-Hukuk İstinaf No. 14/73
(Dava No. 755/72)
YÜKSEK MAHKEME HUZURUNDA
Mahkeme Heyeti: M.Necati Münir Başkan, Ülfet Emin ve Ahmet İzzet
İstinaf eden: Fatma Sıtkı, Lefkoşa
(Davalı)
ile
Aleyhine istinaf ed-ilen: Lefkoşa Türk Bankası Ltd., Lefkoşa
(Davacı)
a r a s ı n d a
İstinaf eden namına: Fuat Veziroğlu
Aleyhine istinaf edilen namına: Kıva-nç M. Riza
Hukuk Uslulü - Layihalarda hata veya yanlışlık - Layihslarda hata veya yaıılıŞlık - Mahkmenin hata -veya yanlışlığı düzeltme yetkisi - H.M.U. Tüzüğü E.25'e göre müracaatın sözlü yapılabilmesi - Duruşma esnasında yapılan sözlü müracaatın kabul-ünden sonra tadil edilmek istenen hususları içeren bir yazının Mahkemeye ve bir kopyasının da karşı tarafa verilmesi - Basit, yanlışlıklar içiıi buna gerek olmaması.
Hukuk Usulü- Tadil müracaatı - Müracaatın sözlü yapılabilmesi H.M.U. Tüzüğünün gerek E.48--N.2(1) gerekse E.25 N.5'e göre duruşma esnasında tadil müracaatı sözlü olarak yapılabilir ve Mahkemenin uygun ve adil gördüğü hallerde tadile izin vermesi gerekir.
Tadil Müracaatı - Müracaatın tamiri imkânsız bir zarara sebep olmaması gerekir.
OLAY: D-avacı bir senetle Davalının kendisinden 4360 K.L. borçlandığını iddia ederek bu paranın ödenmesini talep etti. Duruşma günü Davacı avukatı Mahkemeye sözlü bir müracaat yaparak talep edilen miktarın bir daktilo hatası sonucu yanlış yazıldığını söyledi ve ta-lebin 4630.- K.L. olarak değiştirilmesini, rica etti. Davacı bu müracaatının H.M.U. Tüzüğü Emir 25 nizam 5'e dayandığını söyledi. İlk Mahkeme hatanın iyi niyetle yapılmış muhtemelen bir daktilo hatası olduğunu kabul etmekle birlikte böyle bir müracaatın ya-zılı yapılması gerektiğine karar verdi. Bunun üzerine Davacı aynı müracaatı yazılı olarak yaptı ve İlk Mahkeme müracaatı kabul etti. Ayrıca Davalıya müdafaa takririni değiştirmesi için 10 günlük süre tanıdı. Davalı İlk Mahkemenin tadil müracaatını hatalı o-larak kabul ettiğini öne sürerek kararı istinaf etti.
SONUÇ: Yüksek Mahkeme H.M.U. Tüzüğü gerek E.25(1) gerekse E.25 (5)'e göre bir tarafın duruşmada sözlü olarak herhangi bir hata ve yanlışlığı düzeltebileceğine bunu yazılı yapmak zorunda olmadığına uy-gun ve adil olan hallerde müracaatın kabul edilmesi gerekitğine, müracaat kabul edildikten sonra karşı tarafa layihasını düzeltme fırsatı vermek için değişikliğin yazılı olarak Mahkemeye ve bir kopyasının da karşı tarafa verilmesinin emrolunabileceğine, an-cak önemsiz hususların yazılı olarak bildirilmesi gerekmediğine karar verdi ve bu nederile istinafı reddetti.
Atıfta Bulunulan Yargısal İçtihatlar:
I. Hyams v. Stewart Kim (1908) 2 K.B. s.724.
2. G.L.Baker Ltd. v. Medway Building etc. Ltd. (1958) 3 All E-.R. s.540.
3. Derrick v. Williams (1939) 2 All E.R. s.559.
4. Tildesley v. Harper (1878) l0. Ch. D.393.
5. Larapede v. Commercial Union Association (1883) 32 W.R. s.262.
H Ü K Ü M
20 Şubat 1973' de istinaf ın reddolunmasına, istinaf edenin istinaf masr-aflarını ödemesine karar vermiş ve hükmümüzün gerekçelerini daha ileride vereceğimizi belirtmiştik. Şimdi gerekçeleri veriyoruz.
