- Hukuk İstinaf No. 39/73
(Dava No. 760/70 ; Lefkosa)
YÜ-KSEK MAHKEME HUZURUNDA
Mahkeme Heyeti : M. Necati Münir Baskan, Ülfet Emin ve Ahmet İzzet
İstinaf eden : İbrahim Hayrettin, Lefkosa (Davacı)
ile
Aleyhine istinaf edilenle-r : 1. Eskaf Dairesi Müdürü, Lefkosa
2. Ertoğrul Şahin, Limasol
(Davalılar)
a r a s ı n d a
İstinaf eden namına : Ali Dana ve şefika Hilmi.
Aleyhine istinaf edilen Na.l namına: Metin Hakkı.
Aleyhine istinaf edilen No. 2 -namına: A.M. Berberoğlu.
Kanuni Kiracılık - Kiracının kanuni kiracılık statüsünden yararlanabilmesi için mukavele süresi sona erdiğinde fiziki tasarrufunun devam etmesi gerekir.
Fiziki (Fiili) Tasarruf - Fiziki tasarrufun şahsi tasarruf (corpus posvesio-nis) ve tasarrufta bulundurma niyeti (animus possidendi) diye iki unsurunun bulunması - şahsi tasarrufun sürekli olması ve hafta sonu tatili, iş icabı veyahat v.s. hallerin sürekliliği etkilememesi.
Hukuk Usulü - İspat - Tasarrufta bulundurma niyetinin- ispatının şart olması.
Hukuk Usulû - Müdafaa takriri - Müdafaa takriri veya takrirlerde ileri sürülmeyen ve
ileri götürülmeyen taleplere ilişkin karar verilememesi.
Nifvet Hukuku (Equity) - Mahkemeye gelip adalet isteyen şahsın temiz elle gelmesi
ge-rekir prensibi (he who comes into Equity its must come with clean hand.)
OLAY: Davalı l, Lefkoşa'da Ford Garajı diye bilinen ve sinemahane olarak kullanılan
binayı Davacı ve Davalı 2'ye 15.I0.1967 tarihinden 15.10.1969 tarihine kadar 2. yıllığına k-iraladı. Davalı 1 daha sonra aynı binanın tümünü 15.10.1969 tarihinden itibaren 2 yıllığına Davalı 2'ye kiraladı.
Davacı Davalılar aleyhine açtığı bu Davada binanın önce Davalı 2 ile
kendisine müştereken kiralandığını, kira süresi sona erdiğinde ya-sal kiracı statüsüne girdiğini, Davalıların yasal kiracılığını tanımayarak tasarruf hakkına mani olduğunu ve bu yüzden zarara uğradığını iddia etti ve 2. mukavelenin geçersiz kabul edilmesi ile tazminat talep etti.
Davalı 1 Davacının ilgili zamanlarda yas-al kiracı olduğunu reddetti ve yeni mukavele yapılırken Davacının sinemahaneyi kullanmadığını ve tasarrufunda bulundurmadığını iddia etti.
Davalı 2 de ilk mukavele süresi sona erdiğinde Davacının yasal kiracı olduğunu reddetti ve Davacının Eylül 1969'dan ç-ok önce sinemahane ile ilişkisini kestiğini iddia etti.
İlk Mahkeme, ikinci mukavele yapıldığında Davacının yasal kiracı olmadığı kanısına sardı ve Davayı reddetti.
Davacı İlk Mahkemenin ilgili zamanlarda Davacının sözkonusu binayı tasarruf etmediğine hük-metmekle, tasarruf konusundaki yasal prensipleri yanlış uygulamakla hata ettiğini ileri sürerek ,istinaf etti.
SONUÇ: Yükvek Mahkeme bir kira ilişkisi sona erdikten veya erdirildikten sonra yasal
kiracılığın meydana gelebilmesi için tasarrufun fiziki ol-ması gerektiğini, yasal kiracı
durumuna giren kiracının yasal kiracılığı fiziki tasarrufu devam ettiği sürece koruyabileceğini belirtti. Birinci mukavele sona erdiği tarihten örıce ve sonra Davacının fiziki tasarrufunun olmadığını ve Davalı 2 ile Davacın-ın müşterek eşyalarının dava konusu binada bulunmasının tasarruf durumunu değiştirmediğini dikkate alan Yüksek Mahkeme yasal kiracılık konusunda İlk Mahkemenin hata yapmadığı kanısına vardı ve istinafı reddetti.
Atıfta Bulımulan Yargısal İçtihatlar:
Keeves- s. Dean (1924) 1 K.B. s.685.
Halskins s. Lewis (1931) 2 K.B. s.l.
3. Skinner s. Geary (1931) 2 K.B. s.546.
John M.- Brown, Ltd. s. Bestwick (1950) 2 All E.R. s.338.
5. Tickner and Another s. Hearm and Another (1960) 1 W.L.R. s.1406.
Dixon s. Tommis- and Another (1952) 1 All E.R. s.725.
7. Brown s. Brash and Amborve f 1948) 2 K.B. s.254.
8. Hollwood Estates, Limited s. Flack (1950) 66 (Part II) T.L.R. s. 3 68.
9. Cunliffe s. Goodman (1950) 2 K.B. s.237.
10. Brown s. Draper (1944) 1 All E.-R. s.246.
11. Foster s. Robinson ( 1951 ) 1 K.B. s.149.
12. Robson s. Headland (1948) 64 T.L.R. s.596.
13. S.L. Dando Limited s. Hitchcock and Another (1945) 2 All E.R. s.335.
14. Islargarida Igosi s. Andreas Karayiannis and Other (1971) 5 J. S. C.- s. 614.
15. Thompson s. Ward (1953) 2 Q.B. s.153.
Atıfta Bulunulan Bilimvel İçtihatlar:
1. Halsbury's Laws of England, 3rd. -Edn., Vol.2l, p.390, para.8l7
HÜKÜM
Davalı 1 (aleyhine istinaf edilen No.l) Lefkoşa'da eski Ford Garajı adı ile bilinen ve Sinamahane olarak kullanılan binayı 22 Ekim 1965 tarihli bir icar mu-kavelenamesi ile Davacı (istinaf eden) ve Davalı 2'ye (aleyhine istinaf edilen No.2) 15.10.1967'den 15.10.1969'a kadar olmak üzere iki yıl için münferiden ve müştereken icar etti. Daha sonra Davalı 1 ayni binayı 24.2.1970 tarihli bir icar mukavelenamesi il-e 15.10.1969' dan itibaren 2 yıl için Davalı 2'ye icar eyledi. Davacı 21 Kasım 1970'de Davalılar aleyhine ikame ettiği Dava ile Davalı 1'in kanuna aykırı ve haksız olarak Dava konusu binayı takriben 15.10.1969' da veya o tarihten sonra Davalı 2'ye icar ett-iğini, Davalıların Davacıyı mezkûr binada müstecir ve/veya kanuni müstecir olarak tanımayı reddettiklerini, Davacının mezkûr binayı herhangi bir şekilde kullanmasına ve/veya ondan istifade etmesine mani olduklarını, Davacının kanuni ve/veya tasarruf hakkın-a mani olduklarını ve Davacıyı zarar ziyan ve/veya kayba düçar bıraktıklarını iddia etti. Davacı talep takririnde 22 Ekim 1965 tarihli bir mukavelename mucibince veya ahar suretle Dava konusu binanın Dava ile ilgili bütün zamanlarda 2. Davalı ile müşterek -olarak müsteciri ve/veya kanuni müsteciri bulunduğunu, Dava konusu sinamahanenin makine ve mefruşatının yarı hisvesi Davacıya ait olup sinamahanenin işi için kullanıldığını iddia etti. Davacı talep takririnde kendi hisvesine eskiden sinamahanenin gelirinde-n ayda takriben K.L.200.- düştüğünü, Davalı 2'nin sinamahanenin bütün gelirini tahsil ettiğini ve 1969 Kasım ayından itibaren Davacıya herhangi bir miktar ödemediğini iddia etti. Davacı Dava konusu sinamahane ve muhtesiyatını Davalı 2'nin kullanmak ve isti-fade etmek hakkı kadar Davacının da kullanma ve istifade etme hakkı olduğunu iddia etti. Davacı ikame ettiği Davanın celbnamesinde şunları talep etti:
"l. Birinci Davalı ile ikinci Davalı arasında Lefkoşa'da Eski Ford Garajı adı ile maruf ve sinamahane ol-arak kullanılan bina ile ilgili, ve 15.10.1969 tarihinde yürürlüğe giren icar mukavelenamesinin ve/veya işbu bina ile ilgili ve Davacının da kiracı bıilunduğu 22 Ekim 1965 tarihli icar mukavelenamesinden gayrı ve Davacının rızasını almadan mezkûr tarihten -sonra yapılmış olan veya olabilecek herhangi bir icar mukavelenamesinin muteber olmadığı ve/veya hiçbir kanuni kıymet taşımadığı (null and soid olduğu)na dair bir Mahkeme Beyanı (Declaration of Court) verilmesini, ve
2. Davacının yukarıdaki paragrafta mez-kûr binanın halen kanun himayesüıde kiracısı bulunduğuna (Statutory tenant olduğuna) dair bir Mahkeme Beyanı verilmesi,
3. Davalıların, Davacıyı mezkûr binadan, Kira Tüzüğü gereğince Mahkemeden bir tahliye emri olmadan, ihraç etmek hakkı-na sahip olmadıkla-rına dair bir Mahkeme Beyanı verilmesini; ve
4. Davacının, Dava meszuu binadaki kanuni hakları ile kabili telif olmayan nitelikte ve/veya Davacının işbu haklarına tecasüz teşkil eden ve Davalılar tarafından yapılan işlemlerden dolayı Davacının düçar olduğu- ve/veya olabileceği kayıp ve/veya zarar ziyan." Talep takririnde iseDavacı celbnamede yukarıda l, 2, 3 olarak belirtilenlere ilâveten şunları talep etti.
"(a) Kasım 1969'dan işbu Davanın ikame edildiği Kasım 1970'ine kadar, Davalıların yukarıda mezkûr hak-sız fiillerinden dolayı ve/veya ahar suretle Davacının düçar olduğu kayıp ve/veya zarar ziyan ve/veya tazminat olarak, ayda K.L.200.-dan hesaplanmak üzere yekün K.L. 2400.-yı Davalıların müştereken ve/veya münferiden Davacıya ödemeleri için hüküm.
(b) Dava-lıların, mezkûr sinamahane ve muhtesiyatını, 2'nci Davalının kullandığı ve istifade ettiği nisbette, Davacının da kullanmasına ve istifade etmesine müsaade etmeleri hususunda bir emir. ve
(c) Kasım 1970'den itibaren, Davalıların, Davacının da mezkûr sinama-hane ve muhtesiyatını 2' inci Davalının kullandığı ve istifade ettiği nisbette kullanmasına ve istifade etmesine müsaade edecekleri tarihe kadar zarar ziyan ve/veya tazminat olarak, Davalıların müştereken ve/veya münferiden Davacıya ayda K.L.200.ödemeleri -için hüküm, ve
(d) Mahkemenin münasip göreceği başka herhangi bir emir ve/veya hüküm."
Davalı 1 dosyaIadığı müdafaa takriri ile Davacının ilgili zamanlarda müstecir ve/veya kanuni müstecir olduğunu reddetti. Davalı 1 yeni mukavelenin kanuna aykırı ve/vey-a haksız olarak yapıldığını reddetti ve Davacının yeni mukavelename yapıldığı zaman Dava konusu sinamahanenin müsteciri ve/veya kanuni müsteciri olmadığını, mukavele yapıldığı zaman Davacının Dava konusu sinamayı kullanmadığını, ondan istifade etmediğini v-e/veya onu tasarrufunda bulundurmadığını iddia etti.
Davalı 2 ise dosyaladığı müdataa takriri ile Davacının 22.10.1965 tarihli mukavelede Davalı 2 ile müştereken müstecir görünmekte isede Eylül 1969' dan sonra ve her halûkarda 15.10.69 tarihinden sonra Dav-acının müştereken müstecir veya kanuni müstecir olduğu iddiasını red ve inkâr eyledi. Davalı 2 Davalılar arasında aktolunan ve 15.10.1969'dan itibaren yürürlüğe girmiş olan kira mukavelenamesinin kanuna uygun ve geçerli olduğunu, söz konusu sinamahaneyi ki-ralamak için Davacı ve Davalı 2 ayrı ayrı Davalı 1'e yazılı müracaatta bulunduklarını, Davalı 1'in sinamahaneyi Davalı 2'ye kiralamalarının haksız olmadığını, ilgili zamanlarda Davacının söz konusu binayı tasarrufunda bulundurmadığını, dolayısıyle Davalı 2- ile müştereken kanuni kiracı veya herhangi bir suretle kiracı olmadığını iddia etti. Davalı 2 Davacının Eylül 1969'da münferiden Davalı 1'e yazılı müracaat ederek sinamahanenin kendisine kiralanmasinı talep etmekle kanuniğ müstecir statüsünden veya hakkın-dan yahut böyle bir kira münavebetinden feragat ettiğini ve Davacının kanuni kiracılık hususundaki iddia veya talebi mesmu olamayacağını iddia etti. Sinamahanedeki mefruşatın ihtilâf konusu olduğunu ve tarafların musafakatı ile bir mühasibin göreslendirild-iğini, bu hususun kanuni kiracılıkla herhangi bir ilişiği olmadığı iddia edildi. Davalı 2 sinamahanenin ayda K.L.400.- temiz kâr getirdiğini red ve inkâr etti. Davalı 2 sinamahanenin Eylül 1969 tarihine kadar olan geliri veya zarar mevelesi Davacının musaf-akatı ile bir mühasibe desredildiğini ve Davacının Kasım 1969' dan çok esvel sinama ile ilgisini tamamen kestiğini ileri sürdü.
Bidayet Mahkemesi tarafları ve şahitleri dinledikten sonra 22.10.1965 tarihli icar mukavelenamesinin sona erdiği zaman veya Dav-alı 1 ile 2 arasında yapılan son icaı mukavelesi tarihinde Davacının Dava konusu binanın kanuni müsteciri bğlunmadığı kanaatına sararak Davacının Davasını reddetti.
Davacı Bidayet Mahkemesi hükmünün aşağıdaki vebeplerden dolayı hatalı olduğunu ileri süre-rek hükmün aleyhine istinaf eyledi.
"l. Verilen şahadet musacehesinde, Davacının Dava ile ilgili zamanlarda Dava konusu sinamahaneyi tasarrufunda bulundurmadığı hususundaki bulgu hatalı idi.
2. 'Tasarruf' ile ilgili kanuni prensipler mahkeme tarafından ya-nlış tefsir edildi ve/veya yanlış uygulandı.
3. Davacının, kontrat hitamında, Dava konusu sinamahaneyi yalnız başına yeni bir kontrat ile yeniden icar etme arzusunun Davacının kanuni kiracılığına ve/veya tasarrufuna hukuken herhangi bir tesiri olmaması ger-ektiği halde, Mahkemexıin bu hususu Davacı aleyhine kullanması hatalı idi.
4. Her halûkarda, Davalı 2'nin Davacının tasarrufa desam etmesine mani olduğuna dair sarih şahadet ve/veya Mahkeme bulgusu mescut olduğu halde, Mahkemenin bu vebepten dolayı Davalı -2 aleyhine ve Davacı leyhine tazminat ve/veya zarar ziyan vermemesi hatalı idi.
5. 'Equity' prensipleri bu Davada yanlış tefsir edildi ve/veya uygulandı. Bu Dava ile ilgili sarih kanuni prensipler ve/veya hükümler mescut olduğu halde ve bu prensip ve hüküm-ler mahkemenin tatbik etmek istediği 'equity' prensipleri ile bağdaşmadığı halde, Mahkemenin mezkûr "equity" prensiplerini tatbik etmeğe kalkışması hatalı idi.
6. Davacının, müşterek eşyalarını kullanmasına ve/veya onlardan istifade etmesine Davalı 2 taraf-ından mani olunduğu ve/veya onlardan elde edilen istifadenin Davacıya ait kısmının Davacıya verilmediği hususunda talep takririnde sarih bir şikâyet ve talep mevcut olduğu ve böyle bir talep celbnamedeki şikâyet ve taleplerinin geniş çerçevesi dahiline gir-ebileceği halde, mahkemenin bu husustaki talebi de reddetmesi hatalı idi.
7. Şahadet yanlış değerlendirildi ve/veya dava konusu ile ilgili kanuni prensipler yanlış tefsir edildi ve/veya uygulandı."
Mahkeme huzurunda verilen şahadete göre dava konusu sinam-ahane 22.10.1965 tarihli bir icar mukavelesi ile Davalı 1 tarafından Davacı ve Davalı 2'ye 15.10.1967'den 15.10.1969'a kadar olmak üzere iki yıl için münferiden ve müştereken icar edilmişti. 24.2.1970 tarihli bir icar mukavelenamesi ile de ayni sinamâhane -15.10.1969' dan itibaren 2 yıl için Davalı 1 tarafından Davalı 2,'ye icar edildi.
Davacı talep takririnde Dava ile ilgili bütün zamanlarda Davacının Davalı 2 ile birlikte münferiden ve müştereken sinamahanenin müsteciri ve/veya kanuni müsteciri olduğunu -iddia etti. Davada dosyalanan talep takriri nazarı itibara ağndığındğ Davacı Davasında musaffak olabilmesi için ilgili zamanlarda Dava konusu sinamahanenin müsteciri veya kanuni müsteciri olduğunu isbat etmesi gerekir. 22 Ekim 1965'de yapılan icar mukavele-namesi Emare I olarak mahkemeye ibraz edilmiştir. Emare I'e göre kira müddeti 15 Ekim 1967 tarihinden 15 Ekim 1969 tarihine değin iki yıldır. İşbu mukavelename herhangi bir taraf tarafından feshedildiğine veya temdit edildiğine dair mahkeme huzurunda herha-ngi bir şahadet yoktur. Bu nedenle işbu mukavelename 15 Ekim 1969 tarihine kadar desam etti ve 15 Ekim 1969'da sona erdi. İşbu mukavelename 15 Ekim 1969' da hitama erdiğinden dolayı Davalı 2 ve Davacı ayni mukavele tahtinde 15 Ekim 1969'da veya daha sonra -müstecir yani mukaveleliğ müstecir (contractual tenant) olamazlardı. Bu nedenle' Davacı 15 Ekim 1969'da veya daha sonra müstecir yani mukaveleli müstecir olduğunu ispat edemedi. şimdi de Davacının 15 Ekim 1969'da veya daha sonra sinamahanenin kanuni müstec-iri olup olmadığı hususunu inceleyelim.
İlgili zamanlarda meriyette olan 1967, Kira Tanzim ve Murakabe (Geçici Hükümler) Kanununun 2. maddesinde 'kanuni müstecir' şöyle tarif edilmiştir:
" 'kanuni müstecir' bir kira münavebetinin sona ermesi veya erdirilm-esi halinde ilgili gayri menkul malı tasarrufunda bulundurmakta desam eden bir müsteciri ifade eder."
Kira Kontrol Kanunlarının amacı bir icar mukavelesi tahtinde herhangi bir şahıs tasarrufunda bulundurduğu gayri menkul malları mukavelesi hitama erdiği ve-ya erdirildiği halde tasarrufunda bulundurmayı temin etmektir. Kanaatımızca kira kanunumuzda kanuni müstecirin tarifinde yer alan 'tasarruf' kelimesi, Kira Kontrol Kanunlarının amacını göz önünde tutarak fiziki tasarruf demektir. Kıbrıs'ta yürürlüğe giren -Kira Kontrol Kanunları esas itibarıyle İngiltere'de geçirilen Kira Kontrol Kanunlarına istinad, etmektedir. Bu nedenle 'kanuni müstecir'in tarifi hakkında İngiliz Mahkemelerinde verilen kararlar bizim kira kanunumuza da salimen uygulanabilir. Herhangi bir -müstecirin kanuni müstecir olması için icar mukavelesi sona erdiğinde veya erdirildiğinde mukavele tahtinde tasarrufunda bulundurduğu malı fiziki tasarrufunda bulundurması gerekir. Herhangi bir kanuni müstecirin kanuni müstecirliğini idame ettirebilmesi iç-in icar mukavelesi sona erdiği zaman tasarrufunda bulundurduğu gayri menkul malı fiziki tasarrufunda bulundurmaya desam etmesi gerekir. Başka bir deyimle herhangi bir mukaveleli müstecir icar mukavelesi sona erdiğinde mecuru fiziki tasarrufunda bulundurduğ-undan kanuni müstecir durumuna girerve dahi, kanuni müstecir durumuna girdikten sonra kanuni müstecirliğini idame ettirebilmesi için fiziki tasarrufunu idame ettirmesi gerekir. Herhangi bir müstecir kanuni müstecir olduktan sonra mecuru fiziki tasarrufunda- bulundurmaktan sazgeçerve böyle bir şahıs kanuni müstecirlikten çıkar ve Kira Kontrol Kanunları veya 1967, Kira Tanzim ve Murakabe (Geçici Hükümler) Kanunu böyle bir şahsı korumaz. Kanaatımızca bu husus 1967, Kira Kanununda yer alan kanuni müstecir tarifi-nde aşikâr olarak görülmektedir. Buna ilâveten bu hususlarda İngilterede karara bağlanmış birçok içtihat kararları mescuttur. IVitekim bu hususlarda Keeves s. Dean ( 1924) 1 K.B: 685, sayfa 690'da Bankes L.J. şunları söyledi:-
"His (yani kanuni müstecir)- right is a purely personal one, and as such, unless the statute expressly authorizes him to pass it on to another person, must ceave the moment he parts with the posvession or dies."
Ayni davada sayfa 698'de Lush J. şunları söyledi:-
"But the moment th-e assignor gives up posvession his right of entry ceaves, and the assignee cannot possibly claim a right which the assignor did not himvelf posvess."
ve Haskins s. Lewis (1931) 2 K.B.l, sayfa 18'de Romer L.J. şunları söyledi : -
"It has frequently -been pointed out in the Gourts, and it has been pointed out once more by Scrutton L.J. in the Judgment that he has just given, that the principal object of the Rent Restriction Acts was to protect a person residing in a dwelling-houve f rom being turned ou-t of his home. Where, therefore, when the contractual tenancy comes to an end, the tenant is not in physical posvession of any part of the premives, there is nothing in the Act which enables him to resist the claim of his landlord to posvession, whether he- has gone out without sub-letting the premives or whether he has sub-let the premisves as a whole."
ve Skinner s. Geary (1931) 2 K.B. 546, sayfa 560-561'de Scrut-ton L.J. şunları söyledi:-
"In my opinion this underlying principle has been treated as governing the Acts-namely, that theve Acts were pasved during war time owing to the scarcity of houves, and the fact that very high rents were being claimed by landlor-ds from tenants led to the intervention of Parliament which fixed the rents which could be exacted, and in effect enacted that if a tenant paid the rent so fixed he should be allowed to remain in occupation, Parliament was dealing with a tenant who was in -occupation and who was not to be turned out; it was not dealing, and never intended to deal, with a tenant who was not in occupation but who wished to say: 'Although I am not in actual occupation I claim the right so long as I pay the rent to retain my ten-ancy. If that had been put forward Parliament would have received the suggestion with contempt ..... A nonoccupying tenant was in my opinion never within the precincts of the Acts, which were dealing only with an occupying tenant who had a right to stay in- and not be turned out. This cave is to be decided on the principle that the Acts do not apply to a person who is not personally occupying the houve and who has no intention of returning to it."
Ayni Davada Slesve-r L. T. s.569'da sunları sösledi:- 540
"Hasing regard to the mischief with which the Acts deal and the insasion .of the common law rights of landlords, it would not in my opinion be a reasonable interpretation of the statute for us to say that a tenant w-ho has acquired the legal tenancy of a dwelling-houve but who does not remain in actual posvession thereof is entitled to the protection of the Acts."
Ve John M. Brown, Ltd. v. Bestwick (1950) 2 All E.R.338, sayfa 340'da Cohen L.J. şunları söyledi:-
"It ve-ems to me an esvential ingredient that thetenant
should retain posvession continuously of the dwelling-houve."
ve sayfa 341'de iseşunları söyledi:-
"In the prevent cave there was no such continued occupation and I cannot vee any answer to the point which -counvel for the landlords made, that on Dec.26,1949,the tenant's contructual tenancy had come to an end and there was no statutory tenancy since at that time he was not in
occupation of any part of the premives as a residence."
Bu Davanın olguları sayfa 3-38'de şöyle ta.rif edilmektedir:-
"By a leave dated Dec.9,l935, premives described as a shop and dwelling-houve were let to the tenant until Dec.25,1949. During the currency of the leave he ceaved to occupy the upper part of the premives which constituted -the dwelling-houve and sub-let it, and at the expiration of the leave he occupied only the business part of the premives. On Feb.7,1950, the sub-tenant sacated the premives, and the tenant resumed posvession and took up his residence there with his family.-"
Ayni hususta Tickner and Another v. Hearn and Another ( 1960) 1 W.L.R. 1406, sayfa 1416'da Upjohn L.J. şunları söyledi:
"For- my part, however, I am of opinion that to establish an intention to return by itvelf is not necessarily sufficient to obtain the protection of the Acts. The ultimate fact to be established is the fact of occupation, for it is only thove in occupation whom- the Act protects. If a tenant is out of occupation for some time he must at least prove an intention to return."
ve Dixon s. Tommis and Another (1952) 1 All E.R.725, sayfa ''ğ"'de Sir Raymond Evershed M.R. şunları söyledi:
" It is, perhaps, worth emphas-ising that the formula uved by Asquith, L.J., was animus possidendi and corpus posvessionis. In other words, the tenant, though physically abvent, must still in the eye of the law retain his posvession of the first houve. If he gives it u-p, an intention, however truthfully and sincerely entertained, to return there at sonıe future date will not, as I understand the law, suffice."
Bidayet Mahkemesi Davacının ne 22.10.1965 tarihli mukavelename son erdiği 15.10.1969 tarihinde ve ne de Davalı- 1 ile Davalı 2 arasında sinamahane ile ilgili icar mukavelenamesinin yapıldığı 24.2.1970 tarihinde Dava konusu sinamahaneyi fiziki tasarrufunda bulundurmadığı kanaatına sardı. Dava ile ilgili olgular hususunda Bidayet Mahkemesinin bulgusu aynen şöyledir:--
"Dava konusu sinamahane Davalı (1) tarafından Emare I kontrat tahtında, Davacı ve Davalı (2)'ye müştereken ve münferiden 15.10.1967'den 15.10.1969'a kadar olmak üzere iki yıl süre ile kiralanmıştır. Sinamahanedeki makine, sandalye s.s mefruşat iseDavacı -ve Davalı (2) tarafından müştereken Emare II mukavelename tahtında., üçüncü bir şahıstan daha önce satın alınmıştır. Gerek d'asa konusu sinama gerekve Taksim diye bilinen diğer bir sinama Davacı ve Davalı (2) arasında mescut olan fakat şirketler Mukayyitli-ğinde kaydettirilmemiş yazılı bir ortaklık ve işbirliği anlaşmasına göre çalıştırılmakta idi. Bu şekilde çalıştırılmakta olan şahin sinamasında Davacı kendi hisvesine ayda takriben K.L.150-200.- kâr sağlamakta idi. Her iki sinamada da Davalı (2) tarafindan- ithal edilen filimler gösterilmekte idi. 1968'de Davacı ve Davalı (2) arasında Taksim sinaması ile ilgili olarak çıkan ihtilâf neticesi Davacı Boyacılarla anlaşıp Zaferden temin ettiği filimleri Taksimde göstermeğe başlamış ve böylelikle Taksim ile ilgili- işbirliği durmuş ve Davalı (2) Davacı aleyhine Dava açmıştır. Aralarında zuhur eden ihtilâflar ve açılan Davadan sonra da Davacı müşterek müstecir ve ortak olarak şa'hin sinamasına gidip hesapları çek etmiş ve eskisi gibi hasılattan hisvesine düşeni almış-tır. Bu 10.10.1969 tarihine kadar bu şekilde desam etmiş isede bu tarihten Sonra Davalı (2) tarafı Davacının şahin sinamasına gitmesine, hesapları görüp çek etmesine müsaade etmemişler ve kendisine mezkûr sinamanın hasılatından hisve vermemişlerdir.
Dava -konusu sinamahane ile ilgili Emare I icar kontratı sona ermezden önce icar bedelini artırmak ile tarafeyne Davalı (1) tarafından müracaat yapılmıştı. Davalı (2) ada haricinde bulunduğu cihetle Davalı (1)in o zamanki Müdürü Ahmet Sami bey ile ilkin Davacı g-örüşmüş ve ona kendisi ile Davalı (2)nin arasının iyi olmadığını ve sinamayı müştereken çalıştırmalarının imkân dahilinde olmadığını söylemiştir. Sami bey Davacıya yalnız başına icar etmek niyetinde olup olmadığını sormuş ve Davacı buna müsbet cevap vermiş- ve ayni zamanda Davalı (2) ile aralarının iyi olmadığından ve sinamanın halen Davalı (2)nin işgali altında olduğu cihetle icar kontratı kendisi namına yapıldığı takdirde kendisinin gidip de orasını devir almasının zor olacağından bahvetmiştir. Bunun akabi-nde Davacı Davalı (1)e 29.9.1969 tarihli Emare III yazıyı sunarak sinamahaneyi mescut icarnamenin hitamında yalnız başına icar etmek teklifinde bulunmuğtur. Daha sonra davalı (1) davalı (2) ile temas etmiş ve neticede sinamahane 24.2.1970 tarihli Emare VI-II kontrat tahtinde yalnız başına davalı (2) ye 15.10.1969'dan itibaren iki yıl süre ile kiralanmıştır."
Bidayet Mahkemesi hükmüne desamla fiziki tasarrufla ilgili şunları söyledi:-
-"Bu mevelede, kendisinin Davalı (2) ile müştereken sahibi bulunduğu eşyaların içinde bulunması bir tarafa, Dava konusu binayı Davacının ne Emare I kontratın hitam bulduğu 15.10.1969 tarihinde ne de Emare VIII kontratın aktedildiği 24.2.1970 tarihinde fizik-i tasarrufunda bulundurduğu gözükmektedir."
-Daha sonra müşterek eşyaların sinamahanede bulunması ile ilgili Bidayet Mahkemesi hükmünde şunları söyledi:-
"Söylenenlerden görüleceği gibi müşterek eşyaların sinamada bulunuşu Davacının tasarruf bakımından yukarıda incelenen kanuni durumunu değiştirmemek-tedir."
Bidayet Mahkemesi huzurundaki şahadet tetkik edildiğinde Davacının Dava konusu sinamahanenin tasarrufu hususunda Bidayet Mahkemesinin hükmü hatalı değildir. Davacı şahadetinde 21.10.1969'a kadar sinamahaneye gittiğini, hesapları çek ettiğiğini ve h-isvesine düşeni aldığını iddia etmiş isede ibraz ettiği hesap defterleri bu hususu desteklememiş ve Bidayet Mahkemesi haklı olarak davacının sinamahaneye en son, ibraz edilen hesap defterlerinde görüldüğü gibi 10.10.1969'da gittiğini bulmuştur. ğ Verilen ş-ahadet ışığında davacının dava konusu sinamahaneyi 10.10.1969 dan sonra davacı ile beraber müştereken fiziki tasarrufunda bulundurmadığı aşikârdır. Davacı 10.10.1969'dan sonra dava konusu sinamahaneyi davalı 2 ile beraber müştereken fiziki tasarrufunda bul-undurmamasına vebep olarak davalı 2'nin davalıya mani olduğunu göstermiş ve davalı 2'nin kendi hatasından istifade edemiyeceğini ileri sürmüştür. Bidayet Mahkemesi hükmünde bu hususta aynen şunları söylemiştir:
"İddia edilen prensip ve davacının 10.10.1969-'dan sonra dava konusu binayı tasarrufunda bulundurmasına Davalı (2)' nin mani olmuş olduğu görüşü ile hemfikiriz. Mamafih bu yönde tekerleği ilk çesiren Davacının kendisi olmuştur. Davacı Eylül 1969 içerisinde davalı (1) ile görüştüğünde ona kendisi ile d-avalı (2)nin arasının iyi olmadığını ve sinamayı müştereken çalıştırmalarının imkân dahilinde olmadığını ve kendisinin sinamayı yalnız başına icar etmek niyetinde olduğunu söylemiş ve akabinde de Davalı (1)e Emare III yazıyı sunmuştur. Emare III yazıyı sun-an Davacı böylelikle mezkûr sinamayı Davalı (2)yi dışarıda bırakarak yalnız başına icar etmeğe teşebbüs etmiş ve Emare VIII kontratın aktedildiği 24.2.1970 tarihine kadar da bu teşebbüs ve niyetinden sazgeçmiş olduğunu herhangi bir şekilde göstermemiştir. -Binaenaleyh bu mevelede göz önünde bulundurulması gereken başka bir prensip daha sardır: 'Mahkemeye gelip adalet isteyen şahsın temiz elle gelmesi gerekir' (he who comes into Equ ity must come with clean hand). Belirtildiği gibi Davacı Mahkemeye bu bakımd-an temiz elle gelmiş değildir. Gör: Halsbury's Laws of England, 3rd. Edn., Vo1.21. p.390 para. 817."
Mukavele sona erdiğinde veya sona erdirildiğinde veya daha sonra mecuru tasarrufunda bulundurmayan herhangi bir müstecir Kira Kontrol Kanunları tahtındaki- haklarını yani kanuni müstecir olmak veya desam etmek hakkını ilk nazarda kaybeder. Bu gibi durumda. olan bir müstecir bunun böyle olmadığını ve kendisinin fiziki tasarrufu olduğunu ispat etmesi gerekir. Fiziki tasarruf iki unsurdan ibarettir. Bunlardan b-irincisi şahsi tasarruf (corpus posvessionis) ikincisi isemecuru tasarrufunda bulundurmaya niyet (animus possidendi)dir. Fiziki tasarrufun ispat olunması için her iki unsurun yani şahsi tasarrufun ve tasarruf niyetinin mescut olması şarttır. şahsi tasarruf- denildiğinde müstecirin venenin 365 gününde mecurda bulunması şart değildir. Bir kanuni müstecir iş icabı veya tatilini veya hafta sonlarını başka bir yerde geçirmek için kısa' bir müddetle mecuru tasarrufunda bulundurmamakla şahsi tasarruf kaybolmaz. Anc-ak sürekli olarak kanuni müstecir mecuru şahsi tasarrufunda bulundurmazsa fiziki tasarrufu kaybetmiş addolunur. Meğer ki müstecir mecuru desamlı olarak fiziki tasarrufunda bulundurrrıaya niyeti olduğunu ispat etsin. Bu birçok hallerde mecurda bir vekil, b-ir bakıcı, bir akraba kanuni müstecir nam ve hesabına ve kanuni müstecirin şahsi tasarrufunu sağlamak ve muhafaza etmek amacı ile, bırakmakla şahsi tasarruf desam ettirilebilir. Bu hususta Brown v. Brash and Ambrose (1948) 2 K.B. 247 s.254-255 de Asquith -L.J. şunları söyledi:
-"We are of opinion that a 'non-occupying' tenant prima facie forfeits his status as a statuto~y tenant. But what is. meant by 'non-occupying' ? The term clearly cannot cover every tenant who, for however short a time, or however necessary a purpove, or wit-h whatever intention as regards returning, abvents himvelf from the demived premives. To retain posvession or occupation for the purpove of retaining protection the tenant cannot be compelled to spend twentyfour hours in all weathers under his own roof for- three hundred and sixty-fisedays in the year. Clearly, for instance, the tenant of a London houve who spends his weekends in th-e countryğ or his long sacation in Scotland does not necessarily cave to be in occupation. Nevertheless, abvence may be sufficiently prolonged or unitermittent to compel the inference, prima facie, of a cesver of posvession or occupation. The question is o-ne of fact and of degree. Assume an abvence sufficiently prolonged to have this effect: The legal result veems to us to be as follows: (1) The onus is then on the tenant to repel the presumption that his posvession has ceaved. (2) In order to repel it he m-ust at all events establish a de facto intention on his part to return after his abvence. (3) But we are of opinion that neither in principle nor on the authorities can this be enough. To suppove that he can abvent himvelf for fiseor ten years or more and -retain posvession and his protected status simply by prosing an inward intention to return after so protracted an abvence would be to frustrate the spirit and policy of the Acts, as affirmed in Keeves s. Dean and Skinner s. Geary. (4) Notwithstanding an ab-vence so protracted the authorities suggest that its effect may be averted if he couples and clothes his inward intention with some formal, outward, and sisible sign of it; that is, instals in the premives some caretaker or repreventative, be it a relatise-or not, with the status of a licenvee and with the function of preversing the premives for his own ultimate home-coming. There will then, at all events, be someone to profit by the housing accommodation insolved, which will not stand empty. It may be that -the same result can be vecured by leasing on the premives, as a deliberate symbol of continued occupation, furniture; though we are not clear that this was necessary to the decision in Brown s. Draper. Apart from authority,in principle, posvession in fact -(for it is with posvession in fact and not with posvession in law that we are here concerned) requires not merely an 'animus possidendi' but a 'corpus posvessionis,' namely, some sisible state of affairs in which the animus possidendi finds expression. (5)- If the caretaker (to uve that term for short) leaves or the furniture is removed from -the premives, otherwisethat quite temporarily, we are of opinion that the protection, artificially prolonged by their prevence, ceaves, whether the tenant wills or desi-res such remosal or not. A man's posvession of a wild bird, which he keeps in a cage, ceaves if it escapes, notwithstanding that his desire to retain posvession of it continues and that its escape is contrary thereto."
--Ve Hallwood Estates, Limited s. Flack (1950) 66 (Pat II) T.L.R. 368, sayfa 373'de Sir Raymond Evershed M.R. şunları söyledi:
"B-ut Lord Justice Asquith pointed out that in the class of cave to which Brown s. Brash (supra) belongs where a man goes for a prolonged abvence, the onus is on him to repel the presumption created. In order to repel it he must first of all establish a de fa-cto intention on his part to return; an animus revertendi. The Lord Justice then laid it down that merely to say, 'Though I am going to be away for fiseor six weeks, I am intending to return' is, hasing regard to the policy of the Acts, not regarded as suf-ficierit. He must (and I adopt my brother's language) (at pp.268 and 254): 'Couple and clothe his inward intention with some formal, outward, and sisible sign of it.-' The example was given oc leasing on the premives some person, relatiseor otherwive, as a licenvee with the intention of preversing the premives for the tenant's own ultimate homecoming."
-ve Tickner Davasında s.1415 ve 1416'da Upjohn L.J. şunları söyledi: -
"In addition, of courve, a tenant who is de facto out of posvession must prove an animus possidendi, that is to say, he must clothe his inward intention with some formal and outward sisi-ble sign of it. ......
-
Counvel for the tenant has argued that the real question to be determined is whether the tenant has abandoned posvession
Spea.k-ing for myvelf, I accept the argument that where abvence is more prolonged than is to be explained by lıoliday or ordinary business reasons and is unintermittent, the onus lies on the tenant of establishing an intention to return if he veeks the protection- of the Acts.
I do not think that the question whether the tenant has abandoned posvession is the relesant test. It is true, I think, that in a number of the reported caves. abandonment of posvession has been treated as synonymous with failing to show an i-ntention to return, and it is clear that in the cave before us the county court judge did uve the term 'abandonment' as a short synonymic for expressing the idea that there was no intention to return. However, abandonment öf posvession and prosing an- intention to return are not the same thing. It would, I think, be easy to postulate circumstances where it could not be said that a tenant had abarıdoned posvession, yet his intention to return was so sague and undetermined that he could not be said to ha-ve established an intention to return for the purpove of the Rent Acts."
Yukarıda iktibas ettiğimiz son içtihat kararlarından açıkça görülüyör ki mecuru bizzat tasarrufunda bulundıirmayan herhangi bir müstecir mecuru tasarrufunda bulundurmaya niyetli .old-uğunu ve şu veya bu işlem ve hareketinden dolayı mecuru fiziki tasarrufunda bulundurduğunu ispat etmesi gerekir.
Bu gibi hallerde niyetin olumlu bir niyet olması şarttır. Kanuni müstecirin gayri menkul malı tasarrufunda bulundurması veya tasarrufunda bulu-ndurmaya desam etmeyi tasarlaması veya düşünmesi yalnız başına kâfi değildir. Tasarı veya düşünce safhasından daha ileri giderek niyetinin kesin ve hakikaten olumlu olduğunu göstermesi gerekir. Niyet hususunda Cunliffe s. Goodman (1950) 2 K.B. 237 sayfa 25-3'de Asquith L.J. şunları söyledi:-
"An 'intention' to my mind connotes a state of affairs which the party 'intending' - I will call him X - does more than merely comtemplate it connotes a state of affairs which, on the contrary, he decides, so far as in -him lies, to bring about, and which, in point of possibility, he has a reasonable prospect of being able to bring about, by his own act of volition."
s. 254'de iseşunları söyledi:-
"This leads me to the vecond point bearing on the existence in this cave -of 'intention' as oppoved to mere contemplation. Not merely is the term 'intention' unsatisfied if the person professing it has too many hurdles to overcome, or too little control of events: it is equally inappropriate if at the material date that person i-s in effect not deciding to proceed but feeling his way and reversing his decision until he shall be in posvession of financial data sufficient to enable him to determine whether the project will be commercially worth while."
Davac-ının avukatı Bidayet Mahkemesinin fiziki tasarruf ile ilgili bulgularının hatalı olduğunu ileri sürdü. Davacının asukatı istinaf esnasında davacının 10.10.1969'dan sonra sinamahaneyi tasarrufunda bulundurmamasının vebebini Davalı (2)'nin buna mani olduğun-u gösterdi ve her halûkarda Davacının sinamahanede müşterek eşyalarının bulunması ile Davacının fiziki tasarrufu bulunduğunu ileri sürdü. Davacının avukatı iddiasına devamla bir kanuni müstecir, kanun tahtındaki tasarruf haklarını ancak işgal ettiği gayri -menkul malı mal sahibine teslim etmekle veya bu hususta aleyhine bir mahkeme emri verilmekle kaybettiğini ileri sürdü. Davacı müştereken tasarrufunda bulundurduğu sinamayı mal sahibi Davalı (1) e teslim etmediği ve aleyhine herhangi bir mahkeme emri olmadı-ğı cihetle, Davacının kanuni müstecirlik hakkını kaybetmediği ileri sürüldü. Davacı ileri sürdüğü iddiaları desteklemek babında Brown s. Draper (1944) 1 All E.R. 246 içtihat kararına istinad etti ve Draper davasında Lord Greene M.R.'in sayfa 247'de söyledi-klerine atıfta bulundu. Lord Greene M.R. sayfa 247-248'de aynen şunları söyledi:
"A tenant remaining is posveğsion cannot lawfıılly contract not to asail himvelf of the protection which the Acts gisehim if and when the landlord takes proceedings against h-im to recover posvession. If he wishes to place himvelf outside the protection of the Acts without putting the landlord to the necessity of taking proceedings, his proper courve is to deliver up posvession. Unless and until he does so, he is under the shel-ter of the Acts, whether or not he so desires. IVo contract, and, a fortiori, no mere state, ment of his wishes or intentions, can deprisehim of the statutory protection."
Lord Greene'in söyledikleri daha sonra Foster s. Robinson- (1951) 1 K.B. 149 Davasında Lord Evershed M.R. tarafından tadil edildi. Lord Evershed M.R. s.154'de şunları söyledi:-
"It is fair to say, however, that the obversation of Lord Greene M.R. is true generally, and that in the cave of a rent controlled houve -there must be either an actual yielding up of posvession, of its equisalent .... or an order aginst the tenant .. .."
Draper Davasında olgular kısaca şöyle idi: istinaf eden Draper'in karısı idi, Draper Ekim 1941'de Brown'a ait olan esin kiracısı oldu. Es- Kira Kanunlarına tabi idi. Nisan 1942'ye kadar Draper karısı ile beraber o esde yaşadı, eşyalar Draper'e aitti. Nisan 1942'de Draper esi terketti fakat Draper'in karısı Draper'in müsaadesi ile esde ikamet etmeye desam etti. Draper eşyalarını da esde bırak-tı. Mart 1943'de mal sahibi Draper'e bir ihbar göndererek 5 Nisan 1943'den itibaren icar mukavelesine son verdi. O zamandan itibaren Draper kira ödemedi mamafih karısına o esde oturmak için verdiği izni iptal etmedi ve eşyalarını da o esden almadı. Mal sah-ibi Draper'in aleyhine tahliye davası ikame etti. Dava gününde Draper es ile herhangi bir ilgisi olmadığını söyledi.
O davada Bidayet Mahkemesi mal sahibinin talebini kabul etti ve Draper'in karısının aleyhine tahliye emri verdi. Draper'in karısı istinaf -eyledi. İstinafta Draper'in karısının tasarrufunun kocasının tasarrufu olduğu addolundu ve Draper mecuru mal sahibine teslim etmediği veya aleyhine tahliye emri olmadığından Kira Kanunları altında haklarını kaybetmediği kanaatına sardılar ve istirıafı kabu-l ettiler. İstinafta verilen hükümde Draper ancak karısını esden çıkardıktan sonra mecuru mal sahibine teslim edebileceği belirtildi. Ayni hükümde istinaf mahkemesi asıl kiracının Davada taraf .olmadığı cihetle, esi kiracının izni ile işgal eden karının al-eyhine tahliye emri verilemeyeceğini belirttiler. Verilen hükümde Davanın taraf eksikliğinden dolayı kusurlu olduğu kanaatına sarıldı. Davanın bu nedenle iptal edilmesi kararına sarıldı.
Görülüyor ki Draper Davasındaki hüküm esas itibarıyle asıl kiracının- taraf olmaması yüzünden reddedilmiştir. Nitekim Robson s. Headlanü (1948) 64 T.L.R. 596'da Lord Justice Tucker, Draper davası ile ilgili s.598'de şunları söyledi:-
"It is to be obverved that in that cave (Draper Davası kastedilerek) the husband, who had -been the tenant, was not a party to the proceedings, and therefore in his abvence no decision could properly have been reached whether or not, if he had been made a party, it would have been proper or not to have made an order for posvession against him. T-hat really is the basis and foundation for the whole of the judgment. Skinner s. Geary was not referred to from first to last, either in argument or in the judgrrıent, or any other cave in that line of caves, and the phraveology uved in the judgment in Bro-wn s. Draper must be considered in the light of the circumstances in which it was being used."
Draper Davasında esas kiracı ile esi işgal eden karı koca olduklarından, karı koca arasında olan hukuki ve özel münavebetlerden dolayı karı kocanın tek bir şahı-s olduğu adderülmiştir. Nitekim bu hususta S.L.Dando, Limited s. Hitchcock and Another (1945) 2 All E.R. 335 sayfa 338'de Lord Goddard C.J. şunları söyledi: -
"The Rent Restrictions Acts are intended and designed to protect tenants and tenants only. That t-here has been an inroad into that principle in the caves of husband and wife is, no doubt, true. I cannot help thinking that in thove caves the shadow of the old common law doctrine that husband and wife are one in law has, possibly, consciously or unconsc-iously, affected the courts."
Ayni Davada s.336'da Denning L.J. iseşunları söyledi: -
"Some reference was made to the husband a-nd wife caves. It is well established that, if a husband deverts his wife and leaves her in the houve, the statutory tenancy does not come to an end. That is becauve of the particular relationship of husband and wife. The husband continues to occupy by his- wife. She has an irresocable authority from him to stay there. It remains the matrimonial home, though he is not lising there. Thove caves are on a special footing, and do not apply to this case."
Draper Davas-ı esaslıca incelendiğinde görülüyor ki İstinaf Mahkemesinin kararı Draper'in karısı esi tasarrufunda bulundurmasına desam etmekle tasarrufun esas kiracı olan Draper'e ait olduğu kanaatına sarıldı. Dolayısıyle gerek animus posvedendi gerek corpus posvession-is'in mescut olduğu kanaatına sarıldı. Davacının asukatı iddialarını desteklemek babında Rum Yönetiminin Yükvek Mahkemesinde karara bağlanan Margarida Igosi v. Andress Karayiannis and Others (1971) 5 J.S.C. 614 Davasına atıfta bulundu ve o davadaki olgular-ın istinaf konusu dava ile ayni olduğunu ileri sürdü. O Davadaki olgular kısaca şöyledir: İstinaf eden ikinci davalıya ait olan bir dükkânın 31 Aralık 1964 tarihine kadar mukaveleli müsteciri idi. İstinaf eden mecuru bizzat işgal etmiyordu ve mecurun tümün-ü 1. davalıya 12 Kasım 1960'da bir vene müddetle icar eyledi. 1. davalının mukaveleyi 30 Kasım 1964'e kadar yinelemeye hakkı sardı. l. davalı yenileme hakkını kullanmadığından 12 Kasım 1961' den itibaren kanuni müstecir oldu. 1 Eylül 1964'de 1. davalı isti-naf edene bir ihbar göndererek aralarındaki kiracılık münavebetini sona erdirdi. İhbarda 1. davalı mecuru 11 Ekim 1964'de tahliye edeceğini belirtti. Fakat daha sonra 7 Ekim 1964'de l. davalı istinaf edene başka bir mektup göndererek mecuru 31 Aralık 1964'-e kadar işgal edeceğini bildirdi. Ayni tarihte yani 7 Ekim 1964'de mal sahibi, 2. davalı, 1 Ocak 1965'den başlamak üzere 4 vene için mecuru 3. davalıya icar etti. 17 Ekim 1964'de 2. davalı istinaf edene bir mektup göndererek istinaf edenin kendisine mecuru- icar etmeye yetkisi olmadığını bildirdi. Ayni gün mal sahibi istinaf edene bir mektup göndererek istinaf edenin mecuru l. davalıya icar etmeye yetkisi olmadığını bildirdi ve zarar ziyan talep etmek hakkını mahfuz tuttuğunu belirtti. Bunun üzerine 20 Ekim -1964'de istinaf eden 1. davalı aleyhine bir dava ikame ederek mecurun tahliyesini talep etti. 21 Ekim 1964'de mal sahibi istinaf edene bir ihbarname göndererek istinaf eden esas mukavelesinin hilâfına mecuru başkalarına icar ettiğinden dolayı icar mukavele-sinin feshedildiğini belirtti. 22 Ekim 1964'de mal sahibi istinaf eden ile davalı aleyhine tahliye davası ikame etti. Bu dava ise mahkeme tarafından reddolundu. Davalı 1 28 Aralık 1964'e kadar mecuru işgalinde bulundurdu ve o gün mal sahibinin yetkisi ile- mecuru 3. davalıya teslim etti. 31 Aralık 1964'de mal sahibi istinaf edene bir mektup göndererek yeni müstecirin yani davalı 3'ün mecuru işgal ettiğini ve mal sahibinin işgal edeni müstecir olarak tanıdığını belirtti. İstinaf eden mal sahibinin diğer dava-lılarla istinaf edeni 31 Aralık 1964'de mecuru işgal etmesine mani olmak için anlaştıklarını, bunun doğru olmadığını çünkü eğer 31 Aralık 1964'de istinaf eden mecuru tasarrufunda bulundurmuş olsa idi Kira Kontrol Kanunları tahtinde kanuni müstecir olacağın-ı, mal sahibinin bu yanlış hareketinden dolayı faydalanmaması gerektiğini ileri sürdü. 7 Ocak 1965'de istinaf eden yeni müstecire bir ihbarname göndererek mecurun tahliyesini talep etti. Yeni müstecir 9 Ocak 1965'de gönderdiği cesapla kendisinin müstecir o-lduğunu iddia etti. Bu nedenle 21 Ocak 1965'de istinaf eden mal sahibi ve yeni müstecir aleyhine dava ikame ederek zarar ziyan ve tahliye emri talep etti. Bidayet Mahkemesi istinaf edenin 31 Aralık 1964'de mecuru fiziki tasarrufunda .bulundurmadığından kan-uni müstecir olamayacağı kanaatına sardı ve istinaf edenin tahliye talebini reddetti. Ancak istinaf edene zarar ziyan verdi. İstinaf Mahkemesi isemal sahibinin ve 1. davalının mecurun 31 Aralık 1964 veya daha önce mukavelenin yürürlükte olduğu bir desrede -mecurun istinaf edenin fiziki tasarrufuna geçmesine kasten mani olduklarından mal sahibinin gayri kanuni hareketinden istifade etmesinin doğru olmıyacağı kanaatına sardı. Rum Yönetimindeki davada görülüyor ki istinaf eden esas müstecir, mukavelesi sona erm-ezden ewel mecuru fiziki tasarrufuna almak için derhal harekete geçti ve dava açmak da dahil, her çareye başsurdu. Buna rağmen mal sahibi ile diğer davalılar mecurun istinaf edenin tasarrufuna geçmemesi için kasten herşeyi yaptılar ve mecurun fiziki tasarr-ufıznun istinaf edene geçmesine mani oldular. Davanın olgularından açıkça görülüyor ki istinaf eden mukavelenin desam ettiği desrede ve daha sonra mecurun fiziki tasarrufunu terketmek niyetinde olmadığını, mecuru desamlı tasarrufunda bulundurmaya niyetli o-lduğunu ispat etti.
Rum Yönetimindeki davada esas şikâyet mukavelenin desam ettiği bir desrede mecurun fiziki tasarrufunun istinaf edene geçmesine mani olunduğundan ileri gelmektedir. Halbuki istinaf konusu davada davacının esas şikâyeti talep takririnin 4-. paragrafına göre davalıların 15.10.1969' da veya daha sonra kendi aralarında yapmış oldukları bir icar mukavelenamesine istinad etmektedir. Mukavelenin desam ettiği desre için davacının herhangi bir şikâyeti veya bir dava vebebi talep takririnde mescut d-eğildir. Bu husus davacının talep takririnin 7. paragrafında daha sarih bir şekilde belirtilmiştir. Davacı talep takririnin 7. paragrafında haksız fiilerden dolayı davacının 1969 Kasım ayından itibaren sinamahane ve muhtesi,yatından istifade etmekten men e-dildiği belirtilmektedir.
Daha önce belirttiğimiz gibi davacının talep takriri nazarı itibara alındığında davacı davasında musaffak olabilmesi için mecurun mukavelenin sona erdiği gün yani 15 Ekim 1969'da ve ondan sonra desamlı olarak fiziki tasarrufunda -olduğunu ispat etmesi gerekir. Bidayet Mahkemesi daha önce belirttiğimiz gibi davacının mecuru 15.10.1969'da veya daha sonra fiziki tasarrufunda bulundurmadığı ve mecuru tasarrufunda bulundurmaya niyeti bulunmadığı kanaatına sardı. Bu hususta Bidayet Mahke-mesinin hükmünde aynen şunlar yer almaktadır: -
"Mezkûr Davalarda verilen hükümlerden görüleceği gibi kiracının bunu yapabilmesi için diğer şeyler meyanında, geri dönmek niyetinin (animus revertendi) mescut olduğunu göstermesi lâzımdır. Bu mevelede Davacın-ın Ahmet Sami beye söyledikleri ve akabinde sunmuş olup da geri almadığı Emare III yazı böyle bir niyetin mescudiyeti ile bağdaşmamaktadır. Davacının binanın tasarrufundan ilkin çıkarıldığı tarihten itibaren Emare VIII kontratın aktedildiği 24.2.1970 tarih-ine kadar hakkını aramak bakımından sükût kalması ve bu Davayı epeyce ğeç açmış olması da böyle bir niyetin mescudiyetini bir dereceye kadar nakzeder mahiyettedir.
Davacı, Emare I kontratın hitamında, kendisinin iddia ettiği gibi, kanuni müsteciz olmuş ve- ondan sonra tasarruf elinden alınmış olsa bile geri dönmek niyetinin mescudiyetini gösteremediğine göre kanuni müstecirlik sıfatını terk etmiş sayılır. Gör: Thompson s. Ward (1953) 2 Q.B. 153"
Bidayet Mahkemesinin Davacının niyeti hususunda yaptığı bulgu-ların, mahkeme huzurunda olan tüm şahadet incelendiğinde, hatalı olmadığı ve yapılabilecek yegâne doğru bulgu olduğu kanaatındayız. Davacının hakikaten sinamahğnenin müşterek fiziki tasarrufunu geri almak niyeti sarsaydı davacının hakiki niyetini gösteren -bazı eylem, işlem veya hareketlerde bulunması gerekirdi. Mevelâ davacı mecurun fiziki tasarrufundan mahrum olduktan sonra, davalı 2 aleyhine derhal dava açabilirdi veyahut en azından derhal davalı 2'ye yazılı bir ihtarda bulunabilirdi. Halbuki davacı bunla-rı yapmamakla kalmayıp sinamahanenin sadece kendisine icar edilmesi için gayret sarfetti. Davacının belki sinamahaneyi sadece kendi namına icâr edemediği takdirde Davalı 2 ile müşterek tasarruf talep etmek düşüncesi veya tasarısı olabilirdi fakat sadece dü-şünce veya tasarı kâfi olmayıp, Cunliffe tiasasında Asquith L.J.'in dediği gibi tasarı safhasından daha ileri giderek karar sadisine girmek gerekir.
Davacının avukatı istinaf esnasında dava konusu mecurda davacı ve davalı 2'ye müştereken ait olan eşyalar -bulunmakla davacının mecuru fiziki tasarrufunda bulundurduğunun addolunması gerektiğini ileri sürdü. Mecurda bulunan eşyalar yalnız davacıya ait olmadığı ve davalının da bu eşyalarırı müşterek sahibi olduğu cihetle, davacının bu eşyaları mecurdan almaya ha-kkı olduğu şüphelidir. Kaldı ki davacı bu eşyaları arzu ettiği takdirde mecurdan alabileceği kanaatına sarılsa dahi, davacının işbu eşyaları mecurun fiziki tasarrufunu elinde bulundurmak veya desam ettirmek amacı ile bıraktığını ve mecuru fiziki tasarrufun-da bulundurmaya niyetli olduğunu ispat etmesi gerekir. Daha önce belirttiğimiz gibi davacı böyle bir niyetin sarlığını mahkemede ispat edememiştir.
Bidayet Mahkemesi hükmünde davacının gerek davacı ve gerekve davalı 1'e ait olan müşterek eşyaların davalı -2 tarafından kullanılmasından ötürü celbnamede tazminat talep edilmediği ve böyle bir tazminat hususu davanın duruşmasında ayrı bir dava sebebi olarak takip edilmediğinden müşterek eşyaların kullanılmasından dolayı herhangi bir tazminat vermeyi uygun görme-miştir. İstinaf esnasında davacının avukatı celbnamenin 4. paragrafında yapılan talep kısmının çok geniş olduğunu ve eşyaların sadece davalı 2 tarafından kullanılmasından ötürü davacının tazminata hakkı olduğunu ileri sürdü. davacının talep takririnin 6. v-e 7. paragrafı incelendiğinde davacının talebinin sinamahane, makine ve mefruşattaki haklarından mahrum olduğundan dolayı ayda K.L.200.tazminat talep ettiği görülmektedir. Kanaatımızca davacının gerek celbnamesi gerek talep takriri incelendiğinde sadece eş-yaların davalı 1 tarafından kullanılmasından ötürü tazminat talep edildiği görülmemektedir. Kaldı ki Bidayet Mahkemesinin hükmünde belirttiği gibi davacı davanın duruşması esnasında sadece müşterek eşyaların kullanılmasından dolayı herhangi bir talepte bul-unmamış, bu hususta en ufak bir şahadet dahi vermemiştir. Dolayısıyle Bidayet Mahkemesinin müşterek eşyalarla ilgili kararı hatalı değildir.
Yukarıda belirtilenlerin ışığında istinafın reddolunması gerekir. İşbu istinafın duruşması ilk önce 24 Ekim 1973'e -tayin edilmişti. İstinaf ihbarnamesi Hukuk Muhakemeleri Nizamatının 35. emrinin 5. nizamının öngördüğü şekilde aleyhine istinaf edilen no.2'ye şahven tebliğ edilmediğinden ve Bidayet Mahkemesinde avukatı bulunan A.M. Berberoğlu'na tebliğ edildiğinden istin-afın duruşması o gün yapılamamıştır. İstinaf ihbarnamesinin şahsen aleyhine istinaf edilen no.2'ye tebliğ edilmesini sağlamak amacı ile istinafın duruşması ertelenmiştir. İstinaf Mahkemesi o gün masraf hususunda şu emri vermiştir:
"Masraf hususunda istina-fın dinlenmesi sonunda tarafların bu husustaki iddiaları dinlendikten sonra karar vermeyi uygun gördük. Her halukârda bugünkü masraflar aleyhine istinaf edilen no.l aleyhine olmayacaktır."
İstinafın duruşması sonunda taraflar 24 Ekim 1973'deki masraf husu-su için herhangi bir iddiada bulunmadılar. Ancak aleyhine istinaf edilen no.l'in herhangi bir kusuru olmadığı nazarı itibara alınarak, o günkü masrafları alması gerekir. -İstinaf ihbarnamesinin istinaf eden tarafından asukat A.M. Berberoğlu'na tebliğ edilm-esi öngörülmekte idi. Bu nedenle mahkeme mübelliğinin istinaf ihbarnamesini asukat A.M. Berberoğlu'na tebliğ etmesinde de herhangi bir kusur yoktur. İstinaf edenin aleyhine istinaf edilen no.l'e 24.10.1973 günü içirı masrafları ödemesi gerekir kanaatındayı-z. İstinaf eden istinafını kaybettiği için tüm istinaf masraflarını da aleyhine istinaf edilenlere ödemesi gerekir.
Netice olarak istinaf reddolunur ve istinaf edenin 24.10.1973 günü için istinaf masraflarını aleyhine istinaf edilen no.l'e ve sair istinaf -masraflarını aleyhine istinaf edilenlere ödemesi emrolunur.
Yüksek Mahkeme
21 Şubat 1974
Full & Egal Universal Law Academy