İKİNCİ BÖLÜM
KABUL EDİLEBİLİRLİK HAKKINDA KARAR
Başvuru No. 9012/21
Hüseyin YAVUZKAN/TÜRKİYE
Başkan
Péter Paczolay
Hâkimler
Gediminas Sagatys,
Stéphane Pisani,
ve Bölüm Yazı İşleri Müdür Yardımcısı Dorothee von Arnim’in katılımıyla oluşturulan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (İkinci Bölüm), 7 Nisan 2026 tarihinde, Komite halinde toplanarak,
Türkiye Cumhuriyeti aleyhine açılan davanın temelinde bulunan,1960 doğumlu, Mersin’de ikâmet eden ve Ankara Barosuna bağlı Avukat E. Öndeş tarafından temsil edilen Türk vatandaşı Hüseyin Yavuzkan’ın (“başvuran”) 19 Ocak 2021 tarihinde, İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına İlişkin Sözleşme’nin (“Sözleşme”) 34. maddesi uyarınca yapmış olduğu 9012/21 no.lu başvuruyu,
Başvurunun, söz konusu dönemde kendi görevlisi olan, Türkiye Cumhuriyeti Adalet Bakanlığı İnsan Hakları Dairesi eski Başkanı Hacı Ali Açıkgül tarafından temsil edilen Türk Hükümeti’ne (“Hükümet”) bildirilmesine ilişkin kararı,
Ve tarafların görüşlerini dikkate alarak,
Gerçekleştirilen müzakerelerin ardından, aşağıdaki kararı vermiştir:
DAVANIN KONUSU1. Dava, bir polisin evinde hayatını kaybetmesinin koşullarıyla ilgilidir. Başvuran, müteveffanın babası, Sözleşme’nin 2. maddesinin ihlal edildiğini ileri sürerek, özellikle savcılığın cinayet ihtimalini göz ardı ederek intihar tezini desteklemesinden şikâyet etmektedir.
Davanın Başlangıcı2. Başvuran, 25 Ekim 1986 tarihinde doğan ve 28 Temmuz 2016 tarihinde, Hakkâri İl Emniyet Müdürlüğü Muhabere Elektronik Şube Müdürlüğünde polis memuru olarak görev yaparken hayatını kaybeden Beklan Yavuz’un babasıdır.
3. Beklan Yavuz’un hayatını kaybettiği gün, sabah saat 7 civarında, kendisiyle aynı evde yaşayan polis memuru M.D., eve girmek için kapıyı açamamıştır. M.D., kapının içeriden kilitli olduğunu fark etmiştir. M.D., M.D., ev arkadaşını birkaç defa aramış ancak ev arkadaşı cevap vermemiştir. M.D., durumu derhal İl Emniyet Müdürlüğüne bildirmiştir.
4. Polis olay yerine bir ekip göndermiştir. Olay yerine vardıklarında, polisler M.D.’nin kapının önünde beklediğini ve kapının içeriden kilitli olduğunu tespit etmişlerdir. Polisler, kapıyı kırıp içeri girmişlerdir. Polisler Beklan Yavuz’u yatakta uzanmış halde, yüzü kanla kaplı ve nabzı neredeyse hissedilmeyecek şekilde bulmuşlardır. Beklan Yavuz, hayatını kaybetmiştir.
Ceza Soruşturması5. Hakkâri Cumhuriyet Savcısı tarafından resen bir ceza soruşturması başlatılmıştır.
6. Hakkâri Emniyet Müdürlüğü Kriminal Daire Başkanlığının bilirkişi ekibi, saat 08.45 civarında olay yerine gitmiştir. Bilirkişi ekibi, Beklan Yavuz’u yatakta uzanmış, cansız bir halde bulmuştur. Beklan Yavuz’un sağ elinde, ateş etmeye hazır halde olan görev tabancası bulunmuştur. Odada on üç mermi bulunan bir şarjör, 9 mm’lik bir deforme mermi ve 9 mm’lik bir mermi kovanı bulunmuştur.
7. Adli soruşturma uzmanlarından oluşan bilirkişi ekibi ayrıntılı bir tutanak tutmuşlardır. Bilirkişi ekibi, bir kroki hazırlamış, fotoğraflar çekmiş ve bir video kaydı almıştır.
8. Cesedin klasik otopsi işlemi Hakkâri Cumhuriyet Savcısının nezaretinde yapılmıştır. Otopsi sonucunda, sağ şakak bölgesinde 3 x 2,5 cm boyutlarında bir kurşun giriş deliği ve sol şakak bölgesinde 1 x 1 cm boyutlarında bir kurşun çıkış deliği tespit edilmiştir. Ateş bitişik mesafeden açılmıştır. Cesette başka herhangi bir darbe veya şiddet izi görülmemiştir. Adli tıp uzmanı, ölümün bir kurşun yaralanmasına bağlı kanama sonucu meydana geldiğini tespit etmiştir.
9. Diyarbakır Polis Laboratuvarı Müdürlüğü tarafından yapılan balistik inceleme neticesinde, ihtilaf konusu tabancanın Beklan Yavuz’un beylik silahı olup, çalışır durumda olduğu ve ayrıca ateş etmeye hazır halde olduğu sonucuna varılmıştır. Örnekler üzerinde yapılan analizler, mermi kalıntılarının müteveffanın sol elinin dış kısmında, sağ elinin iç kısmında ve sağ yanağında bulunduğu tespit edilmiştir.
10. Beklan Yavuz’un yaşadığı dairede yapılan arama, binanın güvenlik kameralarının ve telefon kayıtlarının incelenmesi, hiçbir önemli ipucu sağlamamıştır.
11. Yürütülen soruşturma kapsamında, Cumhuriyet savcısı tarafından birçok kişi dinlenmiştir. İlgililerin hepsi, polisin bilinen herhangi bir psikolojik sorunu olmadığı konusunda hemfikir olmuşlardır. İlgililer, söz konusu eri intihara sürükleyebilecek herhangi bir olaydan ya da üçüncü bir kişiyle olan herhangi bir husumetten haberdar olmadıklarını belirtmişlerdir.
12. Bununla birlikte, Beklan Yavuz’a yakın bazı polis memurları, ilgilinin ölümünden önceki günlerde oldukça gergin göründüğünü ve her zamanki davranışlarından uzaklaştığını belirtmişlerdir.
13. Beklan Yavuz’un babası, annesi, kız kardeşi ve nişanlısı da ifade vermiştir. İlgililer, yakınlarının herhangi bir kronik hastalığı veya psikolojik sorunu olmadığını, ancak vefatından birkaç gün önce oldukça endişeli göründüğünü belirtmişlerdir. İlgilinin nişanlısı, Beklan Yavuz’un bir şeyden korkuyormuş gibi göründüğünü ve kendisine karşı tavrının değiştiğini eklemiştir. İlgililer ayrıca, yakınlarının intihar etmesi için hiçbir sebep olmadığını ve bu durumun kesinlikle intihar süsü verilmiş bir cinayet olduğunu belirtmişlerdir.
14. Hakkâri Cumhuriyet Savcısı, 3 Temmuz 2017 tarihinde, kovuşturmaya yer olmadığına karar vermiştir. Cumhuriyet Savcısı, Beklan Yavuz’un başına ateş ederek intihar ettiği sonucuna varmıştır. Cumhuriyet Savcısı, bu eylemin gerçekleştirilmesinde üçüncü bir kişiye atfedilebilir herhangi bir kusur, ihmal, tahrik ya da suç ortaklığı durumunun bulunmadığı kanaatine varmıştır.
15. Başvuran, 31 Temmuz 2017 tarihinde, oğlunun ölümünün koşullarıyla ilgili olarak hâlen belirsizlikler bulunduğunu iddia ederek bu karara itiraz etmiştir.
16. Hakkâri Sulh Ceza Hâkimliği, 3 Ağustos 2017 tarihinde, başvuranın itirazını reddetmiştir. Sulh Ceza Hâkimliği, ceza soruşturmasının ve özellikle tanık ifadelerinin ve bilirkişi raporlarının, Beklan Yavuz’un intihar ettiğinin ve hiç kimsenin ilgilinin ölümünden sorumlu olmadığının tespit edilmesine imkân verdiğini değerlendirmiştir.
Anayasa Mahkemesine Bireysel Başvuru17. Başvuran 15 Ocak 2018 tarihinde, avukatı aracılığıyla Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunmuştur. Başvuran, özellikle oğlunun muhtemelen öldürüldüğünü iddia etmektedir. Başvuran, yetkililer tarafından yürütülen ceza soruşturmanın etkili sayılamayacağını ve kendi görüşüne göre, ölümün kesin koşullarını açıklığa kavuşturmayı mümkün kılmadığını iddia etmektedir.
18. 8 Temmuz 2020 tarihinde, ceza soruşturmasının olayları açıklığa kavuşturduğunu değerlendiren Anayasa Mahkemesi, başvurunun açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle, kabul edilemez olduğuna karar vermiştir. Bu karar, başvuranın avukatına 14 Eylül 2020 tarihinde tebliğ edilmiştir.
