MAHKEMESİ :Ticaret Mahkemesi
SAYISI : 2022/485 E., 2022/904 K.
ÖZEL DAİRE KARARI : Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin 05.11.2020 tarihli ve
2019/2172 Esas, 2020/4754 Karar sayılı BOZMA kararı
1. Taraflar arasındaki hisse senedi alım satım işlemi ile senet takasının iptali davasından dolayı yapılan yargılama sonunda, İstanbul 26. Asliye Ticaret Mahkemesince verilen davanın bir kısım davalılar yönünden feragat nedeniyle reddine, bir kısım davalılar yönünden pasif husumet nedeniyle dava şartı yokluğundan usulden reddine ilişkin karar, davacı vekilinin temyiz istemi üzerine Yargıtay 11. Hukuk Dairesince yapılan inceleme sonunda bozulmuş, Mahkemece Özel Daire bozma kararına karşı
direnilmiştir.
2. Direnme kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
3. Hukuk Genel Kurulunca dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği düşünüldü:
I. İNCELEME SÜRECİ
Davacı İstemi
4. Davacı vekili; müvekkili şirket çalışanı davalı ... ile müvekkilinin müşterileri olan davalılar ... ve ...’in müşteri-satıcı ilişkisi içinde olduklarını, 22.04.2004 tarihinde telefonda kendisini ... olarak tanıtan bir kişinin davalı ...’nu araması üzerine adı geçen tarafından talimatı aşan şekilde ... Tarım A.Ş.(yeni) hisse alım emri girildiğini ve 135.000 lot olarak işlem gerçekleştiğini, fazla alınan hisse senetleri hakkında davalı ...’nun geçerli bir açıklama yapamadığını, 28.04.2004 tarihinde ise ... hesabına işlem yapabilmesi bakımından kredili işlem limiti talep edildiğini, davalı ...’nun müşteriden emir almadan resen bu limiti talep ettiğini, hatta aynı tarihte müşteri hesabına kredili işlem yapılmaması talimatına rağmen kredili işlem yapıldığını, bu işlemler neticesinde de 775.000 lot ... Tarım A.Ş. (yeni) hissesi alımı gerçekleştirildiğini, anılan tarihlerde ... Tarım A.Ş. (eski) hisse senedinin normal şartlarda daha yüksek bedelden işlem görmesi gerekmesine rağmen ... Tarım A.Ş.(yeni) hissesinin daha yüksek bedelden işlem gördüğünü, ayrıca 28.04.2004 günü müşterinin nakit bakiyesini aşan ve borsa işlem hacmini önemli ölçüde artıran büyüklükte 775.000 lot alım gerçekleştirildiğini, gerek müvekkili şirket, gerek Sermaye Piyasası Kurulu (SPK) ve gerekse de İstanbul Menkul Kıymetler Borsası (Borsa) müfettişlerince yapılan incelemeler neticesinde müvekkili çalışanı ... ile müşteriler ..., ... ve diğer davalıların eylem birliği içerisinde ... Tarım A.Ş.(yeni) hissesinin fiyatında yapay piyasa oluşturma çabasında olduklarının değerlendirildiğini, zira hem işlem hacmi hemde fiyatın yapay olduğunu, manipülasyona yönelik Borsa ve SPK müfettişlerince incelemenin sürdüğünü ve aynı zamanda eylem 2499 sayılı Sermaye Piyasası Kanunu (2499 sayılı SPK) uyarınca da suç teşkil ettiğinden soruşturmanın da devam ettiğini ileri sürerek şirketin müşterilerinden ... ve ...'in şirket nezdindeki yatırım hesaplarından 22.04.2004 tarihinde yapılan 135.000 lot ve 28.04.2004 tarihinde yapılan 775.000 lot olmak üzere toplam 910.000 lot tutarındaki ... Tarım A.Ş. (yeni) hisse senetlerinin alım-satım işleminin ve bu senetlerin takasının iptaline karar verilmesini talep etmiş, daha sonra davalılar ... ve ... aleyhindeki davasından feragat etmiştir.
Davalılar Cevabı
5.1. Davalılar ... ve ... vekili; müvekkillerinin iddia olunan eylemle bir ilgilerinin olmadığını savunarak davanın kabulüne ve işlemin iptaline karar verilmesini istemiştir.
5.2. Diğer davalılar ve vekilleri; iddia olunan eylemle bir ilgilerinin olmadığını belirterek davanın reddini savunmuşlardır.
İlk Derece Mahkemesi Kararı
6. İstanbul 26. Asliye Ticaret Mahkemesinin 08.04.2014 tarihli ve 2011/224 Esas, 2014/103 Karar sayılı kararı ile; davacının hisse senetleri alımını yapan davalı ... ve ... ile sulh olup bu iki davalı hakkındaki davasından feragat ettiği, diğer davalılar yönünden ise davalılardan herhangi bir zarar ve tazmin talebinin bulunmadığı, maktu harç ile açılan davada davacının talebinin sadece davalılar ... ve ... tarafından 22.04.20 04... .04.2004 tarihlerinde yapılan alım işlemlerin ve takaslarının iptaline ilişkin olduğu, davacı ile davalılar ... ve ... dışındaki diğer davalılar arasında herhangi bir alım-satım ilişkisi mevcut olmayıp, bu davalıların davacı şirketin âkidi durumunda da bulunmadığı, davalılar ... ve ... dışındaki davalıların aynı hisse senedinden dava dışı şirketler vasıtasıyla alım yapmış olmalarının onlara davada davalı sıfatını kazandırmayacağı zira davacının talebinin manipülasyon iddiasıyla uğradığı zararın tazmini değil davalılar ... ve ...'in yaptığı alım işlemlerinin iptaline ilişkin olduğu, diğer davalıların anılan iki davalı ile aynı hisse senedinden satın almış olmalarının kendilerine manipülasyona dayalı husumet yöneltilmesi için yeterli olmadığı, nispi harç yatırılarak açılmış bir tazminat davasında tüm davalılardan manipülasyon nedeniyle uğranılan zararın tazmini istenseydi o takdirde tüm davalılara husumet yöneltilebileceği, davacının davalılar ... ve ... ile anlaştığı ve sulh protokolünde yazılı olduğu şekilde onlara bir takım fayda ve menfaatler sağladığı, diğer davalılara ise eldeki davada husumet yöneltilemeyeceği gerekçesiyle davanın ... ve ... yönünden feragat nedeniyle, diğer davalılar yönünden ise davanın pasif husumet yokluğu nedeniyle usulden reddine karar verilmiştir.
Özel Daire Bozma Kararı
7. İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
8. Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin 05.11.2020 tarihli ve 2019/2172 Esas, 2020/4754 Karar sayılı kararı ile;
“…Davacı tarafından, müşterileri olan davalı ... ve ...’in hesaplarından 22.04.2004 tarihinde 135.000 Lot ve 28.04.2004 tarihinde 775.000 Lot olmak üzere toplam 910.000 Lot ... Tarım A.Ş. (Yeni) hisse senetlerinin alım-satım işleminin ve bu senetlerin takasının iptali istemi ile açılan işbu davada, mahkemece yukarıda özetlenen gerekçe ile davanın davalı ... ve ... yönünden feragat, diğer davalılar yönünden ise pasif husumet yokluğu nedeniyle reddine karar verilmiştir.
Ancak husumet, dava konusu subjektif hak ile taraflar arasındaki ilişkidir. Dava dilekçesinde davacı ve davalı olarak gösterilen kişiler, şeklen o davanın tarafları olmakla birlikte mahkemenin bu taraflar arasında dava konusu hakkın esası hakkında bir karar verebilmesi için bu kişilerin o davada gerçekten davacı ve davalı sıfatına sahip olmaları gerekir. Aksi halde dava konusu hakkın esasına ilişkin bir karar verilemeyeceğinden dava sıfat yokluğundan reddedilir. Bir subjektif hakkı dava etme yetkisi kural olarak o hakkın sahibine aittir. Bu nedenle, o hakka ilişkin bir davada davacı olma sıfatı da o hakkın sahibine aittir. (aktif husumet). Bir subjektif hak kendisinden davalı olarak istenebilecek olan kişi, o hakka uymakla yükümlü olan kişidir (pasif husumet). Bir subjektif hakkın sahibinin ve o hakka uymakla yükümlü olan kişinin kimler olduğu tamamen maddi hukuka göre belirlenir ve nitelik itibariyle husumet, davanın her aşamasında ileri sürülmesi mümkün veya mahkemece vâkıf olunduğu takdirde re'sen nazara alınması gerekli bir itirazdır.
Davacının bir davayı açmakta hukuki yararının da bulunması gerekir. Buna hukuki korunma ihtiyacı da denir. Davacının dava açmaktaki hukuki yararının korunmaya değer bir yarar olması ve hukuki yararın dava açıldığı anda var olması gerekir. Hukuki yarar, dava şartı olup yargılamanın her aşamasında ve re’sen nazara alınmalıdır.
Yukarıda yapılan açıklamalardan sonra somut uyuşmazlığa gelindiğinde ise, davacı tarafından, müşterileri olan davalılar ... ve ...’in diğer davalılar ile birlikte el ve işbirliği içerisinde şirketleri nezdindeki yatırım hesaplarından toplam 910.000 Lot ... Tarım A.Ş. (Yeni) hisse senedi alım işlemi yaptıklarını ve bu işlemin şirketleri açısından yaklaşık olarak 1.400.000,00 TL risk doğuran bir işlem olduğunu, tüm davalıların bu manipülasyon eyleminin içinde olduklarının iddia edilmesi olgusu karşısında, iddianın ileri sürülüş şekli itibariyle davalılara husumet düşmektedir. Davacı haksız fiile dayalı olarak dava açtığından davalılar ile davacı arasında akdi ilişki bulunmamasının bir önemi de olmamaktadır. Bu durumda, öncelikle davacının manipülasyon eylemi nedeniyle nasıl bir zarara uğradığı açıklattırılarak davadaki hukuki yararının tespitinden sonra işin esasının incelenmesi, bu cümleden olarak davacının dayandığı tüm deliller toplanmak, yargılama sırasında alınan bilirkişi raporlarının daha ziyade tefrik öncesi birleşen davaya yönelik kanaatler içeren ve dahi uyuşmazlığı çözmeye yeterli olmayan raporlar olduğu göz önünde bulundurularak, manipülasyon iddiası hususunda bilirkişilik yapmaya ehil, aralarında SPK uzmanlarının da bulunduğu bilirkişi heyetinden rapor alınarak, her mahkumiyet kararının o eylemin hukuka aykırılığını tespit etmesi bakımından hukuk hakimini bağlayıcı nitelikte olduğu, ceza hakiminin saptadığı maddi olaylar ve özellikle fiilin hukuka aykırılığı ve davalı tarafından işlenmiş olup olmadığı hususlarının hukuk hakimini bağlayacağı da gözetilmek ve bu nedenle bir kısım davalılar aleyhine açılan ceza davası da incelenmek suretiyle sonucuna göre bir karar vermek gerekirken, eksik inceleme ve yanılgılı değerlendirmeye dayalı, yazılı şekilde hüküm tesisi doğru olmamış; bozmayı gerektirmiştir.” gerekçesiyle karar bozulmuştur.
Direnme Kararı
9. İstanbul 13. Asliye Ticaret Mahkemesinin 15.12.2022 tarihli ve 2022/485 Esas, 2022/904 Karar sayılı kararı ile; davalı ...’nun davacı şirket çalışanı olarak zimmet suçundan cezalandırılmasına karar verildiği ancak zamanaşımı nedeniyle cezanın ortadan kaldırıldığı, diğer davalıların ... Tarım A.Ş. hissesinin yatırımcıları olup bir kısmının ceza yargılamasında manipülasyon yaptıkları belirlenmişse de onların cezalarının da zamanaşımı nedeniyle kaldırıldığı, davacının kendi müşterilerinin alım-satım işleminin iptalini isteyerek bu alım satımın tarafı olmayan davalılara husumet yönelttiği gerekçesiyle direnme kararı verilmiştir.
Direnme Kararının Temyizi
10. Direnme kararı süresi içinde davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
II. UYUŞMAZLIK
11. Direnme yolu ile Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; eldeki davada davalılar ... ve ... dışında kalan davalıların pasif husumetlerinin bulunup bulunmadığı, buradan varılacak sonuca göre bozma ilamında belirtilen kapsam ve nitelikte araştırma ve inceleme yapılmasının gerekip gerekmediği noktasında toplanmaktadır.
III. GEREKÇE
12. Uyuşmazlığın çözümü için öncelikle konuya ilişkin yasal düzenlemeler ile hukuki kavram ve kurumların ortaya konulmasında yarar bulunmaktadır.
13. Dava, bir başkası tarafından subjektif hakkı ihlâl edilen veya tehlikeye sokulan veya kendisinden haksız bir talepte bulunulan kişinin mahkemeden hukuki koruma (himaye) istemesidir. Bu kapsamda hukuki koruma talep eden kişi davacı, subjektif hakkı ihlâl eden veya tehlikeye sokan veya davacıdan haksız bir talepte bulunan kişi ise davalıdır.
14. Bir subjektif hakkın mahkemeler eliyle ileri sürülmesi yetkisi ise dava hakkıdır. Dava hakkı, bizatihi dava şartlarından olmamakla birlikte 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (HMK) 114/1-h maddesinde dava şartlarından biri olarak sayılan hukuki yarar ile sınırlıdır.
15. Dava şartları, mahkemenin davanın esası hakkında yargılama yapabilmesi, davanın esasına girerek bir karar verebilmesi için aranan kamu düzeni ile ilgili zorunlu koşullardır. Mahkeme, hem davanın açıldığı tarihte hem de yargılamanın her aşamasında dava şartlarının bulunup bulunmadığını kendiliğinden araştırıp inceler, bu konuda tarafların istem ve beyanları ile de bağlı değildir. Dava şartlarının davanın açıldığı tarih itibariyle bulunmaması ya da bu şartlardan birinin yargılama aşamasında ortadan kalktığının öğrenilmesi durumunda mahkemece davanın dinlenebilir olmadığı gerekçesiyle reddedilmesi gerekir.
16. Dava şartlarından olan hukuki yarara ilişkin HMK'nın 114/1-h maddesinin gerekçesinde de belirtildiği üzere, davacının subjektif hakkına hukuki korunma sağlanması hususunda mahkemeye başvurmasında hâlihazırda hukuken korunmaya değer bir yararının bulunması, bir başka ifadeyle, davacının hakkına kavuşmak için hâlihazırda mahkeme kararına ihtiyaç duyması gerekir. Bu anlamda hukuki yararın hukuki ve meşru, doğrudan ve kişisel, doğmuş ve güncel olması gereklidir (Emel Hanağası, Davada Menfaat, Ankara, 2009, s.135).
17. Bu noktada açıklanması gereken bir diğer husus ise husumet kavramıdır. Sıfat maddi hukuka ilişkin bir kavram olarak “bir şahıs veya şeyin hâli” şeklinde (Türk Hukuk Lûgatı, Türk Hukuk Kurumu Ankara 2021, s. 977) tanımlanmıştır. Sıfat, tarafın bir özelliği olmadığı gibi usule ilişkin bir kavram da değildir. Aksine sıfat, davanın taraflarının ihtilaflı maddi hukuk ilişkisinin gerçek süjesi olup olmadıklarıyla ilgili olup, dava konusu subjektif hakka ilişkindir Uygulamada, davada gerçek tarafın belirlenmesine ilişkin taraf sıfatı kavramı, husumet terimiyle de ifade edilmektedir. Belirtmek gerekir ki; sözlük anlamı "hasım olma durumu, düşmanlık" olan husumet terimine HMK'da açıkça yer verilmemiştir.
18. Bununla birlikte husumet kavramı dava konusu hak ile kişiler arasındaki ilişkiyi ifade eder. Dava dilekçesinde davacı ve davalı olarak gösterilen kişiler, şeklen o davanın tarafları ise de; mahkemenin bu taraflar arasında dava konusu hakkın esasına ilişkin bir karar verebilmesi için bu kişilerin gerçekten o davada davacı ve davalı sıfatına sahip olmaları gerekir. Bir subjektif hakkı dava etme yetkisi (dava hakkı) kural olarak o hakkın sahibine ait olduğundan o hakka ilişkin bir davada davacı olma sıfatı da o hakkın sahibine; davalı sıfatı ise bir subjektif hakkın kendisinden davalı olarak istenebileceği, o hakka uymakla yükümlü olan kişiye aittir. Uygulamada davacı sıfatı, "aktif husumeti", davalı sıfatı ise "pasif husumeti" karşılayacak şekilde ifade edilmektedir. Dava konusu şey üzerinde kim ya da kimler hak sahibi ise davayı bu kişi veya kişilerin açması ve kime karşı hukuki koruma isteniyor ise o kişi veya kişilere davanın yöneltilmesi gerekir. Bir kimsenin davacı veya davalı sıfatına sahip olup olmadığı tıpkı hakkın mevcut olup olmadığının tayininde olduğu gibi maddi hukuka göre belirlenir. Taraf sıfatının bu anlamda önemli özelliği ise def'i değil itiraz niteliğinde olması nedeniyle taraflarca süreye ve davanın aşamasına bakılmaksızın her zaman ileri sürülebileceği ve taraflar ileri sürmemiş olsa bile mahkemece resen nazara alınmasıdır.
19. Somut olaydaki önemi nedeniyle haksız fiile ilişkin bir kısım açıklamada bulunmakta da yarar vardır. Şöyle ki; haksız fiilden doğan borçlar, eldeki olay tarihinde yürürlükte bulunan 818 sayılı Borçlar Kanunu'nun (BK) 41 ilâ 60. maddeleri arasında düzenlenmiştir. BK'nın “Mesuliyet şeraiti” başlıklı 41. maddesinde; “Gerek kasten gerek ihmal ve teseyyüp yahut tedbirsizlik ile haksız bir surette diğer kimseye bir zarar ika eden şahıs, o zararın tazminine mecburdur.
Ahlaka mugayir bir fiil ile başka bir kimsenin zarara uğramasına bilerek sebebiyet veren şahıs, kezalik o zararı tazmine mecburdur” hükmü yer almaktadır.
20. Haksız fiil, kusurlu ve hukuka aykırı bir eylemle başkasına zarar verilmesidir. Bir haksız fiil sonucu zarara uğrayan kimse, uğradığı zararın tazminini bu haksız fiilden sorumlu olan kimseden veya kimselerden talep edebilir.
21. Haksız fiilden söz edilebilmesi için BK'nın 41. maddesine göre şu dört unsurun birlikte bulunması gereklidir. Buna göre bir fiilin haksız fiil olarak nitelendirilmesi için hukuka aykırı bir fiil bulunmalı, bu fiili işleyen kusurlu olmalı, kusurlu şekilde işlenen ve hukuka aykırı olan bu fiil nedeniyle bir zarar doğmalı ve sonuçta doğan zarar ile hukuka aykırı fiil arasında nedensellik bağı bulunmalıdır. Bu unsurların tümünün bir arada bulunmadığı, bir veya birkaç unsurun eksik olduğu durumlarda haksız fiilin varlığından söz edilemez.
22. Haksız fiile ilişkin davalarda ceza ve hukuk mahkemelerinin münasebetine gelindiğinde ise 818 sayılı BK'nın 53. maddesi "Hakim, kusur olup olmadığına yahut haksız fiilin faili temyiz kudretini haiz bulunup bulunmadığına karar vermek için ceza hukukunun mesuliyete dair ahkamiyle bağlı olmadığı gibi, ceza mahkemesinde verilen beraet karariyle de mukayyet değildir. Bundan başka ceza mahkemesi kararı, kusurun takdiri ve zararın miktarını tayin hususunda dahi hukuk hakimini takyit etmez" şeklinde olup, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun (TBK) 74. maddesinde de "Hâkim, zarar verenin kusurunun olup olmadığı, ayırt etme gücünün bulunup bulunmadığı hakkında karar verirken, ceza hukukunun sorumlulukla ilgili hükümleriyle bağlı olmadığı gibi, ceza hâkimi tarafından verilen beraat kararıyla da bağlı değildir.
Aynı şekilde, ceza hâkiminin kusurun değerlendirilmesine ve zararın belirlenmesine ilişkin kararı da, hukuk hâkimini bağlamaz" düzenlemesine yer verilmiştir.
23. Yukarıda yapılan açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde; dosya kapsamında yer alan Takasbank'ın 07.05.2004 tarihli ve 04/07/5277 sayılı yazısından anlaşılacağı üzere davacının yapay piyasa oluşturulduğu iddiasına konu 28.04.2004 tarihli işlemlerde davacı aracı kuruluşa ... Tarım A.Ş. (yeni) hisse senedinin satışını davalıların yaptığına ilişkin bilgilere yer verilmiştir. Bununla birlikte davacının müşterileri ... ve ... adına olup uhdesinde yer alan hesaplar üzerinden, müvekkili nezdinde riske neden olacak şekilde çalışanı davalı ... vasıtasıyla diğer davalılarla el ve iş birliği içinde hareketle yapay piyasa oluşturulmak suretiyle işlem yapıldığı ve bu şekilde haksız fiilde bulunulduğu ileri sürüldüğünden iddianın ileri sürüş şekli ve dosya muhteyivatına göre davalılara husumet yöneltilmesi yerindedir.
24. Hâl böyle olmakla birlikte, davacının ileri sürdüğü yapay piyasa oluşturma eylemi nedeniyle nasıl bir zarara uğradığı da dosya kapsamından tam olarak anlaşılamamaktadır. Şu hâlde Mahkemece öncelikle, davacıya iddia ettiği haksız eylem nedeniyle ne gibi bir zararının oluştuğu hususu açıklattırılarak eldeki davada hukuki yararının bulunup bulunmadığı tespit edilmelidir. Davacının eldeki davayı açmak ve sürdürmekteki hukuki yararının mevcut olduğuna kanaat edilmesi hâlinde ise ileri sürülen iddia ve ortaya konulacak zarar doğrultusunda bilirkişilik yapmaya ehil ve aralarında SPK uzmanlarının da bulunduğu bilirkişi heyetinden denetime elverişli rapor alınıp tüm dosya kapsamı ve bir kısım davalılar aleyhine açılan ceza davaları birlikte değerlendirildikten sonra hasıl olacak sonuca göre bir karar verilmesi gerekir.
25. Hukuk Genel Kurulunda yapılan görüşmeler sırasında; davalıların pasif husumetlerinin bulunmadığı, direnme kararının usul ve yasaya uygun olduğu ve onanması gerektiği görüşü ileri sürülmüş ise de bu görüş yukarıda açıklanan nedenlerle Kurul çoğunluğunca benimsenmemiştir.
26. Hâl böyle olunca Hukuk Genel Kurulunca da benimsenen Özel Daire bozma kararına uyulması gerekirken önceki hükümde direnilmesi doğru olmamıştır.
27. Bu nedenle direnme kararı bozulmalıdır.
IV. KARAR
Açıklanan sebeplerle;
Davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile direnme kararının Özel Daire bozma kararında açıklanan nedenlerle BOZULMASINA,
İstek hâlinde temyiz peşin harcının yatırana geri verilmesine,
Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun Geçici 3. maddesine göre uygulanmakta olan 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu'nun 440. maddesi gereğince kararın tebliğinden itibaren on beş gün içerisinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere,
17.12.2025 tarihinde oy çokluğuyla karar verildi.