-Hukuk İstinaf No.23/71
(Dava No.108/70)
YÜKSEK MAHKEME HUZURUNDA
M.Necati Münir, Başkan ve Ahmet İzzet, Üye.
İstinaf eden: Hüseyin Hacı Ahmet, Lefke (Davalı)
ile
Aleyhine istinaf edilen:Sevim İzzet, babası ve tabü vekili İzzet Hamza vasıtasıyle, Lef-ke
arasında
İstinaf eden namına: Menteş Aziz.
Aleyhine istinaf edilen namına: H. Cahit Yılmazoğlu.
Haksız Fiiller - Tazminat - Trafik kazası sonucu alınan yaralar ve çekilen ızdırap için tazminat talebi -- İhmale dayanan tazminat talebi.
Hukuk Usulü - Şahadet - Araba hızının hesaplanmasında şahadetin değerlendirilmesi.
Çocuklarda Kusur - Küçük çocuklardaki kusurun değerlendirilmesi - Çok küçük çocuklara kusur atfedilememesi.
Hukuk Usulü - Şahadet - Çocuk-ların şahadeti.
Müterafik Kusur - Çocukların kusurlu bulunmasının istisnai hallerde ve makul olarak kendi güvenliği için ön tedbir alabilecek durumda olması halinde mümkün olması.
OLAY: Davalı arabasıyle küçük bir çocuk olan Davacıya çarptı. Davacı vekili- vasıtasıyle dava açarak aldığı yaralar için özel ve genel tazminat talep etti.
Davalı müdafaasında olayda herhangi bir ihmalkârlığının olmadığını iddia etti.
İlk Mahkeme Davalının arabasını ihmalkârane sürdüğü ve kazada %60 nisbetinde ihmalkârlığı bulun-duğu kanaatine vararak zarar ziyarıın %60'ı için Davacı lehine hüküm verdi.
Davalı, İlk Mahkemenin şahadeti yanlış değerlendirmekle, Davalıya ihmalkârlık atfetmekle ve nisbi dikkatsizlik husıısunda yanlış ölçü kullanmakla hata ettiğini ileri sürerek istin-af etti.
Davacı ise mukabil bir istinafla tazminatın düşük tespit edildiğini ve İlk Mahkemenin küçük bir çocuk olan Davacıya müterafik kusur (contributory negligence) atfetmekle hataya düştüğünü iddia etti.
SONUÇ: Yüksek Mahkeme, İlk Mahkemenin şahadeti -yanlış değerlendirmediği ve sigorta şirketine yazılan bir raporu kabul etmemekle yerinde hareket ettiği kanısına vardı.
Müterafik kusur konusunun dava lâyihalarında iddia edilmediği için istinafta tartışılamayacağı ve genel tazminat miktarının tüm hal ve -şartlara göre uygun olduğunu dikkate alan Yüksek Mahkeme istinaf ve mukabil istinafı reddetti.
Atıfta Bulunulan Yargısal İçtihatlar:"
1. Gough v. Thore (1966) 3 All E.R. s.398.
2. Andrews v. Freeborough (1966) 2 All E.R. s.721.
3.British Fama (Owners) v. -MacGregor (Owners) (1943) A.C. s.197.
HÜKÜM
Davacı Sevim İzzet davalının sürdüğü BA 904 plâka numaralı Volkswagen bir arabanın kendisine çarpması neticesi aldığı yaralar için tazminat talep etmektedir. Kaza olduğu zaman 9 yaşında olan davacı, babası v-e tabü vekili İzzet Hamza vasıtası ile dava etmektedir. Davalı ise bir polis çavuşu olup 10 seneden beri Lefke'de hizmet görmekte ve orada ikamet etmektedir ve BA 904 numaralı arabanın sahibidir. Dava konusu kaza 10 mart 1969 tarihinde sabahleyin saat 7.50- raddelerinde vukubulmuştur. O gün davacının babası davacıyı ve davacının arkadaşı Cemile Mustafa'yı DT 556 numaralı kamyonuna alıp Lefke Küçükler İlk Okuluna götürdü. İzzet Hamza Ksero istikametinden Lefke'ye doğru gitmekte idi. Okula vasıl olduğu zaman o-kul giriş merdiveninin karşısında kamyonunu durduttu. Kamyonun büyük bir kısmı (arka taraf 5', ön taraf ise 6' ) asfaltın içerisinde olup sol tekerlekleri banketin üzerinde idi. Kamyonun durduğu şekilde sağ arka tekerleği kamyonun sağ tarafında bulunan asf-altın kenarından 12 ayak, sağ ön tekerleği de 11 ayak mesafede idi.
Kamyon durduktan sonra ilk Cemile Mustafa sonra da davacı kamyondan indiler ve kamyonun önünden dolaşarak asfalta doğru ilerlediler. İlk önce Cemile Mustafa yolu geçti ve asfaltın bittiği- yerden mektep merdivenlerine kadar olan 6 ayaklık bir mesafeyi katettikten sonra merdivenleri çıkarken davacı da o anda yolu geçmeye teşebbüs etti. 2-3 adım yolun içerisine girdiği zaman sağ taraftan Ksero istikametinden gelen ve davalı tarafından kullanı-lan BA 904 numaralı araba davacıya çarptı ve onu yere düşürdü.
Kazanın vukubulduğu yerde asfaltın genişliği 17 ayaktı. Davalının arabası asfaltın üzerinde 24 ayak fren izi bırakmıştır. Bu fren izleri asfalt yolun sağ tarafından bir ayak içeride olup asfal-ta paralel gitmektedir. Fren izleri Bidayet Mahkemesinin bir vakıa olarak tesbit ettiği çarpışma noktasından aşağı yukarı 22-24 ayak uzaktadır. Davalının arabasının durduğu noktada arabanın sol ön ve sol arka tekerleklerinden soldaki asfaltın kenarına 10' -9"tir. Fren izlerinin başladığı yerden biraz evvel, yolun okul tarafındaki kaldırımın üzerinde bir kum yığını biraz daha ötede ise bir çakıl yığını vardı. Her iki yığın da kaldırımı kaplamakta ve asfalt yolun kenarına kadar gelmekte idi. Ksero'dan okula ge-lirken yol biraz yokuştu. Kaza olduğu gün hava güneşli ve yol kuru idi. Mektebin önünde ve bütün asfalt boyu 6 ayak kullanılabilen bir kaldırım vardır. Kamyonun durduğu yerden Ksero'ya doğru 60 metre geride bir büküm vardır. Bükümden 10 metre sonra da iler-ide okul mevcut olduğunu gösteren enternasyonal bir trafik levhası vardır.
Kaza neticesi davacının sağ femur kemiği transfers surette kırılmış ve hastahaneye kaldırıldığı zaman kırık bölgede şekil bozukluğu, eziklik ve kan toplanması müşahade edilmişti. D-avacı Lefkoşa Genel Hastahanesinde ilkin ameliyatsız tedavi edilmeye başlandı. Femurdaki kırık traksiyona tabi tutularak alçı ile tesbit edildi. Sonradan kırığın yavaş yavaş kaydığı görüldü ve bunun i.izerine ameliyat ile tedavi yoluna gidildi. 2 Nisan 196-9 tarihinde ameliyatla femurdaki kırıklık kunçer çivisi ile tesbit edildi. Davacı 3 Mayıs 1969 tarihine kadar hastahanede kaldı fakat taburcu edildikten sonra bir ay müddetle hususi klinikte fizik ve masaj tedavisi gördü. 15 Temmuz 1969'da Genel Hastahaned-e ikinci bir ameliyat yapılarak kunçer çivisi femurdan çıkarıldı. Yine hususi klinikte davacı az miktarda fizik tedavisi gördü. Davacının duruşma zamanındaki durumunu Bidayet Mahkemesi şu şekilde özetlemiştir:
I. Ameliyatı muvaffakiyetli olmuş olmakla ber-aber sağ bacağında diğer bacağa nisbetle 2 cm. civarında bir zayıflık (atrofi) mevcuttur.
II. Sağ kalçada fleksiyon hareketinde 10 derecelik bir mahdudiyet mevcuttur ve müddei normal yürüdüğünde topallamamakla beraber süratli yürüdüğünde yürüyüşünde biraz- aksama mevcuttur.
III. Sağ bacağın sağ tarafında 10-12 cm. büyüklüğünde bir ameliyat izi mevcuttur. Yine ayni bacağın gluteus bölgesinde 2-3 cm. büyüklüğünde iki iz mevcuttur. Bu izler daimi kalacaktır.