MAHKEMENİN DEĞERLENDİRMESİ19. Mahkeme, başvuranın Sözleşmenin 2 ve 13. maddelerini ileri sürerek, bir yandan oğlunun intihar etmediğini ancak öldürüldüğünü ve diğer yandan ise resmi intihar tezinin kabul edildiği varsayılsa bile yetkililerin ilgilinin hayatını korumak için gerekli tedbirleri almadığını savunduğunu gözlemlemektedir. Başvuran, özellikle cinayetin intihar gibi gösterilmesi ihtimalinin savcılık tarafından göz ardı edilmemesi gerektiğini değerlendirmektedir. Başvuran, bu bağlamda yetkililer tarafından yürütülen soruşturmanın etkili sayılamayacağını ve ölümün kesin koşullarının açıklığa kavuşturulmasını mümkün kılmadığını iddia etmektedir.
20. Olay ve olguların hukuki nitelendirmesi konusunda takdir yetkisine sahip olan Mahkeme, içtihadını ve başvuranın şikâyetlerinin niteliğini dikkate alarak (bk. örneğin Radomilja ve diğerleri/Hırvatistan [BD], no. 37685/10 et 22768/12, § 126, 20 Mart 2018, ve S.M./Hırvatistan [BD], no. 60561/14, §§ 241-243, 25 Haziran 2020), başvuran tarafından ileri sürülen şikâyetlerinin, yalnızca Sözleşme’nin 2. maddesi açısından incelenmesi gerektiğini değerlendirmektedir (diğer kararlar arasında Yılmaz ve diğerleri/Türkiye (k.k.) ile karşılaştırma, no. 7755/10, § 44, 24 Mayıs 2016).
Sözleşme’nin 2. Maddesinin Usul Yönü Hakkında21. Başvuran, oğlunun ölümünün koşullarını belirlemek amacıyla yürütülen soruşturmanın Sözleşmenin 2. maddesinin gereklerine uymadığını iddia etmektedir.
22. Mahkeme, Hükümetin iç hukuk yollarının tüketilmediğini ileri sürdüğünü kaydetmektedir. Hükümet, başvuranın oğlunun intihar ettiği ve ölümünde üçüncü bir şahsın bulunmadığı tespit edildiği kanaatine vararak, bu davada başvurulabilecek tek hukuk yolunun tazminat davası olduğunu değerlendirmektedir. Hükümet dolayısıyla, Mahkemeye başvurmadan önce, başvuranın İç İşleri Bakanlığı hakkında idare mahkemeleri önünde tazminat davası açması gerektiği kanaatine varmaktadır.
23. Mahkeme, ölümün bir kaza veya başka bir istemsiz eylem sonucu meydana geldiğinin baştan ve açıkça tespit edilemediği ve olaylar ışığında cinayet tezinin en azından savunulabilir olduğu durumlarda, Sözleşme’nin, ölümün koşullarını aydınlatmak için asgari etkinlik kriterlerini karşılayan bir soruşturma yürütülmesini gerektirdiğini hatırlatmaktadır. Soruşturmanın nihayetinde intihar olduğu sonucuna varmış olması, bu konu hakkında hiçbir ilgisi yoktur, zira soruşturma yükümlülüğünün asıl amacı mevcut tezleri ya çürütmek ya da doğrulamaktır (Mustafa Tunç ve Fecire Tunç/Türkiye [BD], no. 24014/05, § 133, 14 Nisan 2015).
24. Dolayısıyla özellikle cinayet iddiası söz konusu olduğunda, tazminat davası etkili bir başvuru yolu olarak kabul edilemez; zira böyle bir başvuru yolu, gerektiği takdirde, sorumluların tespit edilmesine ve cezalandırılmasına yol açamaz (Tanrıkulu/Türkiye [BD], no. 23763/94, § 79, AİHM 1999-IV, Al-Skeini ve diğerleri?Birleşik Krallık [BD], no 55721/07, § 165, AİHM 2011 ve Al/Türkiye, no. 4904/20, §§ 61 ve 66, 4 Temmuz 2023).
25. Bu davada Mahkeme, dolayısıyla Devletin, başvuranın oğlunun ölümünün koşullarını aydınlatmak amacıyla asgari etkinlik kriterlerini karşılayan bir ceza soruşturması yürütme yükümlülüğüne sahip olduğunu değerlendirmektedir. Dolayısıyla, iç hukuk yollarının tüketilmesiyle ilgili olarak, Mahkeme Hükümet tarafından bu bağlamda ileri sürülen ilk itirazı reddetmektedir.
