-
Hukuk İstinaf No: 11/70
(Dava No.94/68)
Yüksek Mahkeme Huzurunda
İstinaf eden: Safa Tahsin, Lefke
(Müddeaaleyh)
ile
İstinaf edilen: Selma Sel-im, Lefkoşa
(Müddei)
arasında.
İstinaf eden namına: Menteş Aziz
Aleyhine istinaf edilen namına: Ali Dana
İhmalkârane ve dikkatsiz sürüş - Katkısal kusur - Genel ve özel zarar ziyan mikt-arı.
- 19.3.1966'da meydana gelen bir trafik kazasında davacı yaralandı. Davacı, davalının sürdüğü kamyonun açık ve gergili arka kapağı üzerinde durmaktaydı. Davacı, davalıyı dava ederek, dikkatsiz ve ihmalkârane sürüşü nedeniyle zarar ziyan talep etti. Bida-yet Mahkemesi, davacıyı %33, davalıyı da %67 kusurlu buldu. Bidayet Mahkemesi tam mesuliyet esasına göre özel zarar ziyanı KL 574.650 mils, genel zarar ziyanı KL 7000.- olarak tesbit etti. Davalı 1. Tüm mesuliyetin davacıya ait olduğunu, davacıya kesilen %-33 kusurun hatalı olduğunu, 2. Emredilen tazminatın fahiş olduğunu iddia ederek istinaf etti. Davacı, genel ve özel tazminatın çoğaltılması ve kendisine kesilen %33 zarar ziyanın fazla olduğu iddiası ile mukabil istinaf dosyaladı.
- KARAR: Yüksek Mahkeme, oy çokluğu ile verdiği kararında davacının kusurunun %20'den fazla olamayacağını ve özel tazminat miktarının biraz az takdir edildiğini bulmakla beraber, davacıya verilecek tüm tazminat miktarını önemli ölçüde etkilemeyeceği kan-aati ile istinafı ve mukabil istinafı reddetti.
Atıfta bulunulan yargısal içtihatlar:
1. Jones v. Livox Quarries Ltd., (1952, 2Q.B. 608)
2. Davies v. Swan Motor Co., (1949, 2 K.C. 29)
3. Hilton v. F.H. Marshall and Co. Ltd., (1951, W.N-.81)
4. National Goal Board v. England (1951 W.L.R. 400)
5. Jenkins v. Greenwood (Kemp and Kemp 3rd. Ed. s.230)
6. Carter v. Williams (Kemp and Kemp s.189 ve 215)
7. Sibley v. Dence (The Times Feb. 18, 1960)
8. Crowley v. Soul (Kem-p and Kemp s.196)
9. Steele v. Mc Gregor (Kemp and Kemp s.240)
10. Flint v. Lovell (1935 I K.B. 354 s.360)
11. Davies v. Powell Duffryn Associated Collieries
Ltd. (194: A.C.601)
12. Brown and Another v. Thompson (1948) 2A.E.R. s.70-8
13. Caswell v.Powell Duffryn Associated Collieries
Ltd. (1939) 3 A.E.R. s.730.
14. Fletcher v. Autocar and Transporters Ltd., (1968)
IA.E.R. 726 s.733.
15. Costas Ch. Constantinidis v. Yango Hadji Ioannou
(1966) 5J.-S.C.
16. Emin Ahmet Cemal v. Zim Israel Navigation Co. Ltd.
(1968) 9 J.S.C. S.1000.
-------------
H Ü K Ü M
Necati Münir (Ba-şkan):
Müddei işbu davada mevzuu bahis olan trafik kazası olduğu zaman bekâr ve 27 yaşında olup Lefke Limongil İhracat Şirketi B Grubunda Ülkü Hüseyin ve Nezaket Ahmet ile işçi olarak çalışmaktaydı. 19 Mart 1966 tarihinde her üçü de boş portakal kasas-ı mühürlemekte idiler. Bir müddet sonra bu kasaların ambara götürülmesi için müddeaaleyh Safa Tahsin kasaları BG.172 kayıt numaralı kamyonuna yükletti. Kasaları yalnız üstten bağlayıp yan taraftan bağlamadı. Müddei ve diğer iki arkadaşı Safa Tahsinin (Şofö-rün) yanına oturarak, kamyon hareket etti ve hep birlikte ambara doğru yola çıktılar. Bir müddet toprak yolda gitmek icap ediyordu. Toprak yolda giderken kasaların birisinin düşmesi üzerine kamyon durdu, şoför ve yolcular dışarıya çıkıp düşen kasayı müddea-aleyh tekrar yerleştirdi ve bağladı. Bunun üzerine müddeaaleyh Safa Tahsin Ülkü Hüseyine kamyonun arkasına çıkıp kasaların düşmesine mani olmasını söyledi. Ülkü Hüseyin yalnız çıkmak istemeyince müddei 'ben de çıkarım' dedi ve bunun üzerine Safa her ikisin-e de kamyonun arkasına çıkıp kasaları gözetlemelerini söyledi. Kasalar kamyonun arka kapısına kadar yer durmakta idi ve kamyonun arka kapısı ise açık ve gerili bir şekilde durmakta idi. Kamyon tekrar hareket ettiği zaman müddei kamyonun sol tarafında, sol -eli ile kamyonun yan tarafındaki demirleri tutup diğer eli ile de kasaların düşmesine mani olmaya çalışıyordu. Ülkü Hüseyin de ayni şekilde kamyonun sağ tarafında duruyor, sağ eli ile kamyonun demirlerini tutup, sol eli ile kasaları gözetliyordu. Kamyon to-prak yoldan çıkıp asfalt yola girdi. Asfalt yolda bir müddet ilerledikten sonra kamyon sağa doğru keskin bir bükümü dönerken kasaların bir kısmı oldukları yerden kayarak müddeinin üzerine vurdu, (müddeinin kendi deyişi ile kasalar kendisini tepti) müddeini-n bütün ağırlığı sol eli üzerine toplandı, sol eli bu ağırlığı kaldıracak kadar kuvvetli olmadığı için müddei otomobilden dışarıya yolun kenarına fırladı. Ülkü Hüseyin şoföre çağırdıysa da duyuramadı. Bir müddet sonra yolda küçük çocuklar da müddeinin yer-e düştüğünü gördükleri zaman şoföre çağırdılar ve en nihayet şoför kaza yerinden daha ötede durdu. Müddei başından, sağ kol ve bacağından yaralı olarak Pendaya hastahanesine kaldırıldı ve ameliyat edildi.
Müddei 19 Nisan 1968 tarihinde dosyaladığı bir- dava ile müddeaaleyhten BG.172 numaralı kamyonu ihmalkârane ve dikkatsiz sürdüğünden dolayı zarar ziyan taleb etti. Bidayet Mahkemesi tam mesuliyet esasına göre özel zarar ziyanı KL 574.650 ve genel tazminatı da KL 7000.- olarak tesbit etti. Müddeiyi %33 -ve müddeaaleyhi de %67 kabahatli bularak müddeiye bu iki meblâğın yekünü olan KL 7574.650 milin %67'si için yani KL 5075.- için hüküm verdi. Müddeaaleyh bu karardan istinaf etti ve (1) müddeinin kamyonun arkasında durmakla ihmalkârane bir harekette bulundu-ğunu ve bütün mesuliyetin ona ait olduğunu, Mahkemenin müddeiye kestiği %33 nisbetinde dikkatsizliğin hatalı olduğunu, (2) Bidayet Mahkemesi tarafından emredilen tazminatın fahiş olduğunu iddia etti. Müddei ise karşı bir istinaf dosyalayarak genel ve özel -tazminat miktarlarının çoğaltılmasını talep etti ve Müddeinin dikkatsizliğinin %33'den daha az olduğunu iddia etti. Ayni zamanda Bidayet Mahkemesi özel tazminatı hesaplarken Müddeinin yalnız Limongil İhracat Şirketinde işçi olarak çalışmakta olduğu zamanda- aldığı gündeliği hesaba katmakla hataya düştüğünü ileri sürdü.
İlk olarak müddeinin ve müddeaaleyhin davadaki dikkatsizliklerinin nisbetini ele alacak olursak Bidayet Mahkemesi bu hususta şunları söylemiştir:
"Müddeinin kamyonun arkasına, bilhas-sa kasaların lâyıkı
veçhile bağlı olmadığını bildiği halde çıkması ve kasa-
ların düşmesine mani olmaya teşebbüs etmesi ve kaza
oluncaya kadar o şekilde seyahat etmesi ihmalkârlıktan
başka bir şey değildir, ve bu ihmalkârlık kazan-ın
vukuuna katkıda bulunmuştur. Öteki taraftan müddeaa-
leyhin (a) müddeinin kamyonun arkasında izah edildiği
şekilde seyahat etmesine müsaade etmesi ve kamyonu
müddei o şekilde kamyonun arkasında dururken sürmesi, ve
(b) -bükümü dönerken kamyonun süratını azaltmaması ve
bükümü mevzuu bahis ahval ve şerait içinde asgari
derecede yavaş dönmemesi ihmalkârlıktan başka bir şey
değildir. Müddeaaleyh müddeinin (ve M.Ş.I.'in) kamyonun
arkasında iyi bağlı- olmayan kasaları gözekler bir tarzda
seyahat ettiğini ve yolların ıslak olduğunu bildiğine
göre bükümü, herhangi bir kazanın vukuuna meydan
vermemek için, pek yavaş dönmesi icab ederdi. Müddeaa-
leyh ise pek yavaş dönmesi bir ta-rafa bükümde kamyonun
süratını hiç azaltmamıştır."
