MAHKEMESİ:Sulh Hukuk Mahkemesi
1. Taraflar arasındaki “tazminat” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda, ... Asliye Hukuk Mahkemesince verilen davanın kısmen kabulüne ilişkin karar taraf vekilleri tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay 4. Hukuk Dairesince yapılan inceleme sonunda bozulmuş, mahkemece Özel Daire bozma kararına karşı direnilmiştir.
2. Direnme kararı taraf vekilleri tarafından temyiz edilmiştir.
3. Hukuk Genel Kurulunca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve temyiz incelemesi sırasında duruşmanın düzenlendiği 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 369. maddesinin direnme kararının temyizini kapsamadığı, direnmenin düzenlendiği aynı Kanun’un 373. maddesinde ise duruşmaya yer verilmediği gözetildiğinde direnme kararlarının temyiz incelemesinde duruşma yapılamayacağı kabul edilerek temyiz eden davacı ... vekilinin duruşma talebinin reddine karar verilip dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü:
I. YARGILAMA SÜRECİ
Davacılar İstemi:
4. Davacılar vekili dava dilekçesinde; mülkiyeti müvekkillerine ait ... plakalı araca ... Asliye Ceza Mahkemesinin 2004/183 E. sayılı dosyası ile hırsızlık suçunda kullanıldığı iddiasıyla el konulduğunu, ceza yargılaması sonucunda aracın suçta kullanılmadığının tespit edilerek sahibine iadesine karar verildiğini, ancak olumsuz muhafaza koşulları nedeniyle aracın hurdaya çıktığını ileri sürerek fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla 7.000TL tazminatın haksız el koyma tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.
Davalı Cevabı:
5. Davalı vekili cevap dilekçesinde; davanın idare mahkemesinde görülmesi gerektiğini, mahkemenin yetkisiz olduğunu, tazminat talep etme yetkisinin ruhsat sahibinde olmasından dolayı davacı ...'ın taraf (husumet) sıfatının bulunmadığını, kesinleşmiş mahkeme kararı olmadan eldeki davanın açılmasının mümkün olmadığını, ayrıca davanın zamanaşımına uğradığını, iddia edilen zararın davacıların kusurundan kaynaklandığını belirterek davanın reddini savunmuştur.
Mahkemenin Birinci Kararı:
6. ... Sulh Hukuk Mahkemesinin 12.09.2013 tarihli ve 2010/812 E., 2013/683 K. sayılı kararı ile; haksız fiilden kaynaklanan tazminat davalarında görevli mahkemenin davanın açıldığı tarihte yürürlükte bulunan 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu (HUMK) hükümlerine göre davalının ikâmetgahı veya haksız fiilin meydana geldiği yer mahkemesi olduğu, dava konusu araca ... Cumhuriyet Başsavcılığının talimatı üzerine ... Jandarma Genel Komutanlığınca 16.02.2004 tarihinde el konulduğu, davacıların ikâmetgah adreslerinin ... ve ... olduğu, bu hususun davacılar lehine kazanılmış hak teşkil etmeyeceği gerekçesiyle mahkemenin yetkisizliği nedeniyle dava dilekçesinin reddine, dosyanın talep hâlinde ... Nöbetçi Sulh Hukuk Mahkemesine gönderilmesine karar verilmiştir.
Özel Dairenin Birinci Bozma Kararı:
7. Mahkemenin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
8. Yargıtay 4. Hukuk Dairesinin 12.05.2014 tarihli ve 2014/1004 E., 2014/7594 K. sayılı kararı ile; “..Somut olaya bakıldığında, davacılara ait araçla işlendiği iddia olunan hırsızlık suçu ile ilgili soruşturma ve kovuşturma ... ilinde yapılmış olup, el koyma kararı veren ve aracın iadesi taleplerini reddeden yer de ... adli makamlarıdır. Şu durumda haksız eylemin vuku bulduğu yer ... ili olup ... Sulh Hukuk Mahkemesinde dava açan davacının, seçimlik hakkını haksız eylemin gerçekleştiği yer mahkemesinde dava açmak suretiyle doğru olarak kullandığı anlaşılmaktadır.
Yerel mahkemece, işin esası incelenip varılacak sonuca uygun bir karar verilmesi gerekirken; yetki itirazının ilk celsede reddine karar verildikten sonra, kesin yetkiye ilişkin bir durum da olmamasına rağmen yerinde olmayan gerekçeyle yazılı biçimde karar verilmiş olması usul ve yasaya uygun bulunmadığından kararın bozulması gerekmiştir…” gerekçesiyle karar bozulmuştur.
Mahkemenin İkinci Kararı:
9. ... Sulh Hukuk Mahkemesinin 24.06.2016 tarihli ve 2014/611 E., 2016/582 K. sayılı kararı ile; bozma kararına uyularak yapılan yargılama sonucunda bilirkişi raporlarının hükme esas alındığı gerekçesiyle 24.06.2016 havale tarihli ıslah dilekçesi ile arttırılan maddi tazminat isteminin kısmen kabulü ile aracın iyi muhafaza edilmemesinden dolayı 13.500TL maddi tazminatın dava tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle ve aracın fiili olarak kullanılmamasından dolayı da 4.962,29TL tazminatın haksız el koyma tarihinden iade tarihi olan 09.03.2010 tarihine kadar işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmiştir.
