-Hukuk İstinaf No. 27/72
(Dava No.816/71; Lefkoşa)
YÜKSEK MAHKEME HUZURUNDA
Mahkeme Heyeti: M. Necati Münir Başkan, Ülfet Emin ve Ahmet İzzet
İstinaf eden: İbrahim Mustafa
(Davalı)
ile
Aleyhine istinaf edilen: Yusuf Kubilây, küçük Ayşe Yusuf'un babası v-e/veya tabü vasisi ve/veya en yakın akrabası sıffatıyle
( Davacı )
a r a s ı n d a .
İstinaf eden nam-ına: Menteş Aziz
Aleyhine istinaf edilen namına: Ali Dana
Haksız Fiiller - Trafik kazasından doğan tazminat talebi.
Trafik Kazası - Süratin tespiti gereği - Süratin tespitinin birçok faktörlere bağlı olması ve önemi.
Sürat - Sürat tespitinin birçok fak-törlere bağlı olması ve önemi - İhmalkârlığın saptarimasındâ bazı hallerde koşul olması - Fren izlerinden sürat tespiti ve bunlara ilişkin sürat cetvelleri.
Hukuk Usulû - Müdafaa takriri - Müdafaa takririnde sarahaten reddedilmeyen iddiaların kabul edilmi-ş sayılması.
Hukuk Usulû - Şahadet - Sürat tespiti - Fren izlerinin tek başına sürat tespitinde kesin delil olmaması.
Hukuk Usulû - Ceza davalarının hukuk davalarına etkisi - Ceza davalarındaki itirafların hukuk davalarında şahadet olarak kabul edilebil -mesi;
OLAY: Davalı arabası ile yolun bir tarafından öbür tarafına geçmeye çalışan ve yaşı küçük olan Davacıya çarparak yaralanmasına neden oldu.
Davacı, Davalıdan özel ve genel tazminat talep etti. Davalı ise kazanın tamamen Davacının kusurundan meydana -geldiğini öne sürcJü.
İlk Mahkeme kazanın Davalının ihmalkârlığından meydana geldiği, ancak Davacının da kazanın meydana gelmesinde katkısı olduğu kanısına vararak Davacıyi %25 Davalıyı ise %75 oranında kusurlu buldu ve bu mesuliyet esası üzerinden tazmin-ata hükmetti.
Davalı, İlk Mahkemenin sürat ile ilgili bulgusunun ve kendisine kusur atfetmesinin hatalı olduğunu, tespit edilen tazminat miktarının ise alenen fahiş olduğunu ileri sürerek istinaf etti. Davacı da tespit edilen tazminatın çoğaltilması gerek-tiğini ileri sürerek mukabil bir istinaf dosyaladı.
SONUÇ: İlk Mahkeme Davalının arabasının yol üzerinde bıraktığı fren izlerini dikkate alarak fazla sürat yaptığı sonucuna varmıştı. Bir arabanın aynı veya benzer .yolda teste tabi tutulduktan sonra fren i-zlerinden süratinin tespit ediiebileceğini belirten Yüksek Mahkeme İlk Mahkemenin sürata ilişkin bulgusunun hatalı olduğu kanısıria vardı. Davalının ceza davasında ihmalkârlığını kabul ettiğini göz önünde bulunduran Yüksek Mahkeme Davacı ile Davalı arasınd-aki kusur oranını %SO'şer olarak tespit etti. İlk Mahkeme tarafından K.L.1300.- olarak tespit edilen genel tazminat miktârını ise K.L. 800.-na indirdi.
HÜKÜM
Aleyhine istinaf edilen (davacı) küçük olduğu için babası vasıtasıyle dava ikame etmiştir. Davac-ı 15 Şubat 1971 tarihinde davalının Lefke'de Z 954 plâka numaralı arabasını dikkatsiz ve/veya ihmalkârane ve/veya kanuni vecibelerini ihlâl ederek sürmek suretiyle kendisine çarptığını, yaraladığını ve büyük ölçüde zarar ziyana uğramasına sebep olduğunu i-leri sürerek davalıdan K:L,190.- özel zarar ziyan ve gerıel zarar ziyan talep etti. Davalı dosyaladığı müdafaa takriri ile dikkatsiz ve/veya ihmalkârane ve/veya kanuni vecibelerini ihlâl ederek. Araç kullandığını ve davacıya çarpıp yaraladığını ve büyük öl-çüde zarar ziyana sebep olduğunu red ve inkâr etti. Davalı âlternatif olarak kazâriın tamamıyle davacının dikkatsizliğinden ve/veya davacının katkısı ile meydana geldiğini iddia etti. .
