- Hukuk İstinaf No. 3/72
(Dava No. 304/70)
YÜKSEK MAHKEME- HUZURUNDA
M. Necati Münir, Başkan, Ülfet Emin ve Ahmet İzzet, Üye.
İstinaf eden: Hüseyin Mustafa Çoban
(Davalı)
ile
Aleyhine istinaf edilen: Haşim Ali
- (Davacı)
a r a s ı n d a
İstinaf eden namına: Menteş Aziz tarafından Hasan Murat
Aleyhine istinaf edilen namına: Taner Erginel
Haksız Fiiller - -Haksız fülden doğan tazminat - Tazminatın tam olması gerekmez, makûl bir tazminata hükmedilmesi yeterlidir - Müstakbel kazanç kaybının hesaplanması - Aşikâr surette az olan tazminatın yükseltilmesi.
Tazminat - Tazminatın müstakbel kazanç kaybından dolayı -yükseltilmesi.
Dikkatsiz araç sürme.
Müterafik Kusur.
OLAY: Davalı dozer ile gübre yüklemekteydi. Davacı ise 2 çocuğu ile duvar kenarında yüklemeyi seyrediyordu. Davalı bir ara istikamet değiştirdi ve geri geri çocuklara doğru dozeri sürmeye başladı. Do-zer 2-3 ayak uzaklığa geldiği zaman Davacı çocukların başlarının dozer ile duvar arasına sıkıştırılıp ezileceğini anlayarak ileriye atıldı ve çocukların başlarını aşağıya yere doğru iterek çocukları kurtarmayı başardı. Ancak Davacının eli duvar ile dozer a-rasında kıstırıldı ve baş parmağı ile işaret parmağı yaralandı.
Davacı Davalının dozeri ihmalkâr veya dikkatsiz sürdüğünü ileri sürerek tazminat talebinde bulundu.
Davalı kazaya kendisinin değil, Davacının ihmalkârlığının neden olduğunu iddia etti.
İlk -Mahkeme kazanın Davalının dozeri ihmalkârlıkla kullanmasından meydana geldiği kanısına vararak Davalının Davacıya özel ve genel tazminat ödemesini emretti.
Davalı İlk Mahkemenin Davacıya müterafik kusur bulmamakla ve özel ve genel tazminatı aşikâr surette- yüksek tespit etmekle hata ettiğini ileri sürerek istinaf etti.
Davacı ise mukabil istinafla hükmedilen tazminatın aşikâr surette az olduğunu iddia etti.
SONUÇ: Yüksek Mahkeme, çoğunluk kararında, Davacının davadan sonraki ka.zancının ne kadar azaldığın-a ilişkin bulgu yapmamakla İlk Mahkemenin hata ettiğini, şahadete göre terzilikle geçinen Davacının yılda K.L.180.- gelir sağladığını, Davacının 35-40 sene daha çalışabilecek durumda olduğunu belirtti ve bu olgular ışığında hükmedilen K.L.350.-yı aşikâr su-rette düşük bularak K.L.600.-ye yükseltti. Müterafik kusurla ilgili İlk Mahkeme bulgusunda herhangi bir hata görmeyen çoğunluk kararı mukabil istinafı reddetti.
Azınlık kararında ise tazminatın makûl olması gerektiği ve karşılıklı istinaf edenlerin Yüksek- Mahkemeyi ikna edememeleri nedeniyle istinaf ve mukabil istinafın reddedilmesi gerektiği görüşü belirtildi.
Atıfta Bulunulan Yargısal İçtihatlar:
1. Fletcher v. Autocar and Transporters Ltd. (1968) 1 All E.R. s.726.
2. Taylor v. O'Connor (1970) 1 All E.R-. s.365.
HÜKÜM
M.Necati Münir, Başkan:
Aleyhine istinaf edilen (davacı), takriben 11 Eylül 1970 tarihinde Kilitkaya'da DP.967 numaralı buldozeri dikkatsizlik veya ihmalkârlık ile sürerek sağ elinin baş parmağını ve işaret parmağını yaraladığı için ist-inaf edenderı (davalıdan) özel ve K.L.2000.- genel tazminat ta.lep etmektedir. Davalı dosyaladığı müdafaa ile DP.967 numaralı buldozeri dikkatsizlik veya ihmalkârlık ile sürdüğünü reddederek davacının ihmalkârane hareket ettiğini ve ka.zaya dava.cının sebe-biyet verdiğini iddia etmiştir.
