MAHKEMESİ:Aile Mahkemesi
A
1. Taraflar arasında birleştirilerek görülen “mal rejiminden kaynaklanan alacak” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda, Mersin 2. Aile Mahkemesince verilen usulüne uygun olarak açılmadığından asıl dava hakkında karar verilmesine yer olmadığına, birleşen davanın reddine ilişkin karar, davacı vekilinin temyizi üzerine Yargıtay 8. Hukuk Dairesince yapılan inceleme sonunda bozulmuş, Mahkemece Özel Daire bozma kararına karşı kısmen direnilmiştir.
2. Direnme kararı davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
3. Hukuk Genel Kurulunca dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü:
I. YARGILAMA SÜRECİ
Davacı İstemi:
4. Davacı vekili asıl dava dilekçesinde; evlilik birliği içerisinde edinilerek tapu tescil kayıtları davalı eş ... adına oluşturulan Sivas ilinde bulunan taşınmaz hakkında, 10.03.2010 tarihli birleşen dava dilekçesinde ise Mersin ilinde bulunan taşınmaz hakkında, mal rejiminden kaynaklanan alacağının davalıdan tahsili ile müvekkiline ödenmesine karar verilmesini talep etmiştir.
Davalı Cevabı:
5. Davalı vekili cevap dilekçesinde; tüm iddiaları inkârla, davacının bu taşınmazlarda hiçbir katkısının bulunmadığını ileri sürerek davaların reddini savunmuştur.
Mahkeme Kararı:
6. Mersin 2. Aile Mahkemesinin 17.12.2013 tarihli ve 2009/116 E., 2013/903 K. sayılı kararı ile; Sivas ilinde bulunan taşınmaz yönünden yapılan yargılamada; eldeki dosya aslının davalı ... tarafından 31.01.2007 tarihinde açılan ve mahkemenin 2007/105 E. sayılı boşanma dosyasında davalının cevap dilekçesi ile talep ettiği mal rejiminin tasfiyesi istemine ilişkin olduğu, bu istemin 24.09.2008 tarihli dilekçe ile ve fazlaya ilişkin talep hakkı saklı tutularak 6.000TL katılma alacağı olarak haçlandırıldığı, boşanma davasının reddine karar verildiği ve katkı payı davasının tefrik edildiği, eldeki dosyanın tefrik edilen dosya olduğu, bu hâliyle davacı ... tarafından bu taşınmazla ilgili katılma alacağına ilişkin usulüne uygun olarak açılmış bir dava ya da karşı dava bulunmadığı, cevap dilekçesindeki talep hakkında sonradan nispi harç ikmâlinin isteği karşı dava hâline getirmeyeceği gerekçesi ile asıl dava hakkında karar verilmesine yer olmadığına, Mersin ilinde bulunan taşınmaz yönünden yapılan yargılamada ise yapılan işlemin bağış niteliğinde olduğu, somut olayda bağıştan dönmeyi gerektiren bir durumun bulunmadığı gerekçesiyle birleşen davanın reddine karar verilmiştir.
Özel Daire Bozma Kararı:
7. Mahkemenin yukarıda belirtilen kararına karşı yasal süresi içinde davacı vekili tarafından temyiz isteminde bulunulmuştur.
8. Yargıtay 8. Hukuk Dairesinin 15.06.2015 tarihli ve 2014/4684 E., 2015/13212 K. sayılı kararı ile;
“…Dava konusu edilen 469 ada 9 parsel numuralı Sivas İli'ndeki taşınmaz 23.08.2005 tarihinde satış yolu ile davalı adına tescil edilmiş, 830 ada 3 parsel numuralı Mersin İli'ndeki taşınmaz ise 02.04.2001 tarihinde satış yolu ile davalı adına tescil görmüştür.
Asıl dava konusu 469 ada 9 parsel numaralı taşınmaza ilişkin hükme yönelik temyiz tirazının incelenmesinden; taraflar arasında ret ile sonuçlanan Mersin 2. Aile Mahkemesi'nin 2007/105 Esas sayılı boşanma dosyasında davalı sıfatı bulunan ...'ın dosyadaki cevap dilekçesinde mal rejiminin tasfiyesi talebinde bulunmuş. Mahkemece tarafa açıklama yapması ve harç ikmali için verilen süre içerisinde 24.09.2008 havale tarihli dilekçesi ile ... dava konusu taşınmazın ada ve parsel numarası ile alacak talep miktarını belirterek 25.09.2008 tarihinde talep miktarı üzerinden harcı yatırmış, ilgili talep Mahkemece hükümle 29.01.2009 tarihinde tefrik edilerek ayrı bir esasa kaydolunmuştur. Tüm bu hususlar değerlendirildiğinde usulüne uygun açılmış bir davanın varlığının kabulü gerekmektedir. Mahkemece, iddia ve savunma çerçevesinde taraf delilleri toplanarak davanın esası hakkında bir karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde hüküm tesisi doğru değildir.
