-Hukuk İstinaf No. 24/72
(Dava No. 917/71; Lefkoşa)
YÜKSEK MAHKEME HUZURUNDA
M. Necati Münir, Başkan ve Ahmet İzzet, Üye
İstinaf eden: Münir Mustafa, Lefkoşa
( Davalı )
ile
Aleyhine istinaf edilen:- Hidayet Faik Şemi, Lefkoşa
(Davacı)
a r a s ı n d a .
İstinaf eden namına: Menteş Aziz -tarafından Hasan Murat
Aleyhine istinaf edilen namına: Fuat Veziroğlu
Sözleşme Hukuku - Vekâlet - Davacının kocasının vekilliği.
Hukıık Usulû - Şahadet - Vekilin şahadeti - Kocanın vekil olarak verdiği şahadetin geçerliliği.
Hukuk Usulü - Davacının şa-hadet vermesinin zorunlu olmaması. OLAY: Davacı Lefkoşa'da bulunan bir evin 1/2 oranında sahibidir. Uavalı ise bu evin 4 odasının kiracısıdır.
-Davacı Davalıya gönderdiği 21 günlük bir ödeme ihbarı ile birikmiş kiraların ödenmesini talep etti ve ihbarnameye rağmen kiraların ödenmemesi üzerine Davalı aleyhine tahliye davası açtı.
-
-Davalı tutuklu bulunduğu için ihbarnameyi almadığı savunmasını yaptı.
Ilk Mahkeme, şahadeti değerlendirdikten sonra ihbarnamenin 7 Ekim 1971 tarihinde Davalıya verildiği veya 13 Ekim 1971 tarihinde bilgisine getirildiği kanaatine vararak her iki tarihten- itibaren 21 gün geçtiği halde tediyede bulunmadığı için Davalı aleyhine tahliye emri verdi.
-
Davalı istinaf ederek;
- 1. Davacının şahadet veren kocası hukuken tayinli vekil olmadığından ve vekil sıfatı belirtilmediğinden şahadetinin geçersiz olduğu;
2. Hisseli olan tahliye konusu evin hangi kısmının tahliye edileceği hükümde belirtilmediğinden verilen hükmün hata-lı olduğu;
- 3. İhbarname Davalının eline geçtiği veya bilgisine geldiği hususundaki İlk Mahkeme bulgusunun hatalı olduğunu öne sürdü.
SONUÇ: Yüksek Mahkeme, Davacının kocasının şahadetüıde vekil sıfatıyla hareket ettiğini belirttiğini, Davacının daha önce de kira-ları vekil sıfatıyla topladığını, davaların büyük bir kısmında Davacının bizzat şahadet vermesi gerekiyorsa da bu davada tüm şahadetin vekil tarafından verildiğini, dolayısıyle Davacının formalite icabı Mahkemede şahadet vermesinin zorunlu olmadığını belir-tti.
Hisseli bir evin hangi kısmının tahliye edileceği açıklanmadığına göre hükmün hatalı olduğu iddiasına karşı Yüksek Mahkeme bu iddianın müdafaa takririnde yer almadığı ve duruşmada da öne sürülmediğine göre dikkate alınamıyacağı kanısına vardı.
Şahad-eti değerlendirdiği zaman ihbarnamenin en geç 13 Ekim 1971'de Davalının bilgisine geldiği kanısına varan Yüksek Mahkeme istinafı reddetti.
HÜKÜM
Davacı Lefkoşada Asmaaltı Sokağı No.104'de kâin binanın 1/2 hissesinin sahibidir. Davalı ise mezkûr binanın 4 -odasını kiracı olarak işgal etmektedir.
15 Nisan 1970 tarihinde Lefkoşa Kaza Mahkemesi 612/69 sayılı davada davalının davacıya alel hesap olarak ayda K.L.3.- kira ve geçmiş kira olarak K.L:l8.- ödemesini emretmiş, ancak K.L.l8.-yı 1 Nisan 1970 tarihinden -itibaren ayda K.L.l.- takside bağlamıştı. Davalı davacının hissesine düşen hükümlü kirayı bir süre ödemiş, bilâhare ödemekten imtina etmiştir. Davalının davacıya Eylül 1971 sonuna kadar K.L.32.615 mil tutarında hükümlü kira borcu birikti.