Kaza şu şekilde cereyan etmiştir: 11 Eylül 1970 tarihinde ö.s. saat 4.00'de davalı DP.967 numaralı buldozer ile davacının kayın pederine ait olan bir arsada kamyona gübre yüklemekte idi. Davacı yardım etmek için kayın peder-inin mezkûr arsasına geldi. Bu arsa yol kenarında olup etrafı çevrilmiş değildi ve komşular tarafından evlerine gitmek için bir geçit olarak kullanılmakta idi. Gübre yığını arsanın yola bakan cephesinde idi. Yolda ise gübrenin yükletileceği kamyon pa.rkedi-lmiş bir vaziyette beklemekte idi. Davacı buldozer ile ileriye gidip buldozerin kovasını gübre ile doldurduktan sonra kamyona paralel olarak geri geri gelip gübreyi kamyona yüklemekte idi. Gerek gübreyi kovaya doldurmak için ileri gittiğinde ve gerekse kov-adaki gübreyi kamyona yüklemek için geri geldiğinde buldozer kamyona ve gübre yığınına nazaran muayyen bir açıda çalışıyordu. Arsanın buldozerin arkasına düşen kısmında komşu ilk okulun duvarı vardı. Davacı bu duvardan birkaç ayak ileride buldozerin hareke-tini seyretmekte idi. Buldoıer geri geldiğinde buldozer ile davacı arasındaki mesafe 2-3 metre idi. Her geri gelişte davalı arkasına bakıyordu ve davacıyı ve orada bulunan diğer bazı şahısları görebiliyordu. Davacı buldozeri 5 dakika seyrettikten sonra 5 v-e 6 yaşlarında olan davacının iki çocuğu buldozerin yanına gelip mektep duvarına dayanarak onlar da buldozeri seyretmeye koyuLdular. Bir müddet sonra, davalı arkasına bakmadan ve ani olarak buldozerin istikametini değiştirip geri geri da.vacının çocukların-a doğru gelmeye başladı. Buldozer çocuklara 2-3 ayak yaklaştığı za.man davacı çocukların başlarının buldozer ile duvar arasına sıkıştırılıp ezileceğini anlayarak hemen ileriye atıldı ve çocukların başlarını aşağıya yere doğru itmek için sağ elini ileriye u-zattı. Davacı çocukları kurtarmaya muvaffak oldu ise de eli. buldozer ile duvar arasında kıstırıldı ve baş parmağı ile işaret parmağı yaralandı. Tehlikeyi idrak ettiği dakikadan kazanın vukubulduğu a.na kadar birkaç saniye geçti. Davacı davalıya çağırmaya -fırsat bulamadı.
Bidayet Mahkemesi davacının hareketinde herhangi bir ihmalkârlık bulunmadığı kanaatına vararak ve kazanın davalının DP.967 numaralı buldozeri ihmalkârlıkla kullanmasından vukubulduğu kanaatına vararak davalının davacıya K.L.64.400 mil öze-l ve K.L.350.- genel tazminat ve dava masraflarının yalnız üçte ikisini ödemesini emretti.
Davalı Bidayet Mahkemesi hükmünden istinaf ederek-
1. Özel ve genel tazminatın alenen ,fahiş olduğunu; ve
2. Davacı aleyhine müterafik kusur bulmamakla Bidayet -Mahkemesinin hata işlediğini iddia etti.
Davacı ise mukabil bir istinaf dosyalayarak özel ve genel tazminatın az olduğunu ve Bidayet Mahkemesinin kendisine tam masraf vermemekle hata ettiğini iddia etti.
İstinafın dinlenmesi esnasında her iki taraf da öz-el tazminat aleyhindeki iddialarını geri çektiler. Bu suretle bu istinaf yalnız genel tazminat, davacının müterafik kusuru ve masraf ile ilgilidir.