Özel Daire İkinci Bozma Kararı:
10. Mahkemenin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde taraf vekilleri temyiz isteminde bulunmuşlardır.
11. Yargıtay 4. Hukuk Dairesinin 12.02.2018 tarihli ve 2017/3422 E., 2018/781 K. sayılı kararı ile;
“…Mahkemece yetkisizlik nedeniyle dava dilekçesinin reddine dair verilen ilk karar, Dairemizin 12/05/2014 gün, 2014/1004 esas ve 2014/7594 karar sayılı ilamıyla; yetki itirazının ilk celsede reddine karar verildikten sonra, kesin yetkiye ilişkin bir durum da olmamasına rağmen yetkisizlik kararı verilmesinin usul ve yasaya uygun olmadığı gerekçesiyle bozulmuştur. Yerel mahkeme, Dairemizin bozma ilamına uyarak dava ve ıslah dilekçeleri ile talep edilen maddi tazminat isteminin kısmen kabulüne karar vermiştir.
Islah, iddia ve savunmanın genişletilmesi ve değiştirilmesi yasağının istisnası olup, HUMK'nun 83 ve devamı maddelerinde, 6100 sayılı HMK'nun 176 ve devamı maddelerinde düzenleme altına alınmıştır. Her iki kanunda da ıslahın tahkikatın bitimine kadar yapılması gerektiği öngörülmüş olup 04/02/1948 tarih ve 1944/10-1948/3 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararı ile de bozmadan sonra ıslah yapılamayacağı kabul edilmiştir. Şu durumda eldeki davada bozma kararından sonra 24/06/2016 havale tarihli dilekçe ile yapılan ıslah ile arttırılan maddi tazminat isteminin kabulü, yasal düzenlemeye ve İçtihadı Birleştirme kararına aykırıdır. Karar, açıklanan nedenle yerinde görülmemiş ve bozmayı gerektirmiştir...” gerekçesiyle kararın davalı yararına bozulmasına, bozma nedenine göre tarafların diğer temyiz itirazlarının şimdilik incelenmesine yer olmadığına karar verilmiştir.
Direnme Kararı:
12. ... Sulh Hukuk Mahkemesinin 02.11.2018 tarihli ve 2018/574 E., 2018/1091 K. sayılı kararı ile; Yargıtay İçtihadı Birleştirme Genel Kurulunun 04.02.1948 tarihli 1944/10 E., 1948/3 K. sayılı kararında, bozmadan sonra ıslah yapılamayacağı kabul edilmiş olup bu durumun bağlayıcı nitelik taşıdığı, ilk bozma kararında yetkiye ilişkin bir inceleme yapılmış olup esasa yönelik bir bozma yapılmadığı, davacının bozma kararı sebebiyle 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (HMK) 176 vd. maddeleri ile tanınan ıslah hakkını kullanamayacak olmasının hakkaniyete aykırı bir durum teşkil edeceği gerekçesiyle direnme kararı verilmiştir.
Direnme Kararının Temyizi:
13. Direnme kararı süresi içinde taraf vekilleri tarafından temyiz edilmiştir.
II. UYUŞMAZLIK
14. Direnme yolu ile Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; mahkemece verilen yetkisizlik kararının bozulması sonrasında bozmaya uyularak yapılan yargılamada davacılar tarafından yapılan ıslaha değer verilerek hüküm kurulmasının mümkün olup olmadığı noktasında toplanmaktadır.
III. GEREKÇE
15. Davanın açılış tarihi itibariyle yürürlükte olan HUMK’nın 83 ve devamı maddelerinde ıslah kurumu ayrıntılı şekilde düzenlenmiş; 83. maddede davanın her iki tarafının da, yargılama usulüyle ilgili bir işlemini kısmen veya tamamen ıslah edebileceği, ancak aynı dava içerisinde bu yola sadece bir kez başvurulabileceği; 84. maddede, ıslahın tahkikata tâbi olan davalarda tahkikatın bitimine kadar yapılabileceği hüküm altına alınmış; benzer hükümlere HMK’nın 176 ve 177/1. maddelerinde de yer verilmiştir.
16. Bilindiği üzere ıslah, taraflardan birinin usule ilişkin bir işlemini, bir defaya mahsus olmak üzere kısmen veya tamamen düzeltmesine olanak tanıyan ve karşı tarafın onayını gerektirmeyen bir yoldur.
17. Eş söyleyişle, ıslah, iyi niyetli tarafın davayı açtıktan veya kendisine karşı bir dava açıldıktan sonra öğrendiği olgularla ilgili yanlışlıklarını düzeltmesine, eksiklikleri tamamlamasına, bu çerçevede yeni deliller sunabilmesine olanak sağlayan bir kurumdur.