Bidayet Mahkemesi davacı namına çağırılan şahitleri dinledikten sonra- davalının kaza .gününde arabasını ihmalkârane sürdüğünü ve kazaya sebebiyet verdiğirii aricak davacıriırı da kazanın vukuundâ., 'îhmalkârlığı dolayısıyle, %25 katkıda bulunduğu kanaatına vardı ve tâm mes'uliyet üzerinden özel zarar ziyan olarak K.L:93.- v-e genel zarar ziyan olarak da K.L.1300.- tesbit etti. Tespit, edilen özel ve genel' zarar ziyanın yekünü olan K.L.1393.-nın %75'i olan K.L.1044.750 milin davacıya verilmesi için hüküm verdi.
Davalı Bidayet Mahkemesi hükmünün, diğer şeyler meyanında, aşağı-da gösterilen sebeplerden dolayı hatalı olduğunu ileri sürerek istinaf eyledi:-
1. Bidayet Mahkemesinin, davalının süratinin mevcut ahval ve şerait muvacehesinde lûzumundan epeyce fazla olduğu bûlgusu hatalıdır ve netice itibarıyle davalının ihmalkârane a-raç kullandığı bulgusu verilen şahadet muvacehesinde yanlıştır.
2. Bidayet Mahkemesi davalıya herhangi bir kusur yükletmekle hata işlemiştir.
3. Bidayet Mahkemesi ihmalkârlık derecesini tespit ve tevzi ederken, hata işlemiştir ve davalıya yüklet-ilebilecek ihmalkârlık derecesinin çok üstünde bir ihmalkârlık yüklemiştir.
4. Tam mes'uliyet esasına göre tespit olunan genel tazminat miktarı alenen fahiştir.
Davacı ise özel ve/veya genel tazminat miktarının çoğaltılması gerektiğini iddia ederek mukabi-l bir istinaf dosyaladı.
Bidayet Mahkemesi hükmünde kazanın 15 Şubat 1971 tarihinde ö.s. saat 3.00 civarında Lefke Belediye hudutları içinde Lefke-Çamlıköy ana yolu üzerinde 30 mil sürat tahdidi bulunan bir yerde vukubulduğunu belirtmiştir. O gün davacı a-nnesi ile birlikte Lefkoşada bulunuyordu ve Lefkeye TBR 101 plâka numaralı otobüs ile gitti. Davacı otobüste şöförün arkasındaki yastıkta, annesi ise üçüncü yastıkta oturmakta idi. Otobüs davacının evinin yanına geldiğinde yolun solunda durdu, otobüsten ön-ce davacı ve sair çocuklar indi, davacının annesi ise daha sonra otobüsten inmiştir. Her ikisi de otobüsün sol ön kenarındaki kapıdan inmişlerdir. Davacı otobüsten indikten sonra yolun sağında bulunan evlerinin tarafına geçmek için yolu katetmeye koyuldu v-e yolun ortasını biraz geçmiş bulunduğu bir sırada davalının sürmekte olduğu araba kendine çarptı ve yaralandı. Kazadan hemer sonra davacı Pendaya hastahanesine kaldırıldı. Otobüs, Çamlıköye bakarken yoiun sol tarafında olan bankette parkedildi. Otobüsün s-ol tarafı bankette sağ tarafı ise asfalt yolun kenarında bulunmakta idi. Yol kaza yerinde Lefkeye doğru hafif yokuştur. Kaza yerinde asfalt yolun genişliği 14 ayak olup Çamlıköye bakarken yolun sol tarafındaki banketin genişliği 14 ayaktır. Sağ taraftaki b-anket ise 3 ayak genişliğinde idi ve her iki banket de kullanışlı bir durumda idi. Kazadan sonra PÇY 1526 İbrahim Tahir kaza mahallini ziyaret etmiş ve orada gördüklerine ve davalı tarafından gösterilen noktalara istinaden bir plân hazırladı. Plân Emare 1 -olarak mahkemeye ibraz edildi. Emare 1'e göre davalının arabasının sol tekerlekleri 63 ayak, sağ tekerlekleri ise 64 ayak fren izi bırakmıştır. Sağ tekerleklerin bırakmış olduğu 64 ayak iz içerisinde 13 ayaklık bir boşluk vardır. Davalının arabasının sol t-ekerleklerinin bırakmış olduğu :zin başlangıç noktası Lefkeye bakarken asfalt yolun sol kenarından 1 1/2 ayak içeride idi. Davalı PÇY'ye çarpma noktasını göstermiştir. Bu nokta sağ tekerleklerin bıraktığı fren izlerinin başlangıcından 18 ayak ileride idi. -Çarpma noktası Lefkeye bakarken asfalt yolun sol kenarından 5 ayak 6 inç içeride idi. Çarpma noktasından davacının evinin giriş kapısına olan mesafe düz bir hat olarak 40 ayak idi. Otobüsün durduğu yerden otobüsün sağ arka köşesinden çarpma noktasına 16 ay-ak 6 inç bir mesafe vardı. PÇY'nin şahadetine göre çarpma noktasından Çamlıköye doğru görüş mesafesi 100 yardadan fazla, Lefkeye doğru ise takriben 50 yarda idi.