İşbu istinaf 755/72 sayılı davanın Bidayet Mahkemesi huzurunda duruşması esnasında Bidayet Mahkemesinin talep takririnin tadil-i için verdiği emrin aleyhine yapılmış bir istinaftır. 755/72 sayılı davadaki talep takririnin 2. paragrafında davalının takriben. 11.9.1970 tarihinde Lefkoşa'da yapılan yazılı mersum ve/veya alelade bir borç senedi gereğince davacıdan K.L.4360.- para bor-çlandığını ve mezkur borcunu 11.9.70 tarihinden itibaren %8 1/2 nisbetinde mürekkep faizi ile birlikte 11.9.71 tarihinde ödemeyi deruhte ettiğini davacı iddia etti. Davalı dosyaladığı müdafaa takriri ile davacının işbu iddiasını kabul etti. Davanın duruşma-sı 26 Ocak 1973'e tayin edildi. O gün davanın duruşmasına başlanmazdan önce davacının avukatı mahkemeye şifahi bir müracaat yaparak talep takririnin 2. paragrafında görülen K:L.4360.- miktarının bir daktilo hatası olduğunu ve bunun aslında K.L.4630.- - olması gerektiğini ileri sürerek talep takririnin 2. paragrafında yer alan K-.L.4360.-'nın değiştirilerek onun yerine K.L.4630.- miktarının yer almasını sağlamak için talep takririnin tadilini istemiştir. Davacının avukatı bu husustaki müracaatı ile ilgili aynen şunları söyledi:-
"Bu davada hazırlamış olduğum talep takririnin 2. p-aragrafında ödünç olarak alınan para miktarı yanlışlıkla 4630 yerine 4360 olarak geçmiştir. Bu bir daktilo hatasıdır ve düzeltmem için müsaadenizi rica ediyorum. Bunun bir daktilo hatası oldu u tüm talep takriri okunduğu zaman ki 3. paragrafta i âveten yal-nız K.L.26.675 millik sigorta primi, mukabil faiz %8 1/2 istiyoruz ve 14 Temmuz 1972 tarihinde ekün K.L.5434.-ya baliğ oluyor ki rakam K.L.4630 yerine K.L.4360 olsa hiçbir şekilde K.L.5434.-yı bulamazdık. Saniyen karşı taraf talep takririni aldığında müdaf-aa dosyalamazdan evvel bize bir tarih yazmıştır 19 Ekim,l972 tarihinde ve müdafaalarıni dosyalamaları için bizden gerek esas borç senedinin ipoteğini gerekse K.L.5434.565 milin ayrı ayrı dökümanını yani ana para ne kadardır faiz ne kadardır muhasebe harcı -ne kadardır bunların dökümanını istiyor bizden ve biz bunlara cevap olarak müddea aleyhin avukatına gerek bütün bu istenilen evrakların fotokopilerini verdik ki verdiğimiz fotokopilerin gerek ipotek senedine gerekse hesap kartında esas borcun K.L.4360.- de-ğil K.L.4630.- olduğu aşikâr surette görülmektedir. Binaenaleyh müdafaa da müdafaasını hazırlarken esas elindeki senetlerin ve hesap dökümanı fotokopilerinde esas borcun K.L.4630.- olmasını bilebilirdi mamafih onlar da bunun farkına varmadan müdafaa talepl-erinde 1. ve 2. paragrafı kabul ettiler."
Davacının avukatı hatanın tadili için müracaatını Hukuk Mahkemeleri Usulü Nizamatının 25. Emrinin 5. nizamına istinad ettirdiğini mahkemeye bildirmiştir. Davalının avukatı davacının müracaatına itiraz etti ve bu i-tirazı esnasında Bidayet Mahkemesine davalının avukatı aynen şunları iddia etmiştir.
"Evvelâ iddia edildiği hususta bir daktilo hatasından mütevellit olduğu yolunda bir şahadet mahkeme huzururıda yoktur. Ondan sonra talep takririnin 2. paragrafında K.L.43-60.borç para aldığı davalının iddia edilmektedir ve müdafaa takririnin 1. paragrafında da bu iddia kabul edilmektedir. Bir an için mahkemenin K.L.4360.- rakamını K.L.4630.- yapmaya hakkı olduğunu farzetsek, o zaman ortaya müdafaa takririnin ne olacağı mese-lesi çıkar. O zaman davalının şu veya bu miktarı kabul edip etmediğini bilmeden, müdafaa takririni de kendiliğinden tadil etmek yoluna gidilebilir mi? Bizim kânaatımızca bu imkânsızdır ve doğrusu 0.25 r.l tahtında düzeltmek için müracaat edilmesi gerekir."-
Bidayet Mahkemesi müdafaa avukatının itirazını, talep takririni ve söylenenleri tetkik edip tezekkür ettikten sonra hatanın hüsnüniyetle yapılmış olduğuna ve pek muhtemelen bir daktilo hatası olacağına kanaat getirdi ve bu hatanın düzeltilmesi için gerek-li tadilâtırı yapılması hususunda izin vermeyi uygun ve münasip gördüklerini kararlarında beyan ettiler. Ancak Bidayet Mahkemesi böyle bir müracaatın davacı tarafından yazılı olarak mı yoksa şifahi olarak mı yapılması icap ettiği hususunu tezekkür etmeyi u-ygun gördüler. Bidayet Mahkemesi Hukuk Usulü Muhakeme Nizamatının E.48, n.2(1) tahtinde mahkemeye yapılan her istidanın, aksine mevzuat bulunmadığı takdirde, yazılı yapılması gerektiğini, tadilâtla ilgili E.25 tahtindeki müracaatların ise şifahen yapılacağ-ına dair herhangi bir mevzuat mevcut olmadığını, bu husustaki durumun İngilterede de İngiliz Hukuk Usulü Mahkeme Nizamlarının E.28, n.8'e göre ayni olduğunu, Hyams v. Stewart Kim (1908) 2 K.B.724 davasında Farwell L.J.in söylediğini yani "It is the duty of- any counsel who applies at the trial for leave to amend his pleading, to formulate and state in
writing the exact amendment for which he asks" nazarı itibara alarak tadilâtın yazılı bir müracaatla verilebileceğini göz önünde tutarak, düzeltilmesi istenen -hatanın veya yanlışlığın hüsnüniyetle yapılmış bir yanlışlık veya bir daktilo hatası olmasına rağmen müracaatın yazılı olarak yapılması bakımından herhangi bir fark yaratmadığını, mamafih yanlışlığın hüsnüniyetle yapılmış olması veya bir daktilo hatası old-uğunun gözükmesi yapılan tadil müracaatının kolaylıkla kabul edilip gerekli iznin verilmesi için esaslı bir sebep teşkil ettiği kanaatına vardı.
-Mahkeme yukarıda bahsettiğimiz kararı verirken davacının avukatı mahkemeye şu müracaatı yapmıştır:
-"Verilen prensip kararı muvacehesinde mevzu bahis tadilâtı yapmak için yazılı müracaatımı mahkemeye sunuyorum. Karşı tarafa da istidanın bir kopyası verilmiştir."
Bunun üzerine mahkeme şunları söylemiştir:
"Yukarıda söylediğimiz gibi yapılan tadil müracaa-tını kabul etmeyi uygun ve münasip gördük. Müdafaa avukatının bize söylediklerinden anladığımıza göre yapılacak tadilât muvacehesinde müdafaanamenin de tadil edilmesi mevzu bahis olabilir. Bu durumda davalının da muayyen bir süre zarfında müdafaanamesini t-adil etmek hakkının kendine tanınması gereklidir kanaatındayız.
Netice itibarıyle davacının müracaatı kabul olunur ve gerekli tadilâtın yapılması için izin verilir. Tadilât usule uygun olarak Mahkeme dosyasındaki talep takriri üzerinde yapılacaktır.
Dava-lı talep takririnin tadilinden itibaren 10 gün zarfında tadil edilmiş bir müdafaanameyi dosyalamak ve karşı tarafa vermek hakkına sahip olacaktır."
Davalı Bidayet Mahkemesinin tadilât ile ilgili emrinin aşağıdaki sebeplerden dolayı hatalı olduğunu ileri s-ürerek emrin aleyhine istinaf eyledi.
l. K.L.4360.- rakamının bir yanlışlıkla ve/veya daktilo hatası mahsulü olduğurıu ve di.izeltilmesine karar vermekle ve/veya huzurunda bu yolda şahadet olmaksızın karar vermekle Bidayet Mahkemesi hataya düşmüştür.
2. B-idayet Mahkemesi davacı tarafından usulüne göre yapılmış bir müracaat olmaksızın talep takririnin tadil edilmesine müsaade etmekle ve buna paralel olarak müdafaa takririnin de tadilini emretmekle hataya düşmüştür.
3. Bidayet Mahkemesi davalıya itiraz ve/ve-ya söz hakkı tanımadan talep ve müdafaa takririnin tadiline izin ve/veya emir vermekle hataya düşmüştür.