18. Bu konuda HUMK zamanında verilmiş olan 04.02.1948 tarihli ve 1944/10 E., 1948/3 K. sayılı İçtihadı Birleştirme Kararında (İBK) yukarıda bahsi geçen hükümler benimsenmiş; ayrıca ıslahın tahkikat ve yargılama bitinceye kadar yapılabileceği, Yargıtayca hüküm bozulduktan sonra bu yoldan faydalanmanın mümkün olamayacağı kabul edilmiştir. Sözü edilen kararda taraflardan birine davanın herhangi bir aşamasında ıslah olanağı tanınmasının davaların sonu alınamayacak şekilde uzamasına neden olacağı, bu istisnai yolun bozmadan sonraki aşamalara da yaygınlaştırılmasının, bozmaya uyulmasıyla kazanılan hakları ihlal edebileceği gibi davanın tamamen ıslah edildiği hâllerde işin sonuçlandırılmasını güçleştireceği vurgulanmıştır.
19. Nitekim 01.10.2011 tarihinde yürürlüğe giren HMK'nın 177/1. maddesinin tahkikat sonuçlanıncaya kadar ıslah yapılabileceğini öngördüğü, bu sebeple Yargıtayın bozma kararı sonrasında tahkikat safhasına dönüleceğinden bozmadan sonra ıslah yapılabileceği, HMK’nın 177. maddesinin yanlış yorumlandığı, 1948 tarihli İçtihadı Birleştirme Kararının HMK karşısında güncelliğini kaybettiği, bozma kararı sonrasında ıslah yapılıp yapılamayacağına dair Yargıtay daireleri arasında görüş aykırılığı bulunduğu ileri sürülerek 1948 tarihli içtihadın birleştirilmesi kararının değiştirilmesi talep edilmiş ve Yargıtay İçtihadı Birleştirme Büyük Genel Kurulunun 06.05.2016 tarihli ve 2015/1 E., 2016/1 K. sayılı kararında 04.02.1948 tarihli ve 1944/10 E., 1948/3 K. sayılı içtihadı birleştirme kararındaki benzer gerekçelerle “bozma kararı sonrası ıslah yapılamayacağı ve içtihadı birleştirme kararının değiştirilmesinin gerekmediğine” karar verilmiştir.
20. Aynı hususlara Hukuk Genel Kurulunun 19.10.2021 tarihli ve 2017/3-2281 E., 2021/1257 K., 20.04.2021 tarihli ve 2017/3(13)-572 E., 2021/518 K. sayılı kararlarında da yer verilmiştir.
21. 28.07.2020 tarihinde yürürlüğe giren 7251 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu İle Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun ile bozmadan sonra da ıslah yapılabileceğine ilişkin hüküm getirilmiş ise de, bu Kanun’un “geriye yürümeme ilkesi” ve ıslah işleminin yapılmakla tamamlanmış usulî işlem teşkil etmesi nedeniyle eldeki davada ıslah tarihi itibariyle bu yeni hükmün uygulanamayacağı açıktır.
22. O hâlde bu açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde; mahkemece Özel Dairenin 12.05.2014 tarihli ve 2014/1004 E., 2014/7594 K. sayılı bozma kararına uyulduğu belirtilerek ve bozmadan sonra ibraz edilen davacı vekilinin 24.06.2016 tarihli ıslah dilekçesi dikkate alınarak davanın kısmen kabulüne karar verilmiş ise de, yukarıda belirtildiği üzere Yargıtay İçtihadı Birleştirme Büyük Genel Kurulunun 04.02.1948 tarihli ve 1944/10 E., 1948/3 sayılı K. ve Yargıtay İçtihadı Birleştirme Büyük Genel Kurulunun 06.05.2016 tarihli ve 2015/1 E., 2016/1 K. sayılı kararları dikkate alındığında bozmadan sonra ıslah yapılması mümkün olmadığından mahkemenin direnme gerekçesi yerinde değildir.
23. Hâl böyle olunca; mahkemece Hukuk Genel Kurulunca da benimsenen Özel Daire bozma kararına uyulması gerekirken önceki kararda direnilmesi usul ve yasaya aykırıdır.
24. Bu nedenle direnme kararı bozulmalıdır.
IV. SONUÇ:
Açıklanan nedenlerle;
Davalı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile direnme kararının Özel Daire bozma kararında gösterilen nedenlerden dolayı, 6217 sayılı Kanun’un 30. maddesi ile 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’na eklenen “Geçici Madde 3” atfıyla uygulanmakta olan 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun 429. maddesi gereğince BOZULMASINA,
Bozma nedenine göre taraf vekillerinin diğer temyiz itirazlarının şimdilik incelenmesine yer olmadığına,
Aynı Kanun’un 440. maddesinin III/1. bendine göre karar düzeltme yolu kapalı olmak üzere, 22.09.2022 tarihinde oy birliği ile kesin olarak karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy