-Hukuk İstinaf No. 29/71
(Dava No.278/70 ve 744/70)
YÜKSEK MAHKEME HUZURUNDA
M. Necati Münr Başkan, Ülfet Emin ve Ahmet İzzet, Üye
İstinaf eden: Kemal Balcı ve diğerleri
(Davalılar)
ile
Aleyhine -istinaf edilen: Nüzhet Kök ve diğerleri
(Davacılar)
a r a s ı n d a
İstinaf eden namına: Hakkı Süleyman
Aleyhine istinaf edilen namına: Kıvanç M. Riza.
Haksız Fiil - Fasıl 1-48 Haksız Füller Yasasının 50. maddesi - Tepe penceresi önüne duvar örerek gün ışığına engel olma - Haksız fiili ortadan kaldırma ve tazminat talebi.
Hukuk Usulû - Şahadet - Davacıların Fasıl 148 Haksız Fiiller Yasası madde 50'ye göre ispat etmeleri gerek-en hususlar - Binanın müdahaleden önceki duruma kıyasla daha az kullanışlı bir hale gelmesinin ispatı halinde müdahalenin sıkıntı veya zarar verici (nuisance) bir eylem olarak kabul edilebilmesi
Hukuk Usulû - Davanın yeniden dinlenmek üzere İlk Mahkemeye -iadesi.
OLAY: Davacılar Lefkoşa'da 2 binanın sahibidirler ve bu binalarda ikamet etmektedirler. Davalılar ise söz konusu binalara bitişik binanın sahibi olup orada ikamet etmektedirler.
Davacılar Davalıların avlusuna açılan ve 1953 yılından beri gün ışı-ğı aldtkları bir tepe penceresinin Davalılar tarafından bir duvar örülmek suretiyJe kapatıldığını iddia ederek duvarın yıkılmasını ve tazminat talep eden bu davayı açtılar.
Davalılar, tepe penceresinin 1964 yılında açıldığını, yasal olmadığını ve Davacıla-rın tepe penceresi dışında dört pencereleri daha olduğunu dolayısıyle yeterli gün ışığı aldıklarını öne sürerek itiraz ettiler.
İlk Mahkeme, tepe penceresinin 1953 yılında açıldığı ve 1970 yılında Davalılar tarafından kapatıldığı kanaatına vararak tepe p-enceresi önüne örülen duvarın yıkılmasını ve gün ışığı konusunda Davacılara yapılan müdahalenin durdurulmasını emretti.
Davalılar, İlk Mahkemenin Davacıların bu pencereden gün ışığı almaya hakları olduğuna karar vermekle ve şahadeti yanlış değerlendirmekl-e hataya düştüğünü iddia ederek istinaf ettiler.
SONUÇ: İlk Mahkeme Davacıların 15 yıldan beri söz konusu pencereden
gün ışığı aldığını karara bağlamakla birlikte, pencerenin kapanmasıyla binanın
daha az kullanılmış hale geldiği h-ususunda herhangi bir bulgu yapmadı. Bu
eksikliğin önemli olduğunu dikkate alan Yüksek Mahkeme hükmü iptal ederek
davanın yeniden dinlenmesini emretti.
Atıfta Bulunulan Bilimsel İçtihatlar:
1. Halsbury's Laws of- England 3rd Edn. Vol.12 para.1263 ve 1264.
Atıfta Bulunulan Yargısal İçtihatlar:
1. Colls v. Home and Colonial Stores Ltd. 73 L.J. Ch. s.488,489,
498,501,502.
2. Higgins v. Betts (1905) 2 Ch. s.-215.
H Ü K Ü M
1. davacı 2. davacının kocasıdır ve beraber yaşamaktadırlar. 2. ve 3. davacılar Lefkoşa'da Cengiz Sokağında kain 17 ve 19 numaralı evlerin ve yardımcı binalarin sahibidirler. Davalılar ayni sokakta davacıların evlerine bitişik- olan 19A numaralı hanede ikamet etmektedirler ve 2. davalı mezkür hanenin kayıtlı sahibidir. Davacıların yardımcı binalarının davalıların avlusuna açılan bir tepe penceresi vardır. Davacılar mezkür tepe penceresinden son 17 seneden beri gün ışığının gir-digini ve 1. davalının 31 Mart 1970 tarihinde mezkür tepe penceresini lamarina ile kapadığını, daha sonra 6.11.70 tarihinde lamarina parçasını kaldırarak tepe penceresinin hemen önüne tuğladan bir duvar inşa ettikini ve davacıların yardımcı binasının makul- bir miktarda gün ışığı almasına mani
olduğunu iddia ettiler ve davalılardan K.L.100.- zarar ziyan ve davalıların tepe penceresi önünde inşa ettikleri tukla duvarı, yardımcı binaların makul bir miktarda gün ışığı almasına müsaade edecek nisbette yıkması ve-/veya davalıların yapmakta oldukları müdahaleyi durdurmaları için bir emrin verilmesini talep ettiler.
Davalilar tepe penceresinin eski olmadığını ancak takriben 1964 yılında açıldığını ve mezkür tepe penceresinin davalılar tarafından 5 Mayıs 19-64'den beri kapatıldığını iddia ettiler. Davalılar ayrıca davacıların mezkür tepe penceresini açmaya kanunen hakları olmadığını, binanin Kanuna ve Belediye nizamlarına aykırı olduğunu iddia ettiler. Davalılar yardımcı binanın, tepe penceresinden mada 4 p-enceresi olduğunu, ve kafi derecede gün ışığı aldığını iddia ettiler.
- Bidayet Mahkemesi tarafları dinledikten sonra davacıların davaya konu teşkil eden yardımcı binayı 1953 sonlarında yaptıklarını ve davalıların avlusuna açılan ve davacılara ait tarafta olan ihtilaf konusu tepe penceresinin de 1953 sonlarından be-ri açık olup davacılar tarafından o şekilde kullanıldığına ve ilk defa 31.3.1970 tarihinde davalı 1 tarafindan kapatıldığına kanaat getirdi ve davalıların davacıların yardımcı binasının tepe penceresinin önüne inşa ettikleri tuğla duvarı bahis konusu pence-reyi kapatmayacak şekilde yıkmalarına ve mezkûr pencereden gün ışığı gir- mesi hususunda davalıların yapmakta oldukları müdahaleyi durdurmalarına emir verdi. Bidayet Mahkemesi davacıların tazminat talebini reddetti.
-
Davalılar Bidayet Mahkemesinin hükmünün Kanun, Nizam ve vakıalar bakımından hatalı olduğunu, davacıların yardımcı binalarının kendi malında olan pencerelerinden kâfi derecede gün ışığı aldığını ve davacıların bahsi geçen tepe penceresinden gün ışığı almay-a hakları olduğu hususundaki bulgunun hatalı olduğunu ve bahsi geçen pencereden makul derecede gün ışığı almasına imkân olmadığını ve Mahkeme bulgusunun Hukuki Haksızlıklar (Civil Wrongs Law) Kanununa zıt ve münafi bulunduğunu, davacıların ibraz ettikleri -şahadete inanmakla ve davalıların ibraz ettikleri şahadete inanmamakla Bidayet Mahkemesinin hata işlediğini ileri sürerek istinaf eylediler.
Davacılar davalarırıda hak kazanabilmeleri için Fasıl 148, Haksız Füller Kanununun (Civil Wrongs Law) 50. maddesin-de derpiş olunanları ispat etmeleri gerekir. Bu maddeye göre davacıların, sahibi bulundukları veya işgal ettikleri binanın, bulunduğu yer ve vaziyeti nazarı itibara alınarak, makul miktarda gün ışığı almasına davalılar tarafınan mani olunması gerekir. Ayrı-ca bu gibi gün ışığının mal sahibi veya işgal eden veya selefi tarafından müdahaleden hemen önce en az 15 sene bir müddetle alınması gerekir. Bu madde tahtinde davalıların gün ışığının davacıların yardımcı binalarına girmesine mani olmakla davacılara sıkın-tı veya zarar verdiklerini (nuisance) davacıların ispat etmesi gerekir. Başka bir deyimle, davalıların müdahalesinin, başkalarına sıkıntı veya zarar verecek dava edilebilen bir eylem (actionable nuisance) olduğunu davacıların ispat etmesi gerekir. Bir bina-nın müdahaleden hemen önce en az 15 seneden beri aldığı gün ışığına müdahale yapıldığı hallerde, bu müdahalenin nuisance olduğunun ispat edilmesi gerekir. Gün ışığına yapılan her müdahale "nuisance olmayabilir. Bunun için bu davada davalıların yaptığı müda-halenin hukuken bir "nuisance" olduğunun davacılar tarafından ispat edilmesi gerekir. Daha önceden alınan gün ışığının azalması veya müdahaleden sonra binaya gelen ışığın daha az olması halleri kendiliğinden müdahalenin "nuisance" oldu unu is at etmez. Bir- müdahalenin "nuisance" olduğunu bulmak için müdahaleden dolayı, daha önceden alınan gün ışığının esaslı bir şekilde azalması kâfi olmayıp geriye kalan gün ışığının mevzuu bahis binanın ev veya iş yeri olarak kullanılma maksatları ve insanlığın alelâde iht-iyaçlarına uygun olma bakımından müdahaleden önceki durumdan makul bir derecede daha az elverişli bir duruma gelmesi gerekir. Gün ışığı hususunda Halsbur s Laws of England, 3rd Edn. Vol.l2 p.1263 ve 1264 de şunlar yer almaktadır:
"1263. Interference must -amount to a nuisance It is a right to be protected from a particular form of nuisance, and unless the interference with the light coming to the dominant tenement amounts in law to an actionable nuisance, the owner of the dominant tenement has no right agai-nst the person who interferes with the light. Any substantial interference with his comfortable use and enjoymentof his house according to the usages of ordinary persons in the locality is actionable as a nuisance at common law...
The mere interference wi-th the light coming to the dominant tenement, or the mere fact that after the interference complained of, the owner of the dominant tenement has not so much light as before, does not of itself constitute a nuisance."
"1-264. Extent of easement of light. The easement of light does not consist in a right to have a continuance of all the light which has previously come to the windows of the dominant tenement. The test whether the interference complained of amounts to a nuisa-nce is not whetiıer the dimunition is enough materially to lessen the amount of light previously enjoyed, nor is it entirely a question of how much light is left, without regard to what there was before, but whether the dimunition (That is, the difference -between the light before and the light after the obstruction) is such as really makes the building to a sensible degree less fit than it was before for the purpose of business or occupation according to the ordinary requirements of mankind.
What the domin-ant owner is bound to show in order to maintain an action is that the interference is such an obstruction of light as to interfere with the ordinary occupations of life."
ve Colls v. Home and Colonial Stores Ltd.- 73 L.J. Ch. sayfa 488 davasında The Lord Chancellor Earl of Halsbury) şunları söyledi:
"The test of the right is, I think, whether the obstruction complained of is a nuisance, and, as it appears to me, the value of the test makes the amount of right acqui-red depend upon the surroundings and circumstances of light coming from othe.r sources, as well as the question of the proximity of the premises complained of. What may be called the uncertainty of the test may also be described as its elasticity."
ayni d-avada Lord Macnaghten sayfa 489'da şunları söyledi:
"It was not sufficient, to constitute an illegal obstruction, that the plaintif f had, in fact, Iess light than before; nor that his warehouse, the part of his house principally affected, could not be us-ed for all the purposes to which it might otherwise have been applied. In order to give a right of action, and sustain the issue, there must be a substantial privation of light, sufficient to render the occupation of the house uncomfortable, and to prevent- the plaintiff from carrying on his accustomed business (that of a grocer) on the premises, as beneficially as he had formerly done. His Lordship added, that it might be difficult to draw the line but the jury must distinguish between a partial inconvenien-ce and a real injury to the plaintiff in the enjoyment of the premises."
