AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ
İKİNCİ BÖLÜM
KABUL EDİLEBİLİRLİK HAKKINDA KARAR
Başvuru No. 12254/20
İlyas YAYGIN / TÜRKİYE
Başkan
Jon Fridrik Kjølbro,
Hâkimler
Marko Bošnjak,
Aleš Pejchal,
Valeriu Griţco,
Branko Lubarda,
Pauliine Koskelo,
Saadet Yüksel,
ve Bölüm Yazı İşleri Müdürü Stanley Naismith’in katılımıyla, 16 Şubat 2021 tarihinde Daire olarak toplanan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (İkinci Bölüm),
2 Mart 2020 tarihinde yapılan başvuruyu göz önünde bulundurarak, gerçekleştirilen müzakerelerin ardından aşağıdaki kararı vermiştir:
OLAY VE OLGULAR
1. Başvuran İlyas Yaygın, Türk vatandaşı olup, 1989 doğumludur ve İstanbul’da tutuklu bulunmaktadır. Başvuran, Mahkeme önünde İstanbul Barosuna bağlı Avukat A. Uzak tarafından temsil edilmektedir.
Davanın Koşulları2. Davaya ilişkin olay ve olgular, başvuran tarafından ifade edildiği şekliyle, aşağıdaki gibi özetlenebilir.
Başvuranın yakalanması ve tutuklanması3. İstanbul Savcılığı, 2016 yılının Temmuz ayında, aralarında başvuranın da bulunduğu çok sayıda şüpheli hakkında terör örgütüne üye olma ve terör faaliyetlerini finanse etme nedeniyle ceza soruşturması başlatmıştır.
4. İstanbul Emniyet Müdürlüğü 4 Ağustos 2016 tarihinde, İstanbul Savcılığına bir gönderdiği yazıyla, Türk makamlarınca “FETÖ/PDY” (Fetullahçı Terör Örgütü/Paralel Devlet Yapılanması) olarak adlandırılan örgüte üye olma nedeniyle başlatılan ceza soruşturması kapsamında, iki gizli tanığın, N. ve H.nin, söz konusu örgütün üye toplama faaliyetlerine ışık tutan açıklamalarda bulunduklarını ifade etmiştir. Bu tanıkların kimliklerinin, 5726 sayılı Tanık Koruma Kanunu uyarınca gizlendiğini belirtmiştir. Bilhassa, bu ifadelerden, -aralarında başvuranın da bulunduğu- bazı kişilerin, söz konusu örgüt tarafından belirlenen öğrencileri, askeri ve polis okullarına yerleştirerek bu kurumlara gizlice sızma faaliyetleri yürüttüklerinin anlaşıldığının altını çizmiştir.
5. İstanbul 6. Sulh Ceza Hâkimliği 5 Ağustos 2016 tarihli bir kararla, başvuranın evinde arama yapılmasına ve ilgilinin gözaltına alınmasına karar vermiştir. Hâkim, bu karara varırken, gizli tanık N.nin ifadelerine dayanmıştır.
6. Aynı gün başvuranın evinde arama yapılmıştır. Özel eğitim kuruluşlarına ait belgelere el konulmuştur.
7. Başvuran 8 Ağustos 2016 tarihinde, Ordu Emniyet Müdürlüğüne gitmiş; burada gözaltına alınmış ve cep telefonunun müsaderesine karar verilmiştir.
8. İstanbul 3. Sulh Ceza Hâkimliği 9 Ağustos 2016 tarihinde, Ceza Muhakemesi Kanunu’nun (CMK) 127. maddesi uyarınca, başvuranın cep telefonuna el konulmasına karar vermiştir.
9. Avukat yardımı alan başvuranın, 18 Ağustos 2016 tarihinde, İstanbul Emniyet Müdürlüğü Terörle Mücadele Şubesi polisleri tarafından ifadesi alınmıştır. Polisler, kendisine, anayasal düzeni cebir ve şiddet kullanarak ortadan kaldırmaya teşebbüs eden yasadışı bir örgütünün yöneticisi ve/veya üyesi olmakla ve böyle bir örgütü finanse etmekle suçlandığını belirtmişlerdir. Bu bağlamda, kendisine eğitim ve mesleki geçmişi ile ilgili sorular sormuşlardır. Duruşma sırasında, bilhassa, kendi beyanlarına göre, ihtilaf konusu örgütün İstanbul-Maltepe bölge yöneticilerinden biri olan ancak yargıyla işbirliği yapmaya karar veren tanık N.’nin ifadelerini okumuşlardır. Söz konusu ifadelerin somut olayla ilgili kısımları aşağıdaki şekildedir:
“10 Mart 2016 tarihinde İstanbul Başsavcılığı tarafından ifadesi alınan gizli tanık N., şu beyanlarda bulunmuştur: “Aşağıdaki adres (...), Marmara Üniversitesinde öğrenci olan Doktor kod isimli, D.E. tarafından kullanılan evindir. (...) Bu evde, askeri okullara yerleştirmek için seçilen öğrenciler bir araya gelmekteydi. Maltepe ilçesinde, Doktor kod adlı üç kişi var; bu en kıdemli olanıdır. Bazen, Muaz kod isimli İlyas Yaygın şu adresi kullanır (...). Öğrencilerin askeri okullara yerleşmesini sağlayan İlyas Yaygın, sıklıkla Türkan kod isimli biriyle birlikte çalışır; bu kişi, emniyete ve askeriyeye öğrenci gönderen önemli bir şahıstır (...) ”
İfadede, ihtilaf konusu örgütün söz konusu bölgedeki yapısı, bu yapının o bölgedeki bölge yöneticileri, seçilmiş bir grup öğrencinin sorumlusu olarak başvuranın sızma faaliyetlerindeki rolü ile bu tür faaliyetleri yürüttüklerinden şüphe duyulan diğer kişilerin faaliyetlerine ilişkin bilgiler yer almaktaydı. Öte yandan polisler, -21 Nisan 2016 tarihinde yapılan görüşme de dâhil olmak üzere- T.K. ve başka bir şahısla yapılan çok sayıda telefon görüşmesinin dökümlerini okumuşlar ve başvurandan, bu kişilerle olan bağlantılarının yanı sıra öğrencilerle ilgili görüşmelerin konuları hakkında bilgi vermesini istemişlerdir. Başvuran, hakkındaki tüm suçlamaları inkâr etmiştir. Polisler tarafından sorulan bir soruya yanıt olarak, gizli tanık tarafından verilen adresin, kendi ev adresi olduğunu belirtmiştir.
Sorgu tutanağının tam kopyası, talebi üzerine, başvuranın avukatına verilmiştir.
10. Avukat yardımı alan başvuran 22 Ağustos 2016 tarihinde, diğer birçok şüpheli ile birlikte, 8. Sulh Ceza Hâkimliğine çıkarılmıştır. Sorgu tutanağına göre, şüphelilerin, Türk Ceza Kanunu’nun 314. maddesinin 2. fıkrasıyla cezalandırılan yasadışı bir örgüte, mevcut durumda FETÖ/PDY’ye üye olduklarına dair haklarında şüphe duyulmaktaydı. Polis tarafından düzenlenen sorgu tutanakları da dâhil olmak üzere soruşturma belgeleri okunduktan sonra, başvuranın da aralarında bulunduğu şüphelilerin ifadeleri, “SEGBİS” (Ses ve Görüntü Bilişim Sistemi) aracılığıyla kaydedilmiştir.
Sulh Ceza Hâkimliği aynı gün, başvuranın ve diğer on dört şüphelinin tutuklanmasına karar vermiştir. Bu karara varırken, aşağıdaki değerlendirmelerde bulunmuştur:
“(...) 17-25 Aralık [2013] tarihinden sonra, FETÖ/PDY örgütüne ilişkin olmak üzere, kamu görevlileri hakkında birçok ceza soruşturması ve ceza davası açılmış olup, 15 Temmuz 2016 tarihi itibarıyla, bu yapının silahlı bir örgüt olduğu anlaşılmıştır. Türk Ceza Kanunu’nun 314 § 2 maddesinde öngörülen suç [yasa dışı örgüt üyeliği] nedeniyle şüphelilerin tutuklanması talep edilmiştir. Bu nedenle,
(...)
İlyas Yaygın ile ilgili olarak, gizli tanık beyanları ve 21 Nisan 2016 tarihli telefon görüşmesinin dökümleri dikkate alınmak suretiyle,
(...)
Mevcut delil durumu, kuvvetli suç şüphesinin varlığını gösteren olguların varlığı, kanunla öngörülen cezanın üst sınırı, atılı suçun Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 100 § 3-a-11 maddesinde sayılan suçlardan olması göz önüne alınarak ve tutukluluğa alternatif tedbirlerin yargılamanın bu aşamasında yetersiz kalacağı değerlendirmesinde bulunarak, şüphelilerin tutuklanmalarına karar verilmiştir (...)”
Öte yandan, Sulh Ceza Hâkimliği, dokuz şüphelinin adli kontrol altına alınarak derhal serbest bırakılmalarına karar vermiştir.
11. Başvuran 22 Ağustos 2016 tarihli karara itiraz ettiğini ve söz konusu itirazın ulusal mahkemeler tarafından reddedildiğini ileri sürdüğü halde, konuyla ilgili belgeleri sunmamıştır. Öte yandan, ilgili, iddianamenin sunulduğu 21 Haziran 2017 tarihine kadar, tutukluluğunun uzatılmasına ilişkin herhangi bir karar ibraz etmemiştir.
21 Haziran 2017 tarihli iddianame12. İstanbul Savcılığı 21 Haziran 2017 tarihinde, başvuran ve diğer on dört şüpheli hakkında, ilgilileri terör örgütüne üye olmakla suçladığı bir iddianame hazırlamıştır.
13. İstanbul 30. Ağır Ceza Mahkemesi (“Ağır Ceza Mahkemesi”) 6 Temmuz 2017 tarihinde, başvuranın tutukluluğunun uzatılmasını re’sen incelemiştir. Temelde, başvuranın tutuklanmasına ilişkin 22 Ağustos 2016 tarihli kararda belirtilen gerekçelere dayanarak, ilgilinin tutukluluk halinin devamına karar vermiştir. Öte yandan, sanığın kaçma riski bulunduğunu ve savunmasının henüz alınmamış olduğunu belirterek, başvuranın tutukluluk gerekçeleri ve koşullarının halen geçerli olduğu değerlendirmesinde bulunmuştur.
14. Ağır Ceza Mahkemesinin 13 Temmuz 2017 tarihinde iddianameyi kabul etmesi sonrasında dava bu mahkeme önünde görülmeye başlanmıştır.
15. Ağır Ceza Mahkemesi 27 Temmuz, 25 Ağustos, 22 Eylül ve 16 Kasım 2017 tarihlerinde, tutukluluğun re’sen incelenmesi kapsamında, başvuranın salıverilme talepleri ile ilgili karar vermiştir. Ağır Ceza Mahkemesi her defasında, başvurana atılı suçun katalog suçlar arasında yer aldığı gerekçesiyle, ilgilinin tutukluluk halinin devamına karar vermiştir. Başvuran, salıverilme taleplerine ilişkin kopyaları sunmamıştır.
16. Ağır Ceza Mahkemesinde, 22 ve 23 Kasım 2017 tarihlerinde, başvuranın katıldığı ve davanın esasıyla ilgili ilk duruşma düzenlenmiştir. Bu duruşma sırasında, başvuranın da aralarında bulunduğu sanıkların savunmalarını dinlemiş ve anonim tanık N.nin dinlenmesine karar vermiştir. Duruşma sonunda, bilhassa tanık N.nin verdiği ifadeye dayanarak, bir kez daha başvuranın tutukluluk halinin devamına karar vermiştir.
17. Ağır Ceza Mahkemesi 12 ve 13 Mart 2018 tarihli duruşmada, İstanbul Savcılığı tarafından başvuran hakkında düzenlenen dökümlerin iç hukuktaki dava dosyasına konulmasına karar vermiştir. Bu bilgilere göre, ilgili, ByLock mesajlaşma programını, yakalandığı sırada müsadere edilen cep telefondan “mordulu” kod adıyla kullanmaktaydı. Öte yandan, Ağır Ceza Mahkemesi, aynı duruşma sırasında, gizli tanık N.nin yanı sıra başka bir tanığı da dinlemiştir. Tanık N. 10 Mart 2016 tarihinde kaydedilen ifadelerini doğrulamış ve başvuranın, ihtilaf konusu örgüt kapsamındaki faaliyetleri ile ilgili ek bilgiler vermiştir. Tanıkların dinlenmesi sonrasında, başvuranın da aralarında bulunduğu sanıklara, tanıklara çapraz sorgulama yapma imkânı verilmiştir. Dosyadan, bu duruşma sırasında, ne başvuranın ne de avukatının, gizli tanığa soru sormadıkları anlaşılmaktadır. Bunun yanı sıra, başvuran, gizli tanığın ifadelerinin tamamını tümüyle reddetmiş; ByLock mesajlaşma programı kullanıcısı olmadığını da ifade etmiştir. Nitekim başvuranın avukatı, ulusal hukuka uygun olmayan şekilde elde edildiğini ifade ettiği bu delil unsurlarının dosyaya konulmasına itiraz etmiştir. Ağır Ceza Mahkemesi, duruşma sonunda, yalnızca gizli tanığın ifadelerine değil, fakat aynı zamanda ByLock aracılığıyla yapılan mesajlaşma dökümlerine dayanarak başvuranın tutukluluk halinin devamına karar vermiştir.
18. Ağır Ceza Mahkemesi 30 Mart 2018 tarihinde düzenlenen son duruşmanın sonunda, başvuranın üzerine atılı eylemlerden (yani silahlı bir terör örgütüne üye olma suçu) suçlu olduğuna karar vererek ilgiliyi sekiz yıl dokuz ay hapis cezasına mahkûm etmiştir. Ağır Ceza Mahkemesi bu hükmü açıklarken, bilhassa gizli tanık N.nin ifadelerine ve ByLock uygulamasının başvuran tarafından kullanılmasına dayanmıştır. Bu bağlamda, 10 Aralık 2014 ve 19 Şubat 2016 tarihleri arasında, ilgilinin, yakalandığı sırada müsadere edilen cep telefonundan ByLock sunucuna 54.089 defa bağlandığını dikkate almıştır. Aynı zamanda, başvuranın cep telefonunun sinyallerine ilişkin verilere ve ilgilinin, Bank Asya’da banka hesabı olmasına dayanmıştır. Bunun yanı sıra, bu delil unsurlarının, ilgili kişinin suçluluğunu ortaya koymada, yukarıda anılan ilk iki delil unsuruna nazaran tamamlayıcı öneme sahip olduklarını belirtmiştir.
19. Başvuran, 5 Nisan 2018 tarihinde, tutuksuz yargılanmak üzere serbest bırakılma talebinde bulunmuştur. Ağır Ceza Mahkemesi 27 Nisan 2018 tarihinde, verilen cezanın süresini ve ilgilinin kaçma riskini göz önünde bulundurarak bu talebi reddetmiştir.
20. Başvuran hakkında açılan ceza davası, ceza mahkemeleri önünde halen derdesttir.
Başvuranın bireysel başvurusu21. Başvuran 11 Haziran 2018 tarihinde, Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunmuştur. Bu başvuru kapsamında, atılı suçu işlediğinden şüphelenmek için inandırıcı sebepler bulunmadığını ve dikkate alınan tutukluluk gerekçelerinin yetersiz olduğunu ileri sürmüştür. Ne tutuklama kararında ne de bu tedbirin uzatılmasına ilişkin kararlarda, suç teşkil eden eylemleri gerçekleştirdiğinden şüphelenmek için inandırıcı sebeplerin var olduğuna dair delil unsurundan bahsedilmediğini ve dikkate alınan tutukluluk gerekçelerinin yeterli ve uygun olmadığını iddia etmiştir. Aynı zamanda, uzun olduğunu iddia ettiği ve on iki aya kadar uzayan tutukluluk süresinden de yakınmıştır. Ayrıca, tutuklanması hakkında karar vermeye davet edilen Sulh Ceza Hâkimliklerinin, tutuklanmasına karar vermek için görevli, bağımsız ve tarafsız olmamakla eleştirmiştir. Soruşturma dosyasına erişimin kısıtlanması nedeniyle silahların eşitliğinin ihlal edildiğini de iddia etmiştir.
Öte yandan, hakkında açılan ceza davası nedeniyle Sözleşme’nin 6. maddesinin 1 ve 2. fıkraları ile 3. fıkrasının c) bendinin yanı sıra 7 ve 14. maddelerinin ihlal edildiğinden de yakınmıştır.
22. Anayasa Mahkemesi 27 Aralık 2018 tarihinde, bu bireysel başvuruyu reddetmiştir. İlk olarak, başvuranın şikâyetlerini, tutukluluğun yasaya uygun olmadığı iddiası ile süresi açısından incelemek amacıyla yeniden nitelendirmiştir. Daha sonra, 20 Haziran 2017 tarihinde verilen Aydın Yavuz ve diğerleri kararına atıfta bulunarak, söz konusu tedbirin yasaya uygun olmadığı iddiası ile 8 Mart 2018 tarihli Ekrem Atici (no.2014/15609) kararına atıfta bulunarak, tutukluluk süresi bağlamındaki şikâyetlerin, CMK’nın 141. maddesine öngörülen tazminat yolunun kullanılmamış ve mahkûmiyet kararının ilk derece mahkemesi tarafından verilmiş olması nedeniyle böyle bir başvuruda bulunma imkânına sahip olduğunu gözlemleyerek, kabul edilemez olduğuna karar vermiştir.
İlgili İç Hukuk Kuralları ve Uygulaması23. İlgili iç hukuk kuralları ve uygulaması Alparslan Altan/Türkiye (no. 12778/17, §§ 46-64, 16 Nisan 2019), Kavala/Türkiye (no. 28749/18, § 72, 10 Aralık 2019) ve Baş/Türkiye (no. 66448/18, §§ 52-104, 3 Mart 2020) davalarında yer almaktadır.
Öte yandan, CMK’nın 24-29. maddeleri uyarınca, tarafsızlığını şüpheye düşürecek gerekçelerin var olması halinde, hâkimin reddi davası açılabilir.
24. Türk Ceza Kanunu’nun, yasadışı bir örgüte üye olma suçunu cezalandıran 314. maddesinin somut olayla ilgili kısımları aşağıdaki şekildedir:
“1. Bu kısmın dördüncü ve beşinci bölümlerinde yer alan suçları işlemek amacıyla, silâhlı örgüt kuran veya yöneten kişi, on yıldan on beş yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.
2. Birinci fıkrada tanımlanan örgüte üye olanlara, beş yıldan on yıla kadar hapis cezası verilir. (...) ”
25. Tutuklama ile ilgili düzenlemeler, Ceza Muhakemesi Kanunu’nun (CMK) 100. ve devamı maddelerinde yer almaktadır. CMK’nın 100. maddesine göre kişi, hakkında suç işlediğine dair kuvvetli şüphelerin varlığını gösteren olguların bulunması ve tutukluluğun bu maddede sıralanan gerekçelerden biri ile haklı gösterilmesi durumunda tutuklanabilmektedir; yani: Şüphelinin kaçması veya kaçma riski bulunması ve delilleri yok etme veya gizleme veyahut tanıkları etkileme riski. Kişinin, özellikle Devletin güvenliğine ve anayasal düzene karşı bazı suçları işlediğine dair kuvvetli şüphelerin bulunması, tutukluluk durumunu haklı göstermek için yeterlidir.
CMK’nın 101. maddesine göre, tutuklama kararı, soruşturma evresinde Cumhuriyet savcısının talebi üzerine sulh hâkimi tarafından, kovuşturma evresinde ise Cumhuriyet savcısının talebi üzerine veya re’sen yetkili mahkeme tarafından verilmektedir. Tutuklama ve tutukluluğun devamı ile ilgili kararlara, sulh ceza hâkimliği ya da başka bir mahkeme önünde itiraz edilebilir. Bununla ilgili kararlarda hukuki ve fiili gerekçelerin bulunması gerekmektedir.
26. CMK’nın 141. maddesinin 1. fıkrasının d) bendi aşağıdaki şekildedir:
“(...)
d. Suç soruşturması veya kovuşturması sırasında; kanuna uygun olarak tutuklandığı hâlde makul sürede yargılama mercii huzuruna çıkarılmayan ve bu süre içinde hakkında hüküm verilmeyen,
(...) Kişiler, (...) zararlarını, Devletten isteyebilirler.
(...)”
27. 27 Aralık 2007 tarihli ve 5726 sayılı Tanık Koruma Kanunu’nun 5. maddesi, bilhassa, CMK’nın 58. maddesinde belirtilen koruma tedbirlerine başvurma imkânı öngörmektedir. 5726 sayılı Kanun’un 1. maddesi uyarınca, ağır ve ciddi tehlike içinde bulunan tanıklar, koruma tedbirlerinden yararlanabilirler. Bu Kanun’un uygulama alanı 3. maddesinde tanımlanmış ve on yıldan daha fazla hapis cezası öngörülen suçlar ile suç sayılan fiilleri işlemek amacıyla kurulan bir örgütün ve bir terör örgütünün faaliyetleri çerçevesinde işlenen suçlarla sınırlanmıştır. Tanık Koruma Kanunu’nun 8. maddesinin 4. fıkrası uyarınca, gizli tanığın, aldatıcı veya yanlış veyahut eksik bilgi vermesi halinde, bu kanunla verilen koruma tedbiri kaldırılabilir. Bu Kanun’un 10. maddesi uyarınca, tanık koruma tedbirlerine ilişkin karar ve diğer belgeler, soruşturma evresinde savcılıkça, kovuşturma evresinde mahkemece, gizlilik esaslarına uygun olarak saklanır.
ŞİKÂYETLER
28. Başvuran, Sözleşme’nin 5. maddesinin 1, 3 ve 4. fıkralarına dayanarak, gözaltında tutulmasının ve gözaltı süresinin yasaya uygun olmadığından yakınmaktadır.
29. Başvuran, Sözleşme’nin 5. maddesinin 1. fıkrasının c) bendi ve 3. fıkrasına dayanarak, suç işlediğinden şüphelenmek için inandırıcı sebepler bulunmaksızın tutuklandığından ve tutukluluk halinin devam ettiğinden şikâyet etmektedir.
Bilhassa, gizli tanığın, ulusal hukuk ihlal edilerek kaydedilen ifadelerine dayanılarak tutuklandığından yakınmaktadır. Aynı şekilde, tutukluluk durumunun uzatılmasına karar veren hâkimleri, ByLock mesajlaşma programının tarafınca kullanılmasına ve cep telefonunun sinyallerine ilişkin verilere dayanmakla suçlamaktadır. ByLock mesajlaşma programına ilişkin delillerin ulusal mevzuata uygun olmayan şekilde elde edildiğini de ileri sürmektedir.
Aynı zamanda, tutuklama kararında kendisine yöneltilen suçlamaların, Fetullah Gülen kitapları çevresinde dini sohbetlere katılmak, günlük yayın yapan yasal bir gazeteye abone olmak, kanunla yetkilendirilmiş kurumlarda çalışan kişilerle telefon görüşmeleri yapmak, vb. gibi yasal faaliyetler yürütülmesine dayandırıldığını ileri sürmektedir. Bu bağlamda, Sözleşme’nin 5, 6 ve 7. maddelerinin ihlal edilmesi nedeniyle mağdur olduğu kanaatine varmaktadır.
30. Başvuran, Sözleşme’nin 5. maddesinin 1. fıkrasının c) bendi ve 3. fıkrasına dayanarak, ulusal mahkemelerin, davası görülmeden önce özgürlüğünden yoksun bırakılmasına karar verdikleri kararları yeterince gerekçelendirmediklerinden şikâyet etmektedir. Öte yandan, Sözleşme’nin 5. maddesinin 4. fıkrasına ve 13. maddesine dayanarak, tahliye taleplerinin ve/veya tutuklanmasına ilişkin kararlara karşı yapmış olduğu itirazların, basmakalıp ve keyfi gerekçelere dayanılarak reddedildiğini iddia etmektedir.
Başvuran ayrıca, Sözleşme’nin 5. maddesinin 3. fıkrasına dayanarak, tutukluluk süresinden şikâyet etmektedir.
31. Başvuran öte yandan, tutukluluğu hakkında karar veren Sulh Ceza Hâkimliklerinin bağımsız ve tarafsız olmadıklarından yakınmakta ve itirazların da, yüksek mahkeme tarafından değil, Sulh Ceza Hâkimleri tarafından incelendiğini ileri sürmektedir. Başvuran, bu bağlamda Sözleşme’nin 6. maddesini ileri sürmektedir.
32. Başvuran ayrıca, ByLock mesajlaşma programına ilişkin verilerin yasaya aykırı olarak elde edildiğini ve iç hukuktaki dava dosyasına konulduğunu ileri sürmektedir. Başvuran, Sözleşme’nin 8. maddesi anlamında, yazışmasına saygı gösterilmesi hakkının ihlal edildiğini ileri sürmektedir.
33. Başvuran aynı zamanda, delil unsurlarının, bilhassa, ulusal mevzuata uygun olmayan şekilde elde edilen ByLock mesajlaşma programına ilişkin dökümlerin, kendisini suçlu ilan etmek ve mahkûmiyetine karar vermek için kullanıldığını, bu nedenle adil yargılanma hakkının ihlal edildiğini ileri sürmektedir. Başvuran aynı zamanda, kendisine karşı yöneltilen suçlamanın niteliği ve sebebinden, en kısa sürede haberdar edilmediğini iddia etmektedir. Ayrıca, savunmasını hazırlamak için gerekli zaman ve kolaylıklardan yararlanamamaktan şikâyet etmektedir. Başvuran bu bağlamda, Sözleşme’nin 6. maddesinin 1 ve 2. fıkraları ile 3. fıkrasının a) ve b) bentlerinin ihlal edildiğini ileri sürmektedir.
Başvuran, aynı olay ve olgulara dayanarak, Sözleşme’nin 7 ve 14. maddelerinin ihlal edildiğinden de yakınmaktadır.
HUKUKİ DEĞERLENDİRME
Başvuranın, tutuklanmasını haklı göstermek için ulusal mahkemeler tarafından ileri sürülen gerekçelerin yetersiz olması ve tutukluluk süresi ile ilgili şikâyetler hakkında34. Başvuran, Sözleşme’nin 5. maddesinin 1. fıkrasının c) bendi ve 3. fıkrasına dayanarak, tutuklanmasına karar vermek için ilgili ve yeterli gerekçeler bulunmadığını ileri sürmektedir. Öte yandan, Sözleşme’nin 5. maddesinin 4. fıkrasına ve 13. maddesine dayanarak, tahliye taleplerinin ve/veya tutuklanmasına ilişkin kararlara karşı yapmış olduğu itirazların reddedilmesinin basmakalıp ve keyfi gerekçelere dayandığını iddia etmektedir.
Başvuran, Sözleşme’nin 5. maddesinin 3. fıkrasına dayanarak, tutukluluk süresinden şikâyet etmektedir.
35. Dosyanın mevcut durumunda, Mahkeme, Sözleşme’nin 5. maddesinin 1. fıkrasının c) bendi ile 3. maddesi açısından incelenebilecek olan bu şikâyetlerin kabul edilebilirliği hakkında karar verecek durumda olmadığı kanaatine varmakta ve başvurunun bu kısmının, Mahkeme İç Tüzüğü’nün 54. maddesinin 2. fıkrasının b) bendi uyarınca, davalı Hükümete bildirilmesinin gerekli olduğunu değerlendirmektedir.
Başvuranın suç işlediğinden şüphelenmek için inandırıcı sebeplerin bulunmadığı iddiası ile ilgili şikâyet hakkında36. Başvuran, Sözleşme’nin 5. maddesinin 1. fıkrasının c) bendi ve 3. fıkrasına dayanarak, suç işlediğinden şüphelenmek için inandırıcı sebepler bulunmaksızın özgürlüğünden yoksun bırakıldığından şikâyet etmektedir.
Öte yandan, Sözleşme’nin 6. maddesinin 1 ve 2. fıkraları ile 3. fıkrasının a) ve b) bentlerine dayanarak, gizli tanığın, ulusal hukuk ihlal edilerek kaydedilen ifadelerine dayanılarak tutuklandığından yakınmaktadır. Aynı şekilde, tutukluluk durumunun uzatılmasına karar veren hâkimleri, ByLock mesajlaşma programının tarafınca kullanılmasına ve cep telefonunun sinyallerine ilişkin verilere dayanmakla suçlamaktadır. Öte yandan, ByLock mesajlaşma programına ilişkin delillerin, ulusal mevzuata uygun olmayan şekilde elde edildiğini ileri sürmektedir.
Aynı zamanda, tutuklama kararında kendisine yöneltilen suçlamaların, Fetullah Gülen kitapları çevresinde dini sohbetlere katılmak, günlük yayın yapan yasal bir gazeteye abone olmak, kanunla yetkilendirilmiş kurumlarda çalışan kişilerle telefon görüşmeleri yapmak, vb. gibi yasal faaliyetler yürütülmesine dayandırıldığını ileri sürmektedir. Bu bağlamda, Sözleşme’nin 5, 6 ve 7. maddelerinin ihlal edilmesi nedeniyle mağdur olduğu kanaatine varmaktadır.
Mahkeme, başvuranın, hakkındaki şüphelerin inandırıcılığı ile ilgili iddialarının, bilhassa bu şüphelerin dayanakları ile ilgili olduğunu gözlemlemektedir. Olay ve olguların hukuki tavsifini kendisi takdir eden Mahkeme, mevcut başvuruyu, Sözleşme’nin 5. maddesinin 1. fıkrasının c) bendi açısından inceleyecektir. İşbu maddenin somut olayla ilgili kısımları aşağıdaki şekildedir:
“1. Herkes özgürlük ve güvenlik hakkına sahiptir. Aşağıda belirtilen haller dışında ve yasanın öngördüğü usule uygun olmadan hiç kimse özgürlüğünden yoksun bırakılamaz:
(...)
c) Kişinin bir suç işlediğinden şüphelenmek için inandırıcı sebeplerin bulunduğu veya suç işlemesine ya da suçu işledikten sonra kaçmasına engel olma zorunluluğu kanaatini doğuran makul gerekçelerin varlığı halinde, yetkili adli merci önüne çıkarılmak üzere yakalanması ve tutulması;
(...)”
37. Mahkeme, başvuranın, yasadışı bir örgüte üye olma ve böyle bir örgütü finanse etme suçları nedeniyle açılan ceza soruşturması kapsamında 8 Ağustos 2016 tarihinde yakalandığını tespit etmektedir. Ayrıca, ilgilinin, yasadışı bir örgüte üye olma nedeniyle hakkında şüphe duyulması sebebiyle, 22 Ağustos 2016 tarihinde tutuklandığını kaydetmektedir. Başvuranın tutuklanmasına karar veren Sulh Ceza Hâkimliği, başvuranın bu suçu işlediğinden şüphelenmek için inandırıcı sebepler bulunduğu sonucuna varmıştır: Gizli tanık ifadelerinin yanı sıra telefon görüşmesi dökümlerine dayanmıştır (yukarıda 10. paragraf).
38. Mahkeme ayrıca, başvuranın 22 Ağustos 2016 tarihinde tutuklanmasının, ByLock mesajlaşma programını kullanmasına dayanmadığını tespit etmektedir. Nitekim mevcut davanın dosyasına göre, ByLock mesajlaşma programının başvuran tarafından kullanılmasına ilişkin olarak İstanbul Savcılığı tarafından düzenlenen dökümler, 12 ve 13 Mart 2018 tarihlerinde düzenlenen duruşma sırasında, yani 30 Mart 2018 tarihinde ilgili şahıs hakkında verilen mahkûmiyet kararından önceki son duruşma sırasında, iç hukuktaki dava dosyasına konulmuştur. Esasen burada, söz konusu suçlama ile ilgili aleyhte delillerin daha sonra elde edilmesi söz konusudur. Bu nedenle, Mahkemeye göre, somut olayın koşullarında, bu dökümler, tutukluluğu süresince, başvuran hakkındaki şüphelerin inandırıcılığını değerlendirme ile ilişkili değildir (bk. gerekli değişiklikler yapılmak koşuluyla (mutatis mutandis), Alparslan Altan/Türkiye, no. 12778/17, § 139, 16 Nisan 2019). Öte yandan, başvuran hakkında açılan ceza yargılamasının ulusal mahkemeler önünde halen derdest olduğunu ve ilgilinin, bu delil unsurunun, yasaya aykırı şekilde elde edildiğine ilişkin şikâyetini ileri sürme ve bu yargılama sırasında kullanılmasına itiraz etme imkânına halen sahip olduğunu belirtmek uygun olacaktır.
39. Nitekim Mahkeme, başvurana, ceza soruşturması sırasındaki sorgusu sırasında, çeşitli faaliyetleri ile ilgili olarak sorular yöneltmiş olmasına rağmen, tutukluluğu süresince, başvuran hakkındaki şüphelerin belirleyici dayanaklarından birinin, gizli bir tanığın suçlayıcı ifadeleri olduğunu gözlemlemektedir. Bu gizli tanık, yani N., kendi beyanlarına göre, ihtilaf konusu örgütün yerel yöneticilerinden biriydi ve yargıyla iş birliği yapmaya karar vermiştir. Başvuran öncelikle, tutukluluğunu haklı göstermek için bu ifadelerin kullanılmasına itiraz etmektedir.
40. Mahkeme, Sözleşme’nin, hazırlık soruşturması aşamasında, kimliği gizli tutulan muhbirler gibi kaynaklara itimat etmeye engel oluşturmadığını; ancak bu kimsenin ifadelerinin daha sonrasında mahkumiyeti haklı göstermek için belirleyici delil olarak kullanılmasının yargılamanın hakkaniyeti bakımından sorun teşkil edebileceğini hatırlatmaktadır (bk. bilhassa, Kostovski/Hollanda, 20 Kasım 1989, § 44, seri A no 166, ve bk. aynı zamanda, gizli tanık ifadelerine ilişkin örnekler için, diğer kararlar arasında, Ellis ve Simms ve Martin/Birleşik Krallık (k.k.), no. 46099/06 ve 46699/06, 10 Nisan 2012 ve Pesukic/İsviçre, no. 25088/07, §§ 43-53, 6 Aralık 2012). Mevcut durumda, başvuranın, gizli tanığın ifadelerinin, tutuklanmasının dayanaklarından biri olarak kullanılmasına itiraz etmek için yargılamanın hakkaniyeti ile ilgili ilkelerden yararlanmaya çalıştığı görülmektedir.
41. Mahkeme ilk olarak, adil yargılanma gerekliliklerinin, Sözleşme’nin 5. maddesi gibi, başka hükümleri açısından değerlendirilen sorunların incelenmesini sağlayabilse de, sunulan güvencelerin ister istemez aynı şekilde değerlendirilmediği kanaatindedir (bk. gerekli değişiklikler yapılmak koşuluyla (mutatis mutandis), Mustafa Tunç ve Fecire Tunç/Türkiye [BD], no. 24014/05, § 220, 14 Nisan 2015; Stanev/Bulgaristan [BD] kararı ile karşılaştırınız, no. 36760/06, § 232, 17 Ocak 2012). Nitekim Mahkemenin, Sözleşme’nin 5. maddesinin 1. fıkrasının c) bendi ile ilgili yerleşik içtihadı uyarınca, sorgulama için tutuklamanın amacı, tutuklamanın dayanağını oluşturan şüpheleri doğrulamak veya ortadan kaldırmak suretiyle ceza soruşturmasını sonuçlandırmaktır. Bu nedenle, şüphe doğuran olay ve olgular, mahkûmiyetin haklı gösterilmesi için ve hatta ceza soruşturması işleminin sonraki aşamasında ortaya çıkan bir suçlama için gerekli olanlarla aynı düzeyde olmamalıdır (Murray/Birleşik Krallık, 28 Ekim 1994, § 55, seri A no 300-A ve Kavala/Türkiye, no. 28749/18, § 126, 10 Aralık 2019). “İnandırıcı sebepler” ifadesi, söz konusu kişinin suçu işlediğine dair objektif bir gözlemciyi ikna etmeye uygun olay ve olgular ile bilgilerin var olması gerektiğine işaret etmektedir. “İnandırıcı” olarak kabul edilebilecek durumlar somut olayın koşullarının tamamına bağlıdır (Fox, Campbell ve Hartley/Birleşik Krallık, 30 Ağustos 1990, § 32, A serisi nº 182, bk. aynı zamanda, Ilgar Mammadov/Azerbaycan, no. 15172/13, § 88, 22 Mayıs 2014, Rasul Jafarov/Azerbaycan, No. 69981/14, §§ 117-18, 17 Mart 2016).
42. Ayrıca, somut olayda, başvurana isnat edilen ve suç teşkil eden faaliyetlerin, organize suç teşkil ettiği göz ardı edilmemelidir. Bu tür suçlarla mücadele, suç örgütlerinin eski üyelerinin ifadeleri, kuşkusuz çok önemli bir araçtır (bk. gerekli değişikler yapılmak koşuluyla (mutatis mutandis), Labita/İtalya [BD], no. 26772/95, § 156 ve devamı, AİHM 2000‑IV). Kuşkusuz, bu ifadelerin kimi zaman muğlak olması ve bir kişinin, doğrulanmamış iddialara dayanılarak suçlanma ve tutuklanabilme riski hafife alınmamalıdır. Bu nedenlerle, bu tür tanık ifadeleri objektif unsurlarla doğrulanmalıdır. Bu durum, tutukluluk halinin uzatılmasına karar verileceği zaman özellikle geçerlidir: Bu tür tanıkların ifadeleri, başlangıçta, bir kişinin tutuklanmasını geçerli şekilde destekleyebilse de; zaman geçtikçe, bilhassa soruşturma ilerlerken herhangi bir delil unsuru ortaya çıkarılmaması halinde, ister istemez konuyla olan ilgilerini kaybederler (ibidem, § 159). Öte yandan, Mahkeme bilhassa O’Hara/Birleşik Krallık (no. 37555/97, § 35, AİHM 2001‑X) kararında, bir polisten kamu güvenliği yararına, terörist olduğu iddia edilen bir kişiyi, güvenilir olan ancak bilgi kaynağını tehlikeye atmaksızın şüpheliye açıklanamayacak veya mahkemeye sunulamayacak bilgilere dayanarak yakalamasının istenebilmesi nedeniyle, terör suçunun belli sorunlar doğurduğunu belirtmiştir. Ancak, Sözleşme’ye Taraf Devletlerden, gizli bilgi kaynaklarını ifşa ederek terörist olduğu iddia edilen bir şahsın yakalanmasının altında yatan şüphelerin inandırıcılığını ortaya koymaları talep edilemese de, Mahkeme, terör suçu ile mücadele etme gerekliliğinin, “makullük” kavramının Sözleşme’nin 5. maddesinin 1. fıkrasının c) bendinde sağlanan güvencenin özüne zarar verecek derecede genişletilmesini haklı kılamayacağı kanaatine varmıştır (ibidem).
43. Somut olayda, Mahkeme, -beyanlarına göre, ihtilaf konusu örgütün bölge yöneticilerinden biri olan- gizli tanık N.nin, başvuranın yakalanması öncesindeki bir ceza soruşturması kapsamında alınan ve söz konusu örgüt tarafından belirlenen öğrencileri askeri ve polis okullarına yerleştirerek, başvuran tarafından, bu kurumlara gizli sızma faaliyetleri yürütüldüğüne ilişkin doğruluğu araştırılabilir somut olay ve olgular hakkında kesin bilgiler içeren suçlayıcı ifadelerine önem vermektedir. Nitekim, bu ifadelerde aynı zamanda ihtilaf konusu örgütün söz konusu bölgedeki yapısı, bu yapının bölge yöneticileri ve seçilmiş bir grup öğrencinin sorumlusu olarak başvuranın sızma faaliyetlerindeki rolü ile ilgili spefisik ve özel bilgiler de yer almaktaydı (yukarıda 5 ve 9. paragraflar; bk. aksi yönde bir karar için (a contrario), yukarıda anılan Kavala kararı, § 148). Öte yandan, bu tanık ile ilgili tüm belge veya kararlar, ceza soruşturması aşaması boyunca görevli savcılık tarafından muhafaza edilmiş (yukarıdaki 27. paragraf) ve başvuranın tutuklanmasına karar veren hâkim, bu dosyaya erişim ve dosyadaki belgelerin tamamının yanı sıra bu tanığa ilişkin belgeleri göz önünde bulundurarak, söz konusu tanığın kimliğini ve güvenilirliğini araştırma imkânına sahip olmuştur; bu duruma başvuran itiraz etmemektedir.
Mahkeme ayrıca, mevcut davanın dosyasından, başvurana, tutuklanmadan önce ve tutukluluğu sırasında, gizli bir tanığın önemi ve güvenilirliğine ilişkin argümanlarını sunma ve bu tanığın suçlayıcı ifadelerine itiraz etme imkanı verildiğinin anlaşıldığını kaydetmektedir: 18 Ağustos 2016 tarihinde gerçekleşen sorgusu sırasında, polis bu ifadeleri avukat yardımı alan, bu nedenle söz konusu ifadelere itiraz etme imkanına sahip olan başvurana okumuş; aynı şekilde, 22 Ağustos 2016 tarihinde ihtilaf konusu tutuklamaya karar veren Sulh Ceza Hâkimliği de başvurana aynı imkanı tanımıştır (yukarıda 9-10. paragraflar). Öte yandan, bu tanığın ifadelerinin dokunulmazlık veya diğer menfaatler karşılığında veyahut kişisel intikam bağlamında verildiği iddia edilmemektedir (bk. gerekli değişiklikler yapılmak koşuluyla (mutatis mutandis), Habran ve Dalem/Belçika, no. 43000/11 ve 49380/11, § 100, 17 Ocak 2017). Ayrıca, böyle bir durum -başvuranın tutukluğu sırasında değil- yalnızca tutukluluk halinin devamı sırasında şüphelerin inandırıcılığının değerlendirilmesiyle ilgili olsa da, Mahkeme, 12 ve 13 Mart 2018 tarihlerinde yapılan duruşma sırasında, söz konusu gizli tanığın, Ağır Ceza Mahkemesi tarafından dinlendiğini ve başvuranın aynı tanığa çapraz sorgulama yapma imkânına sahip olduğunu görmezden gelemez (yukarıda 17. paragraf). Bu nedenle, yetkililer, tutukluluk süresi boyunca gizli tanığın emniyetini sağlamak için yeterince özen göstermemekle suçlanamaz.
44. Mahkeme aynı zamanda, Sulh Ceza Hâkimliği kararının gerekçelerine göre, gizli tanık N.nin ifadeleri, başvuran hakkındaki şüphelerin en önemli dayanağını oluştururken, Sulh Ceza Hâkimliğinin ilgili şahsın, yine aynı suçtan haklarında şüphe duyulan kişilerle yapmış olduğu telefon görüşmelerinin dökümlerine atıf yaptığını da tespit etmektedir. Mahkeme öte yandan, başvuran, söz konusu şüpheleri haklı göstermek için bu delil unsurlarının kullanılmasına itiraz etse bile, tutuklandığı sırada ya da tutukluluk halinin devamında bunların gerçekliğini sorgulamadığını gözlemlemektedir ( Selahattin Demirtaş/Türkiye (no 2) [BD], no.14305/17, § 336, 22 Aralık 2020, kararı ile karşılaştırınız).
45. Mahkeme, yukarıda belirtilen hususlar ışığında, başvuranın tutuklanmasının, yeterli olgulara yani bilhassa gizli bir tanığın, başvuranın gizli sızma faaliyetleri iddiaları ile ilgili açık ifadelerine dayandırıldığı kanısındadır. Öte yandan, tutuklamaya karar veren hâkim, ilgilinin, yine aynı suçtan haklarında şüphe duyulan kişilerle yapmış olduğu telefon görüşmelerinin dökümlerine de atıf yapmıştır. Organize suç ile ilgili soruşturmanın belirli gerekliliklerini ve tutukluluk aşamasında gereken olguları ispat eme seviyesi dikkate alındığında, Mahkeme, bu unsurların, başvuranın atılı suçu işleyebileceği konusunda objektif ve tarafsız bir gözlemciyi ikna edebilecek bilgiler olarak değerlendirildiği kanaatine varmaktadır. Aynı zamanda, bu makul şüphelerin tutukluluk boyunca devam ettiğini de kabul etmektedir. Bu nedenle, ulusal mahkemelerin mevcut davada vardıkları ve atılı suçun işlendiğine dair kuvvetli şüphenin varlığını gösteren olguların bulunduğuna dair değerlendirmenin yerindeliğini sorgulayamaz.