11 Eylül 1970 tarihinde davacıyı muayene eden Dr. Ali Atun'a göre davacının sağ baş parmaının ön kısmının -yarısı kemik ile beraber kesilmiştir. Yine sağ elinin işaret parmağının orta ekleminde yara ve şişlik tespit edilmiştir. Baş parmakta olan yara, kemik de kesildiği için, çok sızlıyordu. Bidayet Mahkemesi duruşmasından 3 gün evvel ve yine duruşma günü yaral-arı gören doktora göre sağ işaret parmağının normal fonksiyonu yoktur. Hareket limitasyonu mevcuttur yani işaret parmağı tam kapanmıyor. Baş parmağının ucundaki yara yerinde nedbe teşekkül etmiştir. Cilt dokusu ezildiği için kısmi sinir uçları da ortadan k-alkmıştır. Bu sebeple hissetme duygusunda noksanlık husule gelmiştir. Davacı terzi olup sağ elini kullanmaktadır. İğne veya iplik kullanmak mecburiyetinde kaldığı için işini tam yapamaya,cak bir durumdadır. Baş parmağının bombeleşmiş iç kısmı kesildiğinden- ve baş parmak ile işaret parmağı a.rasında şişkinlik olduğundan iğne işini başarılı yapamıyor. Nedbeden ötürü iğneyi istediği yere batıramıyor. İşaret parmağının eklemlerindeki travma istikbalde davacıya bir müşkilât çıkarabilir. Davacının terzi olduğunu -nazarı itibara alarak doktor daimi iktidarsızlığı (permanent incapacity'yi) %7 olarak tesbit etmiştir.
Bidayet Mahkemesinin bulgusuna göre davacı iğne işini, yani ceket üzerinde yaka, cep ve ön kısımların işlenmesini yapamıyor. İğne işi terzilikte elzemdi-r ve davacı bunu yapamadığı için terzilikten kazancı hayatı boyunca daha az olacaktır.
Bidayet Mahkemesi davacının yaşını, köyde terzilik yaptığını, istikbaldeki potansiyelini, kazanç kaybını (loss of earnings) ve çektiği ızdırabı nazarı itibara alarak ge-nel tazminat olarak K.L.350.-nın. makul olacağı kararına varmıştır.
Bidayet Mahkemesi davacının kazanç kaybını nazarı itibara aldığını söylemekle ve davadan evvel davacının terzilikten ayda K.L.2O.- kazandığını bulmakla beraber davacının kazancının davada-n sonra ne kadar düştüğü hakkında Mahkemenin herhangi bir bulgusu- yoktur. Davacı kendi şahadetinde kazadan sonraki işinin eski işine nazaran 3/4 azaldığını söylemiştir. Bu demektir ki kaza neticesinde ayda K.L.l5.- yani senede K.L.180.- kazanç kaybı olmuş-tur. Diğer taraftan doktorun şa.hadetine göre davacının kaza neticesi daimi iktidarsızlığı %7'dir. Bu iki şahadetten hangisini alırsak alalım davacının kaza olduğu zaman 26 yaşında olduğunu, en az 35-40 sene daha çalışabileceğini ve yaralarının kazadan son-raki durumu hakkında doktorun şahadetini göz önünde tuttuğumuzda Bidayet Mahkemesinin verdiği tazminat kifayetsizdir. Kanaatımca K.L. 600.- daha makul bir rakamdır ve genel tazminat olarak davacı leyhine bu miktarın hükmedilmesi taraftarıyım.
Davacıya atf-edilebilecek müterafik kusur ile ilgili istinaf sebebine gelince, davalının avukatı istinafın dinlenmesi esnasında bu istinaf sebebi üzerinde fazla durmamıştır. Bidayet Mahkemesi, huzurunda verilen şahadete istinad ederek vakıalar hakkında bazı bulgularda -bulunarak davacının müterafik kusuru olmadığı kanaatına varmıştır. Bidayet Mahkemesinin bu bulgusuna müdahale etmek için herhangi bir sebep görmüyorum.
Son olarak mukabil istinafın dava masrafları ile ilgili sebebine gelince, Bidayet Mahkemesi takdir hakk-ını kullanarak dava masraflarının ancak üçte ikisinin davacıya ödenmesini münasip görmüştür. Bidayet Mahkemesinin bu takdir hakkını adlî esaslara dayanarak (judicially) kullanma.dığına da.ir ikna edilmediğimden müdahale etmek için kâfi sebep görmüyorum.
K-anaatımızca istinaf masraflarını istinaf eden (davalı) ödemelidir.
Ülfet Emin, Üye:
Bu istinaf ve mukabil istirıaf esas itibarıyle Bidayet Mahkemesinin tespit ettiği genel tazminat ile ilgilidir. Bidayet Mahkemesi davalının ihmalkârlığı yüzünden davacını-n baş parmağı ile şahadet parma.ğının yara.lanmasından dolayı davacıya K.L.350.- genel tazminat verilmesini emretmiştir. İstinaf eden (davalı) Bida.yet Mahkemesinin kesmiş olduğu işbu genel tazminatın fahiş olduğunu, aleyhine istinaf edilen (davacı) ise ke-silen işbu tazminatın çok az olduğunu iddia etmişlerdir.
Bir mahkeme kazaya uğrayan bir şahsın alacağı tazminatı tespit ederken makul hareket etmesi icap eder. Bunu yaparken de tespit edeceği tazminatın mükemmel tazminat değil, ancak makul tazminat olması- gerekir. Bu hususta Fletcher v. Autocar and Trans orters Ltd. (1968) 1 All E.R. 726, s. 733'de Lord Dennıng M.R. şunları söyledi:
"Whilst I acknowledge the care which the judge devoted to this case, I think that his conclusion was erroneous. In the first- place, I think that he has attempted to give a perfect compensation in money, whereas the law says that he should not make that attempt. It is an impossible task. He should give a fair compensation. That was settled ninety years ago by the case of Philips- v. London and South Western Ry. Co. Dr. Philips was an eminent physician making 6,000 or 7,000 sterling a year. He was so severely injured in a railway accident that he was reduced to utter helplessness with every enjoyment of life destoryed. FIELD, J., i-n summing up to the jury said:
'..... in actions for personal injuries of this kind . ... and it is wrong to attempt to give an equivalent for the injury sustained. I do not mean to say that you must not do it, because you are the masters and are to decide-; but I mean that it would operate unjustly, and in saying so I am using the language of the great PARKE, B., whose opinion was quoted with approval in Rowley's case. Perfect compensation is hardly possible, and would be unjust. You cannot put the plaintif-f back again into his original position.'
This direction was approved .by SIR ALEXANDER COCKBURN ,
C.J. who added another reason:
'.. the compensation should be commensurate to the injury sustained. But there are personal injuries for which no amount of -pecuniary damages would afford adequate compensation, while, on the other hand, the attempt to award full compensation in damages might be attended with ruinous consequences to defendants.... Generally speaking, we agree with the rule as laid down by BRETT-, J., in Rowley v. London and North Western Ry. Co. . . .... that a jury in these cases ' must not attempt to give damages to the full amount of a perfect compensation for the pecuniary injury, but must take a reasonable view of the case, and give what the-y consider under all the circumstances a fair compensation'."
Bidayet Mahkemesi tazminatı tespit ederken nazarı itibara alması -gereken bütün faktörleri nazarı itibara almışsa ve tespit ettiği tazminat aşırı derecede fazla veya aşırı derecede az değilse, İstinaf Mahkemesi kesilen tazminata müdahale etmez. Bu hususta Ta lor v. O'Connor (1970) 1 All E.R. 365 de Lord Morris of Borth-y--Gest sa.y a 3 9'da şunları söyledi:
"On appeal to the Court of Appeal the sole ground of appeal was formulated as being 'that the' learned Judge awarded too high a sum'. In these circumstances, it is appropriate to bear in mind the principles which shoul-d be observed by an appellate court in deciding whether it is justified in disturbing the finding of the court of first instance. They were summarised by Viscount Simon in delivering the judgment of the Privy Council in Nance v. British Colombia Electric R-y Co. Ltd. He pointed out that an appellate court is not justified in substituting a figure of its own for that awarded below simply because it would have awarded a dif ferent figure:
'Even if the tribunal of first instance was a judge sitting alone, then-, before the appellate court can properly intervene, it must be satisfied either that the judge, in assessing the damages, applied a wrong principle of law (as by taking into account some irrelevant factor or leaving out of account some relevant one); or, -short of this, that the amount awarded is either so inordinately law or so inordiriately high that it must be wholly erroneous estimate of the damage (Flint v. Lovell approved by the House of- Lords in Davies v. Powell Duffryn Associated Collieries, Ltd.)'."