4. Bidayet Mahkemesi izin verdiği tadilâtın usulüne göre yapılmasına emir verecek yerde mahkeme dosyasındaki talep takririnin davacı avukatı tarafından- değiştirilerek parafe edilmesine müsaade ve/veya emir vermekle hataya düşmüştür.
Bidayet Mahkemesi Hukuk Usulü Mahkeme Nizamatının E.48 n.2(1)'e ve yukarıda iktibas ettiğimiz Farwell L.J.in Hyams davasında söylediklerine istinad ederek talep takririnin t-adili için müracaatın yazılı olarak yapılması gerektiği kanaatına varmıştır. E.25 n.5 tahtinde mahkeme veya hakim herhangi bir zamanda, masraf ve diğer hususlar hususunda adil göreceği şartlara tabi olmak şartıyle, herhangi bir muameledeki bir hata veya ya-nlışlığı tadil edebilir ve gerekli bütün tadilâtı huzurunda olan muameleye istinaden hakiki ihtilâf konusunu karara bağlamak amacı ile yapabilir. Işbu nizamda herhangi bir istidanın yapılması gerektiğine dair herhangi bir hüküm mevcut değildir. Kanaatımızc-a duruşma esnasında taraflar mahkeme huzurunda hazır olduğu cihetle, mahkeme. gerek E.25 n.l gerekse E.25 n.5 tahtında herhangi bir tarafın şifahi müracaatı üzerine herhangi bir lâyihanın veya muamelenin uygun ve adil gördüğü takdirde tadil edilmesine müsa-ade edebilir. Genellikle müracaat duruşma esnasında şifahi olduğu hallerde de tadilâtı istenen hususların yazılı olarak mahkemeye ve bir kopyası da karşı tarafa verilmesi gerekir. Ancak tadil edilmesi istenen hususlar basit hususlar ise, bu hususların yazı-lı olarak mahkemeye ve bunun bir kopyası da karşı tarafa verilmesi gerekmeyebilir. Bu gibi hususların yazılı olarak mahkemeye ve karşı tarafa verilmek istenmesine başlıca sebep, karşı tarafın istenen tadilât hususunda ne yapması gerektiğini tezekkür etmesi- içindir. Fakat bu meselede olduğu gibi tadil edilmesi istenen husus bir rakam ise bu rakamın yazılı olarak mahkemeye ve karşı tarafa verilmesi şart değildir kanaatındayız. Pek tabüdir ki mahkeme arzu ettiği takdirde böyle basit bir hususun dahi yazılı ola-rak verilmesini emredebilir. Tadilâtın duruşma esnasında şifahi yapılabileceği ve tadil edilmek istenen hususların daima yazılı verilmesi gerekmediği hususunda Sir Wilfird Greene, M.R. Derrick v. Williams (1939) 2 All E.R. 559 istinafında sayfa 562'de şunl-arı söyledi:-
"I would like to say that, where leave to amend is asked for, whether it be asked for in the ordinary way by summons, or, in circumstances such as these, after the conclusion of some other matter before the judge, it is very inconvenient tha-t leave to amend should be given' before the actual amendment is formulated, because the result may rery well be, as it has been in this case, that, when the amendment is formulated, it is found to be objectionable. In cases where leave to amend is asked f-or, it is, in my view - and I speak with some considerable experience in this matter- of very great importance, except possibly in fairly simple cases, that the precise terms of the amendment should be seen, not merely 'for the 'information of the tribunal- which is dealing with the application, but also so that the other side may see exactly what it is that is being asked, and direct their arguments to some concrete proposition. In the present case, the amendment was finally embodied in an amended statement- of claim, and it is said by the defendant, the appellant in this court, that that amendment ought never to have been allowed."
-Yukarıda iktibas ettiğimiz kısımdan açıkça görülüyor ki o davada tadil emri verildiğinde tadilâtın kat'i olarak ne olacağı hususu dahi mahkemeye bildirilmiş değildi. O davada da tadil etme müracaatı duruşma esnasında şifahen yapılmıştır. Ayni hususta G.L.B-aker, Ltd. v. Medway Building etc. Ltd. (1958) 3 All E.R. 540 davasında sayfa 552'de Romer LJ. şunları söyledi:-
"Then the sixth point to which counsel for the plaintiffs referred, which perhaps is more directed to costs, was that when junior counsel for -the defendants made his application for leave to amend he ought to have produced before Danckwerts, J. a piece of paper on which was written the precise terms and form of the amendment which he desired to introduce into the defence, in accordance with what- Sir Wilfred Greene, M.R., stated to be a convenient practice in Derrick v. Williams (1939) 2Al1 E.R.559). I cannot myself think that much would have come of that if counsel had adopted that course. The nature of the amendment that he desired to make was p-erfectly obvious in the context in which the application was made, and to think that he would have been any better off if he had asked for an adjournment to write it out and put it into exact form and bring the matter to the notice of the judge again, is t-o my mind unrealistic in the extreme. Danckwerts, J., knew perfectly well what the nature of the amendment was and he said that he was not prepared to admit it. As I say, I do not think counsel would have advanced the position in the slightest if he had pr-oduced the precise form of the proposed amendment."