Bidayet Mahkemesi verilen şahadet ışığında kaza ile ilgili şunları söyledi:-
".... davacının- içinde bulunduğu otobüs yolun kenarında durduktan sonra davacı ve sair çocuklar inmişler ve davacı pek muhtemelen evine gitmek üzere otobüsün arka tarafından yolu katetmeye başlamış ve asfalt yolun içine 8 1/2 ayak kadar girmişti ki davalının arabası Çaml-ıköy istikametinderı gelerek kendine çarpmış ve kendini çarpışma noktasından sonra 43 ayak ileriye düşürmüştür. Çarpışma noktasından itibaren Çamlıköye doğru 100 yardadan fazla bir görüş mesafesi bulunduğuna göre davalının durmakta olan otobüsü, otobüsten -inmekte olan eşhası ve yolu katetmeye teşebbüs ederken davacıyı görmesi gerekirdi. Ayni şekilde davacının da yolu katetmeye teşebbüs etmezden önce soluna bakmış olsa gelmekte olan davalının arâbasını görmesi gerekirdi."
Bidayet Mahkemesi hükmüne devamla k-azadan önce ve kaza anında mil hesabı ile davalının süratinin ne olduğuna dair mahkeme huzurunda şahadet mevcut olmadığını ancak kaza yerinde sürat tahdidi bulunduğunu, davalının yolcu indirmekte olan bir otobüsü hemen geçtikten sonra kazanın vukubulduğunu-, davalının arabasının kaza yerinde 63-64 ayak fren izi bırakarak durduğurıu ve davacıyı çarpma noktasından 43 ayak ileriye düşürmüş olduğunu nazarı itibara alınca davalının arabasını mevcut ahval ve şerait muvacehesinde lûzumundan epeyce fazla süratli old-uğu aşikâr surette anlaşıldığırıı belirtti.
Bidayet Mahkemesi daha evvel belirttiğimiz gibi kazaya gerek davalının gerekse davacının ihmalkârlığı sebep olduğu kanaatına varmıştır. İşbu ihmalkârlıkla ilgili Bidayet Mahkemesinin hûkmü aynen şöyledir:
-"Davacının ihmalkârlığı gelmekte olan taşıt vasıtalarının olup olmadığını görmek için en azından soluna bakmadan veya bakmış ve davalının gelmekte olan arabasını görmüş ise bunun geçmesini beklemeden yolu katetmeye teşebbüs etmesinden ibarettir. Davalının -ihmalkârlığı ise yolun kenarında durmakta ve yolcu indirmekte olan bir otobüsü geçerken otobüsün arkasından veya önünden yayaların yola girmesi ve bilhassa çocukların ani olarak yolu geçmeleri tehlikesinin mevcut olduğunu bilmesi ve bunu bekleyip tedbirli -davranması ve arabasını yavaş sürmesi ve hatta icap ettiği takdirde durması gerektiği halde bunu yapmayarak arabasını mevcut ahval ve şerait muvacehesinde lûzumundan fazla süratli sürmüş olmasından ibarettir."