Lord Davey ise sayfa 498'de şunları söyledi:-
"I am of opinion that the owner or occupier of the dominant tenement is entitled to the uninterrupted access through his ancient windows- of a quantity of light, the measure of which is what is required for the ordinary purposes of inhabitancy or business of the tenement according to the ordinar notions of mankind, and that the question for what purpose he has through fit to use that light,- or the mode in which he finds it convenient to arrange the internal structure of his tenement, does not affect the question. The actual user will neither increase nor diminish the rright. The single question in these cases is still what it was in the da-ys of Lord Hardwicke and Lord Eldon -whether the obstruction complained of is a nuisance."
Lord Lindley sayfa 501'de şunları söyledi:-
"As regards light from other quarters, such light cannot be disregarded; for, as pointed out by Vice,Chancellor Ja-mes ın Dyers' Co. v. King (1870) the light from other quarters, and the li ht the obstruction of which is complained of, ma be so much in excess of what is protected by law as to render the interference complained of nonactionable."
ve sayfa 502'de:-
"Th-e general principle deducible from them appears to be that the right to light is in truth no more than a right to be protected against a particular form of nuisance, and that .an action for the obstruction of light which has in fact been used and enjoyed f-or twenty years without interrupt'ion or written consent cannot be sustained unless the. obstruction amounts to an actionable nuisance."
ve Higgins v. Betts- (1905) 2 Ch. s.215 davasında J. Farwell şunları söyledi: -
-"The dominant owner was never entitled either by prescription or under the Act to all the light that came th öugh his windows. It was not enough to shew that some li ht had been taken, but the question always was whether so
-much had been tayene as to cause a nuisance. But for many years the tendency of the Courts had been to measure the nuisance by the amount takeıi from the light acquired and not to consider whether the amount left was sufficient for the reasonable comfort o-f the house accordin to ordinary requirements. If a man had a house with unusually excellent lights, it was treated as a nuisance if he was deprived of a substantial part of it, even although a fair amount for ordinary purposes was left. It is in this resp-ect that Colls' Case has, to my mind, readjusted the law. It is still, as it always has been, a question of nuisance or no nuisance, but the test of nuisance is not- How much light has been taken and is that enough materially t-o lessen the enjoyment and use of the house that its owner previously had? but - How much is left, and is that enough for the comfortable use and enjoyment of the house according to the ordinary requirements of mankind."
Bidayet Mahkemesi hükmünü verirken- dava mevzuu olan tepe penceresinin 15 seneden beri gün ışığı alıp almadığı hususunu düşünüp bir karara bağlamakla beraber, gün ışığına yapılan müdahaleden dolayı binanın normal kullanılma maksatları ve insanlığın alelâde ihtiyaçlarına uygun olma bakımında-n müdahaleden önceki durumdan daha az elverişli bir duruma gelip gelmediği hususunu incelememiştir. Bu önemli husus incelenip karara bağlanmadığından mühim bir eksikliktir ve davanın esasına tesir eder. Bu husus hakkında Yüksek Mahkemenin zabıtlarda olan ş-ahadete dayanarak karar vermesi doğru olmadığı kanaatındayız. Adaletin tecellisi için davanın yeniden dinlenmesinin en uygun hal çaresi olacağı kanaatindeyiz.
Yukarıda izah olunan sebeplerden dolayı istinaf kabul olunur. Bidayet Mahkemesinin hükmü iptal ed-ilir ve davanın yeniden başka bir hakim tarafından dinlenmesine emir verilir. Bidayet Mahkemesi masraflarının, davalıların aleyhine olmamak şartı ile, davanın neticesini takip etmesi ve istinaf masrafları için herhangi bir emir verilmemesi uygun görülmüştü-r.
Yüksek Mahkeme
9 Aralık 1971
Full & Egal Universal Law Academy