Ayni davada Viscount Dilhourne sayfa 373'de şunları söyledi:
"The principles to be applied in relatian to such on appeal were stated by Lord Wright in Davies v. Powell Duffryn Associated C-olliries Ltd. as follows:
' ....... an appellate court is always reluctant to interfere with a finding of the trial judge on any question of fact, but it is particularly reluctant to interfere with a finding on damages (which) differs from an ordinary fin-ding of fact in that it is generally much more a matter of speculation and estimate ..... In effect, the court, before it interferes with an award of damages, should be satisfied that the judge has acted upon a wrong principle of law, or has misapprehended- the facts, or has for these or other reasons made a wholly erroneous estimate of the damage suffered. It is not enough that there is a balance of opirüon or preference. The scale must go down heavily against the figure attacked if the appellate court is t-o interfere, whether on the ground of excess or insufficiency.' "
Bidayet Mahkemesi genel tazminatı tespit ederken, zarar gören- şahsın müstakbel kazanç kaybı olup olmayacağını, aldığı yaralardan dolayı çektiği ve çekeceği ızdırabları; herhangi bir hayat nimetinden mahrum olup olmadığını, almış olduğu yaraların yaralının üzerinde bıraktığı herhangi bir kusuru, yaralının yaralarında-.n dolayı çektiği veya çekeceği herhangi bir müşkilâtı nazarı itibara alması gerekir. Nazarı itibara alması gereken faktörlerden ancak müstakbel kazanç kaybı kati olarak tespit edilebilir. Diğer hususlarda Mahkemelerin tespit edeceği herhangi bir zarar ziy-a.n tahmini ve takribidir ve bu gibi tazminat miktarı hakimden hakime değişir. Birçok tazminat davalarında mahkemeler müstakbel kazanç kaybını kat'i olarak tespit eder ve diğer bütün hususlar için de bir miktar tazminat tespit eder. Bazı davalarda ise mahk-emeler gerek müstakbel kazanç kaybı için gerek diğer bütün hususlar için tazminatı bir raka.m olarak tespit ederler. Kanaatımca müstakbel kazanç kaybı mevzuu bahis olan davalarda müstakbel kazanç kaybının kat'i olarak tespit edilmesi daha uygundur, çünkü b-u yapıldığı takdirde Bidayet Mahkemesinin tazminat hususundaki görüşleri daha fazla vuzuha kavuşur. Bidayet Mahkemesi bu istinafta mevzuu bahis olan davada tazminatı tespit ederken müstakbel kazanç kaybı da dahil bütün hususlar için K.L.350.genel tazminat -tespit etmiştir. Müstakbel kazanç kaybırıı kat'i olarak tespit etmemiştir. Ancak özel tazminatı tespit ederken Bidayet Mahkemesi davacının terzilikten kazancının ayda K.L.2O.- olduğunu tespit etmiştir. Bidayet Mahkemesinde davacı yaralarından dolayı terzil-ik işinin 3/4'ünü yapamadığı hususunda şahadet vermişse de Bidayet Mahkemesinin hükmü okunduğunda Bidayet Mahkemesinin bu şahadete inanmadığı görülmektedir. Bidayet Mahkemesi hükmünde davacının şahadetinin birçok hususlarda mübalağalı olduğunu beiirtmiŞ ha-tta bundan dolayı davacı davasını kazandığı halde davacıya masraflarının ancak 2/3'ünü vermiştir. Diğer taraftan Bidayet Mahkemesinin kabul ettiği Dr. Ali Atun'un şahadeti mevcuttur. Bu şahadete göre davacı, hissetme duygusunda noksanlık husule geldiğinden- ve işini yapa.rken iğne veya iplik kullanmak mecburiyetinde olduğundan, işini tam yapamayacak durumdadır. Yine bu şahit davacının terzi olduğunu nazarı itibara alarak daimi iktidarsızlık nisbetini %7 olarak tespit etmiştir. Doktor şahadetinde davacı terzi- olmamış olsaydı, tesbit ettiği %7 nisbetin daha az olacağını da belirtmiştir. Bu şahit daimi iktidarsızlık nisbetini tespit ederken davacının terzi olarak ka.zanma kabiliyetini nazarı itibara alarak tespit ettiğini de şahadetinde belirtmiştir.
Bidayet Ma-hkemesinin tespit etmiş olduğu genel tazminatın çok fazla veya çok az olduğu hususunda herhangi bir karara varabilmek için kat'i olarak tespit edilebilen müstakbel kazanç kaybının ne olabileceğini tespit etmek gerekir. Bidayet Mahkemesinin da.vacının terzi-likten yıllık kazancının K.L.240.- olduğu bulgusu nazarı itibara alınırsa ve Doktor Ali Atun'un daimi iktidarsızlığının %7 olduğunu söylemesi de göz önünde tutulursa davacının müstakbel yıllık kazanç kaybının K.L.240.-nın %7'si yani K.L.16.800 mil olduğu g-örülür. Hayatta vukuu muhtemel arızala.r ve da.vacının müstakbel kazanç kaybının çoğalıp azala.bileceği göz önünde tutulduğunda hali hazırda tespit olunan yıllık müstakbel kazanç kaybı miktarı 10 ile 12 arasında bir yıllık satın alma gücü (year's purchase)- rakamı ile çarpılırsa elde edilecek yekün miktar müstakbel kazanç kaybı için makul bir tazminattır. Bu yapıldığında deyirmi hesap olarak davacının müstakbel kazanç kaybı olarak K.L.170-200.- a.rasında yekün bir tazminat alması gerekir. Bidayet Mahkemesini-n tespit ettiği K.L.350.genel tazminattan K.L.170-200.- arası mikta.r müstakbel kazanç kaybı için çıkarıldığında geriye K.L.150-180.- kalır. Geriye kalan bu K.L.150- 180.- arası tazminat da yukarıda belirttiğim, tazminat alması gereken diğer hususlar için -verilmiş bir tazminat olur. Daha evvel de belirttiğim gibi müstakbel kazanç kaybından mada diğer tazminat tahmini ve takribidir. Bu gibi tazminat miktarları her hakimin görüşüne kalmış bir husustur. Bu davaya başka bir hakim bakmış olsaydı genel tazminat o-larak belki K.L.300.-. belki de K.L.400.- civarında bir tazminat tespit edebilirdi. Bu böyle olmakla beraber genel tazminat olarak tespit edilen K.L.350.- miktarın aşırı derecede az veya çok olduğu söylenemez. Bu gibi hususlarda genel tazminatın aşırı dere-cede az veya çok olduğunu iddia edenin İstinaf Mahkemesini ikna etmesi gerekir. Aksi takdirde Bidayet Mahkemesinin tespit ettiği genel tazminata müdahale edilmemesi gerekir. İstinaf Mahkemesi kendini Bidayet Mahkemesi yerine koyamaz. Taylor'un davasında be-lirtilen prensipler nazarı itibara. alındığında Bidayet Mahkemesinin nazarı itibara alması gereken bütün faktörleri nazarı itibara aldığı görülür. Bu istinafta K.L.350.- genel tazminatın aşırı derecede çok veya aşırı derecede az olduğu hususunda ikna olunm-adım. Davacının aldığı yaralar ve diğer bütün hususlar nazarı itibara alındığında tespit edilen genel tazminatın aşırı derecede çok fazla veya aşırı derecede çok az olmadığı aşikâr olduğu kanaatındayım. Bundan dolayı tazminat hususunda yapılan gerek istina-fın gerekse mukabil istinafın reddolunması gerekir.
Kaza ile ilgili mûşterek kusur (contributory negligence) meselesine gelince davacının kazanın vukuunda herhangi bir kusuru olmadığı hususundaki Bidayet Mahkemesinin bulgusunun hatalı olmadığı kanaatınday-ım. Masraf hususundaki mukabil istinafa gelince, masraf meselesi Bidayet Mahkemesinin adlî takdirine bırakılmış bir husustur. Bidayet Mahkemesi takdirini kullanırken herhangi bir hata işlediği hususunda davacı İstinaf Mahkemesini ikna edemediğinden bu husu-staki mukabil istinafın reddi gerekir.
İstinaf masraflarındaki masraf meselesine gelince, tarafeynin kendi masraflarını kendileri ödemeleri gerekir.
Ahmet İzzet, Llye:
Sayın Başkanın verdiği hükümle hemfikirim. İstinafın reddolunması, mukabil istinafın -ise genel tazminat ile ilgili kısmının kabul olunması taraftarıyım.
M. Necati Münir, Başkan:
Netice olarak işbu istinaf ve mukabil istinafın özel tazminat ve masraflarla iligili kısmı oy birliği ile reddolunur, mukabil istinafın genel tazminat kara.rı ale-yhine yapılan kısmı ise oy çokluğu ile kabul olunur ve Bidayet Mahkemesinin bu husustaki kara.rı tadil edilerek genel tazminat olarak istinaf edenin (davalının) aleyhine istinaf edilene (davacıya) K.L.350.- yerine K.L.600.- ödemesi emrolunur.
İstinaf masr-aflarını istinaf edenin (davalının) ödemesi oy çokluğu ile emrolunur.
Yüksek Mahkeme
30 Mart 1972
Full & Egal Universal Law Academy