-Hukukİstinaf No. 20/71
(Dava No. 68/70)
YÜKSEK MAHKEME HUZURUNDA
M. Necati Münir, Başkan, Ülfet Emin ve Ahmet İzzet, Üye
İstinaf eden: Derviş Ahmet Raşit, Mandriya, Baf
(Daval-ı)
ile
Aleyhine istinaf edilen: Hayat İçki Şirketi, Leymosun
(Davacı)
arasında
İstinaf eden namına:. A.M. Berberoğlu.
Aleyhine istinaf edilen namı-na: Ekrem Y. Avcıoğlu.
Sözleşme Yasası - Acente sözleşmesi - Taraflar arasında hukuki anlamda bir acente ilişkisinin meydana gelip gelmediği sözleşmenin içeriğinden anlaşılabilir.
Sözleşme Yasası - Satış akdi - Taksitle satış.
Hukuk Usulû - Yetki itiraz-ı -1960 Adalet Mahkemdleri Yasasının 21. maddesi - Mahkemelerin bölgesel yetkisi - Aktin ihlâl edildiği yerdeki Mahkemenin de davayı görmeye yetkili olması - Ödeme yerinin tespiti suretiyle aktin ihlâl edildiği yerin bulunabilmesi.
Hukuk Usulû - Dava lâyi-haları - Dava lâyihasında yer almayan bir konuda karar verilmesi.
DavaMasrafları - Dava masraflarının yarısının ödenmesi için emir verilmesi.
OLAY: Davacı kredi ile Davalıya alkollü içki sattığını iddia etti ve Davalıdan borcun geriye kalan kısmını talep- etti.
Davalı Davacıdan içki satın aldığını kabul etmedi ve Davacının acentesi olduğunu, komisyonluk esası ile Davacı nam ve hesabına çalıştığını iddia etti. Davalı Davacının gönderdiği içkileri stok olarak Davacı adına dükkânında bulundurduğunu ve 1963 ol-aylarında bu içkilerin Rumlar tarafından yağmalanıp alındığını iddia etti.
Davanın duruşmasında Davalı Mahkemenin davayı dinlemeye bölgesel yetkisi olmadığını öne sürdü.
İlk Mahkeme, yetkisizlik iddiasını reddetti ve içkilerin satışla Davalıya teslim edi-ldiği kanısına vararak Davalının borcun geriye kalan kısmını ödemesi için hüküm verdi.
Davalı, İlk Mahkemenin taraflarca ektedilmiş acente sözleşmesini Emare olarak kabul etmesine karşın Rumlarca yağmalanıp alınan stoktaki eşyadan Davalıyı sorumlu tutmakl-a ve bölgesel yetki itirazını kabul etmemekle hatalı hareket ettiğini ileri sürerek istinaf etti.
Davacı da mukabil istinafta Davalının yaptığı bağıştan kendisini sorumlu tutup borçtan indirim yapmakla ve yarı masraf ödenmesine hükmetmekle İlk Mahkemenin -hatalı hareket ettiğini ileri sürdü.
SONUÇ: Taraflar arasındaki ilişkinin bir acente ilişkisi olup olmadığını belirleyebilmek için taraflar arasında yapılmış sözleşmeye bakmak gerekir. Sözleşmede, "acente" kelimesi kullanılmakla birlikte Davalının vekil s-ıfatıyle satış yapmadığı ve kendi nam ve hesabına hareket ettiği görülmektedir. Eşya teslim edilirken ve para verilirken kesilen makbuzlar da taraflar arasında bir acentelik ilişkisi bulunmadiğını teyit etmektedir. Bu nedenlerle Yüksek Mahkeme İlk Mahkemen-in acente konusundaki bulgusunun doğru olduğu sonucuna vardı.
Taraflar arasında ödemelerin nerde yapılacağı konusunda bir anlaşma olmadığına göre Davalı ödemelerini Davacının işyerinde yapmak zorundadır. Davacının işyeri Limasol'da olduğuna göre akdin Lim-asol Kazasında ihlâl edildiği varsayılır. 1960 Adalet Mahkemeleri Yasasının 21(a) maddesine uygun olarak dava aktin ihlâl edildiği yerde açıldığına göre İlk Mahkemenin davaya bakmaya yetkisi vardır. Bu nedenlerle Yüksek Mahkeme yetkisizliğe ilişkin istinaf-ı reddetti.
Lâyihalarda yer almayan herhangi bir iddia hakkında, şahadet verilmiş olsa bile, Mahkemelerin karar vermesi mümkün değildir. Bu nedenle Yüksek Mahkeme lâyihalarda yer almayan bağış konusunda İlk Mahkemenin karar vermesinin ve bu bağışı toplam -alacaktan indirmesinin hatalı olduğu sonucuna vardı.
Yarı masraf ödenmesi için gösterilen nedenleri de yeterli bulmayan Yüksek Mahkeme Davacıya tariı masraf ödenmesini emretti.
Atıfta Bulunulan Bilimsel İçtihatlar:
1. Halsbury's Laws of England, 3rd Edn.- Vol.I, s.146, p.351. 2. Chitty on Contracts 1. cilt, s.522, p.1166.
Atıfta Bulunulan Yargısal İçtihatlar:
1. W.T. Lamb and Sons v. Goring Brich Co. (1932) 1 K.B.710.
HÜKÜM
Davacı davalının muhtelif tarihlerde kredi usulü ile muhtelif al-kollü içki satın aldığını ve 3 Eylül 1963 tarihinde davalının davacıya K.L. 408.466 mil borcu kaldığını iddia ederek davalı aleyhine 23 Ekim 1970'de Limasol Kaza Mahkemesinde 268/70 numaralı davayı ikame etti. Davalı 25.12.1970 tarihinde dosyaladığı müdafa-a takriri ile davacıdan muhtelif tarihlerde muhtelif içki satın aldığını inkâr etti ve kendisinin Baf bölgesi için davacının acentesi olduğunu, komisyonluk esası üzerinden çalıştığını ve davacı. nam ve hesabına satış yaptığını iddia etti. Davalı davacının -kendisine K.L.408.466 mil kıymetinde alkollü içki gönderdiğini kabul etmedi ve davacıyı bu iddiasını isbata davet etti. Davalı davacının K.L.408.466 mil kıymetinde alkollü içkiyi davalıya gönderdiğini ispat etmesi halinde mezkûr içkinin stok olarak davacı -namına davalının dükkânında bulunduğunu ve 1963 olayları sırasında davalının dükkânının Rumlar tarafından yağma edilerek mezkûr içkilerin alındığını iddia etti.
Davanın duruşması esnasında davalı Limasol Kaza Mahkemesinin davaya bakmaya yetkisi olmadığını- ileri sürdü. Bidayet Mahkemesi her iki tarafın şahadetini dinledikten sonra Limasol Kaza Mahkemesinin davaya bakmaya yetkisi olduğu kanaatına vardı. Bidayet Mahkemesi davalıya teslim edilen içkilerin satışla teslim edildiği kanaatına vararak davacının dav-alıdan K.L.400.- alacaklı olduğu kanaatına vardı. Mamafih, davalının davacı namına K.L.61.850 mil ödediği kanaatına vararak K.L. 61.850 mili K.L.400.-den çıkararak davacının leyhine K.L.339.150 mil (bu rakam K.L.338.150 olması gerekir) ve davanın yarı masr-afını ödemesine hüküm verdi.
İstinaf eden, Bidayet Mahkemesinin bölgevi yetki hususundaki bulgusunun hatalı olduğunu ve davalının davacı şirket tarafından Baf Kaza acentesi tayin edildiğine dair VII. sayılı Emareyi kabul etmiş olmasına rağmen, davalının d-ükkânında iken talan ve yağma edildiği aşikâr olan ilgili emtia stokundan davalıyı mesul tutması ve netice itibarıyle davalının davacıya K.L.339.150 mil ödemesine hükmetmesinin hatalı olduğunu ileri sürerek hükmün aleyhine istinaf eyledi. Aleyhine istinaf -edilen îse Bidayet Mahkemesinin davalının nam ve hesabına Baf Türk Kurtuluş Lisesine K.L.5l.-lık tediyede bulunduğu ve bu tediyeyi davacıların talimatı iizerine yaptığı hususundaki bulgunun şahadetle desteklenmediğini ve dolayısıyle hatalı olduğunu ve tam -masraf yerine yarı masraf ödemesine hükmetmekle hata işlediğini ileri sürerek bir mukabil istinaf dosyaladı.