Davacı 6 Ekim 19-71 tairhinde davalıya bir ihbarname göndererek mezkûr K.L.32.615 milin 21 gün zarfında ödenmesini talep etmiş, ödenmediği takdirde tahliye davası ikame edileceğini ihbar etmiştir. Davacının iddiasına göre bu ihbarname 7 Ekim 1971 tarihinde davalının eline -geçmiş fakat bu tarihten 21 gün geçtiği halde davalı herhangi bir tediyede bulunmamıştır. Davacı Lefkoşa Kaza Mahkemesinde istinaf konusu davayı açmış ve mezkûr 4 odanın tahliyesini talep etmiştir.
Davalı müdafaa olarak mezkûr eve Yönetim İlgililerinin ta-vassutu ile girdiğini ve davacıya hiçbir mükellefiyeti olmadığını, davacıya K.L. 32.615 mil borcu olmadığını ve 6 Ekim 1971 tarihli ihbarnameyi almadığını, çünkü 1 Ekim 1971 tarihinden 13 Ekim 1971 tarihine kadar Lefkoşa Türk Emniyet Müdürlüğünde tutuklu b-ulunduğunu iddia etmiştir. Davalı ayni zamanda her ihtimale karşı mezkûr ihbarnamenin herhangi bir hukuki mesnetten yoksun olduğunu ve mezkûr ihbarnameyi ilk defa olarak Türk Cemaat meclisi binasında 25 Kasım 1971 tarihinde gördüğünü ileri sürmüştür.
Dava-lı şahadetinde Ağustos 1970 tarihinden Eylül 1971 tarihine kadar biriken kira borcuıiun K.L.32.615 mil olduğunu kabul ettiği için Bidayet Mahkemesi yalnız ihbarname hususu üzerinde durmuştur.
Bidayet Mahkemesi davada verilen şahadeti inceledikten sonra da-valıya ihbarnamenin 7 Ekim 1971 tarihinde verildiğini veya 13 Ekim 1971 tarihinde davalının bilgisine getirildiği kanaatına varmış ve her iki tarihten itibaren 21 gün geçtiği için ve davalı tarafından hiçbir tediyatta bulunulmadığı için, tahliye emri verer-ek davalının işgal etmekte olduğu 4 odayı en geç 4 aya kadar yani 1 Kasım 1972 tarihine kadar boş olarak davacıya teslim etmesini emretmiştir.
Davalı Bidayet Mahkemesinin kararından istinaf etmiştir. İstinaf esas olarak 3 nokta üzerinde dönmektedir.
(1) -Davacı mahkeme huzurunda isbatı vücut edip şahadet vermediği için vekili olarak şahadet veren kocasının hukuken tayinli bir vekili değildir ve davada vekil sıfatı belirtilmediğinden verilen şahadet geçerli değildir.
Bu istinaf sebebinden de görüleceği g-ibi davacı mahkemede şahadet vermemiş, onun yerine malını idare eden kocası Ahmet Faik Şemi bey şahadet vermiştir. Faik Şemi bey şahadetinde karısının vekili olduğunu ve davada karısının vekili sıfatı ile bulunduğunu, malın koçanlarının kendisinin tasarruf-unda bulunduğunu söylemiş ve kiranın nasıl toplandığını anlatmıştır. İstinafın duruşması esnasında davalının avukatı, Faik Şemi beyin karısı namına kiraları topladığına dair şahadet verebileceğini teslim etmişse de, karısı namına tahliye talep edemiyeceğin-i iddia etmiştir. Faik Şemi beyin şahadeti incelendiği zaman şahadetinin hemen hemen hepsi vekil olarak karısı namına verilebilecek şahadet niteliğinde olduğu görülmektedir. Davaların büyük bir kısmında davacının şahadet vermesi gerekiyorsa da, davacının ş-ahadet vermemesi bazı ahvalde davasını iptal ettirecek mahiyette bir kusur değildir. Kanaatımızca bu davada şahadetin hemen hemen hepsi davacının kocası Faik Şemi bey tarafindan verilebildikten sonra davacının sırf "tahliye talep ederim" demek için mahkeme-ye gelmemesi davasını iptal ettirecek kadar önemli bir kusur değildir.