26. Şikâyetin esasıyla ilgili olarak, başvuran, savcılığın şüpheli bulduğu bu ölümü aydınlatmak için gerekli delilleri toplamadığını ve etkili bir soruşturma yürütmeden kovuşturmaya yer olmadığına dair karar verdiğini iddia etmektedir.
27. Hükümet, olayların ardından derhal soruşturma başlatıldığını ve Beklan Yavuz’un ölümünün koşullarına ışık tutabilecek tüm soruşturma tedbirlerinin titizlikle uygulandığını belirtmektedir.
28. Hükümet, her halükârda, yetkililerin ceza soruşturmasının sonucunda, benimsediği intihar tezini sorgulayacak hiçbir unsurun bulunmadığını değerlendirmektedir.
29. Mahkeme, bir soruşturmanın Sözleşmenin 2. maddesi anlamında, “etkin” olarak değerlendirilebilmesi için yerine getirilmesi gereken kriterlerin, yukarıda anılan Mustafa Tunç ve Fecire Tunç (yukarıda §§ 169-182) davasında özetlendiğini hatırlatmaktadır. Soruşturma özellikle uygun olmalı, makul bir ivedilikle yürütülmeli, bağımsız olmalı ve mağdurun ailesinin erişimine açık olmalıdır (ibid.).
30. Mahkeme, somut olayda, taraflarca kendisine sunulan dosyanın tüm unsurlarını inceledikten sonra, Beklan Yavuz’un ölümünün koşulları hakkında yürütülen ve cinayet tezini bertaraf eden ceza soruşturmasının uygun, kapsamlı, hızlı, bağımsız olduğunu ve başvuranın kendi menfaatlerini korumak ve haklarını kullanmak için yeterli ölçüde dahil edildiğini değerlendirmektedir.
31. Nitekim Mahkeme, söz konusu soruşturmanın olayların hemen ardından resen açıldığını ve Cumhuriyet savcısının, Sulh Ceza Hâkimliğinin denetimi altında ilgili bütün delil unsurlarını topladığını tespit etmektedir: Numuneler alınmış, otopsi ve balistik inceleme gerçekleştirilmiş ve tanıklar dinlenmiştir. Dolayısıyla soruşturmadan sorumlu makamların olayları aydınlatma isteğinden şüphe duyulması için hiçbir sebep bulunmamaktadır.
32. Klasik otopsinin sonunda kafa yaralanmasına ilişkin bir rapor düzenlenmiş ve bu rapora, ölüm nedeni ve olası atış mesafesine ilişkin klinik bulguların objektif bir analizi eklenmiştir. Klasik otopsi özellikle, ölümün bitişik mesafeden yapılan atış nedeniyle meydana geldiğinin ve merminin giriş deliğinin sağ şakak bölgesinde bulunduğunun kesin olarak tespit edilmesine imkân vermiştir.
33. Balistik inceleme aynı zamanda, intihar iddiasını desteklemiştir.
34. Öte yandan, yetkili makamlar, birçok defa ifade almış, ancak başvuran da olmak üzere tanıkların ifadesi, Beklan Yavuz’un hangi sebeple intihar ettiğinin bilinmesine imkân vermemiştir.
35. Ayrıca Mahkeme, yetkili makamlar tarafından kabul edilen intihar iddiasının nesnel unsurlara dayandırıldığı dikkate alındığında, başvuranın yakınının bir cinayetin kurbanı olduğuna dair herhangi bir iddianın spekülatif olacağı kanaatindedir.
36. Dolayısıyla, Beklan Yavuz’un ölümünün ardından açılan soruşturmanın, koşulların kesin olarak belirlenmesine imkân vermiş olması sebebiyle, Mahkeme, başvuranın Sözleşme’nin 2. maddesinin usul yönüne ilişkin şikâyetlerin, açıkça dayanaktan yoksun olduğu ve Sözleşme’nin 35. maddesinin 3. fıkrasının a) bendi ve 4. fıkrası uyarınca reddedilmesi gerektiği kanaatindedir.
Sözleşme’nin 2. Maddesinin Esas Yönü Hakkında37. Başvuran, Sözleşme’nin 2. maddesinin esas yönünün ihlal edildiğini iddia etmektedir. Başvuran, resmi intihar tezinin kabul edildiği varsayılsa bile, yetkililerin oğlunun hayatını korumak için gerekli tedbirleri almadığını iddia etmektedir. Başvuran, bu bağlamda yetkililerin ölümünden önce akıl sağlığının kötüleştiği ve durumunun yarattığı endişe konusunda bilgilendirilmiş olmalarına rağmen, somut hiçbir tedbir almamış olmalarından şikâyet etmektedir.