Sağ kalçadaki atrofi davacı büyüme çağında olduğu -cihetle büyük bir ihtimalle az miktarda devamlı kalacaktır. Süratli yürüdüğünde ve koşarken topallaması ise 18 yaşına yani gelişme çağını tamamlayana kadar devam edecekse de ondan sonra tamamıyle geçmesi ihtimali geçmemesinden daha kuwetlidir. Kaza esnasın-da, ayağı alçıya konurken ve ameliyatlarda 2-3 defa şok geçiren davacının sağ kalçası iki sene sonra soğuk havalarda zaman zaman ağrıyacaktır.
Davacı 5 Şubat 1970 tarihinde açtığı dava ile BA 904 plâka numaralı arabasını ihmalkârane sürdüğünü iddia ederek- davalıdan maddi ve manevi (özel ve genel) zarar talep etmektedir. Davalı müdafaa takririnde davacının iddialarını reddedip, kendisinin herhangi bir ihmalkârlığı olmadığını iddia etmiştir. Bidayet Mahkemesi davalının arabasını ihmalkârane sürdüğü ve ihmalk-ârlığının %60 olduğu kanaatına varmıştır. Özel zarar ziyanı K.L.157.- olarak, genel zarar ziyanı da K.L.750.- olarak tesbit eden Bidayet Mahkemesi davacı leyhine K.L.544.500 mil için hüküm vermiştir.
Bu hükümden davalı istinaf etmiştir. İstinaf sebeplerin-in 1, 3, 5 ve 6.sı davanın tahkikatını yapan ve Mahkemeye dava yerinin plânını sunan 2. şahit PE.1526 İbrahim Tahir'in şahadeti ile ilgilidir. İstinaf sebeplerinin 2.sinde davacının çağırdığı 4. şahit İzzet Hamza'nın şahadetine değer vermekle Bidayet Mahke-mesinin hataya düştüğü ve bu şahidin diğer şahitlerle tenakuzda olduğu iddia edilmektedir. 4. istinaf sebebi genel mahiyettedir. 7. istinaf sebebi ile davalı kendisine ihmalkârlık atfetmekle Bidayet Mahkemesinin hata ettiğini ve nisbi dikkatsizlik husususu-nda yanlış ölçü kullandığını iddia etmektedir. 8. istinaf sebebi özel ve genel tazminatın miktarı hakkındadır.
Davacı mukabil bir istinaf dosyalayarak özel ve genel tazminatın düşük olduğunu ve Bidayet Mahkemesinin küçük bir çocuk olan davacıya müterafik -kusur (contributory negligence) atfetmekle hataya düştüğünü iddia etmiştir.
İstinafın duruşması esnasında davalı özel ve genel tazminat hususundaki istinafını, davacı ise özel tazminat miktarı hakkındaki mukabil istinafını geri çekmiştir.
İstinaf sebeple-rinin 1. ve 3.sü ikinci şahit PE.1526 İbrahim Tahir'in şahadeti ile ilgili olup aynen şöyledir:-
"1. Davacı nam ve hesabına çağırılan 2 numaralı şahidin vermiş olduğu şahadet ve ibraz etmiş olduğu emare (Polis Raporu), kazanın kaçınılmaz bir kaza olduğu i-sbat olunduktan sonra Muhterem Mahkemenin davacı şahidinin şahadeti hilâfına bulguları hatalıdır.
...............................
3. Muhterem Bidayet Mahkemesi 2 numaralı dava şahidinin şahadetinin bağlayıcı olduğunu bulgu olarak kabul e-ttikten sonra kazanın kaçınılmaz bir kaza olduğuna dair hükmetmemekle hataya düşmüştür."
Bahsi geçen polis raporu (emare II) kaza vuku bulduktan sonra polis eri İbrahim Tahir tarafından sigorta kumpanyası için hazırlanan bir rapordur. Bu raporda k-azada methalder olan tarafların ve arabanın tafsilâtı verildikten sonra kazanın cereyan şekli hakkında bir rezüme yapılmakta ve şu fikir ileri sürülmektedir:
"Enquiries however, were punctiliously carried out and at the termination of enquiries, it reveale-d that it was a clear accident and the case has been closed as an "unavoidable accident".
Davalı avukatı iktibas edilen bu cümlenin davacıyı bağladığını ve Mahkemenin farklı bir bulguya varmasının hatalı olduğunu iddia etmiştir. Bu iddia ile biz hemfikir -değiliz ve bu hususta Bidayet Mahkemesinin söylediklerine ilâve edecek birşeyimiz yoktur:-
"Emare II'ye temas etmişken şunu söylemek yerinde olur ki bu rapor ışığında vekai ile ilgili beyanat her ne kadar da müddeiyi bağlar ise dahi bu raporda şahidin izh-ar etmiş olduğu kanaat ve fikirler geçerli şahadet değildir ve binaen- aleyh müddeiyi bağlamaz. Esasen dava ile ilgili bir karara varmak herhangi bir şahide değil de Mahkemeye düşen bir vazifedir ve bu husustaki kararı ancak Mahkeme verebilir."
2. istinaf- sebebini ele alacak olursak davalı avukatının iddia ettiği gibi Mahkeme 4. şahit İzzet Hamza'nın şahadetine fazla değer vermiş değildir. Bu şahidin şahadetinin Bidayet Mahkemesini fazla etkilemediği açıkça görülmektedir. İzzet Hamza'nın davalının sürati h-akkında söylediklerini Mahkeme tatminkâr bulmayarak raddetmiştir. İlâveten şahit, iyice müşahade etmediği olayları iyice görmediğini söylemekten çekinmemiştir. Davacının ve Cemile Mustafa'nın yolu geçişi hakkında bu şahidin söyledikleri ile diğer şahitleri-n söyledikleri arasında pek az bir fark vardır. Tutanaklar tetkik edilecek olursa görülecektir ki bu 3 şahidin kastettikleri hemen hemen aynidir. Meselâ davacı yolu yavaş yavaş yürüyerek geçtiğini söylemiştir. İzzet Hamza ve Cemile Mustafa da Sevim'in yürü-yerek geçtiğini söylemişlerdir. Cemile'nin yolu geçişi hakkında ise Cemile'nin kendisi yolu çabuk çabuk yürüyerek geçtiğini söylemiştir; Sevim İzzet'e göre Cemile yolu çabuk çabuk geçmiştir; İzzet Hamza'ya göre de koşup geçmiştir. Bunlardan Sevim'in yürüye-rek yolu geçtiği, Cemile'nin ise yolu çabuk çabuk geçtiği meydana çıkmaktadır.
5. ve 6. istinaf sebepleri davalının sürati ile ilgilidir. Bu istinaf sebeplerinde 2. şahit İbrahim Tahir'in şahadetini kabul etmemekle Mahkemenin hataya düştüğü ve Mahkemenin -süratle ilgili bulgusunun hatalı olduğu iddia edilmektedir. İbrahim Tahir şahadetinde davalının arabasının kaza yerinde bıraktığı 24 ayak fren izlerine istinaden davalının süratinin 10-12 mil olduğunu söylemiştir. Bu şahidin trafik kazaları hakkında ve bil-hassa sürat hakkında bilirkişi olmadığı aşikârdır. Bu şahidin şahadeti tetkik edilecek olursa görülecektir ki arabanın yolda bıraktığı fren izleri ile sürat .münasebeti hakkında ya hiçbir şey bilmemektedir yahut da bildiğini söylemekten kaçınmıştır. Bidaye-t Mahkemesi bu şahidin sürat hakkında söylediklerini nazarı itibara almamakla doğru hareket etmiştir. Mahkemelerin şimdiye kadar rehber olarak aldıkları cetvellere göre 24 ayak fren izi aşağı yukarı 18-20 mil sürate tekabül etmektedir. Bidayet Mahkemesi sü-rat hakkında davacının ve davacının babasının söylediklerini, kanaatimizce doğru olarak nazarı itibara almamıştır. Davalının kendisi de 2. şahit İbrahim Tahir gibi süratinin kaza esnasında 10-12 mil kadar olduğunu iddia etmiştir. Bidayet Mahkemesi davalını-n şahadetini de reddederek sürat hakkında Cemile Mustafa'nın vermiş olduğu şahadeti kabul etmiştir. Bidayet Mahkemesi bu şahidin süratle ilgili şahadeti hakkında şunları söylemiştir:-
"Bu şahit müddeaaleyhin arabasını çarpışma noktasında 5-10 adımlık mesa-feden gelirken görmüştür ve şahadetine göre süratli seyir ediyordu. Şahidin bitaraf bir şahit olduğunu ve ayni zamanda arabanın çarpışma noktasından epeyce ileride durduğunu nazarı itibara alarak bu şahidin bu husustaki şahadetine inanmış bulunuyoruz. Pek -tabüdir ki bu şahit bize arabanın mil hesabı ile süratinin ne olduğunu söylememiştir. Mamafih bu şahidin şahadetine dayanarak müddeaaleyhin arabasının o gün 10-12 milden daha fazla süratle gitmiş olduğuna inanmış ve kanaat getirmiş bulunuyoruz."
Davalının- avukatı sürat hakkında bulgu yaparken Mahkemenin 10 yaşındaki bir çocuğun şahadetini tercih etmesinin hatalı olduğunu iddia etmiştir. İktibas edilen pasajdan da görüleceği gibi Mahkeme bu şahidin bitaraf bir şahit olduğuna kanaat getirmiştir. Bu kanaata v-ardıktan sonra şahidin sürat hakkındaki şahadetini kabul etmemekte bir sebep yoktur. Kanaatimizce sürat hakkındaki bu şahidin şahadetinden de daha mühim şahadet vardır, o da davadaki tabü şahadettir (real evidence). Davalının arabasının yol üzerinde bırakt-ığı fren izlerini ve kaza yerinin hafif yokuş olduğunu nazarı itibara alırsak davalının kazadan hemen önceki sürati 15-20 milden daha az olamazdı. Davalının kendisinin sürat hakkında verdiği şahadet ise hiç tatminkâr değildir. Eğer kendisinin söylediği gib-i ikinci vites ile ve 10-12 mil süratle gitmiş olsaydı çok daha az mesafe katettikten sonra durmuş olacaktı. Bidayet Mahkemesi davalının bu husustaki şahadetini reddetmekle doğru hareket etmiştir kanaatindeyiz.
7. istinaf sebebi ihrrıalkârlık ve müterafik- kusur ile ilgilidir. Davalı avukatı, davalıya ihmalkârlık atfetmekle Bidayet Mahkemesinin hataya düştüğünü iddia etmiştir. Bidayet Mahkemesi ise hükmünde davalının ihmalkârlığı hakkında şöyle demektedir:-
"Müddeaaleyhin ihmalkârlığı ise bir İlkokul önünd-en geçen bir yolda, bilhassa talebelerin okula gidiş vaktine tesadüf eden bir sırada, seyir ederken ve okulun giriş kapısı önünde duran kamyonun önünden yayaların yola girmesi ve bilhassa çocukların ani olarak yolu geçmeleri tehlikesinin mevcut olduğunu bi-lmesi ve bunu bekleyip tedbirli davranması icap ettiği halde mezkûr kamyonu geçerken kornasını öttürmemesinden ve mevcut durum ve ahval muvacehesinde arabasını lüzumundan fazla süratle sürmüs olmasından ibarettir."
Davalı avukatı Mahkemesinin bulgusuna- göre davalının dikkatsizliğinin (1) korna öttürmemesinden ve (2) lüzumundan fazla süratli sürmesinden ibaret olduğunu iddia etmiştir. Bunun böyle olmadığı iktibas edilen pasajı tetkik etmekle meydana çıkmaktadır. Davalının talebelerin okula gidiş vaktine -tesadüf eden bir sırada İlkokul önünden geçen bir yolda seyir ederken yolun giriş kapısı önünde duran kamyonun önünden yayaların yola girip girmemesini ve bilhassa çocukların ani olarak yolu geçmeleri tehlikesini nazarı itibara almaması ve ona göre gereken- tedbiri almaması da ihmalkârlık unsurları olarak alınmıştır. Kaza yeri ile virajın arasındaki mesafenin 60 metre olması ve yine davalının kendi şahadetine göre kamyondan 20 metre uzak bir mesafede Cemile'nin okul merdivenlerinden çıktığını görmesi, davalı-nın en azdan bir mektep çocuğunu, yani Cemile Mustafa'yı yolu geçerken gördüğüne delâlet eder. Bütün bunlar gösteriyor ki davalı okulun karşısında parkedilmiş olan kamyonu geçerken yeterli ihtimam ve dikkati göstermemiştir.
Bidayet Mahkemesi davalının kus-urunun %60 olduğu kanaatına varmıştır. Davalının avukatı bu nisbetin hatalı olduğunu ve davalının kusurunun hiçbir zaman %10'u geçemeyeceğini iddia etmiştir. Davacının avukatı müterafik kusurun dava lâyihalarında ("pleadings" de) olmadığını ve Bidayet Mah-kemesinin müterafik kusura girmesinin hatalı olduğunu iddia etmi tir. Davalının müdafaasını tetkik edecek olursak müterafik kusurdan hiç bahsedilmediğini göreceğiz Müdafaa Takririnin 2(c) paragrafı aynen şöyledir.
-
"Kamyona yanaşırken davalı süratini tamamı ile azaltarak gerekli tedbiri almış olmasına rağmen davacı kamyonun ön tarafından okula girmek için yolun içine fırladı."
-
- Müterafik kusurun ayrı olarak iddia edilmediği bir yana, davacının yolafırlamasından bahsedilirken bile dikatsizlik ile yola fırladığı denmektedir.Yine Müdafaanın 3. paragrafında davalıya herhangi bir kusur atfedilmemektedir. Bu böyle olmakla beraber,- Bidayet Mahkemesi davalınin kusurunun derecesini tespit ederken davacının kusuru da indirekt olarak meydana çıkmaktadır. Fakat müterafik kusur dava lâyihalarında iddia edilmediği için şimdi istinaf konusu olamaz kanaatindeyiz. Mamafih kısaca şunları söyle-mek yerinde olur:
-
1. Yaşı küçük olan çocukların müterafik kusurları hakkındaki prensip Hakim Dennin Gou h v. Thorne (1966) 3 All E.R.398 at 399 davasında şöyle izah edilmektedir:-
"A very young child cannot be guilty of contributory negligence. An older child may be; but -it depends on the circumstances. A judge should only find a child guilty of contributory negligence if he or she is of such an a e as reasonably to be expected to take precautions for his or her own safety; and then he or she is only to be found guilty if -blame should be attached to him or her. A child has not the road sense or the experience of his or her elders. He or she is not to be found guilty unless he or she is blameworthy."
2. Andrews v. Freeboroug-h (1966) 2 All E.R. 721 davasında 8 yaşında bir kız 4 yaşında küçük kardeşi ile yolu geçmek için kaldırımda bekliyorlardı. Davalı ise 15-20 mil süratle ve kaldırıma çok yakın olarak oradan geçmekte idi. Çocukların bekleyeceklerini tahmin ederek süratini az-altmadan ve borusunu çalmadan davalı yoluna devam etti. Tam çocukları geçerken 8 yaşındaki kızın başı arabanın ön camına vurdu. Bidayet Mahkemesi bir bulgu olarak kızın yolu geçmek için yola inmediği kanaatına vardı. Bidayet Mahkemesi Hakimi davalıyı (1) -borusunu çalmadığı (2) çocukları gördüğü zaman süratini azaltmadığı ve (3) kaldırıma çok yakın seyrettiği için kabahatli buldu. İstinaf Mahkemesinde Hakim Willmer şöyle dedi:-
"I would only add that if I thought that we could properly find that the child -did step off the kerb into the road, I should have needed a good deal of persuasion before imputing contributory negligence to the child having regard to her tender age."
3. İstinaf Mahkemesi Bidayet Mahkemesinin kusur nisbeti hakkınlaki bulgularını ancak- çok istisnai hallerde değiştirir. British Fame (Owners) v. MacGregor (Owners) (1943) A.C.197 davasında şöyle denmektedir:-
"The apportionment of damages is unlike an ordinary finding of fact, and the rules applicable to one are not applicable to the othe-r. It is a question, not of principle or of positive findings of fact or law, but of proportion, of balance and relative emphasis, and of weighing different considerations. It involves an individual choice or discreation."
Son olarak tazminat hususunu ele- alalım. Daha önceden belirttiğimiz gibi davalı özel ve genel tazminat hakkında yaptığı istinafı geri çekmiştir. Fakat davacı mukabil istinafı ile genel tazminatın çok düşük olduğunu iddia etmiştir. Benzer davaları, davacının kaza neticesi aldığı yaraları -ve çektiği ızdırabı ve davanın diğer bütün vakıalarını inceledikten sonra Bidayet Mahkemesinin tespit ettiği tazminatın çok düşük olmadığı kanaatındayız.
Netice olarak istinaf ve mukabil istinaf reddolunur. İstinaf masrafları için herhangi bir emir vermem-eyi uygun gördük.
Yüksek Mahkeme
29 Aralık 1971.
Full & Egal Universal Law Academy