(2) Davalı avukatı dava mevzuu ev hisseli oldığundan ve diğer hissedarlar tahliye yönüne gitmediğinden verilen kararın geçersiz olduğunu, infazının gayri kabil olduğunu ve evin hang-i kısmının tahliye edileceğine dair bulgu mevcut olmadığındarı verilen kararın hatalı olduğunu iddia etmiştir.
Dava lâyihalarından ve tutanaklardan görüleceği gibi bu iddia müdafaaya konmamış, ne de duruşma esnasında ileri sürülmüştür; ilk defa olarak i-stinaf mahkemesinde ortaya atılmıştır. Bu sebeple bu istinaf sebebi üzerinde duramayız.
(3) Davalı son olarak 21 günlük ihbarın davalının eline geldiğine veya bilgisine getirildiğine dair Bidayet Mahkemesinin bulgusunun hatalı olduğunu iddia etmiştir. Ü-zerinde durulan esas istinaf sebebi de budur.
-
6 Ekim 1971 tarihli ihbarname davacı avukatının kâtibesi Aliye Ali tarafından çifte taahhütlü olarak postalanmıştır. Postadan davacı avukatına gönderilen pembe karta göre ihbarname 7 Ekim 1971 tarihinde davalıya verilmiştir. Bu pembe kartın üzerinde mekt-ubun alındığına dair de Münir Mustafa isminde bir imza vardır. Davalı duruşma esnasında tutukluluk hakkında Lefkoşa Kaza Mahkemesi Ceza Şubesi sorumlusunu şahit olarak çağırmıştır. Bu şahide göre davalı aleyhine 2 Ekim 1971 tarihinden 5 Ekim 1971 tarihine -kadar bir tutukluluk emri olduğunu ve 5 Ekim 1971 tarihinde ise 8 gün için tekrar ikinci bir tutukluluk emrinin isdar olunduğunu söylemiştir. Davalının kızı Gülây Turhan da şahadet vermiş, babasının tutuklu kaldığı zamanda eve taahhütlü bir mektup geldiğin-i, bunu kardeşine verdiğini, bu mektubu okuduğunu, bir miktar paranın 21 güne kadar ödenmesi gerektiğini yazdığını, mektubu tutuklu olduğu için babasına veremediğini fakat babası hapisten çıktıktan sonra babasına söylediğini ifade etmiştir. Bidayet Mahkeme-si pembe kartın üzerinde Münir Mustafa imzası bulunduğu için ihbarnamenin pembe kağıtta yazıldığı gibi 7 Ekim 1971 tarihinde davalıya verildiğini, bu böyle olmasa bile şahide göre ihbarnamenin muhteviyatının 13 Ekim 1971 tarihinde davalının bilglsine getir-ildiği kanaatına varmıştır. Davalının avukatı, taahhütlü mektup kızı Gülây Turhan tarafından davalıya verilmediği için ihbarnamenın muhteviyatının davalının bilgisine geldiğine dair hükmedilmemesi gerektiğini iddia etmiştir. Gülây Turhan mektubu okuduğunu -şahadetinde söylemiştir. Mahkemenin sorduğu bir soruya karşı babası çıkar çıkmaz babasına hemen söylediğini ifade etmiştir. Bu hususta davalı avukatı tarafindan Gülây Turhana herhangi bir sual sorulmadığından kanaatımızca Gülây Turhan tarafından mektubun m-uhteviyatının. davalıya bildirildiği kanısına varılabilir.
-
Kanaatımızca 6 Ekim 1971 tarihli ihbarname davalıya 7 Ekim 1971 tarihinde verilmemişse de, ihbarnamenin muhteviyatı Bidayet Mahkemesinin bulduğu gibi 13 Ekim 1971 tarihinde davalının bilgisine gelmiştir. Bu sebeple Bidayet Mahkemesinin kararı hatalı değil-dir.
Netice olarak istinaf reddolunur. Davanın bütün şeraitini -göz önünde tutarak istinaf masrafları için herhangi bir emri vermemeyi uygun gördük.
-Yüksek Mahkeme
19 Ekim 1972.
Full & Egal Universal Law Academy