Willmer L.J. ise sayfa 554'de şunları söyledi:
"There is one other matter with which I wish to deal quite briefly, and that is with regard to the formulation of the amendment which it has been sought to- make. I agree with what my Lords have said with regard to the failure to reduce the proposed amendment to writing at the trial. Having regard to the way in which the matter was dealt with at the trial, I apprehend it would have been a useless formality me-rely to write out on a piece of paper that which the learned judge had already refused to allow."
Bu meselede davacının avukatı- davalı avukatına, müdafaa takriri verilmezden önce davalı avukatının isteği üzerine, borç ve faizler hakkında ilgili tafsilât verildiğini ve 'bu tafsilâtta esas borcun K.L.4630.- olarak gösterildiğini, bunu davalı avukatının bildiğini müracaatı esnasında -Bidayet Mahkemesinde söylemiştir. Davalının avukatı ise borç hakkındaki tafsilât ile ilgili davacı avukatının Bidayet Mahkemesi huzurunda söylediklerinin doğru veya yanlış olduğu hususunda Bidayet Mahkemesine herhangi birşey söylemiş değildir. Bu da göster-iyor ki davalının avukatı davacının avukatının tafsilât hususunda mahkemede söylediklerinin doğru olduğunu kabul etmiştir. Böyle olmamış olsaydı hiç şüphe yoktur ki davalının avukatı böyle bir tafsilâtın verilmediğini veya verilen tafsilâtta dahi ana borcu-n K.L.4360.- olarak gösterildiğini söyleyecekti. Davalının avukatı mahkemeye tadilât için itirazını yaparken bu hususta Bidayet Mahkemesine herhangi birşey söylememiştir. Davacı avukatı talep takririni tadil etmek için mahkemeye şifahi müracaatını yaptığın-da talep takririnde talep edilen tüm meblâğın K.L.5434.565 mil olduğunu ve bu meblâğa varılabilmesi için esas borcun K.L.4360.- olamayacağı aşikâr olduğunu ileri sürmüştür. Bidayet Mahkemesi kararını verirken davacı avukatının söylediklerini ve talep takri-rini tezekkür ettikten sonıa K.L. 4360.- rakamının bir yanlışlık ve hata yüzünden yazıldığına kanaat getirdiklerini söylemiştir. Esas borcun K.L.4360.- olmayıp K.L.4630.- olduğu davalı avukatı tarafından bilindiği halde talep takririnde yapılan bir daktilo- veya başka hatadan istifade etmek yönüne gitmiştir.
Yukarıda söylediklerimizden dolayı Bidayet Mahkemesinin şifahi müracaat üzerine E.25 tahtinde talep takririnin tadil edilemeyeceği hususundaki kararı hatalıdır. Bidayet Mahkemesi talep edilen tadilâtın -uygun ve münasip olduğu kanaatına vardıktan sonra talep edilen tadilâtı davacının şifahi müracaatına istinaden vermesi gerekirdi. Dolayısıyle Bidayet Mahkemesinin davacının müracaatının yazılı olması gerektiği hususundaki kanaat veya kararı hatalı idi. Tad-ilât için yapılan herhangi bir müracaatın uygun ve adil olup olmadığı hususunu incelerken mahkeme tadilâttan dolayı karşı tarafın tamiri imkânsız herhangi bir zarara düçar olup olmayacağını nazarı itibara alması gerekir. Hiç şüphe yoktur ki duruşma esnasın-da herhangi bir tadilâtın yapılması için bir müracaat yapıldığında bazan davanın duruşmasının, bu davada olduğu gibi, tehir edilmesi gerekebilir. Bunun için de karşı tarafın herhangi bir zarara uğramaması için genellikle tehir masrafları tadil etmek isteye-ne yükletilir. Tadilâtın uygun ve adil olması gerektiği hususunda Tildesley v. Harper (1878) 10 Ch.D.393 davasında Bramwell, L.J. şunları söyledi:
"I have had much to do in Chambers with applications for leave to amend, and I may perhaps be allowed to say -that this humble branch of learning is very familiar to me. My practice has always been to give leave to amend unless I have been satisfied that the party applying was acting mala fide, or that., by his blunder, he had done some injury to his opponent whic-h could not be compensated for by costs or otherwise. I confess that if the present case had come before me I should have had some doubt whether the Defendant had made a bona fide mistake, as the mistake is so very obvious. I should probably have required- some affidavit or statement by the solicitor to shew that the slip in the pleading was a bona fide one, and if satisfied on that point, I should not have refused leave to amend.....
