-Hukuk İstinaf No. 13/73
(Dava No. 984/71; Lefkoşa)
YÜKSEK MAHKEME HUZURUNDA.
Mahkeme Heyeti: M.Necati Münir Başkan, Ülfet Emin ve Ahmet İzzet
İstinaf eden: Hüseyin Mehmet Beyit namı diğerle Hüseyin Beyit Mehmet, Ortaköy
- (Davalı)
ile
Aleyhine İstinaf edilen: Emine Mustafa, Ortaköy (Davacı)
a r a s ı n d a
İstinaf eden namına: Ali Dana
Aleyhine istinaf edilen namına: Kıvanç M. Riza
Trafik Kazası - Yaralanma - Yaralanma-dan doğan zarar ziyan ve tazminat talebi.
Tazminat - Genel tazminatın fazla olması - ı azminatın düşürülmesi.
Hukuk Usulü - Şahadet - Şahadetin değerlendirilmesi.
Katkısal Kusur.
OLAY: Davalı motosikletini sürerken yürümekte olan Davacıya çarparak yara-lanmasına neden oldu.
Davacı Davalının ihmalkârlığı nedeniyle yaralandığını ileri sürerek tazminat talep etti.
İlk Mahkeme, tarafların şahadetlerini kısmen kabul edip her iki tarafın da kazanın meydana gelmesinde kusurlu olduğu kanaatine vardı ve kusur ora-nını %25-%75 olarak tespit etti ve Davalının özel ve genel tazminatın %75'ini ödemesini emretti.
Davalı İlk Mahkemenin Davalıya kusur atfetmekle, ispat külfeti ile ilgili- prensipleri yanlış uygulamakla ve genel tazminatı çok fazla tespit etmekle hata ett-iğini ileri sürerek istinaf etti.
SONUÇ: Yüksek Mahkeme, mevcut şahadete göre Davalının ihmalkârlığının Davacının yolu geçmeye çalıştığını gördüğü halde durmaması ve kazayı önlemeye çalışmaması olduğunu belirtti. İlk Mahkemenin tarafları kusurlu bulmakla -hata etmediği kanısına varan Yüksek Mahkeme tüm hal ve şartlara göre tarafların kazada eşit kusuru bulunduğuna kanaat getirerek kusur oranını %50 olarak düzeltti.
Yüksek Mahkeme, Davacının kolundaki hareket mahdudiyeti, kalıcı yaraları ve çektiği ve çekec-eği sızılar gözönünde bulundurulduğunda İlk Mahkemenin hükmettiği tazminatın fazla olduğu kanaatına vararak 900 K.L.'ye indirdi.
Atıfta Bulunulan Yargısal İçtihatlar:
l.IVance v. British Columbia Electric Railway Co. Ltd. (1951) A.C. s.601.
2. Ahmet Yusu-f ile Mustafa Ahmet 1/72 sayılı Hukuk İstinaf.
HÜKÜM
Aleyhine istinaf edilen (davacı) Lefkoşa Kaza Mahkemesinde açtığı 984/71 numaralı dava ile istinaf edenin (davalının) CU 49 plâka numaralı motosikletini 30 Ağustos 1971 tarihinde Ortaköy'de- dikkatsiz veya ihmalkârane sürmesi neticesinde almış olduğu yaralar için zarar ziyan ve tazminat talep etmektedir. Davalı dosyaladığı müdafaa takriri ile davacının iddialarını reddetmekte ve kazanın tamamen davacının dikkatsizliği yüzünden meydana geldiği-ni iddia etmektedir.
Davacı 55 yaşlarında, dul bir kadın oliıp Türk Genel Hastahanesinde temizleyici olarak çalışmakta ve ayda K.L.2B.- maâş almaktadır: Davalı ise Göçmenköy'de kulüp büfecisi olarak çalışmakta ve CU 49 plâka numaralı motosikletin ilgili v-akitlorde sürücüsü bulunmakta idi.