-
Yukarıda iktibas ettiğimiz Bidayet Mahkemesinin hükmünden görülüyor ki Bidayet Mahkemesi davalının ihmalkârlığını mevcut ahval ve şerait muvacehesinde lûzumundan fazla süratli sürmesine istinad ettirmiştir. Bidayet Mahkemesi hükmünde süratinin ne olduğuna- dair mahkeme huzurunda şahadet mevcut olmadığını belirtmiştir. Bu durumda Bidayet Mahkemesinin davalının lûzumundan fazla süratli sürmekte olduğu hususundaki bulgusunu nereye istinad ettirdiğini kat'i olarak anlayamadık. Öyle anlaşılıyor ki Bidayet Mahkem-esi davalının arabasının 63-64 ayak fren izi bıraktığını nazarı itibara alarak davalının lûzumundan fazla süratli gittiği kanaatına varmıştır. Kanaatımızca bir arabanın bırakmış olduğu fren izleri kendi başına süratin ne olduğu hususunda kat'i bir delil de-ğildir. Bunun da sebebi her arabanın bıraktığı fren izleri arabanın frenlerinin durumuna, lâstiklerin durumuna, yolun sathına bağlıdır. Bunun için bir arabanın' süratini yalnız fren izlerinden değil ancak o arabayı ayni yolda veya ona benzer bir yolda test-e tabi tutmakla tespit etmek mümkündür. Bu davada PÇY. İbrahim Tahir'in verdiği şahadete göre kazadan sonra davalının arabası başka bir polis tarafından teste tabi tutulmuştur. Böyle bir test yapıldığı halde testi yapan polis şahit olarak çağırılmamıştır. -Aleyhine istinaf edilenin avukatı Ingiliz Highway Code unda bir arabanın bıraktığı fren izlerinden süratinin ne olacağı hususunda tespit edilmesi için cetvel mevcut olduğunu ve bu cetvellere istinaden davalının arabasının süratinin 30 milden fazla süratli -olması gerektiğini iddia etmiştir. Bingham's Motor Claim Cases 6. baskı, sayfa 86'da fren izleri ile ilgili bir cetvel bulunmaktadır. Bu, cetvele göre 25 mil sürat yapan bir araba kuru asfalt yolda frenler %100 etkili olduğu hallerde 30 ayak f ren izi, %50- etkili olduğu hallerde 42 ayak f ren izi, %40 etkili olduğu hallerde 52 ayak fren izi bırakmaktadır. Ancak ayni cetvele göre arabanın yalnız iki tekerleğinde fren tertibatı varsa gösterilen fren izi mesafelerinin çifteleşmesi gerektiğini öngörmektedir. Yi-ne ayni cetvele göre arabanırı lâstikleri yumuşak ise verilen fren izi mesafelerine 1/4 ilâve yapmak gerekir denmektedir. Bu cetvelden görüleceği gibi fren izlerinden bir arabanın süratini tespit edebilmek için birçok faktörlerin nazarı itibara alınması ge-rekir. Daha ewel de belirttiğimiz gibi fren izlerinden sürat ancak araba bir teste tabi tutulduktan sonra tespit edilebilir. Bu davada davalının arabası 63-64 ayak iz bırakmıştır. Şayet frenlerin etkisi %40 iseydi 25 mil süratta 52 ayak fren izi bırakması -gerekirdi. Ancak arabanın lâstikleri yumuşak idiyse 52 ayağın 1/4' ünü de ilâve etmek gerekir ki o zaman 65 ayak olur. Bunlara yolun durumu da ilâve edilirse fren izlerinin mesafesi daha da uzayabilirdi. Bu hususta kati şahadet olmadığına göre o gün davalı-nın arabasının süratinin ne olduğu söylenemez. Davalının süratinin ne olduğunu ispat etmek, her davada olduğu gibi, bu davada da davacıya düşen bir husustur. Bütün faktörler nazarı itibara alındığında fren izlerine dayanarak davalının arabasının sürati saa-tta 20-30 arasında olabilirdi. Hatta belki 20'den daha az belki 30'dan daha fazla. Biı hususta kat'i şahadet olmadığına göre davalının o gün süratli gittiği söylenemez, çünkü eğer davalının sürati o gün 20 mil idiyse, o durum ve ahval tahtinde davalının sü-ratli gittiği söylenemez. Kanaatımızca Bidayet Mahkemesinin mevcut ahval ve şerait muvacehesinde davalının lîızumundan fazla süratli sürmüş olduğu hususundaki bulgusu hatalıdır.