Birleşen dava konusu 830 ada 3 parsele ilişkin hükme yönelik temyiz itirazlarına gelince; mahkemece, yapılan işlemin bağış niteliğinde olduğu, bağıştan dönmeyi gerektiren bir durum olmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiş ise de, verilen karar usul ve yasa ile toplanan delillere uygun düşmemektedir.
Eşler arasında; karşılıklı sevgi, saygı, sadakat ve fedakârlık esastır. Evliliğin ömür boyu süreceği inancıyla, ailenin geleceğinin garanti oltanı alınması amacıyla güvene dayanarak birlikte tasarrufta bulunmaları, yatırım yapmaları mümkündür. Kural olarak evlilik birlikteliği devam ettiği süre içerisinde hiç şüphesiz alınan her malın temelinde de bu tür duygu, düşünce ve güven yatmaktadır. Söz konusu duygu ve düşüncelerin, güvenin davacı aleyhine delil olarak kullanılması mal rejimlerinin niteliğine ve mal rejimi hakkında geçerli bulunan kurallara, aykırı düşmektedir. Zaman zaman geçimsizlik yaşayan eşlerin barışmak, birlikte yaşamaya devam etmek evliliğin uyum ve huzurunu temin etmek amacıyla bir eşin diğer eşe tapuda satış göstermek suretiyle yapmış olduğu intikaller bağış olarak değerlendirilemez.
Somut uyuşmazlığa bakacak olursak; davacı vekili, dava konusu taşınmazın müvekkilinin kendi gelir ve birikimleriyle alındığını ve sonrasında tamirat ve tadilat yaptırdığını ileri sürerek mal rejiminin tasfiyesine karar verilmesini istemiştir. Bağışı çağrıştıracak bir irade açıklamasına dosya kapsamında rastlanılmamış, aksine birlikte sahip olunacağı düşüncesi ile davalı ... adına tescil edildiğini bildirmiştir.
Davada, davacı tarafın bağış iradesi ve kastı olmadığı anlaşıldığına göre Mahkemece, mevcut ve toplanacak tüm taraf delillerinin birlikte değerlendirilerek, sonucunda işin esasına ilişkin olumlu ya da olumsuz bir karar verilmesi gerekirken yazılı gerekçeyle davanın reddine karar verilmiş olması doğru olmamıştır,…” gerekçesiyle karar bozulmuştur.
Direnme Kararı:
9. Mersin 2. Aile Mahkemesinin 24.05.2016 tarihli ve 2015/592 E., 2016/354 K. sayılı kararı ile; Mersin ilinde bulunan taşınmaza yönelik bozma ilamına uyularak değer artış payı ve katkı payı davasının kısmen kabulüne, Sivas ilinde bulunan taşınmaza ilişkin başvuru harcı yatırılarak usulüne uygun açılmış bir dava ya da karşılık dava bulunmadığı, cevap dilekçesindeki talep hakkında sonradan nispi harç ikmâlinin talebi karşı dava hâline getirmeyeceği gerekçesiyle direnme kararı verilmiştir.
Direnme Kararının Temyizi:
10. Direnme kararı yasal süresi içinde davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
II. UYUŞMAZLIK
11. Direnme yolu ile Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; somut olayda; davacı tarafından evlilik birliği içerisinde edinildiği ileri sürülen ve Sivas ilinde bulunan taşınmaz hakkında, mal rejiminden kaynaklanan alacak davasının usulüne uygun olarak açılıp açılmadığı, buradan varılacak sonuca göre bu istem bakımından mahkemece davanın esası incelenerek bir karar verilmesinin gerekip gerekmediği noktasında toplanmaktadır.
III. ÖN SORUN
12. Hukuk Genel Kurulunda yapılan görüşmeler sırasında işin esasının incelenmesinden önce; ilk kararı temyiz etmeyen davalı tarafın bozma sonrası mahkemece verilen direnme kararını temyiz etmesinde hukukî yararının bulunup bulunmadığı bu bağlamda temyiz isteminin reddine karar verilmesinin gerekip gerekmediği hususu ön sorun olarak tartışılmıştır.
IV. GEREKÇE
13. Öncelikle konuyla ilgili kavram ve yasal düzenlemelere kısaca değinilmelidir.
14. Dava şartları; mahkemece, davanın esası hakkında yargılama yapabilmesi için gerekli olan unsurlardır. Diğer bir anlatımla, dava şartları dava açılabilmesi için değil, mahkemenin davanın esasına girebilmesi için aranan kamu düzeni ile ilgili zorunlu koşullardır. Mahkeme, hem davanın açıldığı tarihte hem de yargılamanın her aşamasında dava şartlarının bulunup bulunmadığını kendiliğinden araştırıp inceler ve bu konuda tarafların istem ve beyanları ile bağlı değildir.
15. Bilindiği üzere; 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (HMK) 114. maddesinde dava şartları düzenlenmiş ve bu maddenin 1. fıkrasının (h) bendinde "Davacının, dava açmakta hukukî yararının bulunması" dava şartları arasında sayılmıştır.