Kaza 30 Ağustos 1971 tarihi-nde ö.s. 7.30 raddelerinde vukubul-muştur. Davacı Ortaköy'de Marmara bölgesinde isimsiz bir sokakta doğu istikametine doğru yolda gitmekte iken, yolun sağ tarafına geçmek istemiş ve bu anda ka-rşı istikametten yani doğudan motosikleti ile gelmekte olan davalı ile çarpışmış ve kaza neticesi yaralanmıştır. Kazanın vukubulduğu sokak 12 ayak genişliğindedir. Çarpışma noktası doğu istikametine doğru yolun sol tarafından 8 ayak, sağ tarafından ise 4 a-yak uzaklıktadır. Yine çarpışma noktası batı istikametindeki yol kavşağından takriberi 47 ayak 8 inç, motosikletin geldiği yani doğu istikametindeki yol kavşağından ise 104 ayak uzaktadır. Yol düz olduğu içirı çarpışma noktasından her iki istikamette yol k-avşaklarına kadar görüş mesafesi tamdır. Kaza yerinde herhangi bir lâstik veya fren izi bulunmamıştır.
Davacı şahadetinde, kazanın vukubulduğu sokakta kâin olan evinden çıkıp oğlunun evine gitmek için doğu istikametinde gitmeye başladığını, 2-3 adım ilerl-eyince karşısında davalı motosikletlinin çıktığını, zigzag yaparak önüne geldiğini, motosikletlinin yan tarafa büktüğünü ve omuzuna vurup kendisini yere düşürdüğünü söylemiştir. Davacı ilk kazanın yolun kendi gittiği istikamette sol tarafta olduğunu iddia -etmişse de istintakında oğlunun evine gitmesi için yolun öteki tarafına geçmesi lâzım geldiğini fakat geçmeye yetiştirmeden kazanın vukubulduğunu söylemiştir. Ayni zamanda davalının zigzag yaparak gelip önünde durduğunu ve kazanın bunun akabinde vukubulduğ-unu söylemiştir. Davacı keza şahadetinde davalıyı yanına gelinceye kadar görmediğini, davalıyı ansızın önünde bulduğunu söylemiştir.
Davacı tarafından şahit olarak celbedilen ve kaza yerinde ölçüleri alan PÇY.1584 Mehmet Salih (D.Ş.l) kaza olduğu akşam da-valı ile kaza yerine gittiklerini ve orada davalının kendisine şu beyanatta bulunduğunu söylemiştir:-
"Ben yoldan geliyordum bu köşeyi döndüm karşıdan giderken ansızın bir kadın gördüm yanımdan geçerken kadının elinde tuttuğu bir demir lengere omuzum çarp-tı ve kadın yere düştü. Biraz ilerledikten sonra kadının bağırması üzerine durdum."
Davalının Bidayet Mahkemesinde verdiği şahadet ise Bidayet Mahkemesi zabıtlarında şöyle özetlenmiştir:-
"Davalı, şahadetinde, kazanın içinde vuku bulmuş olduğu sokakta ke-ndinin saatte 10-15 mil süratle yolun ortasından biraz solunda ilerlediğini, 15-20 adım kala davacının yolun sağ kenarından sola doğru geçmek istediğini gördüğünü ve kendini bekleyeceğini tahmin ettiğini fakat o beklemeyince kendisinin ayağını benzinden ka-ldırıp .biraz dahâ sola aldığını ve bu esnada kolunun kadına çarpıp onu devirdiğini söylemişti,r. İstintak esnasında ise ilkin köşeyi döner dönmez davacıyı kendi tarafında üzerine doğru gelmekte olduğunu görmüş olduğunu söylemiş daha sonra ise davacıyı ilk-in -yölun sağ kenarında gördüğünü ve kendine 10-15 adım yak-lâşınca davacının yolun sâğından soluna normalden biraz fazla sürat ile geçmek istemiş olduğunu söylemiştir. Davacının normalden fazla bir süratle yolu geçmeye teşebbüs ettiğine göre nasıl olur da- kendisinin geçmesini bekleyeceğini tahmin etmış olduğu davalıya sorulunca ise bu defa da, davacının ilkin yavaş yürüyüp yolu geçmek istediğini sonra durakladığinr. ve tekrar hareket ettiğini söylemiştir.
Davalıya, istintakı esnasında, davacıya yolu bir-, taraftan öteki tarafa kat ettiği esnada çarpmış olduğuna göre nasıl olur da sağ omuzuna çarpmış olduğu sorulduğunda davacının yolu meyilli bir tarzda kat etmekte olduğunu söylemiştir.
Bidayet Mahkemesi gerek davacının gerekse- davalının şahadetlerini -tatminkâr bulmamıştır. Davacının şahadeti hakkında Bidayet Mahkemesi şöyle demektedir:-
"Yukarıda söylenenlerden görüleceği gibi davacının kazanın nasıl vukubulduğu hakkındaki şahadeti tenakuzlar ihtiva etmekte, talep takririne tamamen uymamakta ve Emare -I. plân ile, bilhassa çarpışma noktası bakımından, bağdaşmamaktadır."
Davalının şahadeti hakkında ise Bidayet Mahkemesi şöyle demektedir:-
"Görüleceği gibi davalının şahadeti de tenakuzlar ihtiva etmektedir."
-Hem davacının ve hem de davalının şahadetlerini tatminkâr bulmayan Bidayet Mahkemesi şahadeti şu şekilde değerlendirmiştir:
"Yukarıda söylenenlerden görüleceği gibi ne davacı ne de davalı kazanın nasıl vuku bulmuş olduğunu Mahkemeye doğru dürüst ve sari-h olarak söylemiştir. Binaenaleyh bu hususta,bu bir hukuk davası olmasına rağmen, ne bir tarafın ne de öteki tarafın şahadetine kâmilen dayanılabilir. Ma.mafih, kanaatımızca, kazanın nasıl vuku bulmuş olduğu, bir tarafın veya öteki tarafın şahadetine kâmil-en dayanmamakla beraber, Emare I plan, DŞ I'in şahadeti ve Mahkeme huzurundaki diğer şahadet bir tüm olarak ele alındığında, kısmen doğrudan doğruya kısmen istihraç yolu ile, tespit edilebilir."
-Bidayet Mahkemesinin yaptığı bulguya göre kaza davacının yolu bir taraftan öteki tarafa geçmek üzere katettiği bir sırada takriben plânda çarpışma noktası olarak gösterilen yerde vukubulmuştur. Bidayet Mahkemesi kazanın hem davacının hem de davalının ihmal-kârlığı neticesinde vukubulduğu kanaatına vararak davacının kazanın vukuuna katkısının %25, davalının ise %75 olduğu kanaatına varmıştır. Bidayet Mahkemesirıe göre davacının ihmalkârlığı yolu katetmeye teşebbüs etmezden önce ve ettiği sırada etrafını kontr-ol etmeyerek ilerlemesi ve davalının seyir hattı içine girmesi veya yolu katedebilmek için daha süratli ilerlememesidir. Davalının ihmalkârlığı ise davacıyı epeyce bir mesafeden görmemesi, yaklaşmakta olduğundan davacıyı gerektiği veçhile ikaz etmemesi ve -kazayı önlemek üzere tedbir alarak yavaşlamaması hatta icap ederse diırmaması veya en azından istikamet değiştirmemesidir.
Bidayet Mahkemesi davacının özel zarar ziyan olarak K.L.6O.-, tam mes'uliyet esası üzerinden de K.L.1250.- genel tazminat almaya hak-kı olduğunu belirttikten sonra davacı leyhine K.L.982.500 mil için hüküm vermiştir.
Dosyalanan 3 istinaf sebebi aynen şöyledir:
"1. Davalının ihmalkâr sürüş yaptığına ve/veya kazanın vukuuna herhangi bir katkıda bulunduğuna dair Muhterem Bidayet Mahkeme-si bulguları hatalıdır ve/veya şahadet tarafında.n desteklenmemektedir.
2. Her halûkârda, Muhterem Bidayet Mahkemesi, hukuk davalarındaki ispat külfeti ile ilgili prensiplerde ve/veya Mahkemenin bir tahkikat komisyonu gibi hareket etmesi icap ettiği şekl-indeki düşüncesinde ve/veya kazanın nasıl vukubulduğunu illâki tespit etmesi icap eder şeklindeki temayülünde hataya düşmüştür.
3. Davanın bütün hususları nazarı itibara alındığında tespit edilen genel tazminat miktarı aşikâr şekilde fahiştir ve/veya norm-al bir miktarın hayli fevkindedir."
İlk olarak 1. ve 2. istinaf sebeplerini ele alalım. Davalı avukatı davacının ispat yükünü yerine getirmediğini, Bidayet Mahkemesinin davalının şahadeti ve bilhassa kazanın nasıl vukubulduğuna dair olan kısmını güvenilir- telâkki etmediğini, buna rağmen kazanın nasıl vukubulduğunu diğer şahadetten istihraç etmeye teşebbüs ettiğini iddia ederek nazarı dikkatımızı Bidayet Mahkemesi hükmünün sayfa 51'deki daha önce iktibas edilen pasaja çekmiş ve kazanın nasıl vukubulduğunu g-österebilecek "diğer şahadet" mevcut olmadığını iddia etmiştir. Davalı avukatı keza, "diğer şahadet" olarak Bidayet Mahkemesinin vaka yerinde davalının DŞ I PÇY. Mehmet Salih'e yaptığı beyanatı aldığını, bunun yanlış olduğunu çünkü PÇY. Mehmet Salih'in dav-alının kendisine söyledikleri hakkında not tutmadığını ve aradan 14 ay gibi bir müddet geçtiği için davalının sözlerini iyice hatırlayamayacağını ve PÇY. Mehmet Salih'in şahadetine fazla önem verilmemesi gerektiğini iddia etmiştir. Davalı avukatı ayni zama-nda dikkatımızı PÇY. Mehmet Salih'in şahadetindeki şu pasaja çekmiştir:-
"C. Hatırlamıyorum, fakat kazanın kendisi tarafından yapıldığını ve kadına çarptığını söylediğini hatırlıyorum fakat kelime olarak ne dedi hatırlamıyorum."
Bu şahadete rağmen Bidaye-t Mahkemesinin davalının PÇY. Mehmet Salih'e yaptığı ifadede yer alan "ansızın" kelimesine Bidayet Mahkemesinin çok büyük önem verdiği ve bu noktadan başlayarak diğer ihmalkârlık unsurlarının da bundan istihraç edildiği iddia edilmiştir.
Bidayet Mahkeme-sinin davalının ihmalkârlığı hususundaki bulguları şöyledir: -
"Kaza davalının geldiği taraftaki kavşaktan takriben 104' uzakta vuku bulduğuna, davalının motosikletirıi saatte 10-15 mil sürat ile sürdüğüne ve davacının da yolu eli dolu olduğu halde yürüyer-ek geçmekte olduğuna göre davalının davacıyı epeyce bir mesafeden görmesi, yaklaşmakta olduğundan davacıyı gerektiği veçhile ikaz etmesi ve kazayı önlemek üzere tedbir alarak yavaşlaması hatta icap ederse durması veya en azından istikamet değiştirmesi lâzı-mdı. Davalı bunları yapmadığına göre motosikletini imalkârane ve dikkatsızca sürmüş ve kazanın vukuuna sebebiyet vermiştir."