Davacı talep takririnde davalıya 29 Mart 1971 tarihinde dikkatsiz ve ihmalkâr-ane vasıta kullandığı için dava açtığını ve davalı suçunu kabul ederek cezaya çarptırıldığını iddia etti. Davalı ise müdafaa takririnde davacının bu iddiasını reddetmiş değildir. Hukuk Mahkemeleri Usulü Nizamnamelerinin 19. Emrinin 11. nizamına göre talep -takririnde ileri sürülen iddialar sarahaten reddolunmayan hallerde böyle bir iddia kabul edilmiş sayılabilir.
Kazada methalder olan herhangi bir şahsın aleyhine herhangi bir ceza davası ikame edildiğinde ve böyle bir şahıs suçunu kabul ettiğinde bu itiraf- davalının aleyhine şahadet olarak kabul edilebilir. Davalı ceza davasını kabul etmekle ve bu hususta hukuk davasında herhangi bir izahat vermemekle o gün arabasını ihmalkârane sürdüğünü kabul etmiş sayılır. Kanaatımızca davalıya, ahval ve şerait tahtinde -süratli gittiğine dair herhangi bir kusur atfedilemezse bile, davalının ihmalkâr olduğunu ceza davasında kabul ettiğini göz önünde tutarak davalının o gün etrafına bakmadan arabasını sürme kusuru hamledilebilir. Nitekim Bidayet Mahkemesi bu hususta Çamlıkö-y'e doğru 100 yardadan fazla bir görüş mesafesi bulunduğuna göre davalının durmakta olan otobüsten inmekte olan eşhası ve yolu katetmeye teşebbüs ederken davacıyı görmesi gerektiğini belirtti. Kanaatımızca davalının yegâne kusuru o gün etrafına kâfi derece-de bakmaması (no proper look out) idi.
Çarpma noktasının Lefkeye bakarken yolun sol tarafında yani davalının arabasının seyretmekte olduğu uygun yerde olduğunu, davalının arabasının yolun asfalt kenarından 1 1/2 ayak içeride seyretmekte olduğunu, çarpma n-oktasının davalının sol tarafından yalnız 5 1/2 ayak içeride olduğunu, çarpma noktasından ewel davalının arabasının 18 ayak fren izi bıraktığını göz önünde tutarak davalı ile davacının ihmalkârlık derecesinin ayni olduğu kanaatındayız. Bidayet Mahkemesi da-valının ihmalkârlık derecesini %75 ve davacının ihmalkârlık derecesini %25 tespit etmekle hata işlemiştir.
Daha önce belirttiğimiz gibi davalı tespit olunan genel tazminatın çok fazla olduğunu, davacı ise tespit olunan gerek özel tazminatın gerekse genel -tazminatın çok az olduğunu iddia etmişlerdir. Kaza neticesi olarak davacının sol bacağının tibia kısmı üzerinde muhtelif bereler ve mürekkep parçalanmış bir kırık (compound commuted fracture) meydana gelmiştir. Kırıklığa müdahale yapılmış ve kırık bir meta-l ile tespit edilmiştir. Davacı hastahaneden 23 Şubat 1971'de, ayağı alçıya konduktan sonra taburcu edilmiştir. Daha sonra alınan bir rapora göre kırık mükemmel bir şekilde kavuşmuş fakat bacağın iç tarafında geniş bir iz kalmıştır. Verilen şahadete göre b-u metal ileride yapılacak bir ameliyatla çıkarılması gerekir.
