Hukuk Genel Kurulu 2020/297 E. , 2022/835 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ:Asliye Hukuk Mahkemesi
1. Taraflar arasındaki “menfi tespit” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda, İstanbul Anadolu 20. Asliye Hukuk Mahkemesince verilen kötü niyet tazminatı talebinin reddine ilişkin karar davacı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay (Kapatılan) 19. Hukuk Dairesince yapılan inceleme sonunda bozulmuş, Mahkemece Özel Daire bozma kararına karşı direnilmiştir.
2. Direnme kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
3. Hukuk Genel Kurulunca dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü:
I. YARGILAMA SÜRECİ
Davacı İstemi:
4. Davacı vekili dava dilekçesinde; müvekkili aleyhine İstanbul Anadolu 21. İcra Müdürlüğünün 2013/27089 E. sayılı dosyası ile icra takibi başlatıldığını, müvekkili tarafından borç ödenip davalı alacaklı vekilinden ibraname alınmasına rağmen icra takibinin yenilenerek haciz talep edildiğini ileri sürerek söz konusu icra takibinden dolayı müvekkilinin borçlu olmadığının tespiti ile kötü niyetle yapılan icra takibi sebebiyle davalı aleyhine alacağın %20’sinden aşağı olmamak üzere kötü niyet tazminatına karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı Cevabı:
5. Davalı şirket davaya cevap vermemiştir.
İlk Derece Mahkemesi Kararı:
6. İstanbul Anadolu 20. Asliye Hukuk Mahkemesinin 28.06.2016 tarihli ve 2015/429 E., 2016/266 K. sayılı kararı ile; davalı tarafından, İstanbul Anadolu 21. İcra Müdürlüğünün 2013/27089 E. sayılı dosyası ile 26.08.2013 tarihinde başlatılan takibin kesinleştiği, alacaklı vekili Av. ...’nin 07.11.2013 tarihli ibraname ile borçlu ...'in bu icra takibi sebebiyle borcunun kalmadığını beyan ederek icra dosyasında hacizlerin kaldırılmasını talep etmesi üzerine hacizlerin kaldırıldığı, ancak alacaklı tarafın uzun bir süre geçtikten sonra 12.10.2015 tarihinde icra dosyasında davacının menkul ve gayrimenkul mallarına haciz konulmasını talep ettiği, talep üzerine icra dairesinin hacizleri koyduğu, oysa ki davacının söz konusu takipte borcunu ödeyerek usulünce ibra edildiği gerekçesiyle menfi tespit davasının kabulüne, davacının İstanbul Anadolu 21. İcra Müdürlüğünün 2013/27089 E. sayılı dosyası ile başlatılan takip nedeniyle borçlu olmadığının tespitine, takip anında davalı alacaklı olduğundan, haksız yere başlatılan bir takip bulunmadığından kötü niyet tazminatı talebinin ise reddine karar verilmiştir.
Özel Daire Bozma Kararı:
7. İstanbul Anadolu 20. Asliye Hukuk Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekilince temyiz isteminde bulunulmuştur.
8. Yargıtay (Kapatılan) 19. Hukuk Dairesinin 04.10.2018 tarihli ve 2016/19717 E., 2018/4803 K. sayılı kararı ile;
“…Dava İ.İ.K.’nun 72. maddesi uyarınca açılmış menfi tespit davasıdır. Davalı-alacaklı vekili tarafından davacı-borçluya ibraname verildikten sonra takibin sonlandırılması gerekirken hacizler yapılarak takibe devam olunduğu, bu nedenle davalı-alacaklı icra takibine devamda kötüniyetli olduğu anlaşıldığından, İ.İ.K.’nun 72/5 maddesi uyarınca davacı borçlu lehine kötü niyet tazminatına hükmedilmesi gerekirken,…” gerekçesi ile karar oy çokluğuyla bozulmuştur.
Direnme Kararı:
9. İstanbul Anadolu 20. Asliye Hukuk Mahkemesinin 28.05.2019 tarihli ve 2019/64 E., 2019/285 K. sayılı kararı ile; önceki karar gerekçesi tekrar edilmek suretiyle direnme kararı verilmiştir.
Direnme Kararının Temyizi:
10. Direnme kararı süresi içinde davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
II. UYUŞMAZLIK
11. Direnme yoluyla Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; eldeki davada 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu’nun (İİK) 72/5. maddesinde belirtilen kötü niyet tazminatı koşullarının gerçekleşip gerçekleşmediği noktasında toplanmaktadır.
III. GEREKÇE
12. Bilindiği üzere, gerçekte var olmayan bir borç ya da geçersiz bir hukukî ilişki nedeniyle icra takibine maruz kalması muhtemel olan veya icra takibine maruz kalan bir kimsenin (borçlunun), gerçekte borçlu bulunmadığını ispat için açacağı dava, menfi tespit olarak adlandırılmaktadır (HGK'nın 25.04.2018 tarihli ve 2018/19-374 E., 2018/943 K.; 22.01.2016 tarihli ve 2014/19-674 E., 2016/76 K. ve 23.10.2015 tarihli ve 2014/19-118 E., 2015/2357 K. sayılı kararları).
