-Hukuk İstinaf No:6/99
(Dava No: 35/68)
Yüksek Mahkeme Huzurunda.
İstinaf eden: Mağusa Umum Türk Liman İşçileri Birliğini temsilen
ve mezkûr Birlik namına
Mağusalı Kamil Mehmet Ali, sekreter
Mürsel Tevfik, Veznedar
Osman Zeki, tahsildar
- (Müddei)
ile
İstinaf edilen: Mağusalı Mulla Emin Mustafa, eski Mağusa Umum Türk
İşçileri Birliği sekreteri.
(Müddeaaleyh)
- arasında
İstinaf eden namında: Menteş Aziz
Aleyhine istinaf edilen namına: Ayhan Çiftçioğlu.
İsbat külfeti - Genel olarak bir hususu teyit etmek isteyen tarafın isbat etmekle mükellef olması - Dava-nın tekrar dinlenmek üzere Bidayet Mahkemesine iade edilmesi - Şahadet hususunda kat'i bulgu yapılması zarureti.
Davalı, davacı İşçiler Birliğinin 1.1.1967 ile 31.5.1967 tarihleri arasında Sekreteri idi . Sekreterin değişmesiyle davalı hesapları ve demir-başı 1.6.1967'de yeni sekretere teslim etti. Yapılan teftişte davalının hesaplarında KL.400.881 mils eksik olduğu tesbit edildi. Davacı davalıdan hesaplarda eksik olan KL.400.881 milsi taleb etti. Davalı 1.6.1967'de KL.400.881 milsi yeni sekretere nakden ö-dediğini iddia etti. Bidayet Mahkemesi, davacının davasını Mahkemeyi tatmin edecek şekilde isbat etmediği kanaatına vardı ve davayı reddetti. Davacı, kararı istinaf etti. Mahkeme önünde davacı lehine karar vermek için yeterli şahadet olduğunu ve davalının -ibraz ettiği şahadetin çelişkili ve birbirini naksedici olduğunu iddia etti
KARAR: Yüksek Mahkeme, Bidayet Mahkemesinin isbat külfeti hususunda hatalı olduğunu, layihalara bakıldığında isbat külfetinin KL.400.881 milsi ödediğini iddia eden davalıda olduğu-nu, Bidayet Mahkemesi şahadeti dinledikten sonra kat'i bir bulgu yapmadığından, davayı yeniden dinlenmek üzere Alt Mahkemeye iade etti.
Atıfta Bulunulan Yargısal İçtihatlar:
Robinson v. National Trust Co. Ltd. (1927) A.C. sayfa 520
Huyton-with-Roby Urban- District Council v. Hunter (1955) 2 A.E.R. s.401
Pickup v. The Thames and Mersey Marine Insurance Company Ltd. (1878) Q.B.D. s.596
The Glendarroch (1894) P.s.238
Atıfta Bulunulan Bilimsel İçtihatlar:
Halsbury's Laws of England, 3rd. Edn. Vol. 15, s.267
P-hipson on Evidence, 9th Edn. S.32.
HÜKÜM
Müdeaaleyh, 28 Mayıs 1967 tarihine kadar müddei olan Mağusa Umum Türk Liman İşçiler Birliğinin sekreteri idi, o gün veya o tarihlerde yapılan yeni bir seçimle, müdeaaleyh seçimi kazanmadığından sekreterlikten d-üştü ve onun yerine seçimi kazanan Kamil Mehmet Ali sekreter olarak atandı. 1/6/67 tarihinde İşçi Birliğinin hesapları, demirbaş eşyaları müdeealeyhten Birliğin yeni sekreterine yani Kamil Mehmet'e teslim olundu. 24/1/1968 de müddeilerin hesapları teftiş e-dildiğinde bir miktar paranın eksik olduğu görüldü. Bunun üzerine hesaplar yeniden çek edildi ve 1 Haziran 1967 gününde KL.400.881 mils eksik olduğu görüldü. Bundan dolayı müddeiler işbu meblağı müdeaaleyhten taleb ettiler fakat müddeaaleyh işbu meblağı, y-ani KL.400.881 milsi 1/6/67 tarihinde yeni sekreter Kamile ödediğini iddia ettiğinden müddeiler 21 Mart 1968'de Müdeaaleyhin aleyhine Mağusa Kaza Mahkemesinde 35/68 numaralı davayı açtılar ve işbu dava ile 1 Haziran 1967 de teslim muamelesi yapılırken müde-aaleyhin müddeilere teslim etmesi icab eden veya Bankada mevcut olması icab eden KL.400.881 mili teslim etmediğinden veya mezkur para Bankada mevcut olmadığından müddeilere ödemesini emreden bir emir taleb ettiler.
Müdeaaleyh 11/10/68 de dosyaladığı müdaf-aanamede bir çok kanuni itirazlarda bulunduktan sonra 1/1/67 ile 31/5/67 tarihleri arasında sekreteri bulunduğu Mağusa Umum Türk Liman İşçileri Birliğinin Ruhsat Sandığının gelir ve gider hesabı gereğince elde mevcudunu temsilen KL.322.078 mil ve Sosyal Si-gorta Sandığının gelir ve gider hesabı gereğince elde mevcudu temsilen KL.78.803 mil yani cem'an KL 400.881 mil olduğunu ve bu meblağı nakten yeni sekreter Kamile 1/6/67 de tediye ettiğini iddia etti.
Bidayet Mahkemesi her iki tarafın ibraz ettiği şahadet-i dinledikten sonra 9/1/69 da karar verdi. Mahkeme, müddeinin davasını Mahkemeyi tatmin edecek şekilde isbat edemediği kanaatine vardı ve bundan dolayı müddeinin davasını reddetti. Müddei aşağıdaki sebeplerden dolayı Bidayet Mahkemesinin vermiş olduğu kara-rın aleyhine istinaf eyledi.
1. Müddeiler davalarını kafi ve itimada şayan (reliable evidence) şahadetle isbat ettikleri cihetle ve mahkeme huzurunda müddeiler leyhine kafi şahadet mevcut olduğundan, bidayet mahkemesi davayı reddetmekle hataya düşmüşür.
-2. Mahkeme huzurunda müddeaaleyhin ibraz ettiği şahadet birbirini nakzeden (contradictory and inconsistent) mahiyette olduğundan bidayet mahkemesi bu şahadete değer (weight of evidence) vermekle hataya düşmüştür.
3. Bidayet Mahkemesi, huzurundaki şahadeti-n tümü göz önünde bulundurulduğunda, müddeiler leyhine karar vermemekle hata etmiştir.
Bidayet Mahkemesinin karara bağlaması icab eden husus müddeaaleyhin müddeiye yani Mağusa Umum Türk Liman İşçiler Birliğinin Sekreterine 1/6/67 tarihinde KL.400.881 mili- verip vermeme hususudur. Bidayet Mahkemesi bu hususta kararının 3'üncü sayfasında şunları söyledi:-
"Mahkeme olarak bu davada benim karara bağlayacağım en mühim nokta bir tanedir ve o da, acaba 1/6/67 tarihinde müddeaaleyh Kamile para verdi mi veyahut KL.-400.881 mili müdeaaleyhinin iddia ettiği gibi verdi mi?"
Bidayet Mahkemesi isbat külfeti hususunda şunları söylemiştir:-
"Bu bir hukuk davasıdır. Hukuk davasında davayı açan mahkemeyi tatmin edecek bir şekilde davasını isbat etmesi gerekmektedir. Bu bir c-inai veya suç davası değildir ve şüpheler üzerine bir karar veremeyiz."
Kanaatimizce Bidayet Mahkemesi isbat külfeti hususunda yukarıdaki prensibi beyan ederken hataya düşmüştür. Bir davada isbat külfetinin hangi tarafa düştüğünü anlamak için davada veril-en layihaları (pleadings) incelemek gerekir. Genel olarak bir hususu teyid etmek (assert) isteyen taraf, teyid etmek istediğini isbat etmekle mükelleftir. Bu hususta Halsbury's Laws Of England, 3rd. Edn. Vol. 15, sayfa 267'de şunlar yer almaktadır.
"In leg-al proceedings the general rule ise that he who asserts must prove; this proposition is some times more technically expressed by saying that the burden of prof rest upon the party who substantially asserts the affirmative of the issue."
Ve Phipson on Evide-nce, 9th Edn., sayfa 32 de şunlar yer almaktadır:-
"Burden of proof on the pleadings: The burden of proof in this sense, rests u-pon the party, whether plaintiff or defendant, who substantially asserts the affirmative of the issue. It is fixed at the beginning of the trial, by the state of the pleadings, and it is settled as a question of law, remainiing uncharged throughout the tri-al exactly where the pleadings place it, and never shifting in any circumstances whatever."
ve sayfa 33'de şunlar yer almaktadır:-
"In all but the simplest cases, however, the burden of the issues is divided, each party having one or more cast upon him. T-hus, in actions of contracts, proof of the contract, performance of conditions precedent, breach and damages, is upon the plaintiff whill'e the defendant has the onus of facts pleaded in confession and avoidance, e.g. infanc, release, rescission, accord an-d satisfaction, fraud, etc."
ve Robins v. National Trust Co. Ltd. (1927) A.C. sayfa 520'de şunlar yer almaktadır:
"Onus is alway-s on the person who asserts a proposition or fact which is not self-evident. To assert that a man who is alive was born requires no proof. The onus is not on the person making the assertion, because it is self- evident that he had been born. But t assert t-hat he was born on a certain date, if the date is material, requires proof; the onus is on teh person making the assertion."
Şimdi bidayet mahkemesinde dosya edilen layihaları (pleadings) gözden geçirerek isbat edilmesi gereken hususun ne olduğunu bulmak -icab eder. Müddeinin talep takririnin 4, 5 ve 7'nci paragrafları aynen şöyledir:-
"4. Müddeiler mezkur İşçiler Birliğinin işlerini iyi ve dikkatli bir şekilde yapmaya devam ettiler ve 14/1/68 de yapılan teftiş neticesinde verilen raporda ve keza Kıbrıs Tür-k İşçi Birlikleri Federasyonu Genel Sekreterinin 3/2/68 tarihli mektubunda KL.435.518 mil'in müddeilerin zimmetinde bulunduğuna dair kaydın görülmesi üzerine müddeiler ve hususu ile 2'nci müddei aslı olmayan bir itham altında olduğunu öğrendi. Bunun üzerin-e müddeiler müddeaaleyhe müracaat ederek bu paranın kendi sekreterlik devresinde Bankaya yatırılmadığını ve yanında olduğunu bildirdiler. Müddeaaleyhin inkarı üzerine durumu Polise, Federsayon Genel Sekreterine ve Mağusa Türk kesimi resmi makamlarına bildr-diler. Polisin, Genel Sekreterin ve diğer resmi makamların müdahalede bulunmayacaklarını öğrenince bu davayı ikame mecburiyeti hasıl oldu.
5. Müddeaaleyh devir teslim muamelesi yapılırken müddeilere veya 2'nci müddeiye nakten KL.400.881 mili ödediğini asıl-sız olarak ve uydurma yoluna saparak iddia etti. Müddeiler bu iddianın uydurma olduğunu iddia ederler ve Banka defterlerinde böyle bir para yatırılmadığını ve nakten de taleb edilen para müddeiler veya 2'nci müddeiye ödenmediği cihetle müdeaaleyhin taleb e-dilen ve işbu davaya esas teşkil eden parayı müddeilere veya 2'nci müddeiye ödenmesi taleb olunmaktadır.
7. Binaenaleyh, müddeiler taleb ederler ki:
Mağusa Umum Türk Liman İşçiler Birliği defter, eşya, arşiv ve demirbaş eşya ile para ve hesaplarını müddei-lere teslim muamelesini 1 Haziran 1967 günü veya o tarihlerde yaparken teslim etmeniz icab eden veya Bankada mevcut olması icab eden KL.400.881 mili teslim etmediğinizden veya mezkur para bankada mevcut olmadığından müddeilere ödemeniz zımnında muhterem ma-hkemenin emir ve hüküm isdarı eylemesi."
Müddeaaleyhin Mahkemeye dosya ettiği müdafaasının 7(c), 9 ve 11'nci paragrafları aynen şöyledir:-
"7 (c) İşbu davanın duruşmasında temas ve delil olarak ibraz edilceği veçhile, davalı adı geçen İşçiler Birliğinin e-ski sekreteri olarak, 1/6/67 tarihine kadar görevi ve mesuliyetine taalluk eden devre zarfındaki bilcümle birlik hesapları ile demirbaş veya ahar eşyayı 1/6/67 tarihinden itibaren yeni sekreter olarak görev alan davacı No.2 (Kamil Mehmet Ali'ye) makbuz muk-abilinde teslim eylemiştir.
9. Davalı iddia eyler ki: 1/6/67 tarihine kadar görev ve yetkisi veya sorumluluğuna taalluk eden devre zarfındaki:
1/17&7-31/5/67 tarihleri için Mağusa Umum Türk Liman İşçiler Birliğinin (1. davacılar) ruhsat sandığının gelir ve- gider hesabı gereğince elde mevcudu temsilen
KL 322.078
Adı geçen Birliğin (1. davacılar) Sosyal Sigorta sandığının 1/6/67 - 31/5/67 tarihleri için gelir ve gider hesabı gereğince elde mevcudu temsilen
KL 78.803
Toplam:KL400.881
meblağ nakden 2. dav-acıya yukarıda tasrih edildiği üzere tediye edilmiştir.
11. Davalı taleb takririnin paragraf (6) da dermeyan olunan hususları red eyler, davalının ttaleb olunan meblağın davacı 2'ye davalı tarafından teslim edilmediği iddiasını red eyler ve balad serdolu-nan müdafaada ısrar eyler."
Yukarıda Mahkemeye dosya edilen layihalardan (pleadings) iktibas ettiğimiz paragraflardan açıkça görülüyor ki, müddeaaleyh 1/1/67 den 31/5/67 e kadar müddeinin yani Mağusa Umum Türk Liman İşçiler Birliğinin nam ve hesabına ruhs-at sandığı gelir ve sigorta sandığı geliri olarak KL.400.881 mil toplamıştır. Bunu müdeaaleyh müdafaanamesinin 9'uncu paragrafında kabul etmektedir. Bu böyle olduğuna göre isbat edilmesi gereken husus, müdeaaleyhin iddia ettiği gibi 1/6/67 de KL 400.881 mi-li müddeiye tediye edip etmediğidir. Bundan dolayı isbat külfeti müddeaaleyhe düşer. Yani müddeaaleyh 1/6/67 de KL 400.881 mili müddeiye ödediğini isbat etmesi gerekir. Bidayet Mahkemesi yukarıda belirttiğimiz gibi müddei davasını Mahkemeyi tatmin edecek ş-ekilde isbat etmediği kanaatına vardı ve bunun için davayı reddetti. Bidayet Mahkemesi müddei davasını isbat etmediğinden dolayı reddetmekle hataya düşmüştür. Bunun da sebebi yukarıda belirttiğimiz gibi isbat olunması gereken hususun isbat külfeti müddeaal-eyhe aitti.
Bir bidayet mahkemesi isbat külfeti ile ilgili prensip hususunda hataya düşerse, vermiş olduğu kararın mutlaka iptal olunması veya tadil edilmesi gerekmez. Eğer şahadet tüm olarak incelendiğinde Bidayet Mahkemesinin vermiş olduğu kararı destek-leyecek kafi derecede başka şahadet mevcut ise ve mahkeme vakıa ile ilgili herhangi bir bulguda bulunmuş ise, hukuki prensibte hata işlemekle beraber, Bidayet Mahkemesinin vermiş olduğu karar aynen kalabilir. Bu hususta Robins v Natonal Trust Co. Ltd., (19-27) A.C.,s ayfa 520'de şunlar yer almaktadır:
"But onus as a determining factor of the whole case can only arise if the tribunal finds the evidence pro and con so evenly balanced that it can come to no such conclusion. Then the onus will determine the mat-ter. But if the tribunal, after hearing and weighing the evidence, comes to a determine conclusion, the onus has nothing to do with it, and need not be further considered."
Ve sayfa 251'de şunlar yer almaktadır:
"There is a passage at the beginning of the- trial judge's judgment which shows that on the question of onus be agreed with what had been laid down by the Court of Ontario, and the appellant argued that learned judges of the Appellate Division must be presumed -to have had the same views, and that consequently, the whole judgement was vitşated by this wrong view as to onus. But, as has been already explained, there was no question of onus in the determination as it came to be made. It was a considered result of t-he evidence, and onus as a determining factor never arose, for the learned judges could, and did, come to a positive conclusion on the evidence laid."
Ve Huyton-with-Roby Urban District Council v. Hunter, (1955 2 A.E.R. sayfa 401'de Denning L.J. şunları s-öyledi:
"At the end of the case the court has to decide as a matter of fact whether the road is repairable by the inhabitants at large or not. If it can come to a determinate conclusion, no question of the legal burden arises; if at the end of the case th-e evidence is so evenly balanced that the court cannot come to a determinate conclusion, the legal burden comes into play and requires thecourt to say that the local authority have not proved the case."
.....................................................-.........................................
"It seems to me that that is what happened in this case. The justices, after hearing and weighing the evidence, came to a determinate conclusions that this was a public highway reğairable by the inhabitants at lar-ge, and so no question of onus came into it."
Fakat verilen kararı destekleyecek kafi derecede şahadet ve kararda sarih bir bulgu (finding of facts) mevcut değilse, ve hatalı prensib tatbik edildiğinden diğer taraf verilen karardan zarar görmüşe o zaman m-eselenin bütün ahval ve şeraitini nazarı itibara alarak hüküm ya kısmen veya tamamen iptal olunur veya tadil edilir veya davanın yeniden dinlenmesi gerekiyorsa, davanın yeniden dinlenmesi için emir verilir. Bu hususta Pickup v. The Thames and Mersey Marine- Insurance Company Ltd., (1878) 3. Q.B.D., sayfa 596'da şunlar yer almaktadır:
"After the close of the evidence and during the address to the jury the questionwas raised as to the party upon whom in this particular case the onus of proof lay, and the couns-el for the underwriters submitted to the learned judge to tell the jury as a matter of law that the onus of proof was in this instance shifted to the plaintiff. The course, however, at that time the learned judge declined to adopt, but left the whole issue- to the jury, putting the question of burden of proof to them in the language of Lord Eldon in Watson v. Clark and layin before them the evidence on one side and the other, necessary to enable them to arrive at a conclusion.
At the close of the summing-up -the jury retired to consider their verdict, and after a protracted absence returned into court, saying that they were unable to agree on their verdict. In answer to a question put by the learned judge whether there was any point upon which he could give th-em any assistance, the foreman asked, "Whether the judge could give them any more precise and positive direction as to which of the parties had the onus of proof cast upon him", upon which may Brother Field again used the language of Lord Eldon, but dealt -with it this time as a direction in point of law and directed the jury as matter of law that, while the presumption of law was prima facie in favour of sea-worthiness, and the burden of proving unseaworthiness was in consequence, in the first instance, on -the insurers, yet that if the inability of a ship to proceed on the voyage becomes evident in a short time after her sailing, the presumption of law is that the inability arose from causes existing before she set sail; and that in such event the burden of- proof becomes shifted, and that it then rests with the assured to shew that the inability arose from causes occuring subsequently to the commencement of the voyage. And with reference to the the particular case, the learned judge directed the jury as a ma-tter of law that the time which elapsed between the departure of the ship from Rangoon on the 4th of June, and her putting back on the 15th, was a sufficiently short time to shift the onus of proof, and to make it incumbent of the vessel arose from causes -occurng subsequently to her setting sail on the voyage.
We are of opinion that this direction annot be upheld and that there mus be a new trial."
Ve sayfa 605'de şunlar yer almaktadır:
"For these reasons it appears to me that there was a misdirection upon -both points, and the observations which I have just made are sufficient to shew that that misdirection must have been the cause of substantial wrong or miscarriage. Nothing could shew that more plainly thabthis, that the very point on which the jury seemed- to have been in disagreement about when they returned and discussed the matter with the judge, was the point as to on which side the onus of proof lay, and in the argument before us it was stated that the minds of the jury were equally balanced upon this -point, that it was necessary to give some direction upon it. If their minds were in that state of equal baalnce, it follows that is just the occasion when the learned judge must necessarily be most accurate in the language, which he uses to the jury on the- point which they discuss with him."
Ve The Glendarroch /1894) P. sayfa 238'de şunlar yer almaktadır:
"It is to be further obser-ved that the learned judge seems never to have found, as the basis of his judgment, that there was negligence in fact, but to have given judgment for the plaintiffs on the ground tthat it was for the defendants to negative negligence, and that they had not- done so. On consideration it seems to me difficult to say that the defendants might not be prejudiced by the way in whşch the case was decided, because the evidence might have been so evenly baalnced that the ultimate decision might finally turn on the qu-estion on whom the burden of proof lay. On these grounds I agree with the judgment which the Master of the Rools has given". (New trial ordered)
Bu davada daha evvelce de belirttiğimiz gibi Bidayet Mahkemesinin karar vermesi icab eden husus 1/6/67 tarihin-de müdeaaleyhin iddia ettiği gibi KL 400.881 mili Kamile veripvermediği hususudur. Bidayet Mahkemesi bu hususun böyle olduğunu kararında zikretmiş fakat tarafları ve şahitleri dinledikten sonra hakkında sarih olarak herhangi bir bulguda bulunmamıştır. Şahi-tlerin vermiş olduğu şahadeti incelerken hangi şahitlerin söyledikleri doğru olabileeğini kat'i olarak söyleyemiyeceği kanaatine vardı ve bu hususta Bidayet Mahkemesi kararında şunları söyledi:
"Mahkeme olarak diyorum ki gerek müddeinin şahadetinde gerekse- müdeaaleyhin şaahdetinde aksaklıklar görülmüştür. Fakat öyle olmasına rağmen bu ufak aksaklıklardan bir veyahut ötekinin yalan söylediğine dair bir karara da varamam."
Ve yine bu hususta müddeaaleyhin çağırdığı şahit Osman Arif ile ilgili Bidayet Mahkeme-si şunları söyledi:
"Bu şahidin şahadetinde de bu nokta beni düşündürdü."
Her ne kadar da Bidayet Mahkemesi kararının sonlarına doğru "Osman Arif ile müdeaaleyhin kendi vermiş olduğu şahadet müddeinin şahadetine galebe çaldığından, daha önce de söylediğim- gibi müddei davasını beni tatmin edecek şekilde isbat etmemiştir" demekte ise de, kanaatimizce bunu, yani müddeaaleyhin şahadetinin müddeinin şahadetine galebe çaldığını, isbat külfeti ile ilgili olarak kullandığından, mahkemenin kat'i olarak müddeaaleyh -ile Osman Arifin şahadetine inandığı manasına alınamaz. Madem ki Bidayet Mahkemesinin vermiş olduğu kararda vakıa ile ilgili sarih bir bulgu (finding of fact) mevcut değildir ve madem ki Bidayet Mahkemesi hangi şahidin doğru söylediğine, şahitleri dinlediğ-i ve gördüğü halde, karar verememiştir, İstinaf Mahkemesinin mahkeme notlarını okumakla şu şahit doğru söyledi, şu şahit yalan söyledi ve bu şahide inanmak gerekir demesi ve bu hususta bir bulguda bulunması ve buna göre bir karar vermesi doğru olmaz kanaat-indeyiz.
Bidayet Mahkemesinin kararı isbat külfeti ile ilgili yanlış hukuk prensibine dayandığından ve karar yalnız işbu hukuk prensibine dayanarak verildiğinden ve Bidayet Mahkemesi şahadeti dinleyip kıymetlendirdikten sonra kat'i olarak bir neticeye var-amadığından vu be hususta herhangi bir bulgu (finding of fact) olmadığından meselenin bütün ahval ve şeraitini nazarı itibara alarak, adaletin en uygun bir şekilde tecellisi için verilmiş olan kararı iptal edip, davanın başka bir hakim tarafından yeniden d-inlenmesini emretmenin bu davada en uygun hal çaresi olacağı kanaatindeyiz.
Yukarıda izah olunan sebeplerden dolayı Bidayet Mahkemesinin 9/1/1969 tarihinde verdiği kararı iptal eder ve davanın başka bir hakim tarafından yeniden dinlenmesini emreyleriz.
B-idayet Mahkemesinin tarafların kendi masraflarını ödemeleri için verdiği kararın aleyhine müddeaaleyh bir mukabil istinafla istinaf etmiştir. Fakat istinafta müddeaaleyhin avukatı müddeinin bir amme teşekkülü olduğunu göz önünde bulundurarak mukabil istina-fta ısrar etmediğini beyan eyledi. Bundan dolayı mukabil istinaf reddolunur.
İstinaf msrafları için meselenin bütün ahval ve şeraitini göz önünde tutarak herhangi bir emir vermemeyi uygun gördük.
Yüksek Mahkeme.
19/4/1969
9
Full & Egal Universal Law Academy