- İktibas ettiğimiz bu pasajın ilk kısmına bakacak olursak Bidayet Mahkemesi müddeinin kasaların lâyıkı veçhile bağlı olmadığını bildiği halde kamyonun arkasına çıktığına kanaat getirmiştir. Bunun böyle olduğuna dair şahadet yoktur. İlk olarak kasaların- kamyona yüklendiği zaman ne şekilde yüklendiğine dair veya nasıl bağlandığına dair herhangi bir şahadet yoktur. İkinci olarak yolda giderken bir kasa düştüğü zaman, Ülkü Hüseyin şahadetinde müddeinin kasalar tekrar bağlanırken hazır olup olmadığına veya k-asaların ne şekilde bağlandığına dair hiç bir şey söylemiş değildir. Nezaket Ahmet ise kasa düştükten sonra hepsinin de indiklerini söylemektedir. Müddeinin kendisi kasa düştükten sonra hepsinin aşağıya indiğini ve düşen kasayı tekrar yüklettiklerini ve mü-ddeaaleyhin kasaların üzerinden geçen ipi bağladığını söylemektedir. Bundan da görülebileceği gibi ikinci bağlanışın sağlam olmadığını hareket etmezden evvel müddeinin bildiğine dair şahadet yoktur. Bilâkis kasaların tekrar bağlanması müddeiye ek bir emniy-et hissi vermiş olabilir. Keza müddeinin müddeaaleyhle kasa yüklü bir kamyonda ilk defa yolculuk ettiğine dair şahadet vardır. Bu sebeble Bidayet Mahkemesinin huzurunda yukarıda bahsedilen kanaata varmak için şahadet yoktur kanaatındayım.
- Bidayet Mahkemesinin temas etmediği bir nokta vardır. O da müddeinin kamyonun arkasına hangi şartlar tahtinde çıktığıdır. Ülkü Hüseyin zabıtların 12. sayfasında şu şahadeti vermiştir:
"S. İndiniz aşağıya ve yerleştirdiniz kasaları. Safa
-Selmaya sen de çık demedi, Selma ben de çıkayım
dedi?
C. Ben çıktığımda Selma da çıkmak mecburiyetinde
kaldı çünkü o çıkmasa ben de çıkmayacaktım.
S. Safa mecbur etti kendisini?
C. O demedi çıkmayacak, Safa mecbur etti -kendisini
çıksın.
S. O gün çıkacan dedi mi kendisine?
C. Çıkmam derse diyecekti çünkü ben ilkin çıkmam
dedim ve bana çık dedi.
S. Doğru değil mi, sen çıktığın için sırf arkadaş-
lık etsin diye çıktı?
C. De-ğil.
S. Selmayı mecbur etti mi Safa?
C. Mecbur etti.
S. Ne dedi kendisine?
C. Çık sen de yukarı dedi.
S. Çıkmam dedi mi kendisine?
C. Hayır."
- Nezaket Ahmet bu hususta fazla bir şey söylemedi. Müddeinin kendi şahadetine bakacak olursak sayfa 25'de şu şahadet vardır:
- "S. İndi aşağıya şoför, hanginize söyledi çıksın
yukarıya?
C. Söyledi bizlere gözleyin kasaları.
S. İkinize de söyledi?
C. Ülküye söyledi.
S. Ne dedi Ülküye?
C. Çık dedi yukarıya gözle kasaları düşmesin.
S-. Ülkü ne dedi?
C. Ülkü de hayır dedi ben yalnız utanırım. O zaman
dedim geleyim ben de Ülkü ve Safa da hade çıkın
ve gözleyin kasaları düşmesin dedi.
S. Doğru değil mi Safa size hiçbir şey söylemedi?
C. Hayır ben dediği-m zaman ben de geleyim be Ülkü,
o da hade çıkın ve gözleyin kasaları düşmesin
dedi.
S. Yani Safa sana hiç bir zaman yukarıya çık ve
gözle demedi?
C. O gün demedi. Ben deyince geleyim be Ülkü ben
de, o da- çıkın ve gözleyin kasaları düşmesin
dedi.
S. Dikkatli olun düşmesin dedi mi size?
C. Hayır.
Daha ileride S.27'de şu şahadet mevcuttur.
S. Sen bu kamyona niçin demedin Safa'ya çıkmam?
C. Çıkmam deseydim mecburi çıkaca-ktı çünkü başımızda
oydu.
S. Safa ustanızdı?
C. İşin başında o da vardı.
S. Neydi onun mesuliyeti, memuruydu şirketin?
C. Hayır, otomobil sürerdi ve portakal taşırdı.
Kasalar taşınırdı o kadar.
S. Peki niçin sen me-cburdun Safayı dinleyesin?
C. Üstümüzdü, mecbur ederdi tabii.
S. Safa üstünüzdü?
C. Üstümüz gibi başımızda."
Bundan da görüleceği gibi İstinafta iddia edildiği gibi müddei kamyonun arkasına tamamıyle gönüllü olarak değil de kendisinden -daha üst kademede addettiği şoför Safa Tahsin'in söylemesi üzerine çıktığı görülmektedir.
- Kamyonun üzerine çıktıktan sonra müddeinin her hangi bir ihmalkârlık yapıp yapmadığı meselesine gelince, daha yukarıda söylediğimiz gibi müddeinin kamyondan fırlatılmasına, sağlam sağlam bağlanmayan kasaların yerinden oynaması ve müddeiye çarpması seb-ep olmuştur. Gerek müddei gerekse Ülkü Hüseyin şahadetlerinde müddeinin sol eli ile kamyonun demirini tuttuğu ve sağ eli ile de kasaları gözetlediği belirtilmektedir. Bu hareketin kendiliğinden dikkatsizlik olduğu iddia edilemez, bilhassa kasaların biraz -önce yeniden bağlandığı nazarı itibare alınırsa. Bunun haricinde, müddeinin arkadaşına konuştuğuna, sağlam tutmadığına dair veya herhangi bir dikkatsiz harekette bulunduğuna dair hiçbir şahadet yoktur. Zaten kamyondan düşmesi hususunda müddeinin dikkatsiz-liğinin neden ibaret olduğuna dair müdafaa takririnde herhangi bir iddia mevcut değildir. İstintakta müddeiye bu hususta sorulan tek sual şudur: "Ben sana derim ki sen orada dururken lâzım gelen dikkati ve ihtimamı göstermedin." Buna cevap olarak da müddei- şöyle demiştir. "Hayır, dikkatli idim, sağlam tutardım elim eli". Hatırdan çıkarılmamalıdır ki müddeinin verdiği şahadet müdafaa tarafından tekzip edilmiş değildir ve müdafaa bu davada hiçbir şahadet ibraz etmiş değildir. Bu sebeple müddeinin bu husustak-i şahadetini olduğu gibi kabul etmek zaruridir. Kamyonun arkasında dururken ve sol eli ile kamyonun demirini tutarken müddeinin ani olarak kamyondan yere fırlatılması hususunda "res ipsa loquitur" prensibinin de şumülü yoktur. Daha yukarıda müddeinin kamyo-ndan fırlatılmasına sağlam bağlanmayan kasaların yerinden oynaması ve müddeiye çarpması sebep olduğunu söylemiştim. Ayrıca, ani dönüş neticesi müddeinin olduğu yerden sarsıldığına dair şahadet vardır. Ülkü Hüseyin zabıtların 10. sayfasında şöyle demektedir-: "Ani olarak otomobil bükmesi ile herhalde sarsıldı, ben de sarsıldım ve Selma düştü." Yine sayfa 14'de kamyonun köşeyi dönerken kendilerini sarstığını ve dönüp baktığında Selma'nın otomobilden ayrıldığını gördüğünü söylemektedir. Müddeinin kendisi ise sa-yfa 27'de kamyonun bükümü süratini azaltmadan döndüğünü ve kendisini savurduğunu söylemektedir. Bundan da aşikâr olan bir şey vardır ki o da kamyonun bükümü ani olarak dönmesi müddeiyi yerinden sarsmış ve o anda yerinden oynayan kasaların da müddeiye çarp-ması neticesi müddei kamyondan yere fırlatılmıştır.
- Diğer taraftan müddeaaleyhin hareketlerini inceleyecek olursak kasaları sağlam bağlamadığı aşikârdır. Müddeaaleyh bunu bildiği halde müddeiye, arka kapısına kadar kasa yüklü olan bir kamyonun arkasında ve kapağı üzerinde seyahat etmesine müsaade etmiş-tir. Hatta bunun böyle olmasını emretmiştir. Müddeaaleyhin kaza olduğu zaman süratli sürdüğüne dair şahadet vardır. Ülkü Hüseyin zabıtların 10. sayfasında şu şahadeti vermiştir:
"S. Şimdi o köşeyi bükmesine gelelim, dedin ani
büktü. Yavaş ya-vaş büktü yoksa hızlı büktü?
C. Tabii sürdüğü gibi yine sürdü ve büktü.
S. Köşeyi dönerken yavaş mı sürerdi, süratli mi
sürerdi?
C. Süratli sürerdi, köşeyi süratli büktü. Zaten
bizi otomobile koyduğu bir dakikadan otomob-ili
süratli sürdü.
S. Nasıldı yol o gün, kuru mu idi?
C. Yağmurluydu ve yollar ıslaktı.
Sayfa 17'de aynı şahit şunları söyledi: "Topraklı yolda biraz süratli giderdi, çünkü yağmurluydu ve gömülürdü lâstikleri, onun için süratli g-itmek zorunda kalıyordu."
Müddei kendi şahadetinde sayfa 26'da sürat hakkında
şunları söylemiştir:
"S. Sen çıktığında sol tarafta dururdun, kamyon
asfalt yolda mı daha süratli sürerdi yoksa
toprak yolda mı?
C. Asfalt yo-lda.
S. Çok fazla süratli?
C. Fazla sürerdi.
S. Ne kadar hızlı gittiğini söyleyemen bize?
C. Hayır.
Daha sonra sayfa 27'de müddei, müddeaaleyhin süratli sürdüğünü, bükümün çok büküm olduğunu, büküm dönerken müddeaaleyhin sürat-ini azaltmadan ayni süratte döndüğünü sözlerine ilâve etmiştir.
Bu iki şahit müddeaaleyhin süratinin ne kadar olduğunu söylememekle beraber bükümü dönerken süratli gittiğini ve süratini azaltmadığı hakkında hemfikirdirler. Bidayet Mahkemesi bu iki şah-idin sürat hakkında söylediklerini inceledikten hem sonra umumi olarak şunları söylemiştir:
"Müddei ve şahitlerinin kaza ile ilgili şahadeti
yukarıda izah edildiği gibidir. Bu şahitlerin bu
hususta söylediklerini tekzip edecek herhangi ba-şka
bir şahadet Mahkeme önünde mevcut değildir. Bu
şahitleri şahadet makamında gördükten ve şahadet-
lerini esaslıca tetkik ettikten sonra kaza ile
ilgili söylediklerine inanmamız için hiçbir sebep
görmüyoruz. Bilâkis bu şahi-tlerin bu husustaki
şahadetlerinin doğruluğuna ve vak'anın yukarıda
izah edildiği şekilde cereyan ettiğine inanmış
bulunuyoruz."
Bidayet Mahkemesinin bu genel bulgusunu yukarıda bahsettiğim bir husus müstesna, değiştirmek için hiçbi-r sebep görmüyorum.
Hulâsa olarak müddeinin kasaları sağlam bağlamaması (ki bunu yalnız kendi bilebilirdi) ve buna rağmen kamyonun arkasında müddeinin seyahat etmesine müsaade etmesi, yolların ıslak olmasına rağmen süratli sürmesi, keskin bir bükümü d-önerken yavaşlamaması ve bükümü ani dönmesi, bütün bunlar dikkatsiz ve ihmalkâr hareketlerdir.
Vak'anın bütün şeraitinin Jones v. Livox Ouarries Ltd., (1952, 2 Q.B. 608, Davies v. Swan Motor Co., (1949, 2 K.C. 29), Hilton F.H. Marshall and Co. Ltd., (-1951, W.N..81) ve National Coal Board v. England, (1951, W.L.R.400) davalarını göz önünde tutarak müddeinin kazadaki kabahatinin %20'yi hiçbir zaman geçemeyeceği kanaatine vardım.
Özel teminat meselesine gelince, Bidayet Mahkemesi müddeiye tazminat ol-arak yalnız Limongil İhracat Şirketinde çalıştığı zaman esnasında kazandığı gündelikleri vermiştir. Buna da Bidayet Mahkemesi tarafından gösterilen sebep, müddeinin talep takririnin geniş olmaması ve limongil işinde kazanılan miktar haricinde kalan kazancı- ihtiva etmeyecek bir şekilde dar olduğudur. Bidayet Mahkemesi sayfa 36'da şöyle demektedir:
"3. kalemi tespit etmek için ise 19 Mart 1966'dan
10 Mart 1969'a kadar olan süre için müddeinin
kazanç kaybının ne olduğunu tespit etmek lâzımdı-r.
Talep takririnin zarar ziyan tafsilâtı ile ilgili
3 (B) (a) paragrafında müddeinin bir işçi olarak
senede KL 360.- kazanç kaybına uğradığı zikredil-
mekte ise de ayni takririn birinci paragrafında
müddeinin davaya müteallik- bütün zamanlarda Lefke
Limongil İhracat Şirketi (B) grubunda işçi olarak
çalışmakta olduğu iddia edilmekte fakat başka
hangi sahalarda çalıştığı zikredilmemektedir.
Binaenaleyh davanın istimai esnasında şahadet
kabulü ile il-gili vermiş olduğumuz bir karara
uygun olarak, genel tazminat ile ilgili müstakbel
kazanç kaybını hesaplarken de farklı surette,
hususî zarar ziyan ile ilgili kazanç kaybını
hesaplarken sadece müddeinin Portakal Şirketinde
-işlerken temin ettiği kazancı nazarı itibare
alacağız. Şahadete göre portakal mevsimi 3-4 ay
devam eder ve müddei de Portakal Şirketinde bu
mevsim müddetinde işlerken günde ortalama olarak
bir lira kazanıyordu. Böylelikle müddeinin- bir
mevsim süresince kazancı KL90.- kadar idi. Kaza
tarihi ile davanın istimai arasından 3 portakal
mevsimi geçtiğine göre müddeinin kazanç kaybı
KL 270.- olmuştur."
Kanaatimce talep takririnin 3 (B)(a) maddesi yalnız müddei-nin ilerideki kazanç kaybını değil de kaza olduğu tarihten hüküm gününe kadar olan kazanç kaybını kapsamaktadır. Mezkûr paragrafta müddeinin işçi olarak aylık kazanma gücünü ortalama KL 30.- olduğu belirtilmektedir. Bu KL 30.-'nın nasıl kazanıldığı hakkınd-a da müddei şahadet vermiştir. Bu sebeple müddeinin limongil zamanı dışında kazandığı gelirin de hesaba katılması gerekiyordu. Bidayet Mahkemesi müddeinin kazancı hakkında verdiği tüm şahadeti nazarı itibare alarak, müddeinin senelik gelirinin ortalama KL -150.- olduğu kanaatine varmıştır. Bunu böyle kabul edersek, kaza gününden hüküm gününe kadar geçen 3 sene 10 aylık müddet için müddeinin kazanç kaybı KL 575.-'ya baliğ olmaktadır. Dr. Rose'un ücreti olan KL 105.- ve hastahane masrafı olan KL 199.650 mils, -yukarıdaki meblâğa ilâve edildiği zaman müddeiye verilecek olan özel tazminatın KL 879.605 mils olması gerekir.
- Genel tazminata gelince bu Bidayet Mahkemesi kararında 3 başlığı ihtiva etmektedir.
- (a) Müddeinin müstakbel kazanç kaybı.
(b) Çekmiş olduğu ve çekeceği ızdırap için tazminat
(c) Hayat hizmetlerinden mahrum olduğu için genel
tazminat. (Loss of Amenities).
(b) ve (c) başlıkları altında verilecek tazminatı tesp-it etmek için müddeinin kaza neticesi almış olduğu yaraları ve bu yaralar neticesi bugünkü durumunu tetkik etmek icap etmektedir.