38. Hükümet, bu iddiaya itiraz etmekte ve özellikle yetkililerin Beklan Yavuz’un gerçek bir intihar riski altında olduğunu bilmediklerini ve makul bir şekilde bilemeyeceklerini ileri sürmektedir. Hükümet, ayrıca, ilgilinin herhangi bir psikiyatrik hastalık geçmişinin olmadığını, bu bağlamda herhangi bir teşhis veya tedavi görmediğini ve yetkililerin dikkatine intihar riskine ilişkin herhangi bir bilginin sunulmadığını; meslektaşları, üstleri ya da yakınları tarafından da böyle bir riskin öngörülmediğini eklemektedir.
39. İç hukuk yollarının tüketilmiş olduğu varsayılarak, Mahkeme, Sözleşmenin 2. maddesinin, belirli ve iyi tanımlanmış koşullar altında, yetkililere bireyi başkalarına karşı veya belirli özel koşullarda kendisine karşı korumak için önleyici pratik tedbirler alma konusunda olumlu bir yükümlülük getirebileceğini hatırlatmaktadır (bk. Tanrıbilir/Türkiye, no. 21422/93, § 70, 16 Kasım 2000, Keenan/Birleşik Krallık, no. 27229/95, §§ 89‑93, AİHM 2001‑III, ve Renolde/Fransa, no. 5608/05, §§ 80-81, AİHM 2008 (özetler)). Bir kişinin kendi hayatına karşı koruma yükümlülüğüyle ilgili olarak, Mahkeme, yetkililerin söz konusu kişinin intihar etmesine ilişkin gerçek bir riskin bulunduğunu bilip bilmediklerini veya bilmeleri gerekip gerekmediğini ve eğer biliyorlarsa, bu riski önlemek için kendilerinden makul olarak beklenebilecek her şeyi yapıp yapmadıklarını belirlemelidir (yukarıda anılan Tanrıbilir, § 72, yukarıda anılan Keenan, § 93, ve Cengiz ve Saygıkan/Türkiye, § 47, 24 Ocak 2017).
40. Mahkeme, somut olayda, kendisinde bulunan dosyanın unsurları bakımından, başvuranın yakının intihar riskini akla getirebilecek psikolojik rahatsızlıklardan muzdarip olduğuna dair hiçbir belirti bulunmadığını gözlemlemektedir.
41. Başvuran, ayrıca hiçbir şekilde Beklan Yavuz’un psikolojik durumunun polis memuru olarak görevlerini yerine getirme yetkisini sorgulattığını iddia etmemiştir.
42. Bu koşullar altında, söz konusu kişinin gerçek ve yakın bir intihar riski taşıdığını ortaya koyacak nitelikte bir davranış sergilediğine dair hiçbir unsur bulunmamaktadır.
43. Beklan Yavuz’un hiyerarşik üstleri tarafından aşağılayıcı bir muameleye maruz kaldığı da tespit edilmemiştir.
44. Söz konusu kişinin ölümünden önceki günlerde oldukça düşünceli görünmesi ve tavrının değişmesi, tek başına yetkililerin intihar riskinin gerçek ve hemen olacağının farkında olduklarını göstermez.
45. Dolayısıyla, yetkililerin intihar riskinin gerçek ve hemen meydana geldiğinin ortaya koyacak nitelikte herhangi bir bilgiye sahip olduklarını gösteren hiçbir unsur bulunmamaktadır.
46. Böyle bir riski önlemek için gerekli tedbirleri almadıkları gerekçesiyle yetkilileri eleştirmek, ilgililere aşırı bir yük yüklemek olacaktır.
47. Sonuç olarak, başvuranın Sözleşme’nin 2. maddesinin esas yönüne dayandırılan şikâyetleri, açıkça dayanaktan yoksundur ve Sözleşme’nin 35. maddesinin 3. fıkrasının a) bendi ve 4. fıkrası uyarınca reddedilmelidir.
Bu gerekçelerle, Mahkeme, Oy Birliğiyle,
Başvurunun kabul edilemez olduğuna karar vermiştir.
İşbu karar, Fransızca dilinde tanzim edilmiş olup 13 Mayıs 2026 tarihinde yazılı olarak bildirilmiştir.
Dorothee von Arnim Péter Paczolay
Yazı İşleri Müdür Yardımcısı Başkan