Bu pasajdan görüleceği gibi Bidayet Mahkemesinin ihmalkârlık bulgusu davalının davacıyı görmediğine veya görmesi icabettiğine isti-nad etmektedir. Yukarıdaki pasajda belirtilen diğer ihmalkârlık unsurları davalının davacıyı görmemesi veya görememesi ile ilgilidir. Bu bakımdan, davalı avukatının iddia ettiği gibi, yalnız PÇY Mehmet Salih'in şahadetine istinad ederek davalıyı ihmalkârlı-ktan kabahatlı bulmak salim olmaz kanaatındayız-. Şu halde davalının ihmalkârlığını gösteren başka şahadetin olup olmadığını tetkik etmek gerekir. Davalı sayfa 39'da şöyle demektedir:-
"S. Bu kazanın olmasından ewel yahut hemen evvel bu kadını gördün mü?
-C. 15-20 adım kala yolun kenarından diğer tarafa geçmek istediğini gördüm ve ben yavaş gittiğim için biraz daha sola aldım herhalde kadın beni bekleyecek tahmin ettim o beklemeyince yolun kenarında giderken biraz daha sola aldım ve kolum çarptı ve devrildi-, kolum onun elinde lengerler vardı o lengerlere kolumla çarptım."
Ayni sayfada daha sonra davalı şöyle demektedir:
"S. Kazanın olduğu nokta vardır o noktadan sen ne kadar mesafede iken daha
kadın yolun bir tarafından diğer tafına geçmeğe teşebbü-s etti:
C. 10-15 adım falan.
S. Ne yaptın sen .ondan sonra?
C. Biraz sola aldım ve ayağımı benzinden çektim yavaşlattım motoru daha
yolun soluna aldım geçmek istedim. Ben kadının beni bekleyeceğini
tahmin ettik fakat beklemeyin-ce tam yariına yaklaşinca dirseğim hemen
çarptı kendisine."
Davalı istintakı esnasında sayfa 41'de şöyle demektedir:
"S. Siz köşeyi döndüğünüzde bu Emine hanımı gördünüz mü?
C. Yolun kenarında gördüm.
S. Yolun hangi kenarında?
C. Beni-m tarafımda.
S. Asfaltın kenarında idi?
C. Evet.
S. Ne tarafa doğru giderdi?
C. Sağımdan sola geçmek istedi.
S. Siz köşeyi döner dönmez şu Emine hanımı gördünüz ne tarafa doğru
giderdi?
C. Üzerime doğru gelirdi.
S. Yolu geçmeğe çalışmı-yordu, köşeyi döndünüz dedin döner dönmez Emine hanımı gördünüz sizin sağınızda idi o saat kendini ilk gördüğünüzde Emine hanım sağınızda üzerinize doğru gelirdi yoksa o anda yolun sağından soluna doğru geçmeğe çalıştı?
C. Geçmeğe çalışti, o anda yolun ke-narında idi ve ben yaklaşınca hemen
geçmeye çalıştı.
S. Demek sağınızda yolun sağında, karşı istikametten gelmekte idi?
C. Evet.
S. Ve siz doğru yolunuzdan giderdiniz:
C. Evet.
S. Ne -anda başladı yolun bir tarafından diğer tarafına geçmeğe:
C. 10-15 adım kala kaza yerine o da yolu geçmeğe çalışti.
S. Siz bu anda yolun solunda idiniz?
C. Evet.
S. Ve o anda başladı geçmeğe?
C. Evet."
Yi-ne daha sonra sayfa 42'de davalı şunları söylemiştir:-
"S. Normalden biraz süratli gördünüz geçiyor aranızda 10-15 adım var, sizin de hemen tekerlenir motorunuz stop kullandınız mı?
C. Hayır benzinden kaldırdım ayağımı.
S. Niçin durmadın?
C. Geçebilirdim b-eni bekleyeceğini tahmin ettim."
Bütün bunlardan görülecektir ki davalı davacından 15-20 adım uzakta iken, davacı yolu geçmeğe çalışmış, davalı bunu görmüş fakat davacının geçebileceğini tahmin ederek yoluna devam etmiştir.
Kanaatımızca davalının ihmalkâ-rlığı, davacının yolu geçmeye çalıştığını gördüğü halde durmaya veya kazayı önlemeye teşebbüs etmemesidir. Bu gibi hallerde kazaya methalder olan tarafların karşılıklı vazifeleri Nance v. British Columbia Electric Railway Co. Ltd. (1951) A.C. 601, s.611'de- şöyle izah edilmektedir:-
"Generally speaking, when two parties are so moving in relation to one another as to involve risk of collision, each owes to the other a duty to move with due care,and this is true whether they are both in control of vehicles, or- both proceeding on foot, or whether one is on foot and the other controlling a moving vehicle. If it were not so, the individual on foot could never be sued by the owner of the vehicle for damage caused by his want of care in crossing the road, for he wou-ld owe to the plaintiff no duty to take care: Yet such instances may easily occur, e.g., if the individual's rashness causes the vehicle to pull up so suddenly âs to damage its mechanism, or as to result in folloyving traffic running into it from behind or-, indeed, in physical damage to the vehicle itself by contact with the individual. When a man steps from the kerb into the roadway, he owes a duty to traffic which is approaching him with risk of collision to exercise due care."
Bidayet Ma-hkemesinin kusur hakkııidaki kararı netice itibarıyle doğrudur ve bu husustaki istinaf reddolunur. Fakat kanaatımızca davanın bütün şartları nazarı itibara alındığında davacının ve davalının kazaya katkıları eşittir. Bu sebeple Bidayet Mahkemesinin bu husu-staki bulgusu iptal olunur.
3. istinaf sebebi tazminat ile ilgilidir. Davacı kaza neticesi sağ kolundan, sağ göğsünden ve eğe kemiklerinden yaralanmış olarak hastahaneye kaldırılmış, hastahanede 5-6 gün yattıktan ve tedavi gördükten sonra 3 ay da kendi ev-inde yatmıştır ve doktor Akan Sonuç tarafından 9-10 defa kendi evinde ve 20 defa da doktorun özel kliniğinde bakılıp fizik ve elektrik tedavisi görmüştür.
Dr. Akan Sonuç davacıyı ilk defa hastahanede muayene ettiğinde aşağıdaki yaraları tespit etmiştir:-
-
(i) Davacının sağ omuzu çıkık ve sağ humerus yani kol kemiğinin üst ucu kırıktı. Kırıklık kol kemiğinin omuza birleşme noktasının altında idi.
(ii) Sağ 3. ve 4. kaburga kemikleri kırılmıştı:
(iii) Sağ meme ve o bölgede geniş morarma ve sağ kalça ile diz m-afsalları üzerinde morarma ve sıyrıklar mevcuttu.
Bidayet Mahkemesinin hükmünde yukarıda (iii) de belirtilen yaraların tazminat bakımından nazarı itibara alındığı bahsedilmemiştir. Bunu, morarmaların ve sıyrıkların iyileştiği manasında alıyoruz. (ii) de g-österilen yaralar hakkında ise Dr. Akan Sonuç'un şahadetine göre davacının kaburga kemikleri tamamen kaynamış ve iyi olmuştur. Davacı kırıklık devresinde fazla sızı çekmekle beraber soğuk havalarda hissedilebilmesi muhtemel sızılar hariç, bu yaralardan ile-ride sızı çekmeyecektir. Yukarıda (i) deki yaraların şimdiki durumu Dr. Akan Sonuç'a göre şöyledir:- Davacının sağ omuz mafsalı normal fonksiyonunu kaybetmiştir, kırık ve çıkığın neticesi olarak sağ omuz mafsallarında daralma meydana gelmiş ve osteoartriti-s başlamıştır ki bunun zamanla artması muhtemeldir. Davacının sağ omuzunun abdüksiyonu yani kolu yana ve yukarıya doğru kaldırma hareketleri 180 yerine 90 dereceye, hiperfleksiyon yani arkaya götürme hareketi 80 yerine 0 dereceye ve fleksiyon hareketi de -180 yerine 110 dereceye düşmüştür. Davacının bu malûliyeti doktora göre 20-25 nisbetindedir. Omuz çıkığı ve kol hareketi ilk 10-15 gün zarfında davacıya fazla ağrı vermiştir. Şimdi ise hareket mahdudiyetinden dolayı davacı ağır şeyler kaldırdığı ve sağ ko-lunu fazla kullandığı zaman ağrı hissedecektir. Davacı sağ kolunu ağır işlerde kullanamaz, koltuk çekemez mamafih bir iskemleyi çekebilir hatta ağrı hissederek kaldırabilir. Bidayet Mahkemesi davacıya düçar olduğu bedeni zarar, çektiği ve çekeceği sızı ve -rahatsızlıklar ve hayat nimetlerinden mahrum olduğu için tam mes'uliyet esası üzerine K.L.1250.- tazminat hükmetmiştir. Davacının müstakbel kazanç kaybı hakkında şahadet olmadığı için tazminatın tespitinde bu mevzu bahis olmamıştır.
Davalı avukatı davacı -leyhine hükmedilen genel tazminat miktarının fahiş olduğunu iddia etmiştir ve bu meyanda hususuyle Bidayet Mahkemesinin daimi iktidarsızlık varmış gibi hareket ettiğini, hakikatta daimi iktidarsızlığa dair şahadet olmadığını iddia etmiştir. Kanaatımızca da-vacının aldığı yaraların bir dereceye kadar daimi kalacağına dair şahadet vardır. İlk olarak, osteoartritis'in daimi olduğuna hatta ileride fazlalaşacağına dair şahadet vardır. İkinci olarak, omuz ve kol yarala.rından bahsederken Dr. Akan Sonuç hareket mah-dudiyeti olduğunu söylemiş ve ağır şeyler kaldırdığı zaman ve sağ kolunu fazla kullandığı zaman dava-. cının ağrı hissedeceğini beyan etmiştir. Bu da ağrıların ileride devam edeceğine dair şahadettir.
Davalı avukatı ayni zamanda dikkatımızı Hukuk istinaf -No.l/72 Ahmet Yusuf v. Mûstafa Ahmet'te verilen tazminat miktarına çekmiştir. Bu davanın esas dosyası tetkik edildiği zaman mevzu bahis yaranın köprücük kemiğinde (colar bone) olduğu meydana çıkmaktadır. Sabit olan ve hareket etmeyen köprücük kemiği ile da-imi olarak hareket eden
kol kemiğinin bilhassa mafsala yakın olan kısmının kırıklığı arasında çok fark vardır ve bu iki kemiğin kırılması için hükmedilen tazminat miktarları da çok farklıdır.
Bunlara rağmen bütün şeraiti ve benzer davalarda verilen tazmin-at miktarları mukayese edildiğinde, davacıya tam mes'uliyet esası üzerine verilen K.L.1250.- tazminatın fahiş olduğu vc bunun yerine K.L.900.-nın daha makul olacağı kanaatındayız. Tam mes'uliyet esası üzerinden verilen K.L.6O.- özel tazminat istinaf konusu- olmamıştır.
Netice itibarıyle Bidayet Mahkemesinin tazminat ile ilgili hükmü iptal edilir ve davacı leyhine ve davalı aleyhine özel tazminat da dahil K.L.480.- için hüküm ve-rilir.
İstinaf kısmen muvaffak olduğu için dava masrafları ile ilgili herha-ngi bir emir vermemeyi uygun gördük.
Yüksek Mahkeme 23 Mayıs 1973.
421
Full & Egal Universal Law Academy