It is quite right that the rules of the Court should be observed, and tha-t a party should be fined for his mistake,but the fine should be measured by the loss to the other side, and not by the importance of the stake between the parties."
Ayni da-vada Thesiger, L.J. ise şunları söyledi:
"I am also of opinion that it is important that the rules of the Court as to pleading should be enforced, but this may be done at too great a price. The object of these rules is to obtain a correct issue between t-he parties and when an error has been made it is not intended that the party making the mistake should be mulcted in the loss of the trial."
Clarapede v. Commercial Union Association (1883) 32 W.R. 262 davasında sayfa 263'de Sir William Brett, M.R. şunları- söyledi:
"However negligent or careless may have been the first omission, and however late the proposed amendment, the amendment should be allowed if it can be made without injustice to the other side. There is no injustice if the other side can be compen-sated by costs."
G.L.Baker, Ltd. v. Medway Building etc. Ltd. (1958) 3 All E.R. 540 davasında sayfa 549'da Jenkins L.J. şunları söyledi:
"It appears, therefore, that in the present case the learned judge ought in the exercise of. his discre-tion to have g-ranted this amendment if it appeared that this would involve no loss or detriment to the plaintiffs which could not be made good to them by an appropriate order as to costs."
Tadilât ite ilgili müracaat yapıldığında mahkemede davacı ve davalı avukatının s-öylediklerini, talep takririnin 3, 4 ve 5. paragraflarında davalı aleyhine talep edilen yekün miktarın K.L.5434.565 mil olduğunu ve bu miktara varabilmek için esas borcun K.L.4360.- dan fazla olması gerektiğini, müdafaa takriri hazırlanmazdan önce esas bor-ç, faiz ve saire ile ilgili tafsilâtın davalı avukatına verildiğini, Bidayet Mahkemesinin esas borcun talep takririnde K.L.4360.- olarak gösterilmesinin hüsnüniyetle yapılmış bir yanlışlık veya bir daktilo hatası olduğu kanaatına vardığını göz önünde tutar-ak talep edilen tadilâtın yapılması için emir verilmesinin uygun ve adil olduğu kanaatına vardığımızdan, Bidayet Mahkemesinin bu hususta netice olarak verdiği tadilât emrinin hatalı olmadığı kanaatına vardık. Bilakis Bidayet Mahkemesi bu durumda tadilât ta-lebini reddetmiş olsaydı, bir hata işlemiş olacaktı.
2. istinaf sebebinin bir kısmı ile davalı mahkemenin müdafaa takririnin tadilini emretmekle hata işlediğini ileri sürmüştür. Bidayet Mahkemesi kararında müdafaa takririnin tadil edilmesi için herhangi -bir emir verilmiş değildir. Ancak davalıya tadil edilmiş bir müdafaa takririni dosyalamaya hak vermiştir.
3. istinaf sebebi ile davalı Bidayet Mahkemesinin davalıya itiraz veya söz hakkı tanımadığını ileri sürmüştür. Halbuki bu doğru değildir. Davalı avu-katının şifahi müracaat yapıldığı zaman itirazını sarahaten belirttiği zabıtlarda açıkça görülmektedir.
4. İstinaf sebebine gelince, Bidayet Mahkemesinin tadil emri verdikten sonra tadili gayet basit addettiğinden dolayı mahkeme huzurunda olan talep takrir-inin mahkeme ve davalı avukatının huzurunda tadil edilmesine izin vermiştir ve dava zabıtlarından gördüğümi.ize göre de işbu tadilât gerektiği şekilde yapılmıştır. Kanaatımızca Bidayet Mahkemesi bunu yapmakla herhangi bir hata işlemiş değildir. Yapılan tad-ilât gayet basit bir tadilâttı.
Yüksek Mahkeme
2 Mart 1973.
Full & Egal Universal Law Academy