13. Menfi tespit davasının dayanağını 2004 sayılı İİK’nın 72. maddesi oluşturmaktadır. İİK'nın “Menfi tespit ve istirdat davaları” başlıklı 72. maddesi;
“ Borçlu, icra takibinden önce veya takip sırasında borçlu bulunmadığını ispat için menfi tesbit davası açabilir.
İcra takibinden önce açılan menfi tesbit davasına bakan mahkeme, talep üzerine alacağın yüzde onbeşinden aşağı olmamak üzere gösterilecek teminat mukabilinde, icra takibinin durdurulması hakkında ihtiyati tedbir kararı verebilir.
İcra takibinden sonra açılan menfi tesbit davasında ihtiyati tedbir yolu ile takibin durdurulmasına karar verilemez. Ancak, borçlu gecikmeden doğan zararları karşılamak ve alacağın yüzde onbeşinden aşağı olmamak üzere göstereceği teminat karşılığında, mahkemeden ihtiyati tedbir yoluyla icra veznesindeki paranın alacaklıya verilmemesini isteyebilir.
Dava alacaklı lehine neticelenirse ihtiyati tedbir kararı kalkar. Buna dair hükmün kesinleşmesi hâlinde alacaklı ihtiyati tedbir dolayısıyla alacağını geç almış bulunmaktan doğan zararlarını gösterilen teminattan alır. Alacaklının uğradığı zarar aynı davada takdir olunarak karara bağlanır. Bu zarar her hâlde yüzde yirmiden aşağı tayin edilemez.
Dava borçlu lehine hükme bağlanırsa derhâl takip durur. İlamın kesinleşmesi üzerine münderecatına göre ve ayrıca hükme hacet kalmadan icra kısmen veya tamamen eski hâle iade edilir. Borçluyu menfi tespit davası açmaya zorlayan takibin haksız ve kötüniyetli olduğu anlaşılırsa, talebi üzerine, borçlunun dava sebebi ile uğradığı zararın da alacaklıdan tahsiline karar verilir. Takdir edilecek zarar, haksızlığı anlaşılan takip konusu alacağın yüzde yirmisinden aşağı olamaz.
Borçlu, menfi tesbit davası zımmında tedbir kararı almamış ve borç da ödenmiş olursa, davaya istirdat davası olarak devam edilir.
Takibe itiraz etmemiş veya itirazının kaldırılmış olması yüzünden borçlu olmadığı bir parayı tamamen ödemek mecburiyetinde kalan şahıs, ödediği tarihten itibaren bir sene içinde, umumi hükümler dairesinde mahkemeye başvurarak paranın geriye alınmasını isteyebilir.
Menfi tespit ve istirdat davaları, takibi yapan icra dairesinin bulunduğu yer mahkemesinde açılabileceği gibi, davalının yerleşim yeri mahkemesinde de açılabilir. Davacı istirdat davasında yalnız paranın verilmesi lazım gelmediğini ispata mecburdur” düzenlemesini içermektedir.
14. Maddenin beşinci fıkrasının son cümlesinde daha önce yüzde kırk olan tazminat oranı 02.07.2012 tarihli ve 6352 sayılı Kanun'un 15. maddesi ile yüzde yirmi olarak değiştirilmiştir.
15. Bu düzenlemeden de anlaşılacağı üzere menfi tespit davasında amaç, bir hukukî ilişkinin veya bir hakkın gerçekten mevcut olmadığının tespitidir.
16. Dayanılan hukukî ilişkinin gerçekten mevcut olmadığı icra takibine maruz kalmadan önce ileri sürülebileceği gibi icra takibinden sonra da ileri sürülebilir. Borçlunun icra takibinden önce veya sonra menfi tespit davası açabilmesi için borçlu olmadığının tespitinde hukukî yararının bulunması şarttır. Borçlunun, alacaklının harekete geçmesini beklemeden borçlu olmadığının tespitinde korunmaya değer bir yararı bulunabilir. Bu tür bir yararının bulunması hâlinde borçlu, icra takibinden önce borçlu olmadığının tespiti için dava açabilir.
17. Bunun dışında icra takibi taraflar arasındaki maddi ilişkiyi tespit edecek nitelikte olmadığından, alacaklının takibe girişmesinden sonra, hatta takip kesinleştikten sonra da borçlunun, borçlu olmadığının tespitini mahkemeden istemesi mümkündür.
18. Uyuşmazlığın çözümü için menfi tespit davasının kabulünün doğurduğu sonuçlara değinmekte yarar vardır.
19. Menfi tespit davası sonucunda mahkeme, davanın haklı oldu
Bu içtihat kararının tamamını okumak, çevirmek ve arşivinize eklemek için aktif bir abonelik gereklidir.