16. Medeni usul hukukunda hukukî yarar, mahkemede bir davanın açılabilmesi için davacının bu davayı açmakta ve mahkemeden hukuksal korunma istemekte bir çıkarının bulunması gerektiğine işaret eder. Davacının davayı açtığı tarih itibariyle dava açmakta hukuk kuralları tarafından haklı bulunan (korunan) bir yararı olmalı, hakkını elde edebilmesi için mahkeme kararına ihtiyacı bulunmalıdır.
17. Kanun yolu davanın taraflarına tanınan bir hukukî yoldur ki; bununla yanlış olan kararların diğer bir ifadeyle yanlış olduğu iddia edilen kararların tekrar incelenmesi ve değiştirilmesi sağlanır. Hüküm mahkemelerinin karar verirken yanlış yapmaları ihtimali bulunduğundan, verilen kararların daha yüksek bir mahkeme tarafından kontrol edilmesi için, her hukuk sisteminde kanun yolları kabul edilmiştir (Kuru, Baki: Hukuk Muhakemeleri Usulü, Cilt III, İstanbul 2001, s. 4483).
18. Dava açmakta olduğu gibi kanun yoluna başvurmada da hukukî yarar bulunmalıdır. Diğer bir ifadeyle temyiz kanun yoluna başvuran tarafın, aleyhine kanun yoluna başvurduğu kararın kaldırılması veya değiştirilmesinde korunmaya değer bir hukukî yararının bulunması gerekir. Davada haklı çıkmış olan tarafın da hukukî menfaati bulunmak kaydıyla hükmü temyiz etmesi mümkündür.
19. Direnme kararı da bir nihai karardır ve temyiz edilebilir (HUMK m. 429, III). Ne var ki, Özel Daire tarafından bozulmuş olan kararı temyiz etmemiş olan tarafın direnme kararını temyiz etme hakkı bulunmamaktadır. Zira usule ilişkin işlemler, karara itiraz etmeyen taraf aleyhine kesinleşmiştir. Bozmadan sonra tesis edilen direnme kararı ilk hükmün tekrarından ibaret olduğuna göre taraflara yeni bir külfet yüklenmemiştir. Nitekim Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 19.04.1995 tarihli ve 1995/4-140 E., 1995/402 K. sayılı kararında da “…davalı vekili, önceki kararı temyiz etmediğinden hakkındaki hüküm kesinleşmiştir. Hakkındaki hüküm kesinleşmiş olan tarafın direnme kararını temyize hakkı yoktur. Bu durumda ilk hükmü temyiz etmeyen davalı vekilinin direnme kararına yönelik temyiz isteği bu nedenle red edilmelidir,…” şeklindeki açıklama ile bu durum vurgulanmıştır.
20. Somut olayda da; davalı vekili, direnme öncesi verilen kararı temyiz etmediğinden hüküm davalı açısından kesinleşmiştir. Dolayısıyla mahkemenin ilk kararında, Sivas ilinde bulunan taşınmaz hakkında verdiği “karar verilmesine yer olmadığına ilişkin” kararı temyiz etmeyen davalı vekilinin aynı yöne ilişkin direnme kararını temyizinde hukukî yararı bulunmamaktadır.
21. O hâlde davalı vekilinin direnme hükmüne yönelik temyiz istemi, hukukî yarar yokluğundan reddedilmelidir.
22. Ne var ki; Özel Dairenin 03.04.2018 tarihli ve 2016/15818 E., 2018/10521 K. sayılı gönderme kararında, bozmaya uyularak verilen Mersin ilindeki taşınmaza yönelik davalı vekilinin temyiz itirazlarından önce Sivas'ta bulunan taşınmaz yönünden verilen direnme kararına ilişkin hükmün incelenmesi için dosyayı Hukuk Genel Kuruluna gönderdiği anlaşıldığından, davalı vekilinin Mahkemece uyulan yönlere ilişkin temyiz itirazlarının incelenmesi için dosya Özel Daireye gönderilmelidir.
V. SONUÇ:
Açıklanan nedenlerle;
1-Davalı vekilinin direnme kararına yönelik temyiz isteminin hukukî yarar yokluğundan REDDİNE,
2-Mahkemece uyulan yönlere ilişkin temyiz itirazlarının incelenmesi için dosyanın YARGITAY 8. HUKUK DAİRESİNE GÖNDERİLMESİNE,
Ancak karar düzeltme yolunun açık olması sebebiyle öncelikle mahkemesince Hukuk Genel Kurulu kararının taraflara tebliği ile karar düzeltme yoluna başvurulması hâlinde dosyanın Hukuk Genel Kuruluna, başvurulmaması hâlinde ise mahkemesince doğrudan Yargıtay 8. Hukuk Dairesine gönderilmesine,
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun Geçici 3. maddesine göre uygulanmakta olan 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun 440. maddesi gereğince kararın tebliğinden itibaren on beş gün içerisinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 30.11.2021 tarihinde oy birliği ile karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy