AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ
İKİNCİ BÖLÜM
KABUL EDİLEBİLİRLİK HAKKINDA KARAR
Başvuru No. 30297/11
Kadriye YAVAŞ ve Büşra YAVAŞ / Türkiye
Başkan
Julia Laffranque,
Hâkimler
Valeriu Griţco,
Stéphanie Mourou-Vikström,
ve Bölüm Yazı İşleri Müdür Yardımcısı Hasan Bakırcı’nın katılımıyla 4 Aralık 2018 tarihinde Komite halinde toplanan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (İkinci Bölümü), 2 Ocak 2011 tarihli başvuru ile davalı Hükümet tarafından sunulan görüşler ve başvuran tarafın bu görüşlere verdiği cevaplar dikkate alınarak, yapılan müzakereler neticesinde aşağıdaki kararı vermiştir:
OLAY VE OLGULAR
1. Başvuranlar, Kadriye Yavaş ve Büşra Yavaş, Türk vatandaşı olup, sırasıyla, 1963 ve 1994 doğumludurlar ve Bilecik’te ikamet etmektedirler. Başvuranlar, Mahkeme önünde İstanbul Barosuna bağlı Avukat F.M. Altay tarafından temsil edilmişlerdir.
Türk Hükümeti (‘‘Hükümet’’) ise kendi görevlisi tarafından temsil edilmiştir.
2. Dava konusu olaylar, taraflarca ifade edildiği şekliyle, aşağıdaki gibi özetlenebilir.
3. Başvuranların bir yakını olan Fehmi Yaşar, 28 Kasım 2007 tarihinde, zorunlu askerlik hizmetini yerine getirdiği kışlada başka bir asker, E.Ş., tarafından görevi nedeniyle kullandığı G3 piyade tüfeği ile ölümüne sebep olacak şekilde ateşli silahla vurulmuştur. İlgili, Yüksekova Devlet Hastanesine kaldırılmıştır ancak kurtarılamamıştır ve yaralarına yenik düşerek hayatını kaybetmiştir.
1. Ceza Yargılaması
4. 12 Şubat 2008 tarihli bir iddianameyle, Van Askeri Mahkemesi önünde, E. Ş. hakkında bir ceza yargılaması başlatılmıştır.
5. Van Askeri Mahkemesi, 30 Mayıs 2008 tarihli bir karar ile, ihmal suretiyle taksirle adam öldürme suçundan ve kazaların önlenmesi bağlamındaki talimatlara uymaması nedeniyle E.Ş.yi iki yıl bir ay hapis cezasına çarpmıştır.
6. Askeri Yargıtay, 20 Ocak 2010 tarihinde, ceza soruşturmasında eksiklikler olduğu gerekçesiyle, 30 Mayıs 2008 tarihli kararı bozmuştur.
7. Bu kararın ardından, dava Van Askeri Mahkemesine gönderilmiştir.
8. Askeri Mahkeme, 10 Mart 2011 tarihinde verdiği bir karar ile, tanık ifadelerinin, Fehim Yavaş ve E. Ş. arasında bir husumet bulunmadığı hususunda birbirleriyle örtüştüklerinin uygun bir şekilde tespit edildiği kanaatine varmıştır. Askeri Mahkeme, sorgu dosyasında yer alan hiçbir unsurun, atışın kasıtlı yapıldığı iddiasını desteklemediği kanaatine varmıştır. Askeri Mahkeme, ihmal nedeniyle taksirle adam öldürme suçundan ve kazaların önlenmesi bağlamındaki talimatlara uymaması nedeniyle E. Ş.yi bir kez daha iki yıl bir ay hapis cezasına mahkûm etmiştir.
9. Askeri Yargıtay, 26 Haziran 2012 tarihinde, 10 Mart 2011 tarihli mahkûmiyet kararını bozmuştur. Askeri Yargıtay, şüphesiz adam öldürmenin kasıtsız olduğu, ancak bilinçli bir ihmalin söz konusu olduğu kanaatindedir.
10. Askeri Mahkeme, 7 Kasım 2012 tarihinde, Askeri Yargıtay’ın kararına uymuştur ve E. Ş.yi aynı cezaya mahkûm etmiştir. Bu nedenle, Askeri Mahkeme özellikle, cinayetin işlendiği yere ilişkin soruşturma raporuna, olay yeri krokisi ve fotoğraflarına, tanık ifadelerine, otopsi raporuna ve balistik bilirkişi raporuna dayanmıştır.
11. Askeri Yargıtay, 29 Ocak 2013 tarihinde, E. Ş. tarafından yapılan temyiz başvurusunu, sürenin aşıldığı gerekçesiyle reddetmiştir.
2. İdari Soruşturma
12. Olağan uygulama uyarınca, olayların aydınlatılması ve bir daha benzer bir kazanın meydana gelmemesi amacıyla olaylara ilişkin tüm sonuçların ortaya konulması için, Jandarma İl Komutanlığının emri ile bir idari soruşturma açılmıştır. Söz konusu soruşturmanın sonucunda, 30 Kasım 2007 tarihinde, E. Ş.ye verilen tüfeğin bir kusuru olmadığı ve nöbet esansında ilgilinin silahıyla oynayarak kazaların önlenmesi konusundaki talimatlara uymadığı tespit edilmiştir.
3. Maaş ödenmesi talebi
13. Başvuranlar İçişleri Bakanlığına maaş ödenmesi talebinde bulunmuşlardır; söz konusu talep İçişleri Bakanlığı tarafından kabul edilmemiştir. Dolayısıyla başvuranlar, avukatları aracılığıyla Askeri Yüksek İdare Mahkemesine (‘‘Yüksek Mahkeme’’) kararın iptali için bir dava açmışlardır. Yüksek Mahkeme, 25 Şubat 2010 tarihinde, söz konusu maaşın ödenmesi hususundaki yasal koşulların bir araya gelmemesi nedeniyle başvuranların taleplerini kabul etmemiştir. Yüksek Mahkeme, 17 Haziran 2010 tarihinde, başvuranlar tarafından yapılan karar düzeltme talebini reddetmiştir.
4. Tazminat Davası
14. Başvuranlar ayrıca, avukatları aracılığıyla, ilgililere göre Fehim Yavaş’ın ölümüne neden olan zarara ilişkin maddi tazminat almak için, Yüksek Mahkeme önünde tam yargı davası açmışlardır. Yüksek Mahkeme, 10 Haziran 2009 tarihinde, söz konusu başvuruyu, kanunla öngörülen bir yıllık süreye riayet edilmemesi nedeniyle reddetmiştir.
5. Ölen askerin üst soyunun maaş ödenmesi talebi
15. Sosyal Güvenlik Kurumu, Fehmi Yavaş’ın annesi Kadriye Yavaş’a, 1 Şubat 2008 tarihinde, ‘‘ölen askerin üst soyuna maaş’’ ödenmesine karar vermiştir. Kadriye Yavaş’a söz konusu maaş bağlamında ödenen toplam miktar 138.179 Türk lirasıdır (TRY) (yani yaklaşık olarak 19.500 avro (EUR)). Kadriye Yavaş 12 Kasım 2009 tarihinden itibaren, 1 Şubat 2018 tarihinde ödemelerin toplam tutarı 30.433 TRY (yani yaklaşık olarak 4.300 avro) olan ek bir maaş almıştır.
ŞİKÂYETLER
16. Başvuranlar, Sözleşme’nin 2. maddesini ileri sürerek, Askeri Yüksek İdare Mahkemesini, Fehim Yavaş’ın ölümüne ilişkin olarak askeri makamların sorumlu olduklarını kabul etmemesinden dolayı suçlamaktadırlar. Başvuranlar ayrıca maruz kaldıklarını ileri sürdükleri zararın tazmin edilmediğinden şikâyetçilerdir. Başvuranlara göre, yakınlarının ölümü ile zorunlu askerlik hizmeti arasında, doğrudan ve tartışılmaz tek bir bağ mevcuttur.
17. Başvuranlar, Sözleşme’nin 6. maddesini ileri sürerek, Yüksek Mahkemede görevli hâkimlerin bağımsız ve tarafsız olmamalarından yakınmaktadır.
HUKUKİ DEĞERLENDİRME
18. Başvuranlar, davanın koşullarının Sözleşme’nin 2 ve 6. maddelerinin ihlal ettiğini ileri sürmektedirler.
19. Hükümet bu görüşe karşı çıkmıştır ve diğer iddiaların yanı sıra, iç hukuk yollarının tüketilmediğini ileri sürmektedir.
20. Sözleşme’nin 2. maddesine dayanan şikâyet ile ilgili olarak, Mahkeme öncelikle, zorunlu askerlik hizmeti alanında Mahkemeye yapılan başvuruların, makamlar veya Devlet çalışanları tarafından özel kontrol altında tutulan bir bölgede ve bir yandan Devlet çalışanlarının olayların sırasının tam manasıyla farkında olan ve diğer yandan, mağdurlar tarafından aleyhlerinde dile getirilen iddiaları destekleyecek veya çürütecek bilgilere erişimleri olan tek kişiler olduklarında, meydana gelen olaylarla ile ilgili olduklarını hatırlatmaktadır; ayrıca, Mahkemenin konuyla ilgili İçtihadı, belirli durumlarda, azami etkinlik kriterlerine cevap veren ceza nitelikli bir resmi soruşturma yürütülmesi yükümlülüğünün titizlikle uygulanmasını gerektirmektedir (Mustafa Tunç ve Fecire Tunç/Türkiye [BD], No. 24014/05, §§ 169-182, 14 Nisan 2015).
21. Özellikle bir askerin ölümü objektif olarak ‘‘şüpheli’’ olarak görünürse, böyle bir yükümlülük zorunlu olmaktadır. Bu durum, kanuna aykırı öldürme iddiasının, en azından olaylara dayalı olarak tartışılabilir olduğu durumlarda, ölümün bir kazadan veya başka bir kasti olmayan olaydan meydana geldiği başlangıçta açıkça tespit edilmediğinde söz konusudur (yukarıda anılan, Mustafa Tunç ve Fecire Tunç, 130 ila 133. paragraflar).
22. Mahkeme, somut olaya ilişkin koşullarda, azami etkinlik kriterlerine cevap veren cezai nitelikli bir resmi soruşturma açılması gerektiği kanaatindedir.
23. Mahkeme, bir ceza yargılamasının sonucuna göre, başvuranların yakınlarının arkadaşı E. Ş. tarafından kazara açılan bir ateşle hayatını kaybettiğinin tespit edildiğini gözlemlemektedir.
24. Mahkeme, asker E. Ş.nin, ihmal nedeniyle taksirle adama öldürmesi ve kazaların önlenmesi konusundaki talimatlara uymaması nedeniyle askeri mahkeme tarafından iki yıl bir ay hapis cezasına mahkûm edildiğini de kaydetmektedir.
25. Mahkeme, Askeri Mahkeme tarafından kaza görüşü kabul edildikten sonra, idarenin sorumluluğunu ileri sürmeye çalışan başvuranların, kanunla öngörülen süre içerisinde Yüksek Askeri İdare Mahkemesi önünde tam yargı davası açmaları gerektiğini belirtmektedir.
26. Hâlbuki başvuranlar idari başvuru yolunu geçerli bir şekilde kullanmamışlardır ve başvurularına ilişkin olarak hak düşürücü süre dolmuştur (yukarıdaki 14. paragraf).
27. Mahkeme, bununla birlikte, başvuranların yargılamanın farklı aşamaları boyunca bir avukat yardımı aldıklarını gözlemlemiştir. Mahkeme, başvuranların, içtihadi de olsa, yargılamaya ilişkin kuralları tanımaları ve bu kurallara uymaları gerektiği kanaatindedir (Öztürk/Türkiye (kabul edilebilirlik hakkında karar), No. 34644/07, § 28, 2 Ekim 2012).
28. Ayrıca Mahkeme, Yüksek Askeri İdare Mahkemesi önünde yapılan maaş ödeme talebinin reddedilmesine ilişkin açılan iptal davasının (yukarıda 13. paragraf) başvuranların yakınlarının ölümünde idarenin sorumluluğunu ileri sürebilecek nitelikte olmaması nedeniyle, somut olayda uygun olmayan bir başvuru yolu olduğunu kaydetmektedir. Söz konusu yargılama yalnızca, kanunla öngörülen koşulları yerine getirmedikleri nedeniyle başvuranlara maaş ödenmesini reddeden idarenin bu kararının yasallık denetimine tabi olmasını hedeflemektedir.
29. Yukarıdaki hususlar ışığında, Mahkeme, bu sebeple, başvuranların Sözleşme’nin 35. maddesinin 1. fıkrasına uygun olarak, iç hukuk yollarını geçerli bir şekilde tüketmedikleri kanısındadır.
30. Başvuranların, Sözleşme’nin 6. maddesinin 1. fıkrası bağlamındaki, Askeri Yüksek İdare Mahkemesinin bağımsızlığı ve tarafsızlığına ilişkin iddialar ile ilgili olarak, Mahkeme daha önce Oğuz Baysal/Türkiye ((kabul edilebilirlik hakkında karar) No. 29698/11, 22 Mayıs 2018) ilke kararında benzer bir şikâyeti incelediğini ve 21 Mart 2018 tarihli 7103 sayılı Kanun’un bundan böyle Askeri Yüksek İdare Mahkemesinin bağımsız ve tarafsızlığı ile ilgili davalarda yeni bir yargılama imkânı öngördüğü gerekçesiyle Sözleşme’nin 6. maddesinin 1. fıkrası bağlamındaki şikâyetin kabul edilemez olduğu sonucuna vardığını belirtmektedir (yukarıda anılan, Oğuz Baysal kararı, §§ 6-8 ve14-18). Mahkeme, somut olayda, varılan sonuçtan uzaklaşmasına yönelik hiçbir sebep görmemektedir (bk. ayrıca, aynı yönde verilen karar, Aslan/Türkiye (kabul edilebilirlik hakkında karar), No. 9385/10, 3 Temmuz 2018).
31. Dolayısıyla Mahkeme, Sözleşme’nin 35. maddesinin 1 ve 4. fıkraları uyarınca, iç hukuk yollarının tüketilmemiş olduğu gerekçesiyle, söz konusu şikâyetin de kabul edilemez olduğuna karar vermektedir.
Bu gerekçelerle, Mahkeme, Oy birliğiyle,
Başvurunun kabul edilemez olduğuna karar vermiştir.
İşbu karar, Fransızca dilinde tanzim edilerek, 17 Ocak 2019 tarihinde yazılı olarak bildirilmiştir.
Hasan BakırcıJulia Laffranque
Yazı İşleri Müdür YardımcısıBaşkan
Full & Egal Universal Law Academy