İlk önce bölgevi yetki hususundaki istinaf sebebinden mada îstinaf sebeplerini ele alalım. İstinaf eden, davalının, davacının acentesi olduğunu id-dia etti ve bu böyle olduğu takdirde Baf'ta davalının dükkânında olan malların mülkiyetinin davacıya ait olduğunu ve davalının herhangi bir kabahatı veya kusuru olmaksızın Rumlar tarafından yağma edildiği cihetle davalının mesul olmadığını ileri sürdü. En -önemli husus davalı ile davacı arasındaki münasebeti tesbit etmektir. Daha ewel de belirttiğimiz gibi Bidayet Mahkemesi davalının davacının acentesi olduğu hususundaki iddiasını kabul etmeyip davalının davacıdan alkoilü içkileri satın aldığı kanaatına vard-ı. İstinaf eden istinaf esnasında iddialarını daha fazla Emare VII olarak ibraz edilen anlaşmaya istinad ettirmiştir. Emare VII olarak ibraz edilen anlaşmanın başında şu ibare mevcuttur. "Acente tayini anlaşması". İşbu anlaşmanın 1., 2., 3. ve 4.maddeleri -aynen şöyledir:-
"l. 26.12.1959 tarihinden itibaren Kasabalı Tüccar Derviş Ahmet Raşit Hayat İçki Şirketi'nin umum Baf kazası acentesi olacaktır.
2. Bilmukabele tüccar Derviş Ahmet Raşit Hayat İçki Şirketinin acentesi olma sıfatı ile %8 komisyonculuk alac-aktır.
3. Tüccar Derviş Ahmet Raşit Baf kazasında Hayat İçki Fabrikasının mamullerinin Baf kazası yeküncülerine satışında %5 bağışta bulunacaktır.
4. Hayat İçki Şirketinin Baf kazasında yegâne acenti tüccar Derviş Ahmet Raşit olacaktır. Tüccar Derviş'ten- maada kazada hiçbir başka kimsenin Hayat İçki Şirketi mamullerini satmaya hakkı olmayacaktır. Ayni zamanda Hayat İçki Şirketi kazada başka hiç kimseye satışta bulunmayacaktır."
Taraflar arasındaki münasebetin acente durumunu yaratıp yaratmadığ-ı taraflar arasında yapılan anlaşmaya bağlıdır. Emare VII'de "acente" kelimesi kullanılmakla beraber davacının davalıyı, davacı nam ve hesabına satış yapmak için vekil tayin ettiğine dair herhangi bir kayıt mevcut değildir. Birçok defalar anlaşmalarda "ace-nte" kelimesi kullanılmakla beraber, anlaşma tetkik edildiğinde acente olarak tayin edilen şahsın kendi nam ve hesabına iş yapacağı görülür. Bu gibi hallerde hukuki bir acentelik münasebeti meydana çıkmaz. Bu hususta Halsbury's Laws eıt England, 3rd Edn. V-ol.I, s.146, p.351'de şunlar yer almaktadır:
"In order to ascertain whether the relation of agency exists, the true nature of the agreement or the exact eircumstances of the relationship between the alleged principal and agent will be regarded, and if it b-e found that such agreement in substance contemplates the alleged agent acting on his own behalf, and not on behalf of a principal, then, though the alleged agent may be described as an agent in the agreement, the relation of agency will not have arisen."
-
Ve sayfa 147'de şunlar yer almaktadır:
"The word "agent" in addition to meaning a person employed to create contructu-al relations between two parties is used in at least two other senses. Thus it is often used in business in a eomplimentary and not a legal sense."
W.T. Lamb and Sons v. Goring Brick Co. (1932) 1 K.B.710, sayfa 716 ve 717' de şunlar yer almaktadır:-
"The- agreement was made between persons who manufacture brick and other persons, described as "merchants," who by the agreement are to be the "sole selling agents of all bricks and other materials manufactured at their" -the apellants'- "works". Now it is well- known that in certain trades the word "agent" is often used without any reference to the law of principal and agent. The motor trade offers on obvious example, where persons described as "agents" are not agents in respect of any principal, but are purcha;--sers who buy from manufacturers and sell independently of them; and many difficulties have arisen from this habit of describing a purchaser so-metimes a purchaser upon terms, as an agent."