46. Dolayısıyla, başvuranın Sözleşme’nin 5. maddesinin 1. fıkrasının c) bendi uyarınca, bir suç işlemiş olabileceğine dair hakkında makul şüphe oluşturacak “inandırıcı sebeplere” dayanarak tutuklandığı ve tutukluluk halinin devam ettirildiği sonucuna varmak uygundur (bk. yukarıda anılan Murray kararı, § 63, Korkmaz ve diğerleri/Türkiye, no. 35979/97, § 26, 21 Mart 2006 ve Süleyman Erdem/Türkiye, no. 49574/99, § 37, 19 Eylül 2006).
47. Mahkeme bu nedenle, başvurunun bu kısmının açıkça dayanaktan yoksun olduğu ve Sözleşme’nin 35. maddesinin 3. fıkrasının a) bendi ve 4. fıkrası uyarınca reddedilmesi gerektiği kanaatindedir.
Sulh Ceza Hâkimliklerinin bağımsız ve tarafsız olmadıkları iddiasına ilişkin şikâyetler hakkında48. Başvuran, tutukluluğu hakkında karar veren Sulh Ceza Hâkimliklerinin bağımsız ve tarafsız olmadıklarından yakınmakta ve itirazların, yüksek mahkeme tarafından değil, Sulh Ceza Hâkimleri tarafından incelendiğini ileri sürmektedir. Başvuran, bu bağlamda Sözleşme’nin 6. maddesini ileri sürmektedir.
49. Olay ve olguların hukuki tavsifini kendisi takdir eden Mahkeme, söz konusu şikâyeti, Sözleşme’nin 5. maddesinin 4. fıkrası açısından inceleyecektir (Lavents/Letonya, no. 58442/00, § 81, 28 Kasım 2002). Mahkeme bu bağlamda, benzer bir şikâyeti daha önce Baş/Türkiye (no. 66448/17, §§ 269-281, 3 Mart 2020) davasında incelediğini ve açıkça dayanaktan yoksun olması sebebiyle kabul edilemez olduğuna karar verdiğini hatırlatmaktadır. Mahkeme somut olayda, yukarıda anılan davada vardığı sonuçtan uzaklaşmak için herhangi bir sebep görmemektedir.
Mahkeme bu nedenle, başvurunun bu kısmının da açıkça dayanaktan yoksun olduğu ve Sözleşme’nin 35. maddesinin 3. fıkrasının a) bendi ve 4. fıkrası uyarınca reddedilmesi gerektiği kanaatine varmaktadır.
Şikâyetlerin geri kalanı hakkındaGözaltı süresi ve Sözleşme’nin 8. maddesi bağlamındaki şikâyet hakkında50. Başvuran, Sözleşme’nin 5. maddesinin 1, 3 ve 4. fıkralarına dayanarak, gözaltı süresinden şikâyet etmektedir.
51. Başvuran ayrıca, ByLock mesajlaşma programına ilişkin verilerin yasaya aykırı olarak elde edildiğini ve iç hukuktaki dava dosyasına konulduğunu ileri sürmektedir. Başvuran, Sözleşme’nin 8. maddesi anlamında, yazışmasına saygı gösterilmesi hakkının ihlal edildiğini ileri sürmektedir.
52. Mahkeme, Anayasa Mahkemesinin kararlarından da anlaşılacağı üzere, başvuranın bu şikâyetleri bireysel başvurusu kapsamında sunmadığını ve Anayasa Mahkemesinin, bu tür şikâyetleri incelemediği iddiasında bulunmadığını kaydetmektedir. Sonuç olarak bu şikâyetlerin, Sözleşme’nin 35. maddesinin 1 ve 4. fıkraları uyarınca, iç hukuk yollarının tüketilmediği gerekçesiyle reddedilmesi gerekmektedir.
Sözleşme’nin 6, 7 ve 14. maddeleri bağlamındaki şikâyetler hakkında53. Başvuran ayrıca, delil unsurlarının, bilhassa, ulusal mevzuata uygun olmayan şekilde elde edilen ByLock mesajlaşma programına ilişkin dökümlerin, kendisini suçlu ilan etmek ve mahkûmiyetine karar vermek için kullandığını, bu nedenle adil yargılanma hakkının ihlal edildiğini ileri sürmektedir. Başvuran aynı zamanda, kendisine karşı yöneltilen suçlamanın niteliği ve sebebinden, en kısa sürede haberdar edilmediğini iddia etmektedir. Ayrıca, savunmasını hazırlamak için gerekli zaman ve kolaylardan yararlanmamaktan şikâyet etmektedir. Bu bağlamda, Sözleşme’nin 6. maddesinin 1 ve 2. fıkraları ile 3. fıkrasının a) ve b) bentlerinin ihlal edildiğini ileri sürmektedir.
Başvuran, aynı olay ve olgulara dayanarak, Sözleşme’nin 7 ve 14. maddelerinin ihlal edildiğinden de yakınmaktadır.
54. Mahkeme, başvuran hakkında açılan ceza davasının, ulusal mahkemeler önünde halen derdest olduğunu gözlemlemektedir. Sonuç olarak, başvurunun bu kısmı vaktinden önce yapılmış olup, Sözleşme’nin 35. maddesinin 1 ve 4. fıkraları uyarınca kabul edilemez olduğuna karar verilmelidir.
Bu gerekçelerle, Mahkeme,
Oy birliğiyle, başvuranın, tutuklanmasını haklı göstermek için ulusal mahkemeler tarafından ileri sürülen gerekçelerin yetersiz olmasına ve tutukluluk süresine ilişkin şikâyetlerinin (Sözleşme’nin 5. maddesinin 1. fıkrasının c) bendi ve 3. fıkrası) incelenmesinin ertelenmesine;
Oy çokluğuyla, Sulh Ceza Hâkimliklerinin bağımsız ve tarafsız olmadıkları iddiasına ilişkin şikâyetlerin kabul edilemez olduğuna;
Oy birliğiyle, başvurunun kalan kısmının kabul edilemez olduğuna karar vermiştir.
İşbu karar, Fransızca dilinde tanzim edilmiş olup, 11 Mart 2021 tarihinde yazılı olarak bildirilmiştir.
Stanley Naismith Jon Fridrik Kjølbro
Yazı İşleri Müdürü Başkan