlar biçimde bu davalıların yokluğunda yargılama yapılıp direnme kararı verilmesi usul ve yasaya aykırıdır.
35. Bu itibarla ilk karar, bozma ilamı ile bozma sonrası duruşma günü ve direnme kararı davalı şirkete; bozma sonrası duruşma günü davalı Sosyal Güvenlik Kurumuna yöntemince tebliğ edilip taraf teşkili sağlandıktan ve usulî eksiklikler tamamlandıktan sonra karar verilmelidir.
36. Hâl böyle olunca ön sorun bulunduğundan direnme kararı yukarıda açıklanan nedenlerle usulden bozulmalıdır.
V. SONUÇ:
Açıklanan nedenlerle;
Davalılar ..., ..., ..., ..., ..., ..., ... ve ... vekillerinin temyiz itirazlarının kabulü ile direnme kararının yukarıda belirtilen nedenlerden dolayı 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun Geçici 3. maddesine göre uygulanmakta olan 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu'nun 429. maddesi gereğince usulden BOZULMASINA,
Bozma nedenine göre işin esasına yönelik temyiz itirazlarının şimdilik incelenmesine yer olmadığına,
İstek hâlinde temyiz peşin harcının yatıranlara geri verilmesine,
Karar düzeltme yolu kapalı olmak üzere, 04.11.2021 tarihinde oy birliği ile kesin olarak karar verildi.