Davacı tarafından davalıya içki teslim edilirken fatura verilmekte idi. Bunların bir kısmı davalı tarafından mahkemeye Emare XII A,B,C, D,E olarak ibraz edilmiştir. Bu faturalarda "aşağıda kayıtlı içkilerin be-deli zimmetirıize geçirilmiştir" ibaresi yer almaktadır. Emare XII A ve C'de ise yukarıda bahsolunan ibarenin hemen karşısında "peşin" kelimeleri yer almaktadır. Davalı davacıya içkiler hususunda para verirken davacı davalıya bir makbuz verirdi. Bu makbuzl-ardan bir tanesi Emare IV olarak ibraz edildi. Emare IV'de aynen şunlar yer almaktadır:
"Baf Kasabası, Bay Derviş Ahmet Raşit. Borcuna mahsuben/depozito olarak K.L.43.- tahsil edilmiştir."
Emare VII olan "acente tayini anlaşmasını", teslim esnasında veril-en faturaları yani Emare XII A,B,C,D,E ve davalı davacıya para verdiği zaman verilen makbuzu yani Emare IV'ü nazarı itibara alarak, taraflar arasında yapılan anlaşmanın bir hukuki acentelik münasebetini yaratmadığı aşikârdır kanaatindeyiz. Bu hususta Biday-et Mahkemesi herhangi bir hata işlemiş değildir.
Şimdi de bölgevi yetki hususundaki istinafı ele alalım. Bidayet Mahkemesi Emare VI olarak ibraz edilen anlaşmada tediyatların nerede yapılacağı depriş olunmadığından, tediyelerin davacının olduğu yerde yani- Limasol'da yapılması gerektiği kanaatına vararak anlaşmanın Limasol kazasında ihlâl edildiğine kanaat getirdi ve Limasol Kaza Mahkemesinin davaya bakmaya yetkisi olduğuna karar verdi. Ödemenin nerede yapılacağı hususunda, taraflar arasında sarahaten veya -zımnen herhangi bir anlaşma mevcut olmadığı hallerde, borçlunun alacaklıyı, Kıbrıs'ta olduğu takdirde; arayıp bulması ve alacaklının iş yerinde veya ikametgâhında ödemeyi yapması gerekir. Bu hususta Chitty on Contracts 1. cilt, sayfa 552'de para.ll66'da şu-nlar yer almaktadır.:-
-"Where no plare of payment is expressly or impliedly specified by the contract, the general rule is that it is the debator's duty to seek the creditor in order to pay him at his place of business or residence, if it is in England."
-
Davacının iş yeri Limasol'da olduğuna göre ve ödemelerin nerede yapılacağı hususunda sarahaten veya zımnen herhangi bir anlaşma olmadığına göre, davalının ödemeleri kanunen Limasol'da yapması gerekir. Bu böyle olduğuna göre akit Limasol kazasında ihlâl ed-ilmiş sayılır ve ly60, Adalet Mahkemeleri Kanununun 21(a) maddesi tahtinde Limasol Kaza Mahkemesinin davaya bakmaya yetkisi vardır. Bidayet Mahkemesi yetki hususunda herhangi bir hata işlemiş değildir.
Yukarıda izah edilen sebeplerden do!ayı istinafın red-dolunması gerekir.
Şimdi de K.L.5l.- hususunda yapılan mukabil istinafı ele alalım. Bidayet Mahkemesi davalının davacı nam ve hesabına Baf Kurtuluş Lisesine K.L.5l.- ödediği kanaatına vardı ve işbu K.L.5l.-nın davacının alacağı olan K.L.400.-dan çıkarılma-sı gerektiği kanaatına vardı. Aleyhine istinaf edilenin avukatı K.L.5l.-nın davalı tarafından davacı nam ve hesabına ödendiğine dair kâfi şahadet olmadığını iddia etti ve böyle bir şahadet olsa dahi bu husus lâyihalarda yer almadığından dolayı Mahkemenin b-u husus hakkında karar vermesinin hatalı olduğunu ileri sürdü. Birçok defalar belirttiğimiz gibi, lâyihalarda yer almayan herhangi bir husus hakkında, şahadet verilse dahi, Mahkeme bu gibi hususlar hakkında karar veremez. Meğer ki lâyihalar usulü veçhile t-adil edilsin. Davalı K.L.5l.-yı talep eden herhangi bir mukabil talep dosyalamış değildir. Davalı müdafaasında davacının nam ve hesabına herhangi bir miktar para ödediği hususunda herhangi bir iddia yapmış değildir. Bunun için Bidayet Mahkemesinin K.L.5l.-- hususunda karar vermesi ve K.L.5l.-nın davacının alacağı olan K.L.400.-dan çıkarılmasına emir vermesi lâyihalar tadil edilmediğine göre, doğru olamaz kanaatindeyiz. Bazan karar verildikten sonra dahi lâyihaların tadili için müracaat edilir ve mahkemenin v-erdiği karar lâyihalara uygun olması gerekçesi ile, bu gibi müracaatlara izin verilir. Hatta böyle bir müracaat istinafın duruşması esnasında dahi yapılabilir. Bu istinafta K.L.5l.- ile ilgili hususun lâyihalara geçirilmesi için davalı ne Bidayet Mahkemesi-nde ne de İstinaf Mahkemesinde bir müracaat yapmıştır. Bu böyle olduğuna göre K.L.5l.- hususunda Bidayet Mahkemesinin verdiği karar geçerli olamaz. Bunun için K.L.5l.- hususundaki mukabil istinafın kabul edilmesi gerekir.
Masraf hususundaki mukabil istina-fa gelince Bidayet Mahkemesi tam masraf yerine yarı masraf vermiş ve buna sebep olarak da şunu söylemiştir:-
"Sempatim müddeaaleyhle olmakla beraber içkiler sırf kendi kabahatı yüzünden heba olmadı diye, aleyhine masraf emrini kanunen vermemezlik edemem. A-ncak müddeiler bir ara müddeaaleyhten yanlışlıkla K.L.490.- istediler bilâhare K.L.408.- isterken 1963 komisyonluğunu çıkarmayı yine unuttular.
Bugün ise K.L.339.150 mile hak kazandılar. Bu durum muvaceıesinde müddeilere işbu davanın yarı masrafını vermey-i uygun buldum."
Yukarıda yaptığımız iktibastan açıkça görülüyor ki Bidayet Mahkemesi tam masrafın yerine yarı masraf vermesine sebep olarak davacının davalıdan ilk önce K.L.490.- talep ettiğini daha sonra K.L.408.- talep ettiğini ve K.L.408.- talep ederk-en davalının almaya hakkı olduğu %8 komısyonluğu çıkarmayı unuttuklarını ve K.L.408.- talep ettiği halde K.L.339.150 mil hüküm aldığını buldu. Kanaatimizce ilk önce davacı bir mektupla K.L.490.- talep etmekle beraber daha sonra davayı K.L.408.üzerinden açm-ası masraf kesmesi için bir sebep değildir. Dava açıldığında davalının alacağı olan K.L.8.- küsur komisyonluğun davacı tarafından çıkarılmaması hususu da büyük bir ehemmiyeti haiz değildir, çünkü çıkarılmayan komisyonluk miktarı pek cüz'i olup, bu miktarın- çıkarılmadığına dair davalı tarafından herhangi bir müdafaa yapılmış değildir. Yine davacı bunun çıkarılmadığının farkına vardı ve davanın duruşması esnasında çıkarılması gerektiğini belirtti. Bidayet Mahkemesinin nazarı itibara aldığı diğer husus, yani K-.L.5l.-nın davacının alacağı olan miktardan çıkarılması, daha ewel de belirttiğimiz gibi mahkemenin bu husustaki emri hatalı olduğuna göre, bu husus da nazarı itibara alınamazdı. Kanaatimizce yarı masraf vermesi için Bidayet Mahkemesinin nazarı itibara ald-ığı sebepler tam masraf vermemesi için adli sebep sayılamaz. Bundan dolayı masraf hususundaki yapılan mukabil istinafın kabul edilmesi gerekir.
Netice itibarıyle Bidayet Mahkemesinin vermiş olduğu hüküm tadil edilir ve davalının davacıya K.L.389.150 mil ö-demesi emrolunur. Davalının gerek Bidayet Mahkemesinde gerekse İstinaf Mahkemesindeki tam masrafı da ödemesi emrolunur.
Yüksek Mahkeme
28 Temmuz 1971
Full & Egal Universal Law Academy