Pendaya Hastahanesinde müddeinin tedavisini deruhte eden Dr. Arnold Rose'un şahadeti şu meyandadır:
Müddei hastahane-ye 19 Mart 1966 tarihinde getirildiği zaman derin bir baygınlık içerisindeydi. Kafatasının arkasında büyük bir hematom vardı. Bacağının 3. alt kısmının kırık olduğu müşahade edilmiştir. Alınan röntgen neticesi, müddeinin sağ ayağının 'tibia' ve 'fibula' kı-sımlarının kırık olduğu kat'i surette teşhis edilmiştir. Müddeinin 21 Mart tarihinde nefesi aniden durduğu için sun'i teneffüs tatbik edilerek müddei ameliyat edilmiş, kafatası açılarak mezkûr hematom çıkarılmıştır. Müddei kendine geldiği zaman sol kolu ve- sol bacağı paralize olmuş bir vaziyetteydi. Bu da beyne olan zarardan ileri gelmekteydi. Müddeinin çok ciddi durumu dolayısıyle bacağındaki kırığa ancak 15 Nisan'da müdahale edilebilmiştir. Ameliyat neticesi kırık düzeltilmiş ve alçıya konmuştur, fakat ar-adan zaman geçtiği için kırık kavuşamamıştır. Aylarca devam eden fizioterapiden sonra müddei tedricen sol kol ve bacağını az birşey oynatabilmeğe muvaffak olmuştur. Müddei 94 gün hastahanede kaldıktan sonra 21 Haziran 1966 tarihinde taburcu edilmiştir.
- Müddeiyi son olarak duruşma gününden bir gün evvel muayene eden Dr. Rose'a göre müddeinin son durumu şöyledir:
- Müddei tamamıyle bir insan kalıntısından ibarettir. (humman wreck) Bu da 4 sebebe dayanmaktadır.
- (a) Müddei tamamen işleyemeyecek bir durumdadır.
Hatta kendi kendine lâyıkı veçhile bakacak bir durumda olduğu da şüphelidir.
(b) Müddei baş ağrılarından, baş dönmesinden ve konsantre etmek kuvvetinden tamamıyle mahrumdur.
(c) Normal o-larak yürüyecek bir durumda değildir.
(d) Sağ bacağının kırık olduğu yerde halen sakatlık
mevcuttur.
Yine Dr. Rose'a göre, kaza neticesi müddeinin karakteri değiştirmiştir ve cansız bir duruma gelmiştir. Müddei evlenmek şansını kaybetmiştir. Buna- da sebep olarak Dr. Rose, müddeinin fakir olduğunu ve kendi kendine bakmaya muktedir olmadığını göstermektedir. (Müddei de şahadetinde, kazadan evvel evlenmek için kendisine iki talip çıktığı halde kazadan sonra talip çıkmadığını söylemiştir.)
Müddei-nin bu günkü durumunda ileride herhangi bir terakki olmayacaktır. Bilâkis durumunun daha da kötüye gitmesi ihtimali vardır. Sağ ayaktaki kırığın tamamıyle kavuşmamasından mütevellit durumun diğer komplikasyonlara yani 'trumatic asteoarthrities'e sebep olac-ağı ihtimali vardır. Beyine olan zararın durumunda da ileride terakki kaydedileceği çok şüphelidir. Çünkü terakki olacak olursa iki senede bunun olması beklenmektedir. Halbuki kaza gününden son muayene gününe kadar aradan 4 seneye yakın bir müddet geçmişti-r. Müddeinin kolunda da hiçbir terakki olmayacaktır.
Bidayet Mahkemesi Dr. Rose'un şahadetini de gözden geçirdikten sonra müddeiye verilecek genel tazminat hakkında şunları söylemiştir.
"Bu böyle olmakla beraber belirtmek istiyoruz ki
müsta-kbel kazanç kaybını hesaplarken (i) müddeinin
umumi bir amele olarak, kazadan evvel senede
takriben KL 150.- civarında bir kazanç sağladığı
halde istikbalde hiçbir kazanç sağlayamayacağını;
(ii) kaza olmamış olsa müddei normal sure-tte tak-
riben 20 sene kadar daha işe devam edip kazanç
sağlaması beklenecek idi ise de hayatta vukuu
muhtemel muhtelif arızalar mevcudiyeti dolayısıyle
ve müddeiye yekün bir meblâğ ödeneceği için Mahke-
menin bu 20 yıllık ka-zanç kaybını lâyıkı veçhile
azaltması gerektiğini nazarı itibare almış bulu-
nuyoruz.
Gerekli bütün hususları nazarı itibare alarak tam
mesuliyet esasına göre genel tazminatı KL 7000.-
olarak takdir ve tesbit etmiş bulunuyoru-z. Bu
miktarı takdir ve tesbit ederken örnek hükümlerinde
tesbit edilen miktarları göz önünde tutmakla
beraber bizim memlekette varit değişik mahalli
şeraiti de dikkate almış bulunuyoruz."
Müddei leyhine hükmedilen KL 7000.-'-lık tazminatın fahiş olduğuna dair müddeaaleyhin avukatı Mahkemeye maruzatta bulunmuştur. Bu davanın diğer davalardan çok mühim bir farkı vardır: O da beyne olan zarardan ötürü müddeinin karakterinde bir değişiklik husule geldiğidir. Kıbrıs'ta şimdiye kad-ar böyle bir dava olmamıştır veya olmuşsa da kayda geçmiş değildir. Karakter değişikliği başlı başına bir tazminat konusudur. İngiltere'de bu gibi davalarda yalnız bu başlık altında KL 8000.-'ya kadar tazminat verildiği görülmektedir. Huzurumuzda olan dava-da Dr. Rose Türkçe bilmediği için müddeide karakter değişikliği olmasına rağmen bu değişikliğin nelerden ibaret olduğunu tesbit edememiştir. Etmiş olsaydı, bu davada verilecek tazminatın miktarı çok daha kabarık olacaktı. Bunu nazarı itibare alarak ve Jenk-ins v. Greenwood, (Kemp and Kemp, 3rd Edition, p 230, Carter v. Williams, (Kemp and Kemp p, 189 and 215), Sibley v. Dence (The Times, Feh.18, 1960) Crowley v. Soul, (Kemp and Kemp, p.196) ve Steele v. McGregor (Kemp and Kemp. p.240) davalarından istifade e-derek Bidayet Mahkemesinin verdiği KL 7000.- lira tazminatı fahiş görmüyorum.
Bidayet Mahkemesinin verdiği tazminat miktarının hangi ahvallerde değiştirilebileceği hususu Flint v. Lovell, (1935 1 K.B. 354) davasında sayfa 360'da şöyle izah edilmektedi-r.
"I think it right to say that this Court will be
disinclined to reverse the finding of a trial judge
as to the amount of damages merely because they
think that if they had tried the case in the first
instance they would ha-ve given a lesser sum. In
order to justify reversing the trial judge on the
question of the amount of damages it will generally
be necessary that this Court should be convinced
either that the judge acted upon some wrong prin-
- ciple of law, or that the amount awarded was so
extremely high or so very small as to make it, in
the judgment of- this Court, an entirely erronous
estimate of the damage to which the plaintiff is
entitled."
Bu prensip Davies v. Powell Duffryn Associated
Collieries Ltd. (1942 A.C. 601) davasında da tekrarlan-
maktadır.
"Where the award is th-at of the judge alone, the appeal
is by way of rehearing on damages as on all other
issues, but as there is generally so much room for
individual choice so that the assessment of damages is
more like an exercise of discretion- than an ordinary act
of decision, the appellate court is particularly slow to
reverse the trial judge on a question of the amount of
damages. It is difficult to lay down any prencise rule
which will cover all cases, but a good -general guide is
given by Greer L.J. in Flint v. Lovell. In effect the
Court, before it interferes with an award of damages,
should be satisfied that the judge has acted on a wrong
principle of law, or has misapprehended the fac-ts, or
has for these other reasons made a wholly erroneous
estimate of the damages suffered. It is not enough that
there is a balance of opinion or preference. The scale
must go down heavily against the figure attac-ted if the
appelate court is to interfere whether on the ground of
excess or insufficiency."
Yukarıdaki prensipleri göz önünde tutarak şu neticeye varırım. Bidayet Mahkemesinin verdiği özel tazminatın miktarı üzerinde ve Bidayet Mahkeme-sinin müddeiye yüklettiği kabahat nisbeti ile hemfikir olmama rağmen, müddeiye verilecek tüm tazminat göz önünde tutularak bu iki hususun Bidayet Mahkemesinin verdiği tazminat miktarını esaslı surette azaltacak veya çoğaltacak nitelikte olmadığı kanaatinde-yim ve Bidayet Mahkemesinin müddeiye verdiği tazminat miktarını tasdik ederim. Netice olarak istinafın ve karşı istinafın red olunması ve tarafların kendi istinaf masraflarını ödemeleri taraftarıyım.