11.3.1972'de davacıyı muayene eden Doktor Okur mahkemeye şahadet vermiş ve muayenesinde davacıda 16 cm. uzunluğunda bir nedbe (scar) müşahade ettiğini söylemiştir. Bu doktora göre metalin çıkma-sı için ameliyat yaparken hali hazırda 1 - 1 1/2 mm. genişliğinde olan nedbeler 1 mm. daha genişleyecektir. Bu nedbeler bir plâstik ameliyat ile ortadan kalkabilir. Doktor Okur davacının sol ayağının diz altında, diğer ayaktan 1 cm. daha kalın olduğunu müş-ahade etmiştir. Doktor Okur'a göre davacının ayağının bilhassa soğuk havalarda sızlaması beklenmektedir. Mamafih bu sızıların, ikinci ameliyat komplikasyon yaratmadığı takdirde, 2-3 senede zail olması beklenmektedir. Ayağındaki şişlik de metal alındıktan s-onra inmesi ihtimali çoktur. Doktor Okur'a göre metalin alinması için gerekli ameliyatın masrafı K.L.6O-70.-dır. Plâstik ameliyat ise dışarıda yapılması gerekir ve bunun sadece doktor masrafı en az K.L.150-200.-dır. Bidayet Mahkemesi davacının özel zarar z-iyan olarak talep takririnde K.L.190.- talep etmekle beraber ancak doktor Rose'a verilen K.L.83.- ile doktor Okur'un ücreti olan K.L.lO.nın tespit edildiğini belirtmiş ve bundan dolayı özel zarar ziyan olarak yalnız K.L.93.- tespit etmiştir. Tüm şahadet in-celendiğinde Bidayet Mahkemesinin bu husustaki bulgusu hatalı olmadığı kanaatındayız. Ancak Bidayet Mahkemesi özel zarar ziyanı tespit ederken davada şahitlerin dinlenmesine başlamazdan ewel tarafların özel zarar ziyan hususunda
Doktor ve hastahane ve ted-avi ücreti hariç geriye kalan miktarın K.L. 35.- olarak tespit edildiği hakkında taraflar arasında mutabakata varıldığını nazarı itibara almamıştır. Kanaatımızca her iki tarafın mutabık kaldığı doktor, hastahane ve tedavi ücretinden mada özel zarar ziyan m-iktarı olan K.L.3S.-nın da Bidayet Mahkemesi tarafından nazarı itibara alınıp davacı leyhine hüküm verirken bu miktarın da eklenmesi gerekirdi. Genel tazminat hususunda ise Bidayet Mahkemesi davacının bedeninin düçar olmuş olduğu hasar için, çekmiş olduğu -ve çekeceği sızı ve rahatsızlıklar için, hayat nimetlerinden mahrum olduğu için, ve müstakbel tedavi masrafları için K.L.1300.- genel zarar ziyan tespit etmiştir. Bidayet Mahkemesi genel tazminatı tespit ederken müstakbel tedavi masrafları için yalnız gere-kli ikinci ameliyat masrafını ve dışarıda yapılması gereken plâstik ameliyatın sadece doktor masrafını nazarı itibara almıştır. Dışarıda yapılacak plâstik ameliyatın sair masrafının ne olacağı takrirlerde zikredilmediği için bu hususta şahadet de verilmedi-ği için Bidâyet Mahkemesi bu husustaki sair masraf için herhangi bir miktar tespit etmiş değildir. Kanaatımızca Bidayet Mahkemesinin bu husustaki kararı hatalı değildir. Tazminat ancak şahadet verilen hususlarda tespit edilebilir.
Kanaatımızca davalının y-arasının nevini, çektiği ve çekeceği sızı ve rahatsızlıkları, hayat nimetlerinden mahrum olmasını ve müstakbel tedavisi için sarfedeceği mahkemede ispat olunan masrafları göz önünde tutarak, genel tazminat olarak tespit olunan K.L.1300.-nın fahiş olduğu ka-naatındayız. Bundan dolayı Bidayet Mahkemesinin tespit ettiği tazminat miktarına müdahale etmek gerekir. Kanaatımızca tüm ahval ve şerait ve nazarı itibara alınması gereken bütün hususlar nazarı itibara alındığında genel tazminat olarak K.L.800.- uygun bir- miktardır.
Netice olarak Bidayet Mahkemesinin hükmünü iptal eder davalı ile davacının kaza ile ilgili ihmalkârlık derecesini %50'şer olarak ve genel tazminatı da tam mes'uliyet esası üzerinden K.L.800.- olarak tespit ederiz. Özel zarar ziyan konusuna gel-ince, Bidayet Mahkemesinin özel zarar ziyan olarak tespit ettiği K.L.93.-ya ilâveten Bidayet Mahkemesinin nazarı itibara alması gereken taraflar arasında mutabık kalınan K.L.35.nın K.L.93.-ya eklenmesi ger,:kir. Netice olarak özel zarar ziyan tam mes'uliye-t esası üzerinden K.L.128.- olarak tespit olunur.
Mukabil istinaf reddolunur. Davalının davacıya K.L.464.- ödemesine hüküm veririz. Davalının Bidayet Mahkemesi masraflarını da K.L.200-S00 masraf cetveline göre ödemesini emreyleriz. Davacının da istinaf ma-sraflarını K.L.200-500.- masraf cetveline göre ödemesini emreyleriz.
Yüksek Mahkeme
11 Ocak 1973.
Full & Egal Universal Law Academy