Ülfet Emin: (Üye)
Bidayet Mahkemesi kazanın her -iki tarafın yani müddei ile müddeaaleyhin ihmalkârlığından dolayı meydana geldiği kanaatına vardı. Bidayet Mahkemesi kaza ile ilgili bütün ahval ve şeraiti nazarı itibara aldığında kazanın vukuunda müddeinin ihmalkârlık mesuliyetinin %33 ve müddeaaleyhin i-se %67 nisbetinde olduğu kanaatına vardı. Hususi zarar ziyan olarak doktor ücreti KL 105.-, hastahane ücreti KL 199.650 mil ve kaza tarihi ile davanın istimaı arasında üç portakal mevsimi geçmiş olduğuna göre müddeinin kazanç kaybını KL 270.- olarak hesapl-ayarak cem'an KL 574.650 mil için müddei leyhine hüküm verdi. Kazadan dolayı müddeinin müstakbel kazancı olmayacağını, müddeinin çekmiş olduğu ve çekeceği sızı ve rahatsızlıkları ve hayat nimetlerinden mahrum olduğunu nazarı itibara alarak müddeinin tazmin- edilmesi gerektiği kanaatına vardı ve bu hususlar için genel tazminat olarak mahkeme KL 7000.- takdir ve tesbit etti. Müddeaaleyh Bidayet Mahkemesinin hükmünün hatalı olduğunu ileri sürerek istinaf eyledi. İstinaf edenin avukatı özellikle aşağıdaki iki hu-susu ileri sürmüştür.
Bidayet Mahkemesi müddeinin ihmalkârlık mesuliyetini
%33 tesbit etmekle hataya düşmüştür.
(2) Tesbit ve takdir edilen genel tazminat ahval,
şerait ve vakıalar muvacehesinde çok fahiştir.
Diğer taraftan müddei- de bir mukabil istinaf dosyalamıştır ve bu mukabil istinafı ile aşağıdakilerini taleb etti:
(1) Bidayet Mahkemesi müddeinin kazada herhangi bir
ihmalkârlığı olduğunu bulması hatalıdır.
Tesbit ve takdir edilen KL 7000.- genel tazminatın,
- makul miktarın çok altında olduğundan, çoğaltılması
gerekir.
Özel tazminat tesbit edilirken kaza gününden davanın
istima gününe kadar geçen müddet için müddeinin
yalnız portakal mevsiminde çalıştığını nazarı
itibara alarak kazanç -tesbit etmesi hatalıdır.
İhmalkârlığın derecesi ve genel tazminatın miktarı hususunda yapılan istinaf ve mukabil istinafı ayni zamanda incelemeyi uygun gördüm. İlk olarak ihmalkârlığın mesuliyet derecesi hususunda olan istinaf ve mukabil istinafı ele -alalım.
Normal olarak istinaf mahkemesi ihmalkârlık davalarında Bidayet Mahkemesinin tarafların mesuliyeti ve mesuliyetin derecesi hususunda verdiği kararı ancak müstesna hallerde tadil eder. Mamafih, Bidayet Mahkemesi prensiplerde herhangi bir hata i-şlerse veya tesbit ettiği mesuliyet derecesi aşikârane hatalı ise İstinaf Mahkemesi Bidayet Mahkemesinin mesuliyet derecesi ile ilgili kararını tadil edebilir. Bak Brown and Another v. Thompson (1968) 2 A.E.R. p.708.
Şimdi Bidayet Mahkemesinin vaka v-e ihmalkârlık derecesi ile ilgili bulgularını ele alalım. Bu hususta Bidayet Mahkemesi hükmünde şunları söyledi:
"Müddeiye göre kamyon bükümü dönerken kasalar düş-
meye başladı ve müddeiyi itti veya tepti ve müddei
de kuvvetini kamyonun y-an demirini tutmakta olan
sol eline verdi fakat sol eli fazla kuvvetli olma-
dığı için dayanamadı ve böylelikle kamyondan yere
düştü.
Müddeinin kamyondan nasıl düştüğünü diğer şahitler
görmediler. Sadece müddei şahidi 1 Ülkü -Hüseyin
müddeiyi düşerken gördü ve müddeaaleyhe çağırdı
fakat müddeaaleyh duymadı. O sırada önden gelen
bazı çocuklar da müddeaaleyhe çağırdılar ve müdde-
aaleyh, kaza yerinden bir miktar ilerledikten
sonra, durdu. Ondan- sonra müddei hastahaneye götü-
rüldü.
Şahadete göre o gün yağmurlu idi ve kaza olduğu
zaman yollar ıslak idi. Müddei ve müddei şahidi
1 kamyonun süratinin ne kadar olduğunu bilmedik-
lerini mamafih bütün seyahat boyunca -süratli
gittiğini ve bükümü dönerken süratini azaltmadı-
ğını söylemişlerdir. Müddei şahidi 1'e göre
kamyon bükümü ani dönerken kendini de sarsmıştır.
Müddei şahidi 2 Nezaket Ahmet ise kamyonun toprak
yolda biraz sürat-li gittiğini ve asfalt yolda da
ayni şekilde aktığını hissettiğini mamafih bükümde
süratini azaltıp azaltmadığını hatırlamadığını ve
söyleyemeyeceğini Mahkemeye bildirmiştir. Müddei ve
şahitlerin kaza ile ilgili şahadeti yukarı-da izah
edildiği gibidir. Bu şahitlerin bu hususta söyledik-
lerini tekzip edici herhangi başka bir şahadet
Mahkeme önünde mevcut değildir. Bu şahitleri şahadet
makamında gördükten ve şahadetlerini esaslıca tetkik
ettikt-en sonra kaza ile ilgili söylediklerine inanma-
mamız için hiçbir sebep görmüyoruz. Bilâkis bu
şahitlerin bu husustaki şahadetlerinin doğruluğuna
ve vak'anın yukarıda izah edildiği şekilde cereyan
ettiğine inanmış bulunuyoruz. V-ak'a yukarıda izah
edildiği gibi cereyan etmiş olduğuna göre kazanın
vukuunun gerek müddeinin gerekse müddeaaleyhin ihmal-
kârlığının bir neticesi olduğu aşikârdır. Müddeinin
kamyonun arkasına, bilhassa kasaların lâyıkı veçhile
- bağlı olmadığını bildiği halde, çıkması ve kasaların
düşmesine mani olmaya teşebbüs etmesi ve kaza oluncaya
kadar o şekilde seyahat etmesi ihmalkârlıktan başka bir
şey değildir ve bu ihmalkârlığı kazanın vukuuna katkıda
b-ulunmuştur. Öteki taraftan müddeaaleyhin (a) müddeinin
kamyonunun arkasında izah edildiği şekilde seyahat
etmesine müsaade etmesi ve kamyonu müddei o şekilde
kamyonun arkasında dururken sürmesi, ve (b) bükümü
dönerken kamyonun -süratini azaltmaması ve bükümü,
mevzuu bahis ahval ve şerait içinde, asgari derecede
yavaş dönmemesi ihmalkârlıktan başka bir şey değildir.
Müddeaaleyh müddeinin (ve M.Ş. 1'in) kamyonun arkasında
iyi bağlı olmayan kasaları göze-kler bir tarzda seyahat
ettiğini ve yolların ıslak olduğunu bildiğine göre
bükümü, herhangi bir kazanın vukuuna meydan vermemek
için, pek yavaş dönmesi icap ederdi. Müddeaaleyh ise
pek yavaş dönmesi bir tarafa bükümde kamyonun s-üratini
hiç azaltmamıştır.
Şimdi de tarafların ihmalkârlıklarının derecesini
tesbit etmek lâzımdır. Kaza ile ilgili bütün ahval
ve şeraiti nazarı itibara alınca kazanın vukuunda
müddeinin ihmalkârlığının derecesini-n %33 ve müdde-
aaleyhin ise %67 nisbetinde olduğu kanaatine vasıl
olduk."
- Mahkemede verilen şahadete göre müddei ve müddeinin 1. şahidi Ülkü Hüseyin kasaları gözeklemek için kamyonun arka kapısına çıktılar. Müddei arka kapının sol tarafında duruyordu. Sol eli ile kamyonun kasasının yan demirini tutardı ve diğer eli ile kasa-ların düşmesini gözeklerdi. Ülkü Hüseyin de arka kapının sağ tarafında duruyordu. Sağ eli ile kamyonun yan demirini ve sol eli ile de kasaların düşmesini gözeklerdi. Müddei şahadetinde kamyon bükümü dönerken kasaların düşmeye başladığını, kendisini ittiğin-i veya teptiğini ve kendisi de kuvvetini kamyonun yan demirini tutmakta olan sol eline verdiğini fakat sol eli fazla kuvvetli olmadığı için dayanamadığını ve böylelikle kamyondan yere düştüğünü söyledi. Müddeiye göre kasalar kendisini itmemiş veya tepmemiş- olsaydı kamyondan düşmeyecekti. Kamyon üzerinde olan kasalar dışarıdan ithal edilen küçük brus box tipi idi ve boştu. Brus tipi kasalar mukavvadan imal edilmiş kasalardır. Kasaların düşmeye başladığını ve müddeiyi ittiğini veya teptiğini müddei ile berabe-r arka kapıda olan müddei şahidi 1 görmedi. Müddei, yere düştükten sonra herhangi bir kasa yere düşmüş değildir. Küçük brus tipi kasaların müddeiyi geri itecek kadar kuvvetli hareket ettikleri halde herhangi bir kasanın yere düşmemesi acaba nasıl olabilir?- Eğer hakikaten bu kasalar müddeinin iddia ettiği gibi düşmeye başlamışsa yanında duran Ülkü Hüseyinin bunu görmesi gerekirdi kanaatındayım. Bütün bunlar nazarı itibara alındığında kazanın müddeinin anlattığı gibi olması ihtimal dahilinde değildir. Kanaatı-mca müddei bu hususta mübalağa yapmıştır. Müddei dava ile ilgili olduğundan Bidayet Mahkemesinin müddeinin şahadetini büyük bir itina ve titizlikle tetkik etmesi gerekirdi. Bidayet Mahkemesi müddeinin yanında duran Ülkü Hüseyinin şahadetine inandıktan sonr-a müddeinin kasaların kendisini ittiği veya teptiği hususunda verdiği şahadete inanmaması gerekirdi kanaatındayım.
- Acaba kaza müddeaaleyhin bükümü dönerken lûzumundan fazla süratli gitmesi ile mi meydana geldi, yoksa müddei kendi emniyetini sağlamak bakımından kâfi derecede tedbir almamasından ve gereken dikkati göstermemesinden mi ileri geldi, yoksa her iki taraf-ın ihmalkârlığı yüzünden mi meydana geldi meselesi ortaya çıkar. Kanaatimce müddeinin kendi emniyetini sağlamak bakımından gereken tedbirleri alması ve gereken dikkati göstermesi lâzımdı. Müddeinin arka kapı üzerinde durması normal bir hareket değildi. Bun-un için müddeinin arka kapıda dururken alelade insanın alelade zamanda kendi emniyeti bakımından alacağı tedbir ve göstereceği dikkat bakımından durumu nazarı itibara alarak daha fazla dikkat göstermesi gerekirdi.
Kazaya uğrayanın kısmı mesuliyeti (co-ntributory negligence) hususunda Caswell v. Powell Duffryn Associated Collieries Ltd. (1939) 3 A.E.R. s. 730'da Lord Atkin şunları söyledi:
"The injury may, however, be theresult of two causes
operating at the same time, a breach of duty by the
- defendant and the omision on the part of the plain-
tiff to use the ordinary care for the protection of
himself or his property that is used by the ordi-
nary reasonable man in those circumstances."
ve sayfa 731'de şunları sö-yledi:
"I think that the defendant will succeed if he
proves that the injury was caused solely or in
part by the omission of the plaintiff to take the
ordinary care that would be expected of him in the
circumstances. But, havi-ng come to that conclusion
I am of opinion that the care to be expected of the
plaintiff in the circumstance4s will vary with the
circumstances."
- ve Lord Wright s. 737'de şunları söyledi:
"Negligence is the breach of that duty to take care,
which the law requires, either in regard to anot-
her's person or his property, or where contributory
negligence is in question, of -the man's own person
or property. The degree of Want of care which cons-
titutes negligence must vary with the circumstan-
ces. What that degree is, is a question for the
jury, or the court in lieu of a jury. It is not a
mat-ter of uniform standard. It may vary according
to the circumstances from man to man, from place to
place, from time to time, it may vary even in the
case of the same man."
- Kanaatimce müddei kendi emniyetini sağlamak bakımından içinde bulunduğu durumu göz önünde tutarak gereken tedbiri alması ve gereken dikkati göstermesi icab ederdi. Bunu sağlamak için müddeinin bir eli ile kasanın yan demirini çok sağlam tutması ve diğ-er eli ile ya kasaların üstünde geçen ipi tutması veya her iki eli ile kasanın yan demirini tutması gerekiyordu kanaatındayım. Müddei o durumda sağ elini boşta bırakmakla yani kasalara dayamakla o durumda olan alelade bir şahsın göstermesi icab eden dikkat-i göstermemiş ve icab eden tedbiri almamıştır kanaatındayım. Müddeinin kaza ile şahadeti %100 doğru olsa dahi, kasalar kendisini ittikten sonra kendi selâmeti bakımından derhal sağ eli ile kasanın yan demirini tutması gerekirdi kanaatındayım. Bunu yapmamak-la müddei gereken dikkati göstermemiş ve kendi emniyeti bakımından gereken tedbiri almamıştır kanaatındayım.
Bidayet Mahkemesi müddeinin yukarıda izah ettiğim alması gereken tedbirleri almadığını ve göstermesi gereken dikkati göstermediğini hükmünde n-azarı itibara almış değildir. Eğer bu hususları Bidayet Mahkemesi nazarı itibara almış olsaydı, hiç şüphe yok ki tarafların mesuliyet derecesini farklı bir şekilde tesbit edecekti. Kanaatimce Bidayet Mahkemesinin tarafların mesuliyet derecesini %33 ve %67 -tesbit etmesi yukarıda izah ettiğim sebeblerden dolayı hatalıdır.
- Meselenin bütün ahval ve şeraitini nazarı itibara alarak kazanın vukuunda her iki tarafın ihmalkârlık derecesinin eşit olduğunu addetmek ve gerek müddeinin gerekse müddeaaleyhin mesuliyet derecelerinin %50 olarak tesbit etmek en uygunudur.
- Şimdi de genel tazminat ile ilgili istinaf ile mukabil istinafı ele alalım. Bidayet Mahkemesinin genel tazminat hususunda verdiği karar genellikle istinaf mahkemesi tarafındanh tadil edilmez. Mamafih Bidayet Mahkemesi genel tazminatı tesbit ederken na-zarı itibara alması gereken hususları nazarı itibara almamışsa veya tesbit edilen tazminat miktarı aşikâr bir surette çok yüksek veya çok düşük ise, İstinaf Mahkemesi müddeinin alacağı genel tazminatı takdir ederken müddeinin üç husus için zarar ziyan alma-ya hakkı olduğunu belirtti. Bu hususlar şunlardır:
(a) Müstakbel kazanç kaybı için,
(b) Çekmiş olduğu ve çekeceği sızı ve rahatsızlıklar
için,
(c) Hayat nimetlerinden mahrum olduğu için, Bidayet
Mahkemesi genel tazmina-t için şunları söyledi:
"Bu böyle olmakla beraber belirtmek istiyoruz ki müs-
takbel kazanç kaybını hesaplarken (i) Müddeinin
umumi bir amele olarak kazadan evvel senede takriben
KL 150.- civarında bir kazanç sağladığı halde istik-
- balde hiç bir kazanç sağlayamayacağı (ii) kaza olma-
mış olsa müddei normal surette takriben 20 sene
kadar daha işe devam edip kazanç sağlaması beklene-
cektiyse de hayatta vukuu muhtemel muhtelif arızalar
mevcudiyeti dolayısıyle ve mü-ddeiye yekün bir meblâğ
ödeneceği için mahkemenin bu 20 yıllık kazanç kay-
bını lâyıkı veçhile azaltması gerektiğini nazarı
itibara almış bulunuyoruz. Gerekli bütün hususları
nazarı itibara alarak tam mesuliyet esasına göre
genel- tazminatı KL 7000.- olarak takdir ve tesbit
etmiş bulunuyoruz. Bu miktarı takdir ve tesbit
ederken örnek hükümlerde tesbit edilen miktarları
göz önünde tutmakla beraber bizim memlekette varid
değişik mahalli şeraiti de dikkate almış bu-lunu-
yoruz."
- Bidayet Mahkemesinin müddeinin kazanç kaybının takriben senede KL 150.- olduğu hususundaki bulguları mahkemeye verilen şahadete göre hatalı değildir. Bidayet Mahkemesi müddeinin kazancının ne olduğunu tesbit etmekle beraber genel tazminatı tesbit eder-ken müddeinin kazanç kaybının yekün olarak ne olacağını ayrı tesbit etmemiştir. Kanaatimce kazanç kayıbları belli olan hallerde Bidayet Mahkemelerinin kazanç kaybından dolayı genel tazminat olarak müddeinin ne kadar yekün para almaya hakkı olduğunu tesbit -etmek daha uygundur. Çünkü bu böyle yapıldığı takdirde istinaf esnasında Bidayet Mahkemesinin genel tazminat tahtinde kazanç kaybından mada diğer hususlar için tesbit ettiği genel tazminatın fazla veya düşük olup olmadığını tesbit etmek daha kolaylaşır.
- Bir Mahkeme kazaya uğrayanın alacağı tazminatı tesbit ederken makul hareket etmesi gerekir. Bunu yaparken de tesbit edeceği tazminatın mükemmel tazminat değilk de makul tazminat olması gerekir. Bu hususta Fletcher v. Autocar and Transporters Ltd., (19-68) 1 A.E.R. 726, s.733'de Lord Denning M.R. şunları söyledi:
"Whilst I acknowledge the care which the judge devoted
to this case, I think that his conclusion was errone-
ous. In the first place, I think that he has attemp-
ted to give a per-fect compensation in money, whereas
the law says that he should not make that attempt. It
is an impossible task. He should give a fair compen-
sation. That was settled ninety years ago by the case
of Philips v. London and South Western Ry. -Co. (1)
Dr. Philips was an eminent physician making KL 6000.-
or KL 7000.- a year. He was so severely injured in a
railway accident that he was reduced to utter
helplessless with every enjoyment of life destroyed.
FIELD, J., in sum-ming up to the jury said (2):
'.....in action for personal injurises of this
kind.... and it is wrong to attempt to give an
equivalent for the injury sustained. I do not mean
to say that you must not do it, because you are the
- masters and are to decide; but I mean that it would
operate unjustly, and in saying so I am using the
language of the great PARKE, B., whose opinion was
quoted with approval in Powley's case (3). Perfect
compensation is hardly pos-sible, and would be
unjust. You cannot put the plaintiff back again
into his original position.'
This direction was approved by SIP ALEXANDER
COCKBURN, C.J., who added another reason (4):
'.....The compensation should be com-mensurate to the
injury sustained. But there are personal injuries
for which no amount of pecuniary damages would
afford adequate compensation, while, on the other
hand, the attempt to award full compensation in
damages might- be attended with ruinous consequences
to defendants....Generally speaking, we agree with
the rule as laid down by BRETT, J., in Rowly v.
London and North Western Ry. co. (3) ....that a
jury in this cases' must not attempt to give -dama-
ges to the full amount of a perfect compensation
for the pecuniary injury, but must take a reasonab-
le view of the case, and give what they consider
under all the circumstances a fair compensation.
Those passages were q-uoted with approval by LORD
DEVLIN in H. West and Son, Ltd., v. Shephard (5),
and undoubtedly represent the law. It is true that
in these days most defendants are insured and heavy
awards do not ruin them; but small insurance compa--
nies can be ruined. Some have been. And large com-
panies have to cover the claims by their premiums.
If avards reach figures which are "daunging" in
their immensity, premiums must be increased all the
way round. The impact -spreads through the body
politic. Consider also the position of the plain-
tiff. He is the one person entitled to be compensa-
ted. What good does all this money do for the poor
plaintiff. He cannot use it all by any means. Halve
- it. Still he cannot use it in his lifetime. In
order to give him fair compensation. I should have
thought that he should be given a sum which would
ensure that- he would not, within reason, want for
anything that money could buy;"
Bidayet Mahkemesinin genel tazminat olarak tesbit ettiği KL 7000.-'nın çok fazla veya çok düşük olduğunu anlamak için kanaatimce müdddeinin müstakbel kazanç kaybının senede -KL 150.- civarında olduğu tesbit edildiği için, evvelâ müstakbel kazanç kaybı olarak müddeiye takriben ne verileceğini tesbit etmek gerekir. Müstakbel kazanç kaybı tesbit olunurken, umumiyetle takip olunan usul, yıllık kazanç kazanç kaybı 10 ile 15 arasınd-a bir yıllık satın alma gücü (years purchase) diye isimlendirilen bir rakamla çarpılır. Senelik kazancı KL 150.- olan bir şahsın bu meblâğı yekün olarak alacağını ve istikbalde vukuu muhtemel herhangi bir arızayı da nazarı itibara alarak müstakbel kazanç k-aybı için verilecek olan tazminat bu davada azami olarak KL 2000.-'yı aşmaması kanaatındayım. Müstakbel kazanç kaybını KL 2000.- olarak tesbit ettikten sonra geriye KL 5000. kalır ki bu KL 5000.- müddeinin çekmiş olduğu ve çekeceği sızı ve rahatsızlıklar i-çin ve hayat nimetlerinden mahrum olduğu için verilmiştir. Bu husustaki tazminatı tesbit ederken Mahkemeler daha evvel verilen hükümlerde tesbit edilen miktarı örnek olarak göz önünde tutarlar. Türk Mahkemeleri yeni kurulduğundan dolayı bu hususta geçmiş ö-rnek hükümler mevcut değildir. Mamafih İngilterede ve Kıbrıs Rum Mahkemelerinde karara bağlanan bir çok örnek hükümler mevcuttur. Türk Mahkemelerinin gerek İngiliz mahkemelerinin ve gerekse Rum Mahkemelerinin örnek hükümlerine uymak mecburiyeti olmamakla b-eraber, bu gibi mahkemelerin verdiği hükümleri göz önünde tutarak hareket etmek uygundur kanaatındayım. Ancak genel tazminat ile ilgili örnek hükümlerde mahalli şartlara daha uygun olan Rum Mahkemelerinde tesbit olunan genel tazminatı örnek tutmak daha uyg-undur kanaatındayım. 10 Mayıs 1966'da Vassiliades Triantafyllides, Münir JJ, tarafından karara bağlanan Costas Ch. Constandinidis v. Yango Hadji Ioannou (1966) 5 J.S.C. davasında Bidayet Mahkemesi genel tazminat olarak KL 1700.- kesmiş, Yüksek Mahkeme ise -KL 1700.-'nın çok az olduğu kanaatına vararak KL 1700.-'yı KL 2500.-'ya yükseltmiştir. O davada kazaya uğrayanın yaraları hakkında s.621'de şunlar yer almaktadır:
"As a result of this accident, the Plaintiff received
injuries and was taken to Ni-cosia General Hospital where
he was examined by Dr. P. Theodorides who found the
Plaintiff suffering from:
(a) Moderately severe Concussion.
(b) Two lancerated wounds on his face, one about 2" long
and the other about 1" lo-ng.
(c) X-ray revealed no fructure."
...............................................After
this treatment, the Plaintiff continued to suffer from
insomnia, dizziness, vertigo, and headaches. These
subjective symptoms whi-ch the plaintiff complained of,
constitute part of a post-concussion syndrome and are
consistent with a head injury and brain concussion."
ve sayfa 623'de şunlar yer almaktadır:
"The plaintiff is a married man aged 50. He is a barber by -
profession and owns a barber shop. He also had a novelty
or a gift shop. He used to empley apprentices in his
barber shop to assist him. The Plaintiff's earnings at
the time of the accident, admittely was KL 2.- per day.
The -Plaintiff was a healty man and had none of these
symptoms before the accident. From the date of the
accident up to the present date the Plaintiff has not
been able to work, due to these symptoms.........
As to the sexual capacity of -the plaintiff, we believe
that he became impotent as a result of this accident."
ve s. 626'da şunlar yer almaktadır:
"In the present case, we are not simply faced with the
usual case of a person whose earning capacity has been
dimini-shed permanently, for the future, because of some
partial physical incapacity due to injuries as e.g. is
the case of a person who has been incapacitated to some
extent regarding the use of an arm, but who can take up
some other empl-oyment not necessitating such use and who
can then in such other employment perform as effectively
as the normal average person; ve are dealing here with
the tragic case of a person who suffered a very
appreciable mental deteriorati-on, rendering him indeed
unfit, to a large extent, for any kind of employment and
also condemning him to the life of a person with
subnormal reactions mentally, as well as sexually.
Moreover, there does not appear to be really much -
prospect of recovery."
Tesbit edilen tazminat hususunda ise Yüksek Mahkeme s.678 ve 679'da şunları söyledi:
"It -must, further be borne in mind that out of the KL 1700
awarded to Appellant, a considerable part thereof must be
attributed to the loss of earnings of Appellant over the
period of two years which ran between the accident and
the tri-al of this Case; the trial Court did expressly say
in its judgment that it included this special damage, by
way of loss of earnings, in the general damages.
It is common ground that Appellant's average earnings at
the time of the acc-ident were KL 2.- per day; so, even if
we make all possible allowances for any fluctuations in
such earnings - as Appellant is a self-employed person -
and for the fact that Appellant may have earned some
reduced earnings during the -said two years, we still do
not thing that anything less than half of the amount of
KL 1700.- can properly be attributed to the loss of
earnings of Appellant until the trial. Thus, we are left
with the fact than, in effect, the othe-r half of KL
1700.- was all that was awarded to Appellant, by way of
general damages, for future loss of earnings due to
diminished earning capacity because of the more or less
permanent consequences of his injuries as well as for h-is
pain and suffering and for the general deterioration of
his mental health and sexual potency.
In the light of all the foregoing we have come to the
conclusion that the award of the trial Court, by way of
general damages, is -so clearly inadequate as to
necessitate our intervention; and we think that anything
less than a global figure of KL 2500.- by way of general
damages, including past loss of earnings until the trial-,
cannot properly meet the situation; we, therefore, set
aside the award of KL 1700.- and we substitute one for KL
2500.- and this appeal is allowed to that extent with
costs."
- Yukarıda iktibas ettiğim örnek hükümden görülüyor ki dava gününe kadar kazanç kaybı için takriben KL 850.- ve dava gününden sonraki kazanç kaybı, çektiği ve çekeceği sızı ve rahatsızlıklar için ve hayat nimetlerinden mahrum oluşu için ancak KL 1650.- -genel tazminat olarak verilmiştir.
- Yine Kıbrıs Rum Yüksek Mahkemesi 25 Eylül 1968'de Emir Ahmet Cemal ve Zim Israel Navigation Co. Ltd. (1968) 9 J.S.C. s.1000'de verdiği karar ile Bidayet Mahkemesinin kestiği KL 4150.- genel tazminatı KL 6000.-'ya yükseltmiştir. O davadaki kazaya uğray-anın yaraları ile ilgili s. 1002'de şunlar yer almaktadır:
-"As regards the plaintiff's injuries, the trial Judge found, mainly from the medical evidence before him, that the plaintiff, a married man of 41 years of age, with a wife and three children to support sustained: "1. Shock; 2. Concussion 3. Fractures of th-e pelvis; 4. Injury to the urethra. He was hospıtalized for approximately four months and under went several operations for the management of the traumatized urethra and its complications. After discharge from the clinic he stayed in bed under treatment fo-r another three months." The Judge also found that the plaintiff 'will never be able to resume his employment as a stevedore; he will never be able to do anything else but very light sitting down job, if he is lucky to find a sympathetic employer.' And tha-t as a result of his injuries the plaintiff now". Has a permanent incapacity of 65%; and he will continue having pain in view of his injuries to the urethra, and that he has become permanently impotent.' It may be ad-ded here that the percentage of incapacity was agreed between counsel during the trial."
-
Tazminat hususunda Bidayet Mahkemesinin bulgusu ile
ilgili 1002'de şunlar yer almaktadır:
"On the basis of those findings the trial Judge proceeded to assess the damages. For loss of wages from the date of the accident, January 12, 1964, to the tria-l in April, 1967, a period of about three years and three months, the Judge found and awarded the sum of KL 1521.-"
ve s.1003'de şunlar yer almaktadır:
"As to general damages, after directing his mind to the matters which have to be taken into considerat-ion under this head, the Judge came to the conclusion that 'the right figure to award in relation to a continuous loss of earnings, for past and future pain and suffering, and also the inconvenience' resulting from impotency, would be the amount of KL 4150-.-"
- Bidayet Mahkemesi tarafından tesbit edilen KL 4150.- genel tazminatın düşük olduğu hususunda Yüksek Mahkeme s. 1008'de şunl-arı söyledi:
-"So from October 1967, when the apellant was 44 years of age, until the age of 60 which the judge took into account in finding the general damages, there is a period of about 16 years: to which one may add another five to reach the age provided under the s-ocial insurance Laws.
For such a period the appellant was totally incapacitated as a stevedore; and was incapacitated to a degree of 65% for any other kind of work. At the time of the accident he was earning KL 39 a month. To cover this loss alone, a very -large part of the amount awarded as general damages, would be needed.
What would be left to cover past and future pain and suffering for such a long treatment, with several operations, and form the physical injuries, including the irreparable damage to the- urethra; and also to cover the inconvenience and other serious consequences of sexual impotency for a man of appellant's age and health, would, in our view, be only a very small sum, constitutiong a completely erroneous estimate of appellant's loss in the-se respect. We therefore, find it necessary to re-assess the general damages. And without going outside the matters considered i-n this connection, by the trial Judge; but looking at them in the light of the medical evidence on record (particularly exhibit 1) we reach the conclusion that the appellant is entitled to KL 6000.- under the head of general damages."
- Yukarıda iktibas ettiğim örnek hükümden görülüyor ki 4 ay gibi uzun bir müddet hastahanede kalan ve birçok ameliyatlar geçiren, ayda KL 39.- kazancını kaybeden şahsa Yüksek Mahkeme genel tazminatı ancak KL 6000.- tesbit etmiştir. O davadaki müddeinin -kazancının ayda KL 39.- olduğu nazarı itibara alınırsa KL 6000.- olarak kesilen genel tazminatın en azdan KL 4000.-'sı müstakbel kazanç kaybına şamil olması gerekiyor. Kanaatımca o davada Rum Yüksek Mahkemesi çektiği ve çekeceği sızı ve rahatsızlıklar ve h-ayat nimetlerinden mahrum oluşundan ancak takriben KL 2000.- kadar bir tazminat tesbit etmiştir.
- Kaza neticesi olarak müddeinin aldığı yaralar ve çektiği ızdıraplar hakkında müddei şahidi olan Dr. Rose şunları söylemiştir:
"On the 21st of March she suddenly stopped breathing and we had to take over artificial respiration until we could get her in-to the operating theatre. In the theatre the skullwas trephined (opened) and a large extra-dural haematoma was evacuatede. When she recovered consciousness she was suffering from a left "hemiplegia" which means the left arm and leg were paralysed as a resu-lt of damage to the brain. Because of the patient's extremely critical condition no attempt was made at this stage to treat the fractured leg. This was done on the 15 the of April when the fracture was reduced and anplaster of paros applied. Because of the- lapse of time between the fracture and the reduction adperfect result could not be obtained. We treated her for months afterwards and she gradually recovered the movement of the left arm and leg. She was discharged to her home on 21.6.1966."
-Durumu hakkında ise şunları söylemiştir:
"(a) she is entirely unemployable and I doubt very
much whether she could even look after herself
adequately.
(b) she suffers of headaches,giddiness and total
loss of conc-entration.
(c) she still walks with slightly spastic gait
(which means that she has not got a normal
walk) and
(d) she still has deformity at the site of the
fracture of the leg."
Bu davada müddei müstakbel kazanç k-aybı hariç, çektiği ve çekeceği sızı ve rahatsızlıklar ve hayat nimetlerinden mahrum oluşundan en az KL 5000.- genel tazminat tesbit edildiği görülür. Kanaatımca bu tesbit edilen yekün genel tazminat KL 7000.- yukarıda iktibas ettiğim 2 davada tesbit edile-n genel tazminatı ve müddeinin durumunu göz önünde tutarak aşikâr bir surette çok fazladır. Meselenin bütün ahval ve şeraitini ve müddeinin durumunu nazarı itibara alarak müstakbel kazanç kaybı da dahil azami olarak verilebilecek miktar KL 5500.-'yı aşmama-sı gerektiği kanaatındayım. Bundan dolayı Bidayet Mahkemesinin genel tazminat olarak kestiği KL 7000.-'nın KL 5500.-'ya düşürülmesi gerektiği kanaatındayım.
- Müddeinin özel zarar ziyan ile ilgili mukabil istinafını ele alalım. Bidayet Mahkemesi taleb takririnin 1. paragrafında müddeinin davaya müteallik bütün zamanlarda Lefke Limongil İhracat Şirketi 'B' Grubunda işçi olarak çalışmakta olduğu iddia edildiğ-inden fakat başka sahalarda çalıştığı zikredilmediğinden kaza gününden davanın istima gününe kadar geçen zaman için müddeinin yalnız portakal şirketinde çalıştığını nazarı itibara alarak özel tazminatı hesaplamıştır. Kanaatimce Bidayet Mahkemesi bu hususta- hata işlemiştir. Kaza gününden dava istima gününe kadar müddeinin genel bir işçi olarak ne kadar kazanç temin edebileceğini nazarı itibara almak gerekirdi. Bidayet Mahkemesi müddeinin vasati olarak senede KL 150.- kazanç sağlayabileceği kanaatına vardı. N-itekim genel tazminatı tesbit ederken müddeinin kazancını senevi KL 150.- gelir üzerinden hesablamıştır. Kaza gününden davanın dinlenme gününe kadar 3 sene 3 ay gibi bir zaman geçmiştir. Bu müddet için Bidayet Mahkemesi özel tazminat kalemi tahtinde 3 port-akal sezonu geçtiğini nazarı itibara alarak senevi KL 90.-'dan yekün olarak KL 270.- kazanç kaybı tesbit etmiştir. Kanaatimce Bidayet Mahkemesi bu devre için senevi kazancı KL 150.-'den hesab etmesi gerekirdi ve böylelikle 3 sene 3 ay müddet için senede KL- 150.-'dan yekün olarak KL 487.- tesbit etmesi gerekirdi. Bu özel tazminat için müddeinin fark olarak alacağı miktar ne kadar az olursa olsun İstinaf Mahkemesinin Bidayet Mahkemesinin bu husustaki hükmünü tadil etmesi gerekir kanaatındayım. Bundan dolayı ö-zel tazminat olarak müddeinin KL 891.650.- mil alması gerekirdi.
-
Ahmet İzzet (Üye)
Sayın Başkanın verdiği hükümle tamamıyle hemfikirim.
İstinafın ve karşı istinafın reddine taraftarım.
Necati Münir (Başkan)
Netice olarak istinaf ve mukabil istinaf oy çoğunluğu ile reddolunur.
Tarafların kendi istin-af masraflarını ödemeleri emrolunur.
Yüksek Mahkeme.
23 Temmuz, 1970.
Full